KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Enerji uzmanı değilim ama her şeyin biraz filozofik tarafına bakarım. Değerli arkadaşlar, bildiğim bir gerçek var, o da şudur: Enerji tüm dönemler itibarıyla ekonominin en belirleyici gücüdür, temel bir determinanttır. Gerek eski dönemlere bakın, isterseniz günümüz ekonomilerine bakın, enerjinin bir belirleyiciliği vardır. Meşhur iktisat tarihçilerinden Chipola'nın iktisat tarihi, doğrudan doğruya enerjiye kolay ulaşım ve daha yüksek enerji, daha fazla miktarda enerji kullanmanın insanların refahını, toplumların gelişimini sağladığı tezine dayalı olarak yazılmıştır. İnsanlar önce kas gücünden yararlanmışlar, daha sonra hayvan enerjisinden yararlanmışlar, sonra rüzgâr, deniz dalgası, kömür enerjisi, işte elektrik enerjisi, nükleer enerjisi ve güneş enerjisi diye günümüze kadar ulaşmaktadır ve kullandığı enerji ve enerjiye kolay ulaşım yani ucuz enerji kullanımı o ülkenin performansı hâline gelmiştir.

Günümüzde ekonomiler artık küreselleşmiştir. Bütün uluslar küresel rekabetin baskısı altındadırlar. İyi yapmanız ekonominizi düzlüğe çıkarmak için yetmiyor. Siz iyiyi bulabilirsiniz, iyi şeyler yapabilirsiniz ama dünyanın diğer ülkeleri sizden daha iyisini yapıyorsa ülke ekonominizin geleceği karanlık demektir, mahvolmaya, yok olmaya mahkûmsunuz demektir. Onun için her ulusun elindeki her konuyu, başta enerji olmak üzere diğer tüm ülkelerden daha iyi yapmak için, en iyiye ulaşmak için mücadele etmesi lazım. Bu olmadığı takdirde bugünkü ekonomi de iyi olmaz, gelecekteki ekonomik performansımız da iyi olmaz ve bundan büyük zarara uğrarız. Benim gördüğüm kadarıyla maalesef yani kimse telaffuz etmeye cesaret etmiyor veya telaffuz etmek istemiyor ama Hükûmetin enerji politikalarını yönlendiren rant iştahıdır. Bu rant iştahı ülkenin bugünü için de büyük felakettir, geleceği açısından da büyük felakettir.

Sayın Bakan, bir taraftan yukarlardan, bir taraftan sağınızdan solunuzdan, bir taraftan aşağınızdan büyük rant iştahlarıyla saldıranlara "Dur." demediğiniz, rasyonel politikalar geliştirmeye çalışmadığınız sürece yaptığınız işlerin iyi olması mümkün değildir.

Bu noktayı belirledikten sonra bu enerji politikaları Türkiye'yi hangi noktaya getirdi, gelecekte nereye taşıyacak? Bunu irdelememiz lazım ama "enerji politikaları" dediğimde bu politikaları hazırlayanın, yönlendirenin Enerji Bakanlığı olduğunu da kastetmiyorum. Enerji politikaları, Enerji Bakanlığını da aşan niteliklere sahiptir. Bu bütüncül bakış açısıyla değerlendirdiğimiz zaman bu enerji politikaları, son bir yıllık performansa baktığımızda halkı perişan etmiştir. Yani çiftçisinden esnafından aile evradına varıncaya kadar bütün tüketiciler, herkes bu enerji politikalarının mağdurudur çünkü enerji fiyatlar çok yüksek oranda artmıştır. Geçen sene ağustos itibaren bakıyorum, elektriğe 3 tane yüzde 9'luk zam, 2 tane yüzde 15'lik zam -hatta sanayiye baktığınız zaman daha yüksek yüzde 14, yüzde 14, yüzde 18'lik zamlar var- doğal gaza baktığımızda yine aynı şekilde 3 kez yüzde 9'luk, 2 kez yüzde 15'lik zamlar var ama bir yılı aştığı için bu toplam yüzde 60'ı aşan bir şey. Ama ekimden ekime baktığımız zaman doğal gazda da elektrikte de zamların yüzde 40 civarında olduğunu görüyorum. Sizin hesaplarınızda fazla bir şey var mı, bilmiyorum. Bu, enflasyonun 4 katından fazla bir zam demektir. Ya, "Enflasyon yüzde 8,5." diyorsunuz, enerji fiyatları, doğal gaz fiyatları, elektrik fiyatları yüzde 40 civarında zamlanıyor.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Battık battık.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Bir batıramadın sen! Bakışını değiştir.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Faturalar var, göndereyim sana. Adresi vereyim gel, gez; burada oturup konuşma!

BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen ya!

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ekonomide enerjinin en belirleyici, en güçlü determinant olduğunu belirttikten sonra bu tablonun ve bu fiyatların ekonomiye zarar verdiğini rahatlıkla söylememiz lazım ama sadece bu değil, üretici, çiftçi, esnaf, sanayici hepsi perişan; enerji kullananlar perişan anladık. Peki, enerji üretenlerin durumu nedir? Yani bir taraftan tüketiciyi bitirmiş bu politikalar, bir taraftan üreticiyi bitirmiş. Bakın, son on dört yılda enerji sektörünün borçları 94 kat artmış. 2005'te enerji sektörünün borcu yarım milyar dolar iken -üstelik borç stoku- gelmiş 47 milyar dolara dayanmış. Bu kadar borç ortaya ne çıkardı? Türkiye'deki ekonomik kriz, bir borç krizidir. Şu andaki krizin temel sorumluları bu döviz borçlanmalarıdır. Yani bir şeyi yanlış yaptığınız zaman, yanlış planladığınız zaman sadece sektöre zarar vermiyorsunuz, bütün ekonominin dengelerini bozuyorsunuz. Devlet geçen yıl ağustostan beri gece gündüz "Bu enerji sektöründeki dövize dayalı kredileri nasıl yapılandırabiliriz?" diye çaba harcıyor. Bir taraftan bankalara baskı yapmak suretiyle, kamu bankalarını yönlendirmek suretiyle bu borçları yapılandırmaya çalışıyor, her birinin ayrıca maliyetleri var; diğer taraftan da bankaların içi boşalıyor, bir bakıyorsunuz hazine ikide bir destek vermek zorunda kalıyor, o yetmiyor, İşsizlik Sigortası Fonu'ndan bankalara para aktarılıyor. E, siz hem üreticiyi memnun etmezseniz hem tüketiciyi memnun etmezseniz iki taraf perişan olursa bu politikalarda bir sorun var demektir. Rant iştahıyla oraya buraya saldıran bir yapının içinde denge unsuru olamadığınız takdirde "Ülkenin geleceği şunu gerektiriyor." diye direnemediğiniz takdirde daha kötü şeyler de olur. Sadece bu kadar değil

-çevre sorunları açısından çok konuşuldu- çevre sorunları açısından da aynı şeyleri söyleyebiliriz. Bu enerji politikaları çevre duyarlılığı olanları tatmin etmiyor. HES'ler vasıtasıyla bütün dereler perişan olmuştur, Karadeniz'deki dereler. İşte, tarihî varlıklarımız açısından -biraz önce sözü edildi- Ilısu Barajı nedeniyle ortaya çıkan felaket ve Meclisten kanun geçiyor yani çevre politikaları sadece Enerji Bakanlığı değil, Meclis de var işin içinde, 1 numaralı sorumlu da Meclis; pardon, 2 numaralı sorumlu Meclis, 1 numaralı sorumlu daha güçlü bir yapı. Yani, burada niye çıkarıyoruz çevreyi tahrip edecek, çevre tedbirlerini almayan termik santrallerin o hâliyle üretime devam etmesiyle ilgili olarak? Enerji planlamasındaki yanlışlık, enerji sektöründeki borçlar burada çevre konusunda da tedbir alınmasını engelliyor. Ve en önemlisi, ülkenin geleceğiyle ilgili ne var ortada? Ona baktığımızda gördüğümüz tablo da iç açıcı değil. Değerli arkadaşlar, şu Akkuyu Termik Santrali'ni masaya yatırmak lazım; bu neyin nesidir ya? Ben böyle bir şey görmedim. Yani, bakın, garanti verilen miktar, kilovatsaat: 19 milyar kilovatsaat alım garantisi veriliyor ve alım garantisi verilen fiyat 12,35 sent. Değerli arkadaşlar, bu ne demektir ya? Şimdi, bakıyorum, santrallerin elektrik satış fiyatı 16,5 kuruş, yanlış bilmiyorsam, 20 kuruştan daha düşük; bu Akkuyu Termik Santrali'ne verilen alım garantisi, kilovatsaat başına, bugünkü dolar kurundan 70 kuruş oluyor arkadaşlar ya. 4,5 kat daha yüksek fiyatla "Bu nükleer santral ürettiği zaman alım garantisiyle elektrik alacağız." demeyi ne gerektiriyor, niçin böyle bir şey yapılıyor? Zaten nükleer enerjinin tartışıldığı bir ortamda elektrik üretimini ucuzlatmayacaksa; daha ucuz enerji sağlamayacaksa; enerji fiyatını, elektrik fiyatını 4 kat daha artıracaksa biz bunu niye yapmaya kalkıyoruz? Hazine emme basma tulumba gibi birinin cebine akıyorsa bu, yandaşın cebi olamaz; bu cep mutlaka akıtanın kendi cebi olur, başka bir şey olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - İlave süre veriyorum.

Buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - İşte, yüzde 51'i Rusların, yabancıların, belli; yüzde 49'u kimin, bu Akkuyu Nükleer Santrali'nin yüzde 49'luk hissesi kime ait olacak? Çok merak ediyorum, şu ana kadar açıklanmış değil. Eğer Sayın Bakanlık biliyorsa ben de öğrenmek isterim.

Şimdi, nereden bakarsanız bakın bu enerji politikalarının getirdiği şey şu: Korkunç bir rant iştahı var çünkü garantili bir kâr alanı olarak görülen bir sektördü, bu nedenle herkes saldırıyor; iş adamları saldırıyor, çevre saldırıyor, siyasetçiler saldırıyor ve bunun neticesinde, politikaları bu iştahla saldıranlar belirliyor; bunları yok farz edeceksiniz. Politikayı ülke menfaatlerine, millî menfaatlere uygun olarak, bütün saldırılara direnmek suretiyle, Bakanlık ağırlığını koymak suretiyle yönlendirecek; yoksa tüketiciyi ezersin, üreticiyi perişan edersin -yani, rant iştahıyla saldıranları da perişan eden bir düzensizlik var- çevreyi tahrip edersin, sonra da ülkenin geleceğini emme basma tulumba gibi birinin cebine aktarmak suretiyle ipotek altına alırsın. Bu politikalar kabul edilebilir politikalar değil, doğru politikalar değil. Bana kalırsa, ekonominin en önemli konusu enerjidir ve enerji politikaları yanlıştır.