| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Yeni Koronavirüs (Covid-19) Salgınının Ekonomik ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2812) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 15 .04.2020 |
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Başkan.
Değerli komisyon üyeleri, değerli milletvekilleri, değerli basın mensupları hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, sözlerime başta doktorlarımız ve sağlık emekçileri olmak üzere bütün halkımızın küresel coronavirüs salgınına karşı mücadelesini selamlayarak başlamak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün yaşadığımız küresel virüs salgını, ağır bir halk sağlığı krizi olduğu kadar, bir işçi sınıfı krizi olarak da yaşanmaktadır. Salgını neden işçi sınıfı krizi olarak değerlendiriyorum: ILO verilerine göre, bugün 2,7 milyar işçinin işi kısmen ya da tamamen durmuştur. Bu, dünyadaki toplam iş gücünün yüzde 81'i demek. 1 milyar 250 milyon işçinin bugün salgın nedeniyle işini kaybedeceği öngörülmektedir. Bu da dünya iş gücünün yüzde 36'sı demek. Bu, İkinci Dünya Savaşı'ndan beri yaşanan en büyük iş kaybı tehlikesidir. Elimizdeki düzenlemede buna yönelik tek bir tedbir yer almaktadır, o da ücretsiz izin düzenlemesi. Kısa çalışma ödeneğinde şart son üç yılda 600 gün prim günüydü, salgın nedeniyle bunun 450 günü indirilmesi olumludur ancak yetersizdir. Hiçbir şart aranmadan iş yeri tamamen veya kısmen duran bütün sigortalılara kısa çalışma ödeneği verilmelidir. Bu ödenek, işçinin ilerideki işsizlik maaşından da düşülmemelidir. Eğer kısa çalışma ödeneği için sigortalılık yeterli şart olsaydı, ücretsiz izin garabetine de gerek kalmayacaktı. Mevzuatımızda "ücretsiz izin" diye bir uygulama yok ve şimdi de yer almamalıdır. Buna belki "geçici önlem" deniyor ama böylelikle de bu konuda bir yol açılmış olunuyor maalesef. Ayrıca, ücretsiz izin için düşünülen aylık 1.177 lira da sadece tencereyi kaynatmaya bile yetmez. İşten çıkarmaları yasakladığı düşünülen madde, işten çıkarmaları yasaklayacak bir yaptırım içermiyor; maddelere geçtiğimizde bunu ayrıca anlatacağım.
Değerli arkadaşlar, kuşku yok ki parti ayrımı yapmadan bu dönemde her belediyemiz vatandaşlarımıza el uzatmaktadır. Fakat Cumhuriyet Halk Partili belediyeler, bu salgın günlerinde kamucu bir belediyeciliğin en güzel örneklerini sergiliyor, çoğu zaman yaptıklarıyla iktidara örnek oluyor ve iktidar da belediyelerin ardından aynı uygulamaları hayata geçirmek durumunda kalıyor. Buna rağmen iktidar -artık nasıl bir anlayışsa- Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin toplumsal dayanışma içinde açtıkları hesaplara el koymakta, aşevleri için oluşturulan bütçeleri dondurmaktadır. Vatandaş zannetmesin ki iktidar halka şöyle diyor: "Ey vatandaş, belediyelerle dayanışmanıza gerek yok, ihtiyaçları merkezî bütçeden karşılayacağız." Tam tersine, kendisi de halka IBAN dağıtıyor; iktidar, kendi kontrolünde olmayan bir dayanışmaya bile maalesef tahammül edemiyor arkadaşlar. Amaç, vatandaşa hizmet ise isteyen şeffaf olması koşuluyla, denetimi olması koşuluyla istediği şekilde dayanışma kampanyasını örgütlesin.
Değerli arkadaşlar, geçiş ve yolcu garantili ihale alan şirketler dışında, şu an herkes krizde. Dünyada "Sen sağlığınla ilgilen, para bizim işimiz." diyen örnekleri görüyoruz. Ülkemizin insanı bunu ve daha ilerisini hak etmiyor mu?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN ABDULLAH NEJAT KOÇER - Sayın Girgin, buyurun tamamlayın.
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - İki dakika müsaade isteyeceğim Başkanım.
"Bunlar için para yok." diyenlere şunu hatırlatmak istiyorum: Millete sinkaflı küfür eden bir müteahhidin 2010 yılında silinen vergi borcu 303,1 milyon dolar. Bugünkü kura vurduğumuzda bu 2 milyar 41 milyon lira ediyor yani "Biz bize yeteriz Türkiyem" kampanyasında toplanan paradan kat kat fazlası yani 2 milyon aileye biner liradan verilen toplam kadar.
Yine, 2020 yılında hazine garantili köprülere ödenecek miktar 18,9 milyar lira. Ali Ağaoğlu'nun silinen borcu ise 1 milyar 400 milyon lira. Sadece bununla 116 bin öğrencinin kredi borcu silinebilir, evlatlarımız rahat bir nefes alabilirdi. Bu tablo iktidarın anlayışını aslında özetliyor. Para, iktidara yakın müteahhitlere helal ama işçiye, esnafa, çiftçiye, memura, emekliye, işsize gelince haram âdeta. İşçiye, esnafa, çiftçiye, memura, emekliye, işsize gelince IBAN numarası gösterip "Biz Bize Yeteriz Türkiyem" denmesi abesle iştigal.
Bugün Dışişleri Bakanı bir "tweet" attı arkadaşlar, diyor ki: "İhtiyacımız olduğu hâlde başka ülkelere yardım gönderdik. Dayanışma elbette önemli yani, az bile olsa, dayanışma yapmak diğer ülkelerle önemli. Ancak, sormak lazım madem ihtiyacımız var bizim, İngiltere'ye ikinci yardım kolileri neden gönderildi. 82 milyona da ikinci kez bağış isteme mesajını ulaştırdınız. Halktan topla ekonomisi süper ülkelere işin düşecek diye rüşvet yolla bunun meali budur.
Değerli arkadaşlar, ülkemizde kayıt dışı çalışma yüzde 30'un üzerindedir. Kayıt dışı çalışanları da kapsayacak bir düzenleme yapmanın tek yolu vatandaşlara doğrudan gelir desteğidir.
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Ek süreniz de bitti, lütfen tamamlayın. Buyurun.
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Bu süreçte, kepenk kapatan berberinden kahvehanesine, bütün esnaflara, ürününü zarara toplayan çiftçiye, tezgâh açamayan pazarcılara, temizliğe gidemeyen temizlik işçilerine, kimi zaman sokakta yaşayan kâğıt toplayıcılarına, hurdacılara, çiçekçilere, sigortasız çalışan taksicilere, müzisyenlere, perdelerini indiren tiyatroculara, kısaca günübirlik gelirle yaşayan kayıtlı kayıtsız herkese doğrudan gelir desteği verilmelidir.
Umarız, bu salgın günlerini hep beraber atlatacağız, hep birlikte. Bundan sonraki hedefimiz, laik, demokratik, bilimsel bir Türkiye olmalı; bilimin önemi bir kez daha anlaşıldı, maddelere geçince de diğer görüşlerimi bildireceğim başkanım teşekkür ediyorum, sağ olun.