KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, Sayın Bakan Yardımcımız, sivil toplum kuruluşlarının değerli temsilcileri; Belediyeler Birliği kamu kurumu olduğunu söyledi, onlara da hoş geldiniz diyoruz, değerli katkılarından dolayı hepsine.

Bir Komisyon üyemiz, Erdin Bircan, biliyorsunuz rahmetli olmuştu, kendisini rahmetle anıyorum. Kilis Belediye Başkanımızı aynı şekilde rahmetle anıyorum; ailesine, sevenlerine başsağlığı diliyorum. Muhittin Böcek'e Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımıza da acil şifalar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, bizim elimizde rehberimiz Anayasa ve İç Tüzük, dolayısıyla biz hani dün yerel mahkemenin Anayasa Mahkemesi kararını uygulamadığı gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak yaptığımız Anayasa'yı, İç Tüzük'ü uygulamama hakkına sahip değiliz. Bizim İç Tüzük'ümüzün komisyonlarla ilgili maddesi, 26'ncı madde, komisyonların toplantıya çağrılmasını düzenliyor, diyor ki: "Komisyonlar, kendi başkanlarınca toplantıya çağırılır. Zorunluluk olmadıkça komisyon toplantısı için çağrı, en az iki gün önceden yapılır. Bu çağrıda komisyon başkanınca hazırlanan gündem de belirtilir. Komisyon gündemine hâkimdir." "Bu çağrı ve gündem komisyon üyelerine, Cumhurbaşkanlığına, parti gruplarına ve diğer ilgili komisyonların başkanlıklarına ve teklifleri gündemde yer alan kanun teklifi sahibi TBMM üyelerinden ilk imza sahibine gönderilir." diyor.

Sevgili arkadaşlar, Sayın Başkan aradı beni "Böyle bir kanun teklifimiz geldi." dedi, bize, Komisyon üyelerine ulaştırdı kanun tekliflerini, kırk sekiz saat geçti, ama bizim Komisyon çalışmamız sadece Komisyon üyelerinden ibaret değil. İç Tüzük açık, diyor ki: "Parti gruplarına göndereceksin." Niye "Parti gruplarına göndereceksin." diyor? Parti grupları, milletvekillerine gönderecek. Mahmut Tanal arkadaşım, sana kırk sekiz saat önce ulaştı mı bu kanun teklifi?

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Yok, biraz önce arkadaşlar dağıttı, biz arkadaşlarımızla orada oturuyorduk.

MURAT BAKAN (İzmir) - Niye ulaşmadı? Çünkü bizim grubumuza dün tebliğ edilmiş.

Şimdi, kanun teklifi önce Komisyona geldiğine ve Komisyon dağıtımını yaptığına göre Bakanlığa da dün gelmiş olması lazım. Yani, Sayın Mehmet Emin Birpınar -öyle tahmin ediyorum, parti gruplarına, Cumhurbaşkanlığına beraber dağıtılıyorsa- dün gördüğü kanun teklifi üzerinde -çok detaylı bilgi sahibi ama- nasıl çalıştılar, nasıl hazırlandılar, sorularımıza nasıl yanıt verecek, onu da merak ediyorum. Dolayısıyla kırk sekiz saat geçmeden, bir zorunluluk da hasıl olmadığına göre, Komisyon görüşmelerine başlanılamaz. Önce usulen bunu söylemek istiyorum.

Ardından, yine İç Tüzük'ümüzün Anayasa'ya aykırılıkla ilgili maddesi, "Anayasaya uygunluğun incelenmesi" başlıklı madde 38 diyor ki: "Komisyonlar, kendilerine havale edilen tekliflerin ilk önce Anayasanın metin ve ruhuna aykırı olup olmadığını tetkik etmekle yükümlüdürler. Bir komisyon, bir teklifin Anayasaya aykırı olduğunu gördüğü takdirde gerekçesini belirterek maddelerin müzakeresine geçmeden reddeder." Bu teklifte Anayasa'ya aykırı çok hüküm var arkadaşlar. Öncelikle, Çevre Ajansıyla ilgili denetim yetkisinin yani anayasal denetim yetkisinin... Anayasa'mızın "Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56'ncı maddesi diyor ki: "Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir." Bakanlık münhasıran kendisine verilen denetim yetkisini kendi kurduğu bir kuruma ve dışarıdan sorumlularını da atadığı -kamu kurumu mu değil mi çok belli olmayan, bütçesi olan- bir kuruma veriyor. Denetim yetkisi, Bakanlığın denetim yetkisi devredilemez, Anayasa'ya aykırıdır.

Bunun dışında bu kanun teklifi yine Anayasa'nın 128'inci maddesine aykırıdır. Dolayısıyla bizim bunu görüşmeden teklifi iade etmemiz gerekir. Şimdi, o da nedir? "Kamu hizmeti görevlileriyle ilgili hükümler" başlıklı madde 128: "Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür."

Şimdi siz ne yapmış oluyorsunuz? Kurum kuruyorsunuz, diyorsunuz ki: "Biz buna özel sektörden alacağız, akademisyen alacağız." E, burada diyor ki: "Kamu görevlisi eliyle yürütülür." Denetim görevini devrediyorsunuz ve oraya özel sektörden, ondan sonra, akademiden insanlar alıyorsunuz. Bunu yapabilirsiniz. Nasıl yapabilirsiniz? Bu, tamamen yürütmenin denetiminde, Bakanın denetiminde, Bakanın kontrolünde, istediği zaman atadığı, istediği zaman da görevden aldığı... "Üç yıl görev süresine de bakmadan görevden alır." demişsiniz kanun teklifinde. Bir şey yapmazsınız, bir bağımsız idari otorite oluşturursunuz.

Ben sosyal demokrat bir milletvekiliyim, bağımsız idari otoriteler sağ düşüncenin ortaya koyduğu kurumlardır ama layıkıyla kamu yönetiminin olmadığı noktada bağımsız idari otorite en azından orada tamamen siyasallaşmasını, buranın bir rant alanı olmasını engeller. Biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak veririz, Milliyetçi Hareket Partisi de İYİ PARTİ de Meclisten seçilecek belli sayıda... Kişisel Verileri Koruma Kurulunda yaptığımız gibi, bir kısmı atanır -orada bir kısmı Cumhurbaşkanınca atanıyordu- bir kısmını biz veririz, sağlıklı bir yapı oluştururuz. Siz burada tamamen Bakan keyfine şey... Sanki bu Çevre Ajansı Bakanlığın bir birimi. Öyle olacaksa bu Ajansı kurmasaydık, niye böyle bir ajans kuruyorsunuz? Bakan atıyor -Bakanlığın dışında, maaşları bir müsteşar maaşının 2 katı, 3 katı- istediği zaman görevden alıyor ve o anlamda da bunun reddedilmesi gerekir.

Şimdi, Sayın Başkan, siz başlarken dediniz ki: "Pandemi sebebiyle Komisyon üyeleri, arkadaşlarımız konuşma sürelerine dikkat etsin." Değerli arkadaşlar, pandemi dolayısıyla her şeye dikkat edelim, sokakta tüm kurallara dikkat edelim, uyalım ama bu Meclis savaş yürütmüş, savaş yönetmiş, kumanda etmiş, düşman Polatlı'ya geldiğinde Meclisi terk etmemiş bir Meclis. Biz, çevre gibi Türkiye'nin en önemli konusunda konuşurken, yanlış anlamayın, burada can veririz pandemiden dolayı, ama burayı terk etmeyiz, konuşma süremizi kısıtlamayız. Bu doğru bir anlayış değil; biz burada konuşacağız, Meclis açık kalacak. Nasıl bir doktor, sağlık çalışanı "Ya, kusura bakmayın, pandemiden dolayı hasta bakmıyorum." diyemiyorsa bir milletvekili de "Ben pandemiden dolayı konuşma süremi -kusura bakmayın- kısıtlıyorum." diyemez. Biz burada kanunları memleket yararına, gerekirse can vereceğiz, enine boyuna tartışacağız. Dolayısıyla ben de çevre politikalarıyla ilgili tüm düşüncelerimi söyleyeceğim. -çünkü kanun teklifini hazırlayan arkadaşım çevre politikalarıyla ilgili tüm düşüncelerini söyledi- kendi grubumun sözcüsü olarak değerlendirmelerimi yapacağım.

BAŞKAN MUHAMMET BALTA - Bitti mi? Çok teşekkür ediyorum.

MURAT BAKAN (İzmir) - Bitmedi. Daha, bismillah, biz yeni başlıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN MUHAMMET BALTA - Buyurun, buyurun.

MURAT BAKAN (İzmir) - Yeni başlıyoruz; bu giriş, daha üç buçuk saat konuşacağım.

Şimdi, sözde biz buradan bir kanun teklifi geçirdik iki sene önce. Buradaki herkes şahittir ki ne kadar yapıcı, ne kadar kamucu, ne kadar bu memleketin hassasiyetlerini, çevreyi düşünen bir tavır aldık burada ve Sayın Bakan da, orada konuşma yapan arkadaşlar da kanun görüşülürken teşekkür etti. Sayın Mehmet Emin Birpınar da burada o kanun teklifindeki bizim katkılarımızdan dolayı teşekkür etti. Biz de aynı yapıcı tutum için, bizim hassasiyetlerimizi, bizim önerilerimizi dikkate alan ve ortaklaşa, bir ortak akılla yapılan yasama faaliyetinden dolayı -o kanun için- teşekkür ediyoruz.

Konuşurken mangalda kül bırakmıyoruz, diyoruz ki: "Çevre, hepimizin çevresi; çevre, önemli, ortak akıllı yürütülmesi gereken bir şey." E, değerli arkadaşlar, doğru, çevre ortak akılla yürütülmesi gereken bir şey, hepimizin ortak değeri ama iş uygulamaya geldiğinde öyle bir şey yok. Yani iki yıldır bizim Komisyonumuz Komisyon Başkanı ve Divanını seçmekten başka bir faaliyet yapmadı. Yani sadece bir kanun teklifi geldi.

Bakın, az önce bize, Çevre Komisyonu Başkanlığına 2 tane yazı geldi. Bir tanesi İçişleri Komisyonu Başkanlığından, bir tanesi de Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığından. "Bizim vaktimiz yok, tali komisyon olarak çalışamayız." diyorlar bizim Komisyonla ilgili. Acaba bize de tali komisyon olarak gönderilip Komisyon üyelerinin haberi olmadan bizim iade ettiğimiz bir kanun teklifi oldu mu? Ben onu çok merak ediyorum. Çünkü bu ülkeyle ilgili, çevreyle ilgili çok önemli kanunlar geçti. Bizi ilgilendiren o kanunlar bize, Çevre Komisyonuna tali komisyon olarak gelmedi. Yani biz bunu çevre açısından bakıp... Bu ülkede her gelen konuyu çevre açısından incelemek gerekir. Madem bu kadar yakıcı bir sorun, niye bu gelmedi? Gelmediyse siz Komisyon Başkanı olarak dediniz mi Meclis Başkanlığına "Sayın Başkan, bu kanun doğrudan çevreyi ilgilendiren kanun." diye? Maden Kanunu görüşülüyor, Maden Kanunu ya, çevreyle ilgili. Bütün maden faaliyetleri çevreye düşmandır kategorik olarak. Tabii, madencilik yapılmasın demiyoruz, memleketin hayrına madencilik faaliyetleri doğayı koruyarak yapılabilir ama ülkede Maden Kanunu görüşülüyor, kanun teklifi Çevre Komisyonuna gelmemiş.

Bakın, ülkedeki durum bu, Kuzey Ormanları'nın durumu bu; Kaz Dağları'nın durumu bu. Arkadaşlar, çevreyi ilgilendirmiyor mu Maden Kanunu? Bu, madencilik faaliyeti, bakın şu fotoğrafa. İnşa faaliyetleri de ilgilendiriyor gerçi; Uzungöl'ün eski durumu, yeni durumu. Salda Gölü'nü burada konuştuk hep beraber, Salda Gölü'yle ilgili hassasiyetlerimizi söyledik. Ya, bakın, ikonik bir fotoğraftır bu. "Millet bahçesi yapacağız." diye yapılan, ortaya çıkan duruma bakın Salda Gölü'yle ilgili. İkonik fotoğraf, tarihe geçtiniz Çevre Bakanlığı olarak. Yani bir tane iyi şey yapıyorsunuz, kırk tane sıkıntı var. Şimdi, bu Maden Kanunu'yla ilgili de söylüyorum, mutlaka bizim Komisyonumuza gelmesi gerekir yoksa siz sadece dostlar alışverişte görsün anlayışıyla "Çevre Komisyonu hepimizin Komisyonu, çevre hepimizin." diyorsunuz ama icraata geldiğinde buna ilişkin bir adım göremiyoruz. Bakın, maden faaliyeti, Fatsa'daki maden faaliyeti. Bakın, Sayın Mehmet Emin Birpınar, kanun teklifini hazırlayan arkadaşım, buradaki diğer milletvekili arkadaşlarım; bu çevreyi ilgilendirmiyor mu? Biz görüşmeyeceksek Maden Kanunu'nu, kim görüşecek?

Bakın, iklim krizi... Ya, biz iki yıldır buradayız, iki yılı geçti milletvekili seçileli, Komisyon üyesiyiz, iklim kriziyle ilgili biz ne yaptık? Yani kendi kendimize sormamız lazım, vicdani bir muhakeme yapmamız lazım. Yani bu iklim krizi bugün yaşanan birçok sorunun kaynağı. Bir çevre felaketi oluyor, İçişleri Bakanı diyor ki: "Ya, bu iklim kriziyle ilgili." Bir orman yangını oluyor, Orman Bakanı diyor ki: "Bu, iklim kriziyle ilgili." diyor. İşte, bir su baskını oluyor, belediye başkanı çıkıyor, diyor ki: "Bu, iklim kriziyle ilgili." Evet, iklim kriziyle ilgili, hepsinin doğrudan ya da dolaylı iklim kriziyle ilgisi var. Her geçen yıl bir önceki yıldan daha sıcak bir yıl yaşıyoruz arkadaşlar. E, peki, yasama organındaki en önemli Komisyon -madem bizimle ilgili- Çevre Komisyonu bunun neresinde? Çevre Bakanlığı bu işin neresinde, iklim kriziyle ilgili ne yapıyor? İklim değişikliğinin etkileriyle ilgili ne yapıyoruz? İklim değişikliği göçü tetikliyor ve biz göç alan bir ülkeyiz, bu konuyla ilgili ne yapıyoruz? İklim ve kentlerle ilgili ne yapıyoruz? Her şeyden önce, arkadaşlar, Paris İklim Sözleşmesi'yle ilgili ne yapıyoruz? Dünyanın iklim değişikliğiyle ilgili en önemli sözleşmesi. Paris İklim Değişikliği Sözleşmesi'ne imza atmadık. Cumhurbaşkanı daha önce İklim Zirvesi'ne katıldığında açıklama yaptı, Paris Anlaşması'yla ilgili taahhütte bulunmadı, fosil yakıtlarla ilgili açıklama yapmadı. Çevre Bakanlığının Cumhurbaşkanını bilgilendirmesi gerekir diye düşünüyorum, sanırım bilgilendirmedi. Sayın Mehmet Emin Birpınar'ı dinleseydi Sayın Cumhurbaşkanı bu açıklamaları yapardı. Daha çok, kentsel alanlarda ulaşım ve konut hakkı gibi konulara değindi. Kırdaki ekolojik kriz, tarım gibi konulara yönelik çözüm önerilerinde bulunmadı. Kentsel dönüşümü ve millet bahçelerini konuştu orada. Yani, millet bahçesi dediğimiz, Salda Gölü'nden bahsediyoruz. "İklimle mücadele edeceğiz." demedi. Karbon salınımının 1,5'ta nasıl tutulacağına ilişkin bir açıklama olmadı, Bakanlık da böyle bir açıklama yapmadı.

Nükleer santral projeleri yürüyor, Bakanlık ne düşünüyor bu konuyla ilgili? Yani bizim gözümüz rantta mı, kârda mı yoksa çevrede mi, doğada mı? Yani Sanayi ve Ticaret Bakanlığının bakış açısıyla mı bakacağız dünya yaşanmaz bir yere doğru dönerken? Ben bu Komisyonda daha önce söyledim, İngiliz astrofizikçi Stephen Hawking ölmeden önce "Yüz yıl sonra yaşayacak bir gezegen bulamayacağız, başka gezegenlerde koloni kurmak zorundayız." diyor ama hâlâ çevreyle ilgili konularda Plan ve Bütçe Komisyonu, Sanayi Komisyonu, bunlar etkin, biz etkin değiliz, Bakanlık etkin değil. Bununla ilgili, nükleer enerjiyle ilgili Bakanlığın tavrı nedir? Ben bunu merak ediyorum.

Hava kirliliğiyle ilgili, TMMOB ve Çevre Mühendisleri Odasının hazırladığı Türkiye'nin Hava Kirliliği Raporu var. Ölçüm yapılabilen 45 ildeki istasyonların çevresinde yaşayan 60 milyon kişi ulusal değerin üzerinde PM10 toz seviyesine maruz kalıyor arkadaşlar. Bakın, 60 milyon kişi. Bununla ilgili Bakanlık ne yapıyor? Mesela, Aliağa'daki, Menemen'deki hava ölçüm istasyonlarındaki -benim kentim- raporlar senelerce yayımlanmadı "Nedir, ne oluyor?" diye. Çünkü yüksek orada, sanayi var.

Su kıtlığı... Su yasası çıkartmamız lazım hep beraber. Türkiye su fakiri bir ülke arkadaşlar, suyu yetersiz bir ülke. Bakın, Türkiye su zengini gibi konuşulur ama su varlığına göre ülkeler, yılda kişi başına düşen ortalama kullanabilir su miktarı bin metreküpten az olan ülkeler su fakiri; bin metreküp ile 3 bin metreküp arasında olanlar su sıkıntısı çeken ülkeler; 3 bin metreküp ile 10 bin metreküp arasında olan ülkeler yeterli suyu olan ülkeler diye adlandırılır. Bizim kişi başına düşen su miktarımız 1.519 metreküp. Dolayısıyla bununla ilgili, böyle çevresel sorunla ilgili, büyük bir çevresel sorunla ilgili, suyu ilgilendiren çevresel sorunlarınla ilgili de bu iş, su işi sadece Tarım ve Orman Bakanlığının işi değil, aynı zamanda Çevre Bakanlığının işi. Bir aksiyon alması gerekir, orada da bir hareket yok. Sadece atık konusuna konsantre olmuş bir noktada.

Arkadaşlar, çölleşme... Şu an Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri çölleşme. Tarım arazilerinin yüzde 59'unda, meraların yüzde 64'ünde, orman arazilerinin yüzde 54'ünde erozyon var. Türkiye topraklarının yüzde 90'ı su erozyonuna, yüzde 1'i rüzgâr erozyonuna maruz kalıyor ve resmî kurumlar tarafından yapılan açıklama göre, yılda 220 milyon ton verimli toprak kaybediliyor değerli arkadaşlar. Dolayısıyla çölleşme gıda güvenliği riskine de sebep oluyor. Bakın, pandemiyle ortaya çıktı gıda güvenliğinin hepimiz için ne kadar önemli olduğunun. Gıda anlamında kendi kendine yetemiyorsan sen ulusal güvenliğini de sağlayamıyorsun demektir. Dolayısıyla Türkiye bu konuda ciddi risk altında, çölleşmeye karşı tedbir almamız lazım. Bu, küresel iklim krizinin, havanın ısınmasının da bir sonucudur. Türkiye giderek çölleşiyor arkadaşlar.

Atık yönetimi mevzusu. Şimdi, burada büyük büyük laflar ediyoruz atık yönetimiyle ilgili. Biz kendi çöpümüzle baş edemezken, kendi çöpümüzü dönüştüremezken atık ithal ediyoruz, plastik atık ithal ediyoruz. Diyoruz ki: "Poşet kullanımı yüzde 80 oranında azaldı. Bunu yaparsak bu plastikler şöyle olacak, böyle olacak." Ya, plastik atık ithal ediyoruz ve arkadaşlar, bu plastik atık ithalatı da ne demek, söyleyeyim: On beş yılda 173 kat arttı plastik atık ithalatı, Avrupa'dan plastik atık, plastik çöp alımında 1'inci olduk. Ben o çöpleri gördüm Kemalpaşa'da. Yani geri dönüşüm falan, yok öyle bir şey. Adam ithal etmiş, yığmış bir depoya, onun için de para almış, yüzlerce ton çöp adamın tarım arazisi içerisindeki bahçede duruyor. Gittik, çekim yaptık, müdahale ettik, biz müdahale ettikten sonra Bakanlık ceza verdi ve ama hâlâ o atıklar orada.

Bakın, 2009 yılında Avrupa Birliğinden ithal edilen 14 milyon ton atığın 582.296 tonu plastikti. Bu ne demek? Her gün 213 kamyon dolusu plastik ülkemize giriyor. Arkadaşlar, 2016 başında Türkiye'nin ithalatı ayda 4 bin ton, 2018 başında 33 bin ton, 2019'da 48.500 tona çıktı. Bunun ilk 5'i İngiltere, İtalya, Belçika, Almanya, Fransa. Yani, gelişmiş ülkelerin çöplüğü haline geldik. Kendi çöpünü niye bize gönderiyor? Niye kendi ülkesinde geri dönüştürmüyor? Madem, o kadar gelişmiş atık yönetim sistemleri var -Almanya'da yüzde 98, arkadaşımız söyledi- niye bu çöp bize geliyor? Demek ki orada bir çevresel problem var.

Bakın, teorik olarak, ithal edilen atıkların geri dönüştürülebilir olması gerekiyor. Biz bunu sorduğumuzda "Bunların ekonomik değeri var." diye soru önergemize cevap alıyoruz. Peki, ekonomik değeri var, İzmir Kemalpaşa'da gördük. İthal edilen atıkların listesi, Çevrenin Korunması Yönünden Kontrol Altında Tutulan Atıkların İthalat Denetimi Tebliği'nin ekinde görülebilir ancak buradaki plastik atık gümrük tarife istatistik pozisyonu kodları genel içeriğe sahip, detay eksikleri olduğu için daha spesifik tanımlar yapılması lazım. Yani, PVC gibi doğrudan yakıldığında kanserojen etki yapan malzemeler de bu plastik atık ithalatının içinde geliyor, zehirli atıklar da bunun içinde geliyor.

Şimdi, biz, ithal ediyoruz, sonra da ihraç ediyoruz, geri dönüştürüyoruz. Arkadaşlar, yani o masal var ya "Biz bunu ekonomiye kazandırıyoruz." Değil. Adamlar çöpü bize gönderiyor, ne geri dönüştürüyoruz? Zaten geri dönüştürdüğümüz de gelen çöpün çok az bir kısmı. 120 katı, ekonomiye kazandırdığımızın 120 katı aradaki fark. Yani, gelen atığın 120'de 1'ini biz ihraç ediyoruz tekrar, ülkeye döviz olarak getiriyoruz. Kendi çöpünü, kendi plastik atığını dönüştüremiyorsun. Burada kanun hazırlıyoruz ve bununla ilgili onlarca defa soru önergesi verdik sonra bir kâğıt atıkla ilgili de verdik pandemi döneminde. Ya, arkadaş, şu pandeminin... Ben hastayım, dokundum, veriyorum, bir başkasına geçiyor. Adamın çöpü bize geliyor pandemi döneminde, olur mu böyle şey? Çöpü geliyor. İtalya'da patlamış pandemi, adamlar sokağa çıkmıyor, adamlar çöpünü Türkiye'ye gönderiyor. Böyle bir riski önleyecek tedbir almıyor Bakanlık. Şimdi, aynı şey yani bir "mış" gibi yapma durumu var. Atık yönetimi, dönüşüm vesaire ama diğer taraftan nasıl bir ilişki varsa bu ithalat yapan kuruluşlarla, bunlar ithalatı yapmaya devam ediyorlar.

Peki, plastik... Sayın Bakan Yardımcımız söyledi, dedi ki: "İşte, buğdayın, pamuğun içinde plastik çıkıyor." Ya bunlar basit örnekler, konuyu bilen bir insanın söylemesi gereken, yani sizin söylemeniz gereken, Marmara, Ege ve Akdeniz'de barbun balığında var plastik parçacık, istavritte var, kefalde, mırmırda, tekirde var, yediğimiz balıkta plastik var arkadaşlar, bunlar mikroplastikler. Mikroplastiklerle ilgili hiçbir şey yapmadık, mikrotaneciklerle ilgili hiçbir şey yapmadık.

Bakın, dünyada şu an, "Yedinci kıta" denilen, Pasifik Okyanusu'nun ortasında plastik atıklardan oluşmuş bir ada var, ada demeyelim kıta büyüklüğünde neredeyse yani Türkiye'den büyük yüz ölçümü; bu duruma gelmiş. Himalaya Dağları'nın tepesinde mikro plastik çıkıyor, İskoçya'da dağın başındaki nehirde plastik çıkıyor, plastiğe bulaşmış durumdayız her yerimizden ve bu plastik atık ithalatının en kısa zamanda durdurulması lazım.

Avrupa Birliği 2021 yılında tek kullanımlık plastikleri yasaklıyor. Biz ne yapıyoruz bu konuyla ilgili? Yani, gelin, beraber, biz de yasaklayalım. Madem bu kadar çevreciyiz, çevre hepimizin. O, yok işte kulak temizleyicisi, yok tek kullanımlık kaşık, çatal, tabak, yasaklayalım beraber; hep beraber yapalım, ortak bir kanun teklifiyle yapalım. Bizim grubumuzdan bir milletvekili arkadaşımız da çıksın, AK PARTİ'li milletvekili arkadaşımızın yanına otursun, bir MHP'li, İYİ PARTİ'li, HDP'li, hangi siyasi partiden olursa olsun hep beraber imzalayalım altını kanun teklifinin, beraber yapalım. Var mı böyle bir irade?

Gemi söküm sektörü... Yani yaşadık, Aliağa'da, Foça'da gemi sökümünde yaşanan sıkıntıları biliyorsunuz, petrol denize aktı. Aylarca o petrol denizden temizlenemedi, milyonlarca yılda oluşmuş o güzelim plajlar petrole bulandı, insanlar o petrolün içinde denize giremediler. Foça gibi tarihî bir yerden bahsediyorum, Aliağa'dan bahsediyorum. Bu gemi söküm sektörüyle ilgili gerekli denetimlerin yapılması, cezaların verilmesi, bununla ilgili daha sıkı tedbirlerin alınması gerekir.

Arkadaşlar, yanlış anlamayın, doğa tamamen yağmalanıyor. Yani, evet, yapıcıyız, gelen her pozitif kanun teklifine destek veriyoruz ama doğa yağmalanıyor. Ayder Yaylası, Dipsiz Göl, Uzungöl, Salda Gölü, Kuzey Ormanları, hepsinin fotoğrafı var. Kimse diyemez ki "Hayır, Murat Bakan doğru söylemiyorsun." Kaz Dağları, Okluk Koyu, Yassıada... Yassıada'nın eski görüntüleri var, sonraki görüntüleri var; beton yığınına dönüşmüş. Bunlar bizim Komisyonumuzun görevi değil de kimin görevi? Çevre Bakanlığının görevi değil de bu görevler kimin görevi? Bilhassa, Sayın Mehmet Emin Birpınar, sizin alanınız bu alanlar.

Şimdi, tek tek maddelerde çok sıkıntı var ama Çevre Ajansıyla ilgili bir genel düşüncemi söyleyeyim, maddelere geçince onları söyleyeceğiz. Eğer bir uzlaşı anlayışı varsa, buna biz önceki kanun gibi "Türkiye'ye örnek, Türkiye Büyük Millet Meclisine örnek, yasama organında bir kanun geçirdik." diyeceksek bu konularda, birçok maddede oturup karşılıklı müzakere edip uzlaşmamız lazım. Öyle olursa evet, bir hüsnüniyet, samimiyet testi olur hepimiz açısından da.

Şimdi, bu Çevre Ajansı Avrupa'da var, Avrupa Çevre Ajansı. Biz baktık Avrupa Çevre Ajansının görevine, diyor ki: "Görevimiz, çevre hakkında doğru ve bağımsız bilgi sunmak..." Yani siyasi otoriteden bağımsız, sadece siyasi otoritenin etkisinde olan bilgi bağımsız bilgi değildir. "Çevre politikası geliştirme, benimseme, uygulama ve değerlendirme, çevrenin iyileştirilmesi, çevresel hususların ekonomik politikalarla bütünleştirilmesi ve sürdürülebilirliğe geçiş hakkında bilgilendirilmiş kararlar almalarına yardımcı olmak. Alanında çalışanların yanı sıra halkın geneli için de başlıca bilgi kaynaklarından biriyiz." demiş Avrupa Çevre Ajansı. Ajansta bilimsel komite var. Şimdi getirilen teklifte ne var? Bakan, yönetim ve danışma kurullarına atadığı isimleri isterse üç yılda görevden alıyor. Yani, bir bilim adamını atadınız, ezkaza Çevre Bakanlığıyla çelişti bir konuda "Ya, yanlış yapıyorsunuz." dedi. Mesela, ÇED konusunda yaptığınız gibi, ısrarla. Burada çıkarttırdık geçen kanun teklifinden, yine geri gelmiş. Yani, uzlaşma da aslında bir uzlaşma değil. Hangi baskı grupları, hangi lobiler, hangi maden şirketleri bastırıyorsa bu ÇED'le ilgili mevzuyu... Ya geçen çektik bunu, konuştuk, yanlış dedik şimdi tekrar gelmiş. Dolayısıyla, buradaki kurulan ajans Avrupa Çevre Ajansı gibi bir ajans değil. Sadece, siz, amacınızda, çevrenin korunması ve yeşil alanların korunmasından bahsediyorsunuz. Maddenin içeriğine bakıyoruz, depozito sistemi dışında bir şey yok. Biz depozito sistemine karşı değiliz. Doğru şekilde bir depozito sistemi olmalı. Biz de o örnekleri biliyoruz, biz de o sivil toplum kuruluşlarıyla görüşüyoruz ama sizin kurduğunuz kurum tamamen Bakanın denetiminde, onun otoritesi altında, bağımsız davranamayacak, yüksek ücretlerle -ben tahmin ediyorum ki eski milletvekilleri arkadaşlarımızın da yer alacağı, çünkü genel olarak öyle oluyor görevlendirme- yeni bir kurum yaratılmış. Denetimi yok, Bakanlığın denetimi ajansa devredilmiş. Kamu mu, özel mi, kamu-özel işbirliği mi belli değil. Dolayısıyla, tüm bu açılardan bu kanun teklifine dışarıdan baktığınızda esas itibariyle paket güzel, paketin içini açtığınızda maalesef çok yanlışlar var. O yanlışları maddelere geçtiğimizde madde madde söyleyeceğiz.

Burada bizim Anayasa hukukçusu hocamız var. İbrahim Hocam, burada mısınız hâlâ? Komisyon üyemiz değil ancak Anayasa'yla ilgili -çünkü öncelikli, usul açısından görüşülmesi gereken bir konu olduğu için- Anayasa'ya aykırılıkla ilgili beni tamamlayıcı, detaylayıcı bilgi verecek izninizle Sayın Başkan.