| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/278 ) ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/277) ve Sayıştay tezkereleri a)Cumhurbaşkanlığı b)Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı c)Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ç)Diyanet İşleri Başkanlığı d)Devlet Arşivleri Başkanlığı e)Millî Saraylar İdaresi Başkanlığı f)Strateji ve Bütçe Başkanlığı g)Kalkınma Bakanlığı ğ)İletişim Başkanlığı h)Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ı)Savunma Sanayii Başkanlığı i)Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu j)Yatırım Ofisi Başkanlığı k)Başbakanlık |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 29 .11.2019 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, değerli milletvekillerimiz, değerli bürokratlarımız, basın mensuplarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
16 Nisan referandumu sonrasında Türkiye'de sistem değişmiştir. Bu yeni sistem değişikliğine dayalı olarak hem yürütme organı hem yasama organı hem de yargı yeniden şekillendirilmiştir; fonksiyonları, işlevleri değişikliğe uğramıştır ve bu yeni sistemle birlikte, Cumhurbaşkanı ülkenin tek hâkim gücü hâline gelmiştir, erkler ayrılığı ortadan kalkmıştır.
Şu ana kadar, gördüğümüz kadarıyla, Sayın Cumhurbaşkanımız 53 Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarmış, 2.809 Cumhurbaşkanlığı kararı çıkmış, 25 genelge çıkmış ve büyük bir hukuk külliyatı, artık, köşkten, saraydan inşa edilir olmuştur. Bu yapısı itibarıyla da Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama yetkileri sınırlanmıştır.
48 no.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'yle ise Cumhurbaşkanlığı bünyesinde ofisler kurulmuştur ama bu ofisler zamanla ofis olma niteliğini kaybetmiş, hepsinde yeni yeni daire başkanlıkları oluşturulmuş, kiminde 5, kiminde 7 daire başkanlığının bulunduğu ve sürekli genişleme istidadı gösteren bu Cumhurbaşkanlığı ofisleri vasıtasıyla da bakanlıklara paralel ikinci yeni bakanlıklar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu gidişin zapt edilemez bir noktaya geleceği de açıktır. Hatta, bağımsız ve kimsenin etkisinde kalmadan denetim yapma fonksiyonlarını yerine getirmesi gereken Sayıştay Başkanlığı bile bu sistem karşısında ister istemez bazı noktalarda susmak, bazı noktalarda da anlaşılmaz cümleler kurmak zorunda kalmaktadır. En basiti, Sayıştay denetçilerinin bakanlıklarla ilgili denetimlerde bütün personel sayılarını vermeye özen göstermelerine rağmen, Cumhurbaşkanlığı ofislerindeki personel sayılarını vermekten çekinmiş olmaları bunu ifade etmektedir veya TMSF'nin, Ataşehir'de, Cumhurbaşkanının çocukları ve yakınlarıyla bağlantılı bir gayrimenkul devriyle ilgili konuda da anlaşılmaz cümleler kurulmuştur Sayıştay raporlarında. Hâlbuki herkesin görevlerini inanarak, bilerek ve kendisinden emin bir şekilde yerine getirmesi, birtakım üst otoriteye dayalı olarak sözlerini eğip bükmemesi, gizlememesi ve saklamaması gerekmektedir, devlet sorumluluğu bunu gerektirmektedir.
Diğer taraftan, Diyanet İşleri Başkanlığımıza baktığımızda da elbette söylenmesi gereken sözler olduğunu düşünüyorum. Özellikle, ilk memuriyet görevine Diyanet İşleri Başkanlığında başlamış, imamlık yapmış bir milletvekili olarak bunu ifade etmek zorundayım diye düşünüyorum.
Diyanet İşleri Başkanlığı siyasetten etkilenmemelidir. Siyaset ve siyasetçiler hevâ ve heveslerine uyan politikalara, uygulamalara saparlar. Diyanet bunları veri kabul edip camilerde hutbeleri, vaazları bunun etkisi altında düzenlemeye kalktığı zaman her zaman hata eder. Hatta yeri gelir -ve olmuştur da- İsrail stratejilerini camilerde savunma noktasına düşebilir. Onun için siyasetin üzerinde olması lazım. Siyasette polemikler vardır, hevâ vardır, heves vardır, ihtiraslar vardır, arzın merkezine kendisini koyma vardır ama din böyle bir şey değil; din bunun üzerinde, bunun dışında, daha bağımsız, toplumun bütün kesimlerini kucaklayan, hatta tüm dünyaya insani, medeni mesajlar veren bir kurum olmalıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı bunu geliştirmediği takdirde, oluşturmadığı takdirde her zaman yara alır, leke alır, inançlarımıza, dinimize de zarar verir. Bunu bir dost uyarısı olarak görmelerini rica ediyorum.
Doktora tezim Osmanlı vergi sistemiydi, bir yıla yakın Osmanlı arşivlerinde el yazması belgeler arasında ömrümü geçirmiştim. O dönemde daha ilkel, tasniflerde hataların olduğu, aradığınız kaynakları bulmakta zorluk çektiğiniz bir dönemdi ama daha sonraki her uğrayışımda devlet arşivlerinin daha gelişmiş olduğunu görmekten, hem kullanıcılar açısından hem de kaynaklara erişim açısından müşahede etmekten büyük mutluluk duyduğumu belirtmek istiyorum ve bu konuda daha yapılacak çok şeyin olduğuna da inanıyorum ama gerekenleri yapacağınıza da inancım devam etmektedir.
Değerli arkadaşlar bu Cumhurbaşkanlığı sistemini "Dokunulmaz ve fevkalade güzel bir sistem." gibi takdim etmekten vazgeçelim derim. Neden vazgeçelim? Bir kere, yasama ile Cumhurbaşkanı arasındaki ilişkiye bakın, problem var. Yürütmede de problem var yani yürütme erkinin başında Cumhurbaşkanı var ama bakanlıkların bir fonksiyonu kalmış değil "Kanunları Cumhurbaşkanı yürütür." diye çıkarıyoruz, rejimi, yürütmeyi topyekûn tek bir kişiye bağlamışız. Bu, sağlıklı bir yapı değil. Cumhurbaşkanı yetki devri yapmadığı takdirde bakanların kendi bürokratlarını atama yetkisi bile yoktur. Cumhurbaşkanı, hem bütün kurumları, idareyi düzenleme yetkisine sahip hem de aynı zamanda bu kurumlarda çalışan tüm personelin atanma şartlarını, görevden alınma şartlarını, terfilerini, yetkilerini, sorumluluklarını belirleme yetkisine sahip; eskiden yasaların düzenlediği şeyleri tek başına kendisi yapıyor. Bunun büyük mahzurları, sakıncaları var ve tek kişiye bağlı devlet erkinin yürütülmesinde, işletilmesinde her zaman problemler olur ve demokratik yapıya da bu uygun değildir. Ama yasama ile yürütme arasında -Cumhurbaşkanıyla ilişkiler arasında da- büyük problemler var. Bu problemlerin en basiti; artık yürütme denetlenemez hâle gelmiştir. Yürütmeden kastım ağırlıklı olarak Sayın Cumhurbaşkanıdır. Ben sayın Hükûmet dediğimde de sadece Cumhurbaşkanını kastederim çünkü Hükûmet tek başına Sayın Cumhurbaşkanıdır, bu Hükûmette aslında bakanların yeri yoktur; bu ifadeyi Sayın Cumhurbaşkanı Meclis konuşmasında da zaten ifade etmiştir ve doğru söylemiştir. Yani böyle bir yapıda diğer taraftan da Meclisin bu Hükûmeti denetleme yetkisi yoktur, yazılı soru önergelerine bile cevap gelmiyor -eski- sözlü soru önergeleri kalktı. Eskiden Hükûmet kurulduğu zaman Meclisten güvenoyu alırdı, şimdi Meclise, güvenoyuna başvurmadan kurulan bir Hükûmet var. Eskiden bakanları ve Hükûmeti Meclis gensoruyla düşürebilirdi, şimdi hiçbir bakanı ve Hükûmeti Meclisin düşürme yetkisi yoktur ve fiilen de Hükûmet denetlenemiyor, soruşturulamıyor suç işlese dahi. Hatta şunu söyleyeyim: Bizim şu yeni anayasal sistemimizde Türkiye'yi kuzeyle, güneyle, doğuyla, batıyla, dört bir tarafla dünyaya savaşa soksa Hükûmet ve her gün her mahalleye yüzlerce şehit cenazesi gelse bu Hükûmeti değiştirecek bir mekanizma yoktur sistemin içerisinde. Böyle bir şey olmaz.
Diğer taraftan, yasama yetkisi Meclise ait bir yetkidir ve hiçbir çağdaş demokraside yasama yetkisi konusunda Meclisin şeriki yoktur, ortağı yoktur ama şimdi Cumhurbaşkanımız yasama yetkisi konusunda Meclisin ortağıdır. Demin söyledim, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, yasa yetkisine denk bir metin bu aslında ve eskiden bütün idarenin düzenlemesini kanunla yapardık, Anayasa "Kanunla yapılır." diyordu, şimdi de diyor ki: "Hayır, bu, Cumhurbaşkanının kararnameleriyle yapılır."
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Halk sistemi değiştirdi.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sistemi değiştirdik ama bu şuna benziyor: Değerli arkadaşlar, muhtarı seçiyorsun, muhtara "Bütün yetkilerini kendin belirle." diyorsun. Yani bütün muhtarlarımız değerlidir, örnek olsun diye söylüyorum. Muhtarın biri de çıkıyor, diyor ki: "Köyün bütün yumurtaları bana aittir. " Olmadı, arkasından iki gün sonra: "Bütün tavukları bana, muhtarlığa aittir." Üç gün sonra: "Bütün büyükbaş hayvanları bana aittir." Sonunda da diyor ki: "Köyde ne kadar menkul, gayrimenkul varsa hepsi muhtarlığın malıdır." ilan ediyor. Bu sistem böyle bir sistem.
UĞUR AYDEMİR (Manisa) - O kadar da değil.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Cumhurbaşkanına kendisiyle ilgili idarenin bütün yetkilerini verdiğiniz zaman yeni tüzel kişilik kuruyor, yeni bakanlık kuruluyor, personeli yeniden düzenliyor, personelin bütün hukukunu, atanmasını, bilmem nesini belirliyor. Bu kadar çok yetkiyle birlikte "Sayın Cumhurbaşkanım, bütün yetkilerini de kendin belirle." diye yetkiler vermişsiniz Cumhurbaşkanına. Bakın "Temel haklarla ilgili kısmın birinci, ikinci, dördüncü bölümlerinde Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz." diyoruz, zaten bu konuda kanun çıkarmanın da sınırları vardır ama üçüncü bölümü atlamışız. Niye? "Üçüncü bölüm hakkında Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılabilir." demek istiyoruz. Bu ne anlama geliyor? Ekonomik haklar var orada, mülkiye hakkı var. Bakın, kanunla yapılması gereken bir konuda Cumhurbaşkanına yetki vermişiz. Ben vermedim tabii, ben "hayır" kampanyasının içindeydim, 20'den fazla ili dolaştım "Buna 'hayır' verin." dedim. "Bu kadar çok yetki eğer bir akıllıya verirseniz delirtirsiniz, bir deliye verirseniz zırdeli yaparsanız." diye de bu kampanyalarda söylemişimdir. Bütün kıyıların kullanım haklarını Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenleme yetkisi var ya, Hatay'dan Artvin'e kadar bütün kıyıların kullanımı, mülkiyetle ilgili haklar. Bu doğrudan doğruya yasamadır arkadaşlar, yasama yetkisidir.
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Sayın Başkan, cümlesini geri alması lazım. "Zırdeli" diye bir kavramı kullanması doğru değil.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Kampanyalarda söylediğimi söyledim arkadaş, üslubuyla söyledim, hangi lafını nerede söylendiğine bakılır; sen dinlememişsin.
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Ama kayıtlara geçti, doğru bir cümle değil o.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ya, girme araya, vakit de yok biliyorsun.
KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Ya, teşbihte hata olur mu?
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Değerli arkadaşlar, bu kadar yetki kimseye verilmez; evliyaya versen evliyayı azdırırsın yani bu olmaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
(Oturum Başkanlığına Kâtip Şirin Ünal geçti)
OTURUM BAŞKANI ŞİRİN ÜNAL - Sayın Şener, ilave süre veriyorum, tamamlayalım lütfen.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yargı: Hâkimler ve Savcılar Kurulunun -"Yüksek" kısmı kalktı- 6 üyesini Cumhurbaşkanı doğrudan atıyor, Meclisteki üyeleri de dolaylı olarak belirleme gücüne sahip.
SALİH CORA (Trabzon) - Değil.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet, evet öyle.
SALİH CORA (Trabzon) - Sayısal çoğunluğu yetmiyor, uzlaşma araması lazım Sayın Bakan.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yetiyor, yetiyor. O Anayasa değişikliğini yaparken Meclisteki sayısal çoğunluğunuz yetiyordu, ona göre hepsi belirlenmiştir. Şimdi bu dengelere göre "Tam yetmiyor." diyorsun da Meclisteki atamalardan 1'ini de diğer 6 demir leblebi gibi demir leblebi atama yaptığınız zaman çoğunluğa geçiyorsunuz ya. Osmanlı'da bile padişahın yargı mensuplarına, kadılara karışma yetkisi yoktu, karışmazdı padişah. Bütün yetki şeyhülislamdaydı ama "Şeyhülislamı padişah atamıyor mu?" diyeceksin; hayır, Rumeli kazaskerlerinden birini atamak zorundaydı, onda da iki üç alternatiften başka alternatifi yoktu, kendisinin atamadığı kazaskerlerden birini şeyhülislam olarak atamak zorundaydı. Yani yargı üzerinde Osmanlı padişahından daha fazla yetkili bir Cumhurbaşkanlığı sistemi olmaz değerli arkadaşlar.
Hepinize saygılar sunuyorum.