| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/278) ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/277) ve Sayıştay tezkereleri a)Türkiye Büyük Millet Meclisi b)Sayıştay Başkanlığı c)Kamu Denetçiliği Kurumu |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 07 .11.2019 |
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli Komisyon üyeleri, sevgili bürokratlar, Meclis Başkan Vekilimiz ve basınımızın değerli temsilcileri; öncelikle, bugün güzel bir haber aldık, onu hepimiz biliyoruz zaten. Şehit annesi Pakize Akbaba'ya Cumhurbaşkanına hakaretten dolayı dört yıl hapis istemiyle dava açılmıştı, sonrasında Cumhurbaşkanının avukatı şikâyeti geri aldı. Hem oğlunu şehit vermiş acılı bir anne, Cumhurbaşkanına, aynı zamanda bir partinin genel başkanına hakaretten hapis yatsa, ne olurdu ülkenin hâli diye zor duruma düşecektik. Cumhurbaşkanı eleştirilemez mi? Her yaptığını herkes övmek zorunda da değil. Kamuoyu oluşturulmasaydı acaba ne olacaktı? Keşke buraya kadar olanı da yaşanmasaydı diyorum, Pakize annemize de geçmiş olsun diyorum.
Değerli Komisyon üyeleri, 2020 bütçesinde EYT mağdurları için bir düzenleme yok, ücretlilerin vergi dilimleri hakkında bir düzenleme yok ve intibak yasası hakkında bir düzenleme yok. EYT mağdurları yeni bir hak istemiyor, gasbedilen haklarının iadesini istiyorlar. EYT mağdurları ne erken emeklilik isteyen ne de bütçeye yük getirenlerdir; ayrıca, 38 yaşında hiç değillerdir, sadece hukuksuzluğa direnen, alın terinin karşılığı olan haklarını istemektedirler. EYT'liler verilen sözlerin yerine getirilmesini istiyorlar. 1999 yılı öncesinde denildi ki kadınlara: "Yirmi yıl, 5 bin prim günüyle emekli olacaksın." Erkeklere de "Yirmi beş yıl, 5 bin prim günü emekli olacaksın." denmişti. Ancak 1999 yılında çıkarılan yasa geriye doğru işletilerek 3'üncü bir şart olarak yaş akdi getirildi ve bu da iki yıl ile on yedi yıl arasında emekliliği öteledi. Bu kanun insanların hayallerini, planlarını çaldı ve mezarda emeklilik olarak karşılarına çıktı. 45-50 yaş aralığında yaşadıkları en büyük mağduriyetler, çalışan kişilerin dahi "Sen artık bize verimli değilsin." denilerek kapıya konulması, bu sebeple işsiz kalan emekçilerin yaşından dolayı iş bulamamasıdır. EYT mağdurları ekonomik anlamda bir geçim sağlamak zorundalar, ihtiyaçlarını karşılamak zorundalar, bundan dolayı hak arayışlarını sürdürüyorlar. 5 milyon 400 bin kişi EYT mağdurudur. Yasa çıkarsa, Sayın Başkan, 5 milyon 404 bin kişinin hemen emekli olması mümkün değildir. Yasa çıkarsa emekli olacakların sayısı yaklaşık 750 bin ile 1 milyon arasındadır.
Size burada bir işçi babasının basına yansıyan isyanını da aktarmak istiyorum. Diyor ki: "Ben 1987'den beri çalışan bir kaynakçıyım, primim 8 bin gün oldu. Cumhurbaşkanımız çıktı 'Bunlar türedi' dedi ve AKP Grup Başkan Vekilimiz de çıktı 'Bunlar boş işler.' dedi, biz buna üzülüyoruz."
Değerli arkadaşlar, diğer yandan, konuşmamın başında 2020 bütçesinde emekçiler açısından vergi adaleti yok demiştim. Anayasa'mızın "Vergi ödevi" başlıklı 73'üncü maddesinde "Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür." ifadesi yer almaktadır. Bu düzenlemeden amaçlanan, herkesin, kamu harcamalarını finanse etmek üzere vergi ödemekle yükümlü olduğu ancak bu ödemenin herkesin mali gücüne göre olması gerektiğidir.
Ülkemizde gelir vergisi mükelleflerinin büyük çoğunluğu ücret geliri elde edenlerden oluşmaktadır. Ücretli çalışanlar üzerinde hem doğrudan gelir ve kazanç üzerinden hem de dolaylı olarak mal ve hizmetler üzerinden alınan vergilerden dolayı ağır yük bulunuyor. Kamu ve özel sektörde çalışan milyonlarca memur ve işçinin gelir vergileri kaynağından kesinti yapılarak ödeniyor. Ücretlerden kesilen vergiler, gelir vergisi hasılatının önemli bir kısmını oluşturuyor. Bugün ülkemizde uygulanan vergi politikaları nedeniyle işçiler üzerinde ağır bir vergi baskı bulunuyor. İşçinin eline geçen net ücret vergi kesintileri nedeniyle yılbaşına göre geçen sürede giderek geriliyor. Ücretli çalışanların net ücreti, bir yandan enflasyon nedeniyle satın alma gücünü kaybetmesiyle, diğer yandan artan vergi oranı nedeniyle azalmaktadır. Ortalama aylık brüt ücreti 4.500 lira olan bir işçi, ocak ayında 3.400 lira net ücret alır iken haziran ayında net ücreti 190 lira azalarak 3.218 liraya düşüyor. Temmuz ayında ücreti yüzde 4 oranında artsa bile, yıl sonunda 350 lira eksilerek 3.060 liraya geriliyor. 2005 yılında gelir vergisi tarifesi brüt asgari ücretin 13,5 katı iken günümüzde 7 kat olarak hesaplanıyor. Çalışanlar her yıl daha fazla vergi ödemek zorunda kalıyor.
Türkiye'de vergi alanında yapılacak bir reform ancak ücretliler aleyhine olan bu adaletsiz yapının değiştirilmesiyle mümkün olacaktır. En az geçim indirimi uygulamasıyla da belirlenecek tutarın üzerinde bir gelir elde edilmesi sonrasında vergilemenin başlaması sağlanmalıdır. Öncelikle, emek üzerindeki vergi yükünün azaltılması bu verginin geniş kesimlere adil bir şekilde yansımasının sağlanması gerekmektedir. O nedenle, gelir vergisi tarife basamakları ve oranları acil olarak güncellenmelidir.
Bir diğer konu intibak meselesidir. Emeklilerin büyük bir kısmı açlık ve yoksulluk sınırının altında aldığı aylık veya gelirle yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadır. Emekli aylık ve gelirlerinin düşük olmasının yanı sıra, aynı zamanda ödedikleri prim miktarları, prim ödeme gün sayıları, sigortalılık süreleri ve emekli oldukları yaşlar aynı olmasına rağmen emeklilerin aylıkları arasında da farklılıklar bulunmaktadır. Özellikle 1999 ve 2008 yıllarında sosyal güvenlik alanında yapılan sözde reformlar nedeniyle ortaya çıkan bu farklılıklar, yurttaşlarımızın devlete olan güvenlerini sarsıcı boyutlara ulaşmıştır. Yasa kapsamının dar olması, yapılan intibakın objektif ve kayıpları telafi edici nitelikte olmaması nedeniyle birçok emeklimizin mağduriyeti devam etmektedir. Bugün gelinen noktada, emekliler açısından mağduriyet yaratan eşitsizlikler ve emekli aylıklarındaki reel kayıplar oldukça artmıştır. Dolayısıyla, bu adaletsizlik giderilmelidir.
Sayın Başkan, değerli Komisyon üyeleri; şimdi Sayıştay raporları hakkında birkaç sorum olacak.
Birincisi: Kamu kurumlarını halk adına denetleyen Sayıştayın raporlarının yasa gereği önce Türkiye Büyük Millet Meclisi içinde Sayıştay raporları ihtisas komisyonunda, sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesi gerekiyor ancak bu komisyon, iktidarın engellemesi nedeniyle tam yedi yıldır kurulamadı; bunun nedeni nedir?
İki:
Köprülere yüzde 25, üniversite yurtlarına yüzde 19, yemek ücretlerine yüzde 20 zam yapıldı ama enflasyon tek hane(!) Kimse, AKP'ye oy verenler bile inanmıyor buna. Madem sizce enflasyon bu seviyede, 2020'de vergi, ceza ve harçlara yapılacak artış neden yüzde 8,55 olarak açıklanmıyor?
Üç:
Ekonominin kriz içerisinde olduğu yıllarda işsizliğin artması ve kayıtlı çalışan sayısının azalması nedeniyle sosyal güvenlik açıkları devasa boyutlara ulaşmaktadır. 2020 yılında Sosyal Güvenlik Kurumu açıkları nasıl azaltılacaktır? Bir plan var mıdır?
Dört:
Hazinenin 2019 yılında, kanunlarda verilen tüm yetkileri kullanmasına rağmen, yasal olarak uyması gereken borçlanma limitini aştığı söyleniyor; bu doğru mudur? Doğru ise bu gayriyasal ve yetkisiz borçlanma nasıl yapılabilmiştir? Hazine göz göre göre yasayı mı çiğnemiştir?
Beş:
Merkez Bankası Başkanı için "Laf dinlemedi, görevden aldım." derseniz, hukuk güvenliğini yok ederseniz yabancı yatırımcı ülkeye gelip yatırım yapar mı? Özel sektörün yatırım yapmadığı; kamunun, yatırımlarını iyice kıstığı ortamda 2020 bütçesi işsizlikle ve özellikle genç işsizlikle ilgili ne gibi bir çözüm sunmaktadır?
Altı:
Bu bütçede neden israf ve şatafata bir önlem yoktur?
Yedi: Ülkemizde nitelikli sanayi ve tarıma, yapay zekâ ve yeni nesil endüstriye (endüstri 4.0) yatırım yetersiz; buna bir çözüm var mıdır bütçede?
Dokuz: On yedi yıllık iktidarın sonunda gelinen nokta: Vergi gelirlerinin çoğu ücretliden, dar gelirliden sağlanıyor; tütün ve alkolden alınan vergi bütçeyi ayakta tutuyor; vergi gelirlerinin büyük bir kısmı faize gidiyor; faizle borçlanmada rekora koşuluyor. Bu konuda bir açıklamanız olacak mı?
On:
Sayıştayın, Sağlık Bakanlığı hakkında hazırladığı son raporun 45'inci sayfasında Sayıştay denetçisinin ciddi bir tespiti var. Raporda deniliyor ki: "Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığının sözleşme imzaladığı 8 şehir hastanesinde, işletici taraf da Türk şirketi olmasına rağmen, sözleşmeye şu yazılmış: 'Herhangi bir uyuşmazlık durumunda yetkili Londra mahkemeleridir.'" Bakınız, sürekli yerli ve millîlikten bahseden iktidarın Sağlık Bakanlığı Türk müteahhitlerle imzaladığı anlaşmalarda Türk yargısını devre dışı bırakıyor. Bizim ülkemiz İngiliz sömürgesi midir? Sağlık Bakanlığı İngiliz sömürge bakanlığı mı ki böyle bir sözleşme yapabiliyor? Hani, millîlik nerede burada? Sayıştay da bu konuyu zaten açıkça eleştirmiş.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - İlave süre vereceğim, lütfen tamamlayınız.
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkanım.
Diğer soru: Bütçede şehir hastaneleri projesi ile devletin taahhüdüyle ilgili bir düzenleme neden yok? Türk Tabipleri Birliğinin sağlık adına çekincelerine rağmen uygulamaya koyduğunuz şehir hastaneleriyle devletin 67 milyar dolarlık bir garanti altına girdiği söyleniyor, bununla ilgili kamuya bir bilgilendirme yapmaktan neden kaçınıyorsunuz?
Diğer soru: Bilindiği üzere, Sayıştay Kanunu kapsamında, bir idari denetim kapsamında usulsüzlük ya da kamu zararı, doğuran bir husus tespit edildiğinde bu husus ayrı bir rapor düzenlenmek suretiyle Sayıştay yargılamasına konu edilmektedir. Bu çerçevede Sayıştay tarafından hazırlanan yargılamaya esas raporlar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmakta mıdır? 2018 ve 2019 yıllarında Sayıştay tarafından yargılamaya esas kaç adet rapor hazırlanmıştır? Bunlar hangi kurumlarla ilgilidir?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Bitiriyorum Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun efendim.
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Bunlarla ilgili veriler Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmakta mıdır? Bu raporlarla ilgili yargılamalarda son durum nedir? 2018 ve 2019 yıllarında Sayıştay tarafından yargılaması tamamlanan raporlar nelerdir? Bu raporlarla ilgili Sayıştay tarafından savcılıklara yapılmış suç duyuruları var mıdır?
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.