| Komisyon Adı | : | TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | 2/2985 Esas Numaralı Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Teklifi |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 30 .06.2020 |
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Peki, teşekkür ederim.
Bir süre önceydi Devlet Su İşleri sulama birliği... Aslında sulama birliği meselesi şuydu: AKP iktidarının geleneksel bir tutumu ortaya çıkmıştı, tezahür etmişti, kayyum yöntemiyle sulama birliklerine müdahale edilmişti. Sulama birliklerinde yüzde 75 normal çalışan, sorunu olmayan, ödemeleri yerinde olan, hiçbir problemi olmayan yapılar vardı; sadece yüzde 5'inde bazı sorunlar gündeme gelmişti. Düşünün ki kocaman bir yapının içinde yüzde 5 sorun elbette olabilirdi ve oraya müdahale edilerek ne yazık ki sulama birlikleri lağvedildi, Devlet Su İşlerine geçirildi, oradan da kayyum atandı ve şu anda sulama birlikleri kayyum tarafından yönetiliyor. Bunu çok net bir şekilde görmemiz lazım.
Peki, ne oldu? Şu oldu: Sulama birliklerine, bizim bütünüyle reddettiğimiz ama sizin elektrik şirketlerine tahsildarlık yaptığınız, çiftçinin desteklemelerinden kesilen o paralar ne yazık ki -aynen söylüyorum, gülebilirsiniz elbette, hâlinize gülüyorsunuzdur, bana gülecek hâliniz yok, kendi hâlinize gülün- anayasal olarak 5403 sayılı Toprak Koruma Kanunu'nun öngördüğü desteklemeler hiçbir şekilde kesintiye uğramaz, doğrudan çiftçinin kendisine gider çünkü üretime dönük bir harcama kalemidir. Siz iki yıl üst üste bunu, yönetmelik düzenleyerek önce her yıla özgü olarak kestiniz, elektrik şirketlerine tahsildarlık yaptınız, daha sonra burada bu Devlet Su İşleri Kanunu'nda yaptığınız değişiklikle beraber bu defa Devlet Su İşlerini görevli kıldınız, sulama birliklerine kayyum atadınız ve hemen sulama birliklerinin alacaklarını da çiftçiye yapılan desteklemelerden alma yetkisi verdiniz ve yasalaştırdınız. O gün kooperatiflerin yetkileri de Devlet Su İşleri bünyesinde duruyordu, "Sulamayı tek elden, suyu tek elden yöneteceğiz." dediniz ama ben size söyleyeyim, aldığınız öğreti 2016 yılında Birleşmiş Milletlerin size yaptığı bir sunumdur: Suyu nasıl yöneteceksiniz, suyu nasıl verimli kullanacaksınız, suyu nasıl ticarileştireceksiniz.
Hiç unutmam, Bursa'da... Uludağ, gerçekten muhteşem bir dağdır, doğal su kaynakları olan. En baştan onu söyleyeyim su haktır, halkındır, doğanındır, ormanındır; ne sizindir ne partinizindir ne de tüccarlarınızındır. Su haktır, insanlık hakkıdır ve onun sahibi de doğadaki bütün canlılardır. Bunu net söyleyeyim. Bursa'da sular satılmaya başladı, AKP iktidarı gereğini yapmıştı. Her alanı nasıl metalaştırdıysa, nasıl bir rant, kârlılık meselesi üzerinden baktıysa, nasıl her şeyden acaba derisini yüzüp onu nasıl kâra dönüştürebilirim mantığıyla baktığı gibi, o zaman il başkanıydı, daha sonra il özel idaresinde o dönemin temsilcisiydi, daha sonra milletvekili oldu; gittik "Uludağ'ın sularını satmayın, Büyükşehir bunu doğrudan halka versin, doğrudan musluktan içilebilecek kalitede bir sudur, doğru olan da budur." dedik. Söylediği şey aynen şuydu. "Bizden öncekiler suyu çok ucuz satmışlar, biz 3 kat pahalıya satıyoruz şirketlere." Tam bir tüccar mantığı. Diyecek bir şey kalmamıştı, her şeye parasal olarak bakıyorlardı, her şeyin bir parasal bedeli vardı elbette, onlar da onu yapmışlardı, bugünkü Türkiye'de olduğu gibi. 83 milyon inanılmaz bir halk ve tüketen iyi bir pazar ve elbette bir tüccara ihtiyaç vardı; bir tüccar, iktidar. Her şeyi para, her şey.
2016 yılında Birleşmiş Milletler de sulama suyunun nasıl yönetilmesi gerektiğine dair iktidara sunum yapmıştı ve rapor vermişti:
"1)Kararlı ve güçlü bir iktidar olacak.
2)Önce bu yapılar birleştirilecek, kamu eli altında organize edilecek.
3)Altyapısı düzenlenecek.
4)Bunu düzenli pazarlayacak güçlü ama devletin, kurumun ya da kuruluşun arkasında duracağı bir özel mekanizmaya ihtiyaç var."
Alın, bakın, bende o rapor vardı, o gün elimde duruyordu; gene bulurum, gene size sunarım. Aslında bu hikâye, su hikayesi arkadaşlar, para hikâyesi. Ne yazık ki su hikâyesi, kapitalizmin önemli bir vahşi uygulama alanı dolayısıyla oradan itibaren gelen bir süreçtir bu.
Kayyumları atadınız... Kendimden örnek vereyim: Sulama birliği varken iyi kötü, az çok yollarımız yapılıyordu, stabilize döşeniyordu, telefon açtığımızda yardımcı oluyorlardı çünkü su parası alıyorlardı, özellikle toplulaştırılmış bölgelerde 1'inci derece sorumluluklarıydı; şimdi, hak getire. Devlet Su İşleri denen hiçbir şey bulamıyoruz ama Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğünün yaptığı en iyi işi söyleyeyim: Saati alacaksınız, önce "saatleri biz vereceğiz." diye söz veriyorlar, sonra "Olmaz, bu saatleri siz alacaksınız." O da yetmez, önce 2,5-3 liralık saat aldılar -bende faturası duruyor- sonra "Gerek yok buna, 800 liralık saat de takabilirsiniz." dediler. Bu nasıl bir hikâye arkadaşlar ya? Bu nasıl bir şey, nasıl bir durum bu? Bir bir yaşadığım için söylüyorum, merak eden varsa gelsin, hemen binelim arabaya gidelim, tek tek göstereyim.
Farkındayız, suyu ticarileştirdiniz, şimdi daha da organize edeceksiniz. Bütün hepsini önce bir kontrol altına alıp, sonra da onu elektrikte olduğu gibi, diğer alanlarda olduğu gibi özel sektöre satıp -bugün Mardin'deki elektrik kesintilerine "Biz karışmayız, özel sektörün..." denildiği gibi, aynı o şekilde- çiftçiyi ne yazık ki...
Yine bir şey söyleyeyim: O sulama birlikleri çiftçiyi kolay kolay icraya vermezlerdi. Şimdi, Devlet Su İşleri takır takır icraya veriyor çiftçiyi, hem de parasına, sizler eliyle, desteklemelerden gelen paraya el koyarak. Bu beklenen bir şeydi.
Bir sonraki madde gelecek, tarla içi sulama sisteminin o zaman Bakanlıkta kalmasını istedik "Yok olmaz DSİ olsun, bunu tek elden yöneteceğiz." dediniz. Ondan da şimdi vazgeçiyorsunuz. Evet, hakikaten komik, tam gülünecek hâldesiniz, aynen öyle ama. Bunu samimi söylüyorum.
BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Evet, toparlayın lütfen.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Toparlayayım.
Günün sonunda, bu kooperatifler -bu kooperatifler öyle kooperatifler ki gerçekten çok zor koşullarda, alın terleriyle, çiftçi dostluğuyla yüzde 100 çiftçiye ait olan bu yapılar, su da aşağı yukarı, birçok yerde kendilerinin, kuyular da kendilerinin, işletim de kendilerinin- bunlar, kurumsal olarak daha sağlıklı bir yapıya kavuşmak istiyorlar. Bizden bekledikleri düzenleme de bu. Denetim yetkisinin Devlet Su İşlerinde olmasının ya da Tarım Bakanlığında olmasının çok önemi yok. Ha Ali Veli, ha Veli Ali; bir şey değişmiyor sonuçta. Dolayısıyla arkadaşlarımız detaylarını söylediler ve belki yine söyleyecekler, Okan arkadaşım da söyleyecek. Kooperatiflerin bizden beklediği; bu kesinti payları var, bunlarla ilgili merkez birliklerinden ödeme yapılıyor. Bunu okumak isterim çünkü çok hâkim olmadığım için bir hata yapmak istemem, taleplerini paylaşmak isterim. "Türkiye Sulama Kooperatifleri Merkez Birliğine bağlı birim kooperatiflerinin bölge birliğine, bölge birliğinin Merkez Birliğine ortak olma mecburiyeti getirilmelidir. Birim kooperatif kuruluşu Merkez Birliğince yapılmalıdır. Birim kooperatif genel kurulu bölge birliği, bölge birliği genel kurulu Merkez Birliğince yapılmalıdır. Sulama kooperatiflerinin ayakta kalması gerekmektedir. Eski uygulamada olduğu gibi, daha önce de tüzüğümüzde yer alan, kooperatiflerin su satışından kesilen yüzde 2'lik pay -yüzde 1'i bölge birliğine, diğer yüzde 1'lik payının da Merkez Birliğine eğitim ve ucuz enerji altyapısı oluşturulmasında kullanılmak üzere- tüzüklerimize tekrar konulmalıdır. Merkez ve bölge birliklerimizin güçlenmesi ve Merkez Birliğimizin sulamada güneş, rüzgâr enerjisi, üretim tesisleri kurulmasında da kullanılmak üzere TEDAŞ Genel Müdürlüğüne bağlı olup özelleştirilen dağıtım şirketleri tarafından tarımsal sulama tarifesi kullanan abonelerden yüzde 1 tarımsal kalkınma payı kesilerek Genel Kurul kararınca Türkiye Sulama Kooperatifleri Merkez Birliğine aktarılmasını talep etmekteyiz." derler. Talepleri budur, yoksa dertleri Devlet Su İşleri değildir ama yeri geldiği için içindekileri söylüyorlar.