KOMİSYON KONUŞMASI

AHMET ÖNAL (Kırıkkale) - Sayın Komisyon, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Son günlerde avukatlık kanununda yapılması planlanan kanun değişikliklerini bu kadar çok tartışıyor olmamızın sebebi sadece bazı konularda baroların Hükûmetin hoşuna gitmeyen açıklama yapıyor olması değildir. Bunun altında birçok farklı sebep ve başlık vardır. Bunların en önemlileri; baroların tamamının insan haklarından, hukukun üstünlüğünden, çevre ve doğadan, kadın ve çocuk haklarından yana tavır alıyor olmalarıdır.

Barolar, üstlenmiş oldukları görev ve ödevler nedeniyle sadece baskıcı rejimlerin değil, birçok iktidarın hedefi olmuşlardır ancak üstlenmiş oldukları sorumluluklar ve demokratik hukuk devleti düzeninin sağladığı korumalar nedeniyle baroların düzenini değiştirmek veya baro mensubu avukatları istenilen şekillere sokmak her zaman kolay olmamıştır. Fakat baroları siyasi bir araç olarak kullanabilmek arzusu her baskıcı iktidarın hayallerinden biri olarak kalmıştır. Bugün de AKP iktidarı aynı siyasi saiklerle hareket etmekte, baroları arka bahçesi hâline getirmek istemektedir.

Değerli arkadaşlar, barolar kamu hukuku tüzel kişileridir. Kamu hizmeti olarak görülen avukatlık mesleğinin kuruluşu olan baroların görevini 3 ana kategoride toplayabiliriz: Bunlardan birincisi avukatlara ilişkin görevler, ikincisi hukukun üstünlüğü, üçüncüsü ise hak arama özgürlüğüdür.

Barolar, avukatların eğitimine özen göstermek ve eğitimlerine katkıda bulunmakla görevlidir. Ayrıca mesleğin davranış ve ahlaki kurallarını da barolar düzenler. Meslek kurallarına aykırı davranan avukata karşı hak arayan müvekkilin başvuracağı kurum yine bağlı olduğu barolardır.

Avukatlık kamusal alan tarafından korunan bir görevin yerine getirilmesidir. Avukat yargının kurucu unsurudur, savunmayı serbestçe temsil eder. Hak arayan kişilerin haklarını ararken kamu gücünden çekinmeden ve onun vesayeti altında olmadan savunma yapabilecek bağımsız avukatlara ihtiyaçlar vardır. Bu nedenle kanun her bir avukata ve baroya hukukun üstünlüğünü sağlama, insan hak ve hürriyetlerini koruma ödevi de vermiştir. Bu kutsal görev ancak bağımsız ve özerk barolarla mümkündür.

Barolar hak arama özgürlüğünün ilk basamağıdır. Türkiye'de baroların kurduğu kadın ve çocuk hakları merkezlerinden verilen hizmetler baroların hak arama özgürlüğüne yaptığı katkılardan sadece birkaçıdır. Kamu görevinin yerine getirilmesi belirli bir örgütlenme ve birbiri içerisinde bir bütünlük oluşturmasıyla mümkündür.

Çoklu baro, baroların gücünün zayıflatılması, özerk ve bağımsızlığının yok edilerek kamu görevi niteliğinin ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. Çoklu baro konusundaki örneklere geçmeden önce bu sistemin kurulmasının ortaya çıkaracağı sonuçları değerlendirmek gerekir. Birden çok baro oluşturulmasıyla baroların görevlerini yapamaz hâle gelmesi, gücünün ve bağımsızlığının zayıflatılarak kamu görevi niteliğinden uzaklaştırılması hak arama özgürlüğüne vurulan açık bir darbedir. Hak arayanlar çoğu zaman bunu tek başlarına yapamadıklarından kendilerini bağımsız, özerk ve korkusuz birinin savunmasını isteyerek avukatlara müracaat ederler. bunun teminatı da var olan ve denetimleri tek elden yürütülen barolardır. Bu sistemin değişmesiyle, hak arayanların bu güvenceleri de tümüyle ortadan kalkacaktır. Birden çok baroların kurulmasıyla baroların kamu görevi yapma niteliği bozulacaktır. Kamu hizmetlerinin görülmesinde var olan bütünsellik ilkesinin çoklu baro sisteminden muhafaza edilmesi ve uygulanması mümkün değildir. Getirilen bu düzenlemeyle, avukatlık hizmetinin kamu hizmeti olma yönü fiilen ortadan kalkmış olacaktır. Üye kaybetme korkusuyla kamu yararından çok üyelerin menfaatlerini düşünen barolar ortaya çıkacaktır. Baroların bölünmesi ve sayılarının artmasıyla barolar siyasi bir araca dönüşeceklerdir. Zira kamu görevinin siyasi görüş, cinsiyet, ırk, renk, felsefi inanç, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin yerine getirilmesi önemli bir şarttır. Getirdiğiniz sisteme göre, her 2 bin avukat bir araya gelerek kendi barolarını kurabileceklerdir. Böyle bir imkân avukatlar arasında farklılaşmayı ve düşmanlığı çoğaltabileceği gibi, siyasi görüşler çerçevesinde bir araya gelinerek kamu görevi olmaktan uzaklaşılacak ve barolar siyasi bir araca dönüşmüş olacaktır. Bu kanun teklifi yasalaşırsa hukukun üstünlüğünü koruyacak baro kalmayacaktır. Bu sistem bir yandan üye sayısının azalması, diğer yandan, sürekli olarak bir ayırımcılığın, bir siyasallaşmanın içerisine çekiliyor olması baroları kamu yararına çalışan kurumlar olmaktan uzaklaştıracaktır. Yerine getirilmek istenilen bu sistemle avukatlar meslek etiğinin ve kurallarının daha gevşek uygulandığı, aslında dernek niteliğinde olan sözde baroları seçebileceklerdir. Bu da meslek etiğinin zayıflamasına yol açacaktır. Çoklu baroda siyasi iktidar hiçbir engelle karşılaşmadan hukuku arka bahçesi olarak kullanabilecektir. Hukukun üstünlüğü ve insan haklarını savunma görevini barolardan almanın en kolay yolu bağımsızlık ve özerkliklerini ortadan kaldırmak, baroları bölmek ve zayıflatmaktır. Bunu yapmanın en masum yolu da parçalanmış sistem yaratmaktır. Böyle bir sistem yaratılması siyasi iktidar için başlangıçta cazip görülebilir. Ama bu tür sistemlerin siyasi iktidarla birlikte yok olup gittiği de tarihi örneklerle doludur. Yine bu sistemde avukatların eğitimi kalitesizleşecektir. Çoklu baro sistemine geçildiğinde bu eğitimler baroların üye edinmek kaygıları nedeniyle ciddiyetlerini kaybedecek ve kalitesizliğe düşebilecektir.

Bilindiği üzere, kadınların ve çocukların korunması ülkemizin baş sorunlarından sadece biridir. Bu görevi kadın derneklerinin tek başına yerine getirebilmeleri olanaksızdır. Getirilmek istenilen bu sistemle, barolar çoğu zaman üye sayısı derdine düşebilecek, kadınların ve çocukların korunmasına veya mali gücü olmayanlara avukat atanmasına ilişkin kamusal alan görevi de ortadan kalkacaktır.

Yine bu sistemle, avukatlık ruhsatlarının verilmesi ve ruhsat şartlarının sağlanıp sağlanamadığının denetimi yapılamayacaktır. Zira bu sistemde somut, şeffaf ve herkes için geçerli olan kurallar ve şartlar yaratmak mümkün değildir. Üye bulmak ve kaybetmemek korkusuyla hareket eden özel hukuk tüzel kişileri baro fonksiyonlarını ve görevlerini yerine getiremezler. Sonuçta, sadece mesleğin değil, hak arayanların da zarara uğrayacağı bir durum ortaya çıkacaktır.

Sayın Komisyon, değerli milletvekilleri; güzel ülkemizin işsizlikten enflasyona, asgari ücretten tarıma, demokrasiye, insan haklarına kadar onlarca sorununu konuşmak ve çözüm üretmek gerekirken tüm bunlardan çok uzak bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız. Bu kanunda, vatandaşlarımıza dokunan, onun problemlerini önceleyen ve çözüm üreten hiçbir düzenleme yoktur. Olan sadece milleti oyalama ve sorunları örtme gayretinizdir.

Değerli arkadaşlar, ülkemiz son on sekiz yılda hukuk devleti olmaktan maalesef hızla uzaklaştı. Kişiye özgü çıkarılan kanunlar, Anayasa'ya aykırı düzenlemeler, keyfî uygulamalarla yüzlerce yıllık demokrasi tarihimiz ciddi yaralar aldı. Bugün Türkiye'de özel ve devlete ait hukuk fakültelerinin sayısı yüzleri geçti. Türkiye'de halihazırda 20'ye yakın hukuk fakültesinin dekanı kadro eksikliği gibi gerekçelerle hukuk fakültesi mezunu bile değildir. Üstelik dekanı hukuk fakültesi mezunu olmayan üniversitelerin çoğu devlete ait üniversitelerdir. Özellikle son beş yıl içerisinde, üniversitelere sırf prestij katmak amacıyla açılan hukuk fakültelerinde öğretim üyesi bile bulunamamaktadır.

Değerli arkadaşlar, yargı erkinin üçlü saç ayağında en önemli görevi üstlenen ve savunmayı temsil eden avukatlarımızın sorunları her geçen gün çığ gibi büyümektedir. Toplamda 150 bini bulan ve çok büyük bölümünün üç büyük kentte toplandığı avukatlarımız serbest piyasa koşullarında, ekonomik sıkıntılarla karşı karşıyadır. İhtiyaçtan çok fazla sayıda açılan hukuk fakültelerinden mezun olan ve avukatlık yapmak isteyen genç stajyerler ekonomik ve sosyal güvenceden yoksun bir şekilde staj yapmaktadır. Avukat stajyerlerin bir çoğu niteliksiz staj yapmakta ve emek sömürüsüne maruz kalarak avukatlık mesleğine adım atmakta, çoğu zaman genç işsizler ordusuna katılmaktadır. Oysa ki içinde bulunduğumuz sistem, yargının güncel ve görünür sorunlarını çözmek yerine bu sorunları görmezden gelmeyi ve yasaları halk üzerinde daha fazla baskı kuracak şekilde değiştirmeyi amaçlamaktadır.

Hep birlikte bu sorunları tespit edip çözmemiz gerekirken maalesef bugün olduğu gibi birtakım dayatmalarla karşı karşıyayız. Dünyada ve ülkemizde yaşanmakta olan pandemi süreci nedeniyle, mesleki sorunların zirve yaptığı bu dönemde avukatlara ve barolara sorulmadan düzenleme yapılmak istenmesi doğru değildir. Savunma hakkının yılmaz bekçileri olan barolar ve avukatlar, haksızlık kimden gelirse gelsin ve kime yönelirse yönelsin hiçbir ayrım gözetmeksizin haksızlığın karşısında olmuşlardır. Bu nedenle, baroların susturulması sadece avukatların değil; çocukların, kadınların, çevrenin, kısacası yaşam hakkının susturulmasıdır. Bunun yanında, baroların parçalanması, siyasallaştırılması hukuk devletinin yok edilmesidir. Avukatlık mesleğinin her geçen gün daha da zorlaştığı, mesleki sorunların çığ gibi büyüdüğü bugünlerde, yapılmak istenen değişikliğin tek amacı her zaman adaletten ve hukuktan yana olan avukatların susturulmak istenmesidir. O nedenle, Türkiye'de neredeyse tüm barolar yapılmak istenen değişikliklere karşı çıkmaktadır. Lütfen, adalet, hak ve hukuk için mücadele veren baroların sesini duyun. Bu antidemokratik uygulamalara bir kez olsun karşı çıkın. Bugün bu duruşu sergileyemezseniz yarın aynı karanlığa siz de mahkûm olacak, elinizde bulunduğunu düşündüğünüz tüm haklarınızı sadece bir kişinin vesayetine vermiş olacaksınız.

Bu duygu ve düşüncelerle; adalet arayışında önce cumhuriyetimizin başkenti Ankara'ya sokulmayan ardından Meclisten içeriye alınmayan, kendileriyle ilgili kanun değişikliği yapıldığında bile görüşü sorulmayan; ancak dik, onurlu ve vicdanlı duruşundan asla taviz vermeyen baro başkanlarımızı ve tüm avukat arkadaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim.