| Komisyon Adı | : | İÇİŞLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu Teklifi (2/2555) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 28 .01.2020 |
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli Komisyon üyeleri, sevgili bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
772 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu 1966 tarihlidir. Bu Kanun'un günün gerek ve ihtiyaçlarına göre tadil edilmesi elbette gerekmektedir fakat elimizdeki teklifi incelediğimizde iki sorun olduğunu görüyoruz.
Bir: Bu teklif ülkemizin huzur ve güvenliğinin ihtiyaçları ekseninde değil, iktidarın faşizme doğru giden, yol alan otoriter eğilimlerinin bir uzantısı olarak hazırlanmıştır.
İki: Bu teklif hazırlanırken bekçilerimizin yaşadığı sorunlar dikkate alınmamıştır.
Değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet yapısı önemli bir dönüşümden geçiyor. Son seçimde gördüğümüz gibi, Türkiye siyasetinde yerellerin önem kazanmasıyla beraber bekçilik kurumunun tekrar aktifleştirilmesi çabası da bu sürecin önemli bir parçasıdır. Neden mi? Çünkü bütün otoriter iktidarlar vatandaşların gündelik hayatlarını kontrol etmek ister. Bekçilerin mahalle mahalle görevlendirilmesi, iktidarın günlük yaşamın bütün gözeneklerine sızma amacını da açık etmektedir. İktidar açısından hayati olan gözetleme ve bilgi alma işlevleri yeni araçlar gerektiriyor. Bekçiler âdeta bir monitör gibi yerelin bilgisini iktidara aktaran araçlar olarak düşünülmektedir maalesef. Niyet güvenlik olsaydı farklı önlemler alınırdı ama bekçilerin görev ve yetkileri polislerin görev ve yetkilerine yaklaştırılarak bekçilik aktifleştiriliyorsa niyet başkadır. Bu niyet özel hayatın kontrolüdür. Zamanında "Evlerde kadınlı erkekli kalıyorlar." diyerek "Öğrenci evlerini basarım." tehdidini savuran, gençlerimizin kaç yaşında evleneceğine karışan, muhtarlara muhbirlik çağrısı yapan iktidar için bekçilik, yerelde iktidarın elini güçlendirecek bir ayak olarak tasarlanmıştır maalesef.
Değerli arkadaşlar, 15 Temmuz'da FETÖ'nün kanlı darbe girişimi sonrası 35 bine yakın Emniyet personeli, 20 bine yakın Türk Silahlı Kuvvetleri personeli ihraç edildi. Bunların içerisinde, bir kısmında aslında haksız ihraçlar da vardı. Yine de önemli olan şu: Bu rakamlar devletin silahlı kurumlarını dizayn ederken ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini de gösteriyor. Özellikle silahlı güçlerde, Anayasa'ya sadakat dışında başka bağlılıklar, politik sebeplerle fiilî çatışmaya dönüştüğü zaman hepinizin canı yanıyor.
Burada şu soruları sormalıyız aslında:
Bir: Bekçilik kurumunun yeniden aktifleştirilmesi, Anayasa'ya sadakatle bağlı bir güvenlik bürokrasisiyle tek elden yürütülmesi gereken iç güvenlik politikalarımızda bir çok başlılık tehlikesi oluşturuyor mu?
İki: Bekçiliğe yapılan alımlar, teklifteki gibi, sadece İçişleri Bakanlığı eliyle yürütülecekse belli bir siyasi anlayışın kadrolaşması anlamına mı geliyor?
Üç: Hem polis yetkileriyle donat hem de polislik için gerekli şartları arama. Bu, kadrolaştırılmak istenen ama yeterliliği olmayan bir kesimin önü mü açılıyor sorusunu doğurmuyor mu?
Bu, işin bir yönü.
Diğer yönü ise bekçilik yapan işçi kardeşlerimizin sorunu. Emniyet teşkilatında çarşı ve mahalle bekçileri 2008 yılına kadar yardımcı hizmetler sınıfında görev yapıyordu. 2008 yılında yapılan bir düzenlemeyle yardımcı hizmetler sınıfından emniyet hizmetleri sınıfına alındılar. Fakat emniyet hizmetleri sınıfındaki polislere uygulanan fiilî hizmet süresi zammı, sürekli gece çalışmalarına rağmen bekçilerimize uygulanmamaktadır. İlk olarak, bu mağduriyet kanun teklifine eklenecek bir düzenlemeyle giderilmelidir.
Bunun yanında, bekçilerimizin çalışma saatlerine yönelik bir uygulama birliği de sağlanamamıştır. Örneğin, Ankara Çankaya'da bekçilerimiz sabah yedi ve akşam altıda çalışırken, Sincan'da saat on ile altıda, İstanbul'da başka, başka illerde de başka şekilde çalışmaktadır.
Kanuna riayet etmeyen amirin karşısına güvenlik emekçileri sendikalarıyla birlikte durdukları zaman hak ve özgürlüklerimiz güvence altında olacaktır. Dolayısıyla hem polislere hem de bekçilere sendikal örgütlenme hakkı hem mevzuatta hem de pratik olarak tanınmalıdır.
Güvenlik teşkilatımız siyasi iktidarlar tarafından kendi sopası olarak görülmektedir. Bu durum güvenlik mensuplarımızın sendikalaşmasıyla engellenebilir.
Hem bekçilerimizin hem de polislerimizin çalışma şartları iyileştirilmeli, yetkileri Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'ndan başlanarak Anayasa'nın çizdiği özgürlükler sınırına çekilmelidir.
Bekçilere fiilî hizmet süresi zammı verilirken polislerin beklediği 3600 ek gösterge de hemen kanunlaştırılmalıdır diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum.