KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli Komisyon üyeleri, değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Arkadaşlar, tekrar bir torba yasa var önümüzde. Tabii olumlu olanları elbette destekleyeceğiz; doğal afetlerdeki yaraları sarmak zorundayız, gazilerimize ne versek elbette azdır. Ancak benim burada özellikle dikkat çekmek istediğim bir konu var, o da, gerek bu yasada gerek bundan önceki yasalarda şu dikkatimizi çekiyor: Vatandaş üzerinde baskıyı artıran düzenlemeler nedense son zamanlarda öne çıkmış vaziyette. Şöyle ki: Bankacılıkla ilgili yeni düzenlemeler getiren ve geçtiğimiz hafta Genel Kuruldan geçen kanun, İçişleri Komisyonundan geçen bekçilerle ilgili yeni düzenlemeler getiren kanun ve örgütlenme hakkını fişleyerek gasbeden bu torba yasa teklifini beraber değerlendirmek gerekir. Bu 3 yasanın ortak özelliği, fiili olarak uygulamada olan olağanüstü hâl rejiminin kalıcılaştırılmak istenmesidir. Yaşamın bütün alanlarının tek bir merkezden sevk ve idare edildiği kontrol mekanizması bu yasayla da kurulmaya çalışılmaktadır. Yeni düzenlemeler iktidarın üzerinde yükseldiği zeminin kaydığını, iktidarın da bunun farkında olup engellemek için yaşamın her alanını denetlemeye çalıştığını, ne yazık ki, göstermektedir. Halkın her yaptığını kontrol altına alan, kendisine tehdit gördüğü bütün demokratik örgütlenmeleri ve eleştirel fikirleri yok eden, ömrünü bu şekilde uzatacağını düşünen bir iktidar anlayışı var karşımızda.

Değerli arkadaşlar, bankacılık düzenlemesi, iktidarın bankacılık ve ekonomi üzerine yorum yapan vatandaşlar üzerinde açık tahakkümünü ilan etme hedefiyle hazırlanmıştı, kabul edildi. Bekçilerle ilgili düzenleme, bekçilerin mahalle mahalle görevlendirilmesi, iktidarın günlük yaşamın bütün gözeneklerine sızma amacını açık ediyor. Bekçiler âdeta bir monitör gibi yerelin bilgisini iktidara aktaran araçlar olarak düşünülüyor.

Bu torba yasanın en can alıcı düzenlemelerinden biri de derneklerle ilgili getirdiği düzenlemelerdir. Elimizdeki teklifin derneklerle ilgili maddeleriyle vatandaşlarımız fişlenerek örgütlenme hakkı gasbediliyor. Derneklerin yeni üyeleri ile üyeliği sona erenlerin kimlik bilgilerini otuz gün içinde mülki idari amirlerine bildirme zorunluluğu getirilmesi, Anayasa'nın 33'üncü maddesiyle güvence altına alınan örgütlenme özgürlüğünün önüne dikilen büyük bir bariyerdir; bu, örgütlenme özgürlüğüne müdahale etmektir. Madde metni, üyelik, kişisel verilerin korunması bağlamında Anayasa 17 ve 20'ye aykırıdır. Anayasa'nın temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamamasını düzenleyen 14'üncü maddesine de aykırıdır. Yine, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'na da aykırıdır. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu özel kanun niteliğinde olduğundan öncelikli olarak uygulanmak zorundadır. Bu düzenlemeyle amaç vatandaşları fişlemektir. Sayın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu bir yıl önce aynı konuda çıkan yönetmelik hakkındaki yazılı soru önergesine verdiği cevapta bu yönetmeliği katılımcı demokrasinin gereği olarak savunmuştu ve bu basına da yansımıştı. Oysa, katılımcı demokrasi bahanesinin bir kılıf olduğu çok açık. Bu düzenleme 2019'da Genel Kurulda geri çekilmişti, şimdi neredeyse noktasına, virgülüne dokunulmadan, aynen karşımıza getirilmiş durumda. Bu yasanın amacı, vatandaşlarda fişlenme korkusu yaratarak vatandaşların derneklere üye olmasını engellemektir.

Değerli arkadaşlar, 2011 tarihli bir Anayasa Mahkemesi kararından da bahsetmek istiyorum, tutanaklara geçmesi için de belirteyim: 2009/50 esas, 2011/89 sayılı Anayasa Mahkemesi Kararı diyor ki: "Devletin sendikalar üzerinde idari ve mali denetim yetkisinin dayanağı yoktur." Diyeceksiniz ki "Biz derneklerden bahsediyoruz, sendikalardan değil. Anayasa Mahkemesi kararının lafzına değil, ruhuna bakarsanız, demokratik bir toplumun sendikalar gibi can damarı olan dernekler için de özgürlük öngördüğünü görebilirsiniz; bırakın kim üye kim değil dedektifliğini, kendi üyelerinden bir şikâyet gelmediği, adli bir süreç işlemediği sürece devletin dernekler üzerinde idari ve mali denetim yetkisinin hukuki dayanağı yoktur, olmaması lazım gelir.

Değerli arkadaşlar, teklifin 1'inci maddesiyle yangın, su baskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ, taşma ve benzeri afetler nedeniyle elektrik ve doğal gaz borçlarının bir yıl ertelenmesi öngörülüyor. Madde, olumlu olmakla birlikte, Komisyonun takdiriyle bu maddeye çiftçilerimizin bankaya olan kredi borçları, esnaflarımızın kredi ve prim borçları ile öğrencilerimizin KYK borçları da eklenmelidir.

Değerli Komisyon üyeleri, yine afetlerle ilgili olduğu için bu maddeler, seçim bölgem Muğla'da yaşanan yangın ve yapılan yardım konusunda vatandaşlarımızın taleplerini de dile getirmek isterim. Muğla ili Zeytinköy Mahallesi'nde 6/9/2017 tarihinde meydana gelen orman yangını felaketi nedeniyle yerleşim alanında kalan 25 adet konut ve 6 adet ahır kullanılamaz duruma gelmişti. Yaşanan yangın felaketi Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi tarafından "genel hayata etkili" olarak kabul edildi. Zeytinköy Mahallesi bir dağ orman köyü ve yaşayanları da orman köylüsü olup hak sahipleri dar gelirli ve zor yaşam şartları altında hayatını idame ettiren insanlardır. Yapılacak konutlara yönelik destek amaçlı verilen kredi tutarı 2019 yılı için 101 bin liraydı, evler ise 150 bin liraya mal olmuştur. Türkiye'de yaşanabilecek olan buna benzer afetler dolayısıyla yaşanan mağduriyetlerin daha hızlı ve yerinde çözüme kavuşturulması adına bazı düzenlemeler mutlaka yapılmalıdır. Örneğin, 7269 sayılı Yasa ile ilgili yönetmelikler gereği, hak sahibi kabul edilen ailelerden kimsesi olmayan, yaşlı, ağır hasta ve fakir gibi mücbir nedeni olanlara evini yapana yardım ve diğer yöntemlerle verilen kredi desteği yerine devlet eliyle konut yapılarak hak sahibine teslim edilmesi doğru olacaktır. Yine 7269 sayılı Yasa ve ilgili yönetmelikler gereği, hak sahibi kabul edilip evini yapana yardım yöntemine göre konut yapılması kararlaştırılan aileler için AFAD Başkanlığınca belirlenen miktarda kredi verilmekte olup konut yapımı esnasında pursantaj dilimlerine göre hak ediş ödenmektedir. Konut maliyetinin sadece bir kısmının devlet yardımıyla karşılanması özellikle dar gelirli hak sahiplerini mağdur etmektedir. Bu durumda Evini Yapana Yardım Yönetmeliği'nin revize edilerek yatırım programında ayrılan ödeneğin Çevre ve Şehircilik Bakanlığının birim fiyatları üzerinden konut maliyetinin tamamının karşılanacağı şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Üç: Mevzuatla belirlenen inşaat alanı ve türünün yörenin geleneksel kültürünü de yansıtan yöresel mimari ve malzeme kullanımını kapsayan, yerel mimarinin genel karakteristiği ve büyüklüğünü kapsayacak şekilde yerinde belirlenmesini içeren bir düzenleme yapılmalıdır.

Değerli Komisyon üyeleri, teklifin 13'üncü maddesinde Maden Kanunu'na ek maddeyle afet bölgeleri için mali yükümlülüklerin taksitlendirilmesi, beyanların ertelenmesi düşünülmektedir. Yine seçim bölgem Muğla'dan bir örnek vermek istiyorum. Mermer ihracatında Muğla önemli bir yer kapsamaktadır arkadaşlar. Çin'de yaşanan üzücü salgın hastalık nedeniyle geçen yılın şubat ayına oranla Çin'e yapılan blok mermer ve doğal taş ihracatı değerde yüzde 52, maden ihracatında yüzde 18 düşmüştür. Mermer sektörünün yaşadığı ihracat sorunu ile ilimizde bu sektörde çalışan 10 bine varan işçinin ihracattaki daralma nedeniyle olası bir işsizlikle karşılaşmamaları için de tedbirler alınmalıdır. Bu düzenlemede Çin'deki salgın hastalık nedeniyle bir ek madde var mıdır yok mudur? Bunun ben özellikle cevaplanmasını istiyorum.

Son olarak, sevgili arkadaşlar, "Madencilikle ilgili düzenleme var." demiştim. Zaten bizim ilerleyen maddelerde bir önergemiz de olacak. Bu önergenin de ben bütün Komisyon üyeleri tarafından partiler üstü bir yaklaşımla değerlendirilmesini rica ediyorum. Daha önce de söyledim, kendim de bir maden işçisi olduğum için -uzun yıllar sendikalarda da görev yaptım- arkadaşlar, ister yeraltında ister açık ocakta bir madene girdiğiniz zaman sizin işvereninizin o işi hizmet alımı yöntemiyle mi yoksa redevans yöntemiyle mi aldığını bilemezsiniz. Ama Soma'da üzücü bir olay yaşandı, bu olay sonrasında o bölgede çalışan işçi arkadaşlarımızdan bir kısmı kıdem tazminatlarını alabildi, bir kısmı da alamadı. Kazadan önce belki de o iş yerinde, Türkiye'nin değişik iş yerlerinde benzer yöntemlerle iş alan firmalarında şu veya bu nedenle kıdem tazminatları ödenmeyen yüzlerce işçi var, bu işçilerin tek suçu o iş yerindeki işe girerken hizmet alımıyla mı, redevans yöntemiyle mi işe girdiklerini bilmemeleridir. Bana göre bu yanlıştır. İş Kanunu'muz gayet açıktır "Asıl işler alt işverene verilemez." demektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Buyurun efendim.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - İş Kanunu'nda "Asıl işler alt işverene verilemez." demesine rağmen veriliyorsa, o zaman işçinin hak edişinden kaynaklanan veya işçi sağlığı, iş güvenliğinden kaynaklanan birtakım olumsuzluklardan asıl işveren sorumludur. Bu gibi eksikliklerin ve mağduriyetlerin giderilmesi de gerekmektedir. Umarım ki verdiğimiz önerge desteklenir ve bu mağduriyet de giderilir diyorum, teşekkür ediyorum.

Sağ olun.