KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli Komisyon üyeleri, sayın bürokratlar, basın emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, hepimiz izliyoruz ülkeyi, köylerimizi. Tarlası, traktörü bankalara ipotekli olmayan bir çiftçiye rastlıyor muyuz? Veyahut da kredi kartları patlamamış, bankalara borcu olmayan bir çiftçi gösterebilir miyiz?

Ben bütün yaz boyunca Muğla'nın köylerini gezdim. Köylerde, kahvelerde çay parası ödeyecek köylü neredeyse kalmamış. Gençlerin hepsi köyleri boşaltmış. Yem fiyatı uçuyor, süt para etmiyor, borç gırtlakta, inekler kesimhanede Sayın Bakan. Köylü için inek evin fabrikasıdır. Fabrikasını kapatmak zorunda kalıyor köylü. Ancak Sayın Bakanımızın sunumunu dinleyince sanki ortada bir sorun yokmuş ve çiftçi kendi hâlinden memnunmuş gibi bir durum algılanıyor.

Çiftçinin hâlini bir de bizden dinleyin Sayın Bakan. Çiftçinin parasını çalıyorsunuz. Nasıl mı, onu tarif etmek istiyorum. Tarım Kanunu'nun 21'inci maddesine göre, 2007 yılından bu yana çiftçiye gayrisafi millî hasılanın en az yüzde 1'i kadar verilmesi gerekmekte ama iktidarınız kendi zamanında çıkarılan kanuna kendisi uymayarak her yıl çiftçinin parasını ödemiyor ve başka işlerde kullanıyor. 2007-2020 döneminde çiftçiden çalınan tutar 60 milyar dolardır Sayın Bakan. Sizin bu politikalarınız yüzünden çiftçi borca sarıldı ama borcunu da ödeyemez hâle geldi.

Artan üretim giderleri, tarımsal desteklerin çiftçiye ve üretime başlamadan önce verilmemesi çiftçilerin yaklaşık 106 milyar TL borçlu olmasına neden olmuştur. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun sektörel kredi verilerine göre, tarım sektöründe takipteki kredi miktarı 2019 Haziranda bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 54,8 artarak 4,3 milyar TL'ye yükselmiştir. Aynı dönemdeki toplam nakdî krediler de yüzde 10,4 yükselerek 108 milyar liraya çıkmıştır. Bu rakamlar, çiftçinin kredi borçlarının rekor kırması anlamına gelmektedir. Bankaya borcunu ödeyemeyen çiftçinin maalesef evine icralar gelmektedir.

Tarım alanları daralmaktadır Sayın Bakan. TÜİK verilerine göre, 2002 yılında Türkiye nüfusu 66 milyon 401 bin iken 41 milyon 196 bin hektar toplam tarım alanı ve 23 milyon 905 bin hektar toplam işlenen tarım alanı bulunuyordu. 2018 yılında ülke nüfusu 82 milyon iken toplam tarım alanı 37 milyon 803 bin hektara, toplam işlenen tarım alanı ise cumhuriyet tarihinde ilk defa 19 milyon hektara düşmüştür. Ülke nüfusunun son on altı yılda yüzde 23 artış göstermesine rağmen, işlenen tarım alanları yüzde 17 düşmüştür.

Tarım alanları ve buğday üretimi de düşmektedir. Stratejik ürün olan buğday üretiminde önemli daralma meydana gelmektedir. Buna bağlı olarak 2000 yılında nüfus 63 milyon 174 bin iken 21 milyon ton olan buğday üretimi 2018 yılında, nüfus 82 milyon iken 20 milyon tona gerilemiştir. Son on sekiz yılda ülke nüfusu yüzde 30 artmışken buğday üretimimiz yüzde 5 azalmış "buğday ambarı" olarak anılan ülkemizin buğday üretiminde bile standardı yakalayamaz hâle gelmiştir.

Tarımda dışa bağlılık artmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanımızın da söylediği gibi "Gıda güvenliğini garanti altına almak, altını çizerek söylüyorum, ülkemiz için aynı zamanda bir millî güvenlik meselesidir. Temel tarım ürünlerinde dışa bağımlılık en az savunma sanayinde dışa bağımlılık kadar tehlikeli ve riskli bir durumdur". Tarımda tümüyle dışa bağımlı hâle gelmiş durumdayız. Bakınız, ihraç ürünlerine yönelik ithalat patladı. Ekmeklik buğday ithalatı her ay sürekli artış göstermektedir. 2019'un ilk sekiz aylık döneminde geçen yılın aynı dönemine göre makarnalık buğday ithalatı yüzde 74 oranında artmıştır. Tohum, gübre, ilaç gibi girdileri üreten kamu işletmelerinin birer birer özelleştirilmesi veya kapatılması nedeniyle bu girdilerin fiyatları aşırı yüksektir. Çiftçilerin üretim maliyetlerinin aşırı artması sebebiyle ithalat miktarı da artmıştır.

Ormansızlaşma en büyük sorunumuzdur Sayın Bakan. Son yıllarda özellikle izinler yoluyla ormansızlaştırılan alan, ormanlaştırılan alandan fazla olmuştur. 7139 sayılı Kanun'la birlikte, orman alanlarının kiralanmasına yirmi dokuz yıla kadar izin verilebilmesi sağlanmış, yeni 2/B alanlarının oluşumuna zemin hazırlanmış, 5177 sayılı Yasa'yla orman alanlarındaki madencilik çalışmaları kolaylaştırılmış, Kaz Dağları, Artvin gibi bölgeler yerli ve yabancı firmaların kullanımına açılmıştır. Madenlerin çevre ve insan sağlığına yönelik tedbirlerin alınarak ve çevre, enerji, ekonomi dengesi gözetilerek işletilmesi yerine, ranta, talana ve yıkıma geçit verilmiştir.

Sayın Bakan, Türkiye'de tarım ve hayvancılık her geçen gün daha da kötüye gitmektedir. Mart 2019'da yüzde 20'lik enflasyonun oldukça üzerinde gerçekleşen döviz kurundaki artış tarımsal üretimi de olumsuz etkilemiştir. Zira tarımsal üretimde kullanılan girdilerden mazotta neredeyse tamamen, tarım ilacı ve gübrede çok büyük oranda, özellikle sera tohumlarında önemli düzeyde yurt dışına bağlıyız. Son üç yılda çiftçinin katlandığı ortalama mazot fiyatı 2016 için 3,84 lira/litre, 2017'de 4,7 lira/litre, 2018'de 5,79 lira/litredir.

Ülkemizde traktör üretimi de yüzde 69 gerilemiştir Sayın Bakanım. Tarımdaki kriz makine gücünü de yakından etkilemiştir. Yıllar itibarıyla sürekli artış gösteren traktör üretimi döviz kurundaki artışa ve çiftçinin alım gücündeki gerilemeye paralel olarak düşmüştür. Sürekli gerileyen üretim nisan ayından itibaren sert bir düşüş göstermiş ve aralık ayını önceki yılın aynı ayına göre yüzde 69 gerilemeyle kapatmıştır.

Ürün fiyatları çiftçinin eline geçmiyor Sayın Bakan. Üretim maliyetleri son derece yüksek olan ve finansal kriz içerisinde bulunan çiftçimizin günümüzdeki en büyük problemlerinden biridir. Önemli ürünler bazında çiftçinin eline geçen fiyat kimi ürünlerde enflasyonun altında kalırken, kimi ürünlerde ise geçen yılki fiyatları dahi yakalayamamıştır. Ortalama satış fiyatı bir önceki yıla göre buğdayda yüzde 5,5; mısırda yüzde 13,5; kuru fasulyede yüzde 13,1; ayçiçeğinde yüzde 10,9; şeker pancarında yüzde 5,3; tütünde yüzde 14,6; pamukta yüzde 13,3 artarken yüzde 20'lik enflasyonun oldukça gerisinde kalmıştır.

Üretici sayısı da giderek azalmaktadır Sayın Bakan. Çiftçinin tarım desteklerinden yararlanabilmesi için Çiftçi Kayıt Sistemi'ne kayıtlı olması gerekiyor ancak Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre Çiftçi Kayıt Sistemi'ne kayıtlı çiftçi sayısı 2003 yılında 2,8 milyon iken 2010 yılında 2,3 milyona, 2017 yılında da 2,1 milyona geriledi. Diğer bir deyişle, bu süre zarfında yaklaşık 700 bin çiftçi son derece yetersiz olan tarım desteğini bile almaktan vazgeçti.

Yerli üretici yabancıdan az kazanıyor Sayın Bakan. Dünya Bankası verilerine göre, ülkemiz tarımında 2017 yılında kişi başına düşen millî gelir 3.309 dolar oldu. Bu miktar İspanya'dakinden yüzde 81, Fransa'dakinden yüzde 84, Almanya'dakinden yüzde 85, ABD'dekinden de yüzde 91 daha azdır. Diğer yandan, ülkemiz tarım sektöründe kişi başına düşen gelir 2010 yılında 4 bin dolardan yüzde 19 azalışla 2017 yılında 3.300 dolara gerilemiştir.

Hayvancılığı çökerttiniz Sayın Bakan. Türkiye, 2010'dan bu yana büyükbaş, küçükbaş canlı hayvan ve kırmızı et ithal ediyor. AKP'nin hayvancılık politikası tamamen iflas etti. Et fiyatlarını düşüremeyen AKP, üreticiyi desteklemek yerine çözümü sürekli ithalatta görmüştür. 2010 yılından beri yapılan ithalatın karşılığında 7,5 milyar doları aşan dövizi canlı hayvan ve et ithalatına veren AKP mantığı nedense bu paranın yarısını bile çiftçiye vermemiştir.

Yem fiyatları sürekli artıyor. Neden? Çünkü dolarla alıyoruz, yemin yarısı da ithal. Gerek et hayvancılığı gerekse süt hayvancılığı yapabilmek için yemin ucuz olması gerekir. Herkesin bildiği ama AKP'nin bir türlü bilmek istemediği bir hesap vardır. 1 litre süt satınca en az 2 kilogram yem alınması hayvancılığın temel kuralıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Vekilim, ilave süre verdim, tamamlayalım lütfen.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

AKP iktidarında 1 litre süt ile 1 kilogram yem fiyatı eşit. Bu yem fiyatlarıyla süt hayvancılığı yapılırsa süt inekleri eti için kesilmeye devam eder. Eylül ayında yıllık bazda süt üretimi yüzde 7,3 azalmıştır.

Süt fiyatını arttırmazsanız köyden kente göç devam eder. Hayvancılıkta en önemli maliyet olan yem fiyatları enflasyonun çok üzerinde artmıştır. Türkiye, yem ham maddeleri olan buğday, arpa, soya ve mısırda net ithalatçı, başka bir deyişle yemin yüzde 60'ı ithal ham maddeyle elde ediliyor.

Sonuç olarak, AKP et ve sütte bir

türlü istikrarı yakalayamamıştır. AKP nitelikli bir tarım politikası uygulamadığı için günümüzde hâlen et fiyatlarının yüksekliği süt fiyatlarının düşüklüğünü konuşuyoruz.

Kırsalı ve köyleri boşaltarak yani üreticilerin alın terinin karşılığını görmezden gelerek, üretmesini engellemek, büyük şehirlerde varoşlar oluşturarak yoksullaştırma politikasıyla o yurttaşların oylarını almak, ayrıca Türkiye'nin tarımsal ham madde ve gıda ihtiyacını ithal ederek yandaşlara rant sağlamak AKP'nin on yedi yılda uyguladığı tarım politikasının özetidir.

(Oturum Başkanlığına Başkan Lütfi Elvan geçti)

BAŞKAN - Lütfen tamamlayalım.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Sorumla tamamlayacağım Sayın Başkan. Bir soru sorarak Sayın Bakana konuşmamı tamamlamak istiyorum.

Sayın Bakan, yerel seçimden önce hal esnafını, pazar esnafını, patates soğan üreticisini terörist diye damgaladınız. Peki, Bakanlığınız hal esnafından, pazar esnafından, patates soğan üreticisinin içinden hiç terörist tespit edebildi mi? Yoksa bu söylemler tamamen algı için mi yapıldı, yoksa kendi siyasi emelleriniz için ekmeğini kazanmaya çalışan bu esnafa terörist, hain mi denildi?

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.