KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli Komisyon üyeleri, sayın bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, üzerinde konuştuğumuz bankacılık düzenlemesi önümüze bu ay gelmiş olsa da böyle bir düzenlemenin sinyallerini aslında Kasım 2019'da almıştık. Bu sinyal, Sayın Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın "Ekonomi kötü diyenlerin terör eylemlerinde gördüklerimizden farkı yok." sözleriydi.

Sayın Bakanın o dönemdeki bu talihsiz açıklamasının bir hata olduğunu düşünmüş, çok eleştirmiştik. Şimdi, o cümleyle ifade edilen anlayışın yasalaştırılmaya çalışıldığını üzülerek görmekteyiz. Bunun sonuçları ağır olacaktır.

Bu yasa teklifi, bir cümleyle ifade etmek gerekirse, iktidarın bankacılık üzerinde açık tahakkümünü ilan ettiği bir düzenlemedir.

İçeriğini değerlendirmeye geçmeden önce, kanun yapma tekniği açısından şunu özellikle sormak istiyorum: Bankacılık gibi milyonlarca yurttaşımızı ilgilendiren bir alanda hangi istişare mekanizmaları işletildi, hangi kurumların görüşleri alındı, hangi sendikanın fikri soruldu, hangi muhalif görüşler çerçevesinde düzenleme yenilendi? Yoksa hayatımızın her alanını işgal eden tek adam zihniyetinin bir uzantısı olarak bu teklif de yukarıdan gelen bir talimatla mı hazırlandı? Ki öyle olduğu anlaşılıyor.

Değerli arkadaşlar, söz konusu kanun teklifiyle, özellikle kamu bankaları ve şaibeli işlemleri, döviz kurları, döviz rezervleri ve ekonominin geneli hakkında basın-yayın kuruluşları veya sosyal medya yoluyla yorum yapan ve fikir beyan eden yerli, yabancı akademisyen, ekonomist, gazeteci, yazarlar baskı altına alınmak istenmektedir.

Kanun teklifinde yer verilen hususlar o kadar geniş, yorumlamaya açık ve muğlak bir şekilde hazırlanmıştır ki hükûmetin ve Sayın Bakanın hoşuna gitmeyen her türlü yorum ve görüş yüzünden, kişiler manipülasyon yapmak gibi soyut ve asılsız ithamlarla kolayca suçlanabilir, haklarında soruşturma açılabilir ve ceza mahkemelerinde yargılanarak hapis yatabilir.

Hangi işlemlerin manipülatif olduğu, yanıltıcı işlemin ne olduğu, bankacılık sistemini tehlikeye düşüren işlemler yapmanın ne anlama geldiği nasıl belirlenecek? Bunlar bilerek ucu açık bırakılmakta, iktidara fikirlere doğrudan müdahale şansı tanımakta, bir otosansür mekanizmasının canlı tutulması istenmektedir.

Uzmanların basında yer alan görüşlerine göre, bunlar tanımı yapılmamış, yoruma açık ve duruma göre değişebilecek işlemler ve eylemlerdir.

Burada asıl yapılmak istenen, birçok alanda yıllardır yapıldığı gibi ekonomi alanında da ifade özgürlüğünün tamamen ortadan kaldırılmasıdır. Oysa, şiddet içermeyen her türlü düşünce -iktidarın hoşuna gitsin ya da gitmesin- özgür olmalıdır.

Bu kanun teklifinin, teknik düzenlemeler kılıfı adı altında iktidarın düşürülemeyen işsizlik, yoksulluk yüzünden yaşanan intiharlar, bir türlü belini doğrultamayan ülke ekonomisi, kamu bankalarının yandaş şirketleri kurtarma operasyonları ve Varlık Fonu'nun gizlenen işlemleri gibi devasa sorunlar hakkında gerçeklerin söylenmesinin önüne geçilmesi amacıyla hazırlandığı açıktır.

Değerli arkadaşlar, bu düzenleme ekonomi alanında farklı sesleri bastırmak ve zarar etmesi neredeyse kesin olan akıl ve bilim dışı projelere vatandaşı ve baskı altında tutulan finans kuruluşlarını zorla ortak etmenin yollarını yasallaştırmaya çalışmaktadır.

Yapılan bu düzenlemelerle, özelde bankacılık genelde ise ekonomi alanlarında hukuksuz ve baskıcı bir fiilî olağanüstü hâl dönemi başlatılmak istenmektedir. Yargı sopa gibi kullanılarak ekonominin gidişatı hakkında yapılacak her türlü olumsuz yorum suç kapsamına alınarak, gerçekleri yazan gazeteci, yazar, akademisyen ve vatandaşlar OHAL düzenlemelerine benzer biçimde kıskaca alınmak istenmektedir.

Değerli arkadaşlar, maddeler üzerine konuşurken daha detaylı ele alacağım fakat yasa teklifinin genel mahiyetini gösterdiği için kısaca 3 madde üzerinde durmak istiyorum.

Madde 11, yasa teklifinin belkemiğidir, tekrar tekrar vurgulamak lazım: Finansal piyasalarda manipülasyon ve yanıltıcı işlem maddesi, özellikle ülkemiz piyasalarında işlem yapan banka ve diğer kurumların üzerinde bir baskı kurma amacını taşımaktadır.

Hukuk devleti ilkesinin ayaklar altında olduğu ve yargının siyasete bağımlı hâle getirildiği bir ülkede bu türden bir düzenleme yatırımcıların Türkiye piyasalarına olan güvenini sarsacaktır, bir tür korku iklimi yaratılmak istenmektedir. Eğer döviz kuru ve diğer ekonomik verilerde bir iyileşme ve istikrar hedefleniyorsa bunun, bu teklifle getirilmek istenen polisiye tedbirlerle değil güven ortamını tesis ederek yapılacağı açıktır.

Ekonomiye ve Merkez Bankası gibi ekonominin önemli kurumlarına iktidar tarafından yapılan rasyonellikten uzak müdahalelerin döviz piyasalarında ve diğer finansal göstergelerde daha da kötüleşmeye yol açacağı açıktır.

Değerli arkadaşlar, madde 31 ve madde 34'e gelelim. Söz konusu düzenlemelerle, kamunun yaptığı bazı projelerde bir çeşit fon toplama yöntemi getirildiği anlaşılıyor. Bilindiği üzere iktidar, yandaş patronlara yüksek tutarlı dövize endeksli garantili projeleri dağıtmış, bunları yaparken ise nedense böyle bir fonlama yöntemi aklına gelmemişti. Unutmayalım, sadece 2020 yılında garantiler için bütçeden tam 18,5 milyar TL ödeme yapılacak. Şimdi ise "Kanal İstanbul" gibi akıl ve bilimle çelişen ve aynı zamanda ekonomik getirisi olmayacak projelere finansman bulunamadığı ve yandaşlara verilecek geçiş garantisi ve kaynak olmadığı için zorlama bir finansman yöntemi icat edildiği anlaşılıyor. Bu tür ekonomik getirisi olmayan ve muhtemelen finansal bir fiyasko yaratacak projelere doğrudan vatandaşı ya da zorlayıcı düzenlemelerle banka, bireysel emeklilik gibi kurumları ortak ederek kaynak oluşturulması yoluyla yüksek tutarlı zararlar tüm ülkeye yıkılmaya çalışılmaktadır. Döviz ödemesi garantili projeler adrese teslim ihalelerle yandaşa paslanırken bu tür ucube projeler toplumun sırtına finansal kurumlar yoluyla yayılmak istenmektedir. Bu madde hem finansal kurumları hem de vatandaşı zor duruma sokarak projeleri yapma inadını sürdürme politikasının bir parçasıdır.

Değerli arkadaşlar, madde 32'yle getirilen düzenleme de şunu öngörmektedir: Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklıkları aracılığı ile bazı şirketleri fonlar üzerinden kurtarmak.

Görevi öncelikle çiftçiye, üreticiye destek olmak olan Ziraat Bankasının, geçtiğimiz aylarda "Simit Sarayı"nın paylarını alarak bu şirketi kurtarmak için yüz milyonlarca dolar kamu kaynağını bu yandaş şirkete aktarmaya çalıştığını ve tepkiler üzerine bu işlemden vazgeçtiğini biliyoruz. Bu düzenlemeyle, zor durumdaki yandaş şirketlerin girişim sermayesi gibi arka kapıdan dolanarak kurtarılmaya çalışıldığı ve buna da yasal bir kılıf arandığı anlaşılmaktadır.

Bitirmeden önce şunu vurgulamak istiyorum: Bu yasanın en temel eksikliği sayıları yaklaşık 200 bine varan banka çalışanlarımızın boğuştuğu sorunlara dair bir düzenleme içermemesidir. Banka çalışanlarımız satış baskısı ve mobbinge maruz kalıyorlar. Mobbing, madenlerdeki "hadi hadi sistemi"nin bankalardaki karşılığıdır. Çalışanların üzerinde baskı uygulayan ve mobbing yapan yöneticilere satış rakamları yüksek olduğu sürece hiçbir şey yapılmamaktadır. Bu, cezasızlıktır; bunun önüne mutlaka geçilmelidir.

Mobing, bir işçi sağlığı sorunudur. Bankalarda satış baskısı, cezasızlık ve kara liste uygulamaları ardından zincirleme sağlık yitimi yaşanmaktadır. Çalışanlar arasında duygu durumu düzenleyici ilaç kullanımı fazlasıyla yaygındır. Çalışanlar bazen sağlık desteği bile almaksızın antidepresan kullanmaya başlamaktadır. Bankalarda çalışırken beklenmedik şekilde ve genç yaşta hayatını kaybeden çalışanların ölümleri çalışma koşullarından kaynaklanan riskler açısından incelenmelidir. Ayrıca, banka çalışanlarımıza yönelik yıpranma payıyla ilgili bir düzenleme acilen yapılmalıdır.

Bitirirken şunu vurgulamak istiyorum: Bankacılık sorunlarını konuşmaya "Banka çalışanlarının dertlerinden, bankalara borcu olan milyonlarca kredi borçlusundan, batık kredisi olan esnaf ve çiftçiden başlamalıyız." diyorum.

Teşekkür ediyorum.