KOMİSYON KONUŞMASI

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Teşekkür ederim.

Birincisi: Şu "bozuk orman" ne demek? Bunu bir anlamak istiyorum Sayın Müdürüm.

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - "Bozuk vasıflı" deniyor.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - "Bozuk orman" diyor, burada verilen bilgide "bozuk orman" geçiyor.

İkincisi: Orman bitkisi fidanlıklarının kurulması... Bugün artık fidan üretimi o kadar ilerledi ki örneğin Marmara Bölgesi'nde kuracağınız 50-100 dönümlük bir orman fidanlığı... Sadece Marmara Bölgesi'nin değil belki de çok daha fazla bölgenin orman fidanı ihtiyacını rahatlıkla karşılayabilecek bir üretim modeli var artık, bunu hepimiz biliyoruz. Yani bir serada bir senede milyonlarca fidan üretilebiliyorsa 100 dönüm, 150 dönüm bir yerde gerçekten rahatlıkla dünyanın fidanı yetiştirilebilir; ikincisi bu.

Üçüncüsü: Biliyoruz, orman bölge müdürlükleri kentlerin ortasında kaldı. O güzelim alanlar artık acayip derecede insanları teşvik ediyor, cezbediyor. Yanı başlarında 40 katlı, 35 katlı, 30 katlı, 20 katlı binalar kuruldu. Alışveriş merkezleri... Deyim yerindeyse artık oralar cazibe merkezleri. Onların oradan çıkarılıp onların bir şekilde başka bir amaca yönlendirilmesi ve onların yerine de hâlâ adını ve anlamını bir türlü bulamadığım, bozuk ormanlar bölgesinde fidanlık kurulması; bu, bir kere baştan aşağı... Gerçekten, geçtim ziraat mühendisliğini, bir çiftçi olarak, iyi kötü, Kestel bölgesinde de ciddi fidancılığın yapıldığını gördüğümde, böyle "Türkiye'nin her yerinde bozuk orman bölgeleri şu anlama geliyor, bu ormanları da buradan tespit edelim, oralara da ormanlık fidanı kuralım." demenin artık bu çağda... Ya bilimden dolayı bir sorunu vardır insanın ya da aklından zoru vardır ya da parası çoktur, harcayacak yer bulacaktır.

Bu anlamda, bu 2 kelimenin devamında tıbbi, aromatik bitki yetiştiriciliği... Efendim, tıbbi, aromatik bitki yetiştiriciliğinin 2 boyutu vardır: 1) Bunu kültürel yaparsınız; bunu da orman alanlarında değil, tarım alanlarında yaparsınız. 2) Zaten ormanın içerisinde doğal olarak vardır, gider ormanın içinde doğal olarak toplarsınız. Şimdi hangisinden bahsediyorsunuz? Ve yetmiyor, bunlar için özel işletme kurmayı düşünüyorsunuz. Artık teknoloji gelişti, 500 kilometre uzağa ürün götürülüyor, oradan paketleniyor, işleniyor, gidiyor. Ne istiyorsunuz bu ormanlardan? Hangi işletme? İçeriği ne olacak? Metrekaresi nedir? Katı nedir? Boyutu nedir? Atık suları nereye gidecektir? Arkadaşlar, Sayın Müdürüm; politikacılar bunu yapar, bak, biz politikacıyız, biz yaparız ama siz bürokratsınız, bu devletin ormanını, toprağını korumak size düşer. Yahu, hiç mi sesiniz çıkmıyor, hiç mi bir şey demiyorsunuz? Hiç mi "Yahu, bir durun." demiyorsunuz? Hiç mi demiyorsunuz? Bu olmaz, bu doğru değil. Bu, gerçekten aklımızı yitirmenin bir başka adı. Bu, gerçekten ormanların... O lafı çok söylemek istemiyorum.

Bundan birkaç yıl önce ormanlardan keçileri kovaladınız. Yazmışlardı: "Buraya keçi giremez." Ben de gittim, o tabelayı değiştirdim "Buraya keçi girer, müteahhit giremez." dedim. Sonra köylüyü kovaladınız, orman köylüsüne gözünüzü diktiniz. Orman köylüsü aç, Türkiye Cumhuriyeti'nin en yoksul kesimi, mahtasına bile göz koyuldu. Şimdi yetmiyor, o müteahhitler başka yerden getiriyor çalışanları Sayın Başkan, onlara orada ücretini veriyorlar, sigortalı sigortasız çalıştırıyorlar; oradaki kooperatif, köylü traktörle günlük hamallık yapıyor, ne bir sigortası var ne bir güvencesi var, akşama kadar, ağaç üzerine düşmezse, traktör devrilmezse, şansına yaşarsa yaşar. Zaten kazalardan kimsenin haberi yok.

Devam ediyorum: "Bedeli alınarak yirmi dokuz yıl..." Bir ömür. İki yıl içinde işletmeye alınmazsa işletme hakkını kaybedecek. Hakikaten, sahice, samimiyetle söylüyorum, bir arkadaş, sadece bir insan olarak soruyorum: Yahu, inanıyor musunuz bunlara?

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Ya kanuna da inanmayacağız, neye inanacağız? Kanun koymuşuz, yapacağız, öyle bir şey mi olur?

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Yahu Başkanım, yapmayın, yapmayın.

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Yaptığımız kanuna inanmamazlık diye bir şey olabilir mi Orhan Bey? Kanun yapıyorsun, denetleyeceksin; başka yolu mu var?

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Efendim, arkadaşım söyledi, tekrarlamak istemiyorum. 70 ton nişasta bazlı şeker üretilmesi gerekiyor koyduğunuz yasayla. Uyuyor musunuz Başkan? Kimi denetlediniz?

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Elbette uyuyorlar.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Nereye uyuyordunuz, söyleyin o zaman bana. Türkiye'de 2 milyon 600 bin ton şeker üretiyorsunuz, çıkan yasaya göre bunun sadece yüzde 2,5'u kadar nişasta bazlı şeker üretmek zorundasınız iç piyasaya.

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Tamam, bu kadar.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Yapmayın Başkanım.

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Denetleniyor.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - O zaman sadece şu rakama bakın: Yılda mısırdan nişastaya ne kadar ayrılıyor? İki: Ne kadar ihraç ediliyor? Buna bakın, içeride ne kadar olduğunu görürsünüz. Yasanın da hiçbir noktasına uymadığınızı kendi adınızla ikrar etmiş olursunuz.

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Ya, o çok uç bir şey olur yani.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Uç değil ama gerçek...

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Daha yasa çıkmadan uymayacağımız öngörüsüyle hareket edeceğiz.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Mevcut durum öyle Sayın Başkan.

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Kötü örnek olmaz dediniz, kötü örnek olmasın.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Kaçıncıdır imar barışı çıkıyor, kaçıncıdır bilmem ne çıkıyor, kaç defadır bunları yapıyorsunuz. Bunda da "İki yılı doldurmadı, olmaz, elektrik kesildi, lamba olmadı, su bitti, yapamadım." deyip gene devam edecek. Bunu bilmiyor muyuz bu ülkede, bunların tanığı değil miyiz?

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - O zaman her şeyi kaldıralım yani o zaman Meclis, bilmem, hiç birinin bir anlamı yok. Kanun yapıyoruz...

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Neyse ben söyleyeyim...

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Kendi yaptığımıza öncelikle inanmamız lazım. Burada yasa yapıyoruz, yasanın uygulayıcıları, uygulama şekli bellidir. Biz yaparız, uygulayan uygular. Yani şimdiden, daha yasa çıkmadan "Bunu zaten yapmayacaksınız, ne diye çıkaralım?" O zaman yani baştan her şeyi sorgulamamız lazım.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Elbette sorgulayalım Başkan. Olumsuz giden...

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Sorgulayalım ama olanı da kabul edelim.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Sayın Başkan, sadece şu soruya cevap verir misiniz: Ne oldu da Türkiye'de iki yıl içerisinde 9,5-10 milyon metreküp orman kesilirken birdenbire 25 milyon ila 30 milyon metreküpe kadar çıktı? Ne oldu? Birdenbire bir şey oldu da...

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Cevabını vereyim, bir saniye Orhan Bey. Şimdi, bakın, Türkiye'deki şu anda halihazırdaki vasıflı gibi görünen ormanların yüzde 70'inin bozuk vasıflı orman olduğunu biliyor musunuz? Bunların hiçbirinin ağaç sermayemize katkı yapmadığını, bunların hiçbir sanayide kullanılmayacağını biliyor musunuz? Peki, bunları ebedî billah böyle gitmemesi gerektiğine inanıyor musunuz? Şimdi, diyorsunuz ki: "Itri ve tıbbi bitkiler." Türkiye bir hedef koymuş, diyor ki: Ben 5 milyar dolarlık ıtri ve tıbbi bitki yetiştireceğim ve dünyaya satacağım. Nerede satacaksınız? Gidip Yunanistan'da yapıp da Türkiye'de mi satacaksınız? İşte sana bozuk vasıflı orman var, kaldıracaksın o ormanı, onun yerine ıtri ve tıbbi bitki ekeceksin ve gelir elde edeceksin. İşte köylün o zaman kalkınacak, orman köylün o zaman kalkınacak. Orada vasfı olmayan, ağaç sermayesi olmayan, bir kültürü olmayan ağaçla mı köylüyü kalkındıracaksın ya? O köylü bin yıldır orada, hâlâ aç, hâlâ susuz. Diyoruz ki: Gelir getirici şeylerle donatalım, köylünün geliri yükselsin. Hiçbir şey yapmayın ama her şeyin en iyisini isteyin, böyle bir dünya var mı?

ORHAN SARIBAL (Bursa) - O zaman size bir örnek vereyim, bu karne olsun. İktidara geldiğinizde bu ülkede 102 milyon zeytin ağacı vardı...

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Şu an 180-190 milyon.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - ...ve 1 milyon 800 bin ton zeytin üretiyorduk. Bir hedefleme koydunuz, o hedeflemede toplam 5 milyar dolarlık -umarım rakamlarda bir hatam olmaz- zeytinyağı ve 3 milyar dolarlık -umarım hatam olmaz- dane zeytinden gelir elde edecektiniz. 2019 rakamını vereyim: 180 milyon ağaç var hakikaten. Öyle, ektiğinize göre hesap yapıyorsunuz.

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Evet.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Kalanları hiç kimse bilmiyor, ne kaldığını ama 2019 yılı rekolte 1,5 milyon ton. Hedef nasıl tutmuş, görüyor musunuz, müthiş bir hedef. Dolayısıyla hedefi gerçeklikler üzerinden yapmak lazım, bilimsel yapmak lazım, ülke gerçeğine göre yapmak lazım.