| Komisyon Adı | : | SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU |
| Konu | : | İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu ile 88 milletvekilinin Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3116) (Alt komisyon metni) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 20 .10.2020 |
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, Sayın Bakan Yardımcısı, sayın milletvekilleri, değerli bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
İstanbul Milletvekili Markar Eseyan'a Allah'tan rahmet, ailesine de sabır ve başsağlığı diliyorum.
BAŞKAN MUSTAFA ELİTAŞ - Teşekkür ediyoruz.
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Geçen hafta, tabii, 13 Ekim 2020'de Alt Komisyonda dört başı mamur bir şekilde tartışmaya çalıştık bu kanun teklifini, değişiklik yapılmasına dair kanun teklifini tartıştık ama tabii, oy üstünlüğü nedeniyle mevcut hâliyle, çok büyük değişiklikler olmadan Alt Komisyondan üst Komisyona havale oldu.
Tabii, burada getirdiğimiz eleştiriler elbette ki insanlık mirası olan doğal kaynaklarımızın ülkemiz yararına, verimli, doğayla, çevreyle uyumlu, kamu yararı güden ve öznesi insan ve vatandaş olan bir şekilde kanunların çıkarılması üzerine görüş bildirmek üzere ve bu doğrultuda kanunların oluşturulmasıyla ilgili eleştiriler getiriyoruz.
Şimdi, değerli milletvekilleri, pek çok vekilimizin de ifade ettiği gibi, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nda 1 madde, 3213 sayılı Maden Kanunu'nda 4 madde, 4646 sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunu'nda 4 madde, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nda 2 madde, 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun'da 12 madde, 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu'nda 5 madde, 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'da 1 madde, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nda da 15 madde olmak üzere her biri ayrı uzmanlık konusu olan tam 8 ayrı kanunu ilgilendiren -tekrar ediyoruz ama tekrarda fayda var diye düşünüyorum- her biri ayrı uzmanlık konusu olan, 4'ü temel kanun olmak üzere bu 8 ayrı kanunu ilgilendiren kanun teklifi yine bir torba kanun mantığıyla karşımıza getirildi yani yeniden bir torba teklif görüşüyoruz ne yazık ki.
Kuşkusuz ki yasalar günün ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde değiştirilebilir, elbette düzenlenebilir ama sadece Maden Kanunu'na baktığımız zaman, cumhuriyetin kurulduğu tarihten 2004'e kadar 3 kez köklü değişiklik yapılmış olmasına rağmen 2004'ten günümüze kadar yani AKP iktidarı döneminde Maden Kanunu'nda tam 20 kez değişiklik yapılmış ancak buna rağmen ne sektörün sorunları çözülmüş ne de çalışanların; bu düzenlemeler ne gayrisafi millî hasılanın artmasına sebep olmuş ne de piyasa koşullarının sorununu, sektörün sorununu çözmeye fayda getirmiştir; ne iş kazalarını ne iş cinayetlerini ne de çevre katliamlarını önlemiştir.
Bakın, şu anda dışarıda Soma işçileri "Açız!" diye bağırırken biz maalesef, burada şirketlerin durumlarını iyileştirmek için kanun taslaklarını görüşüyoruz. Öznesi insan olmalı, öznesi vatandaş olmalı bu kanunların.
İlgili kurumların, sektör temsilcilerinin, üniversitelerin, meslek odalarının, sendikaların, çevreci kuruluşların -her seferinde söylüyoruz- hatta maden çalışanlarının taraf olduğu ve bu konunun muhatabı olan tüm bileşenlerin bir araya gelerek uluslararası bilimsel normlar, endüstriyel teknik ve pratikte doğaya, çevreye duyarlı, ülke ve toplum yararına, sağlıklı, gelecek kuşakların da ihtiyaçları göz önünde bulundurulacak şekilde sürdürülebilir ve öngörülebilir, uzun süre ihtiyaçlara cevap verebilecek bir yasanın hazırlanması mümkündür ama ne yazık ki tercihler Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı tarafından bu yönde uygulanmıyor. Sadece günün ihtiyaçlarına cevap veren, 7-8 kanunu ilgilendiren maddelerin bir torbaya konularak sunulması maalesef palyatif bir çözümdür. Her kanunun ayrı ayrı -yeniden söylüyorum- incelenmesi gereklidir.
Elbette madenler uygarlıklara yön veren ve uygarlıklara da ismini veren, milyonlarca yılda oluşmuş ve oradan çıkarıldıklarında yerine konulamayan, son derece önemli kaynaklar arkadaşlar. Madenlerin aranması, haritalanması, rezerv hesabının yapılması, çıkarılıp çevreyi ve doğayı koruyarak işletilmesi ve uç ürün olarak insanlık yararına sunulması gerekmektedir ama ne yazık ki bu yapılmıyor. Madenlerin verimli kullanımı büyük önem arz etmekteyken yani milyonlarca yılda oluşmuş, yenilenemeyen bu kaynakların ülkemizde sömürü ve talandan uzak bir politikayla işletilmesi gerekirken maalesef, bu uygulanmıyor ve neredeyse her beş altı ayda bir yeniden bir revize kanunla gündeme gelmekte bu kanun maalesef.
Evet, insanlık yararına sunulmasına, daha önemlisi bu kaynakların sömürülmesine ve talan edilmesine karşı durmak son derece önemli. Tabii, çevre olgusunun yadsınamayacağı, çevreyle uyumlu, doğayla uyumlu ve bu kadar çevre duyarlılığının da fazla olduğu bir süreçte ne yazık ki burada daha önceki maden kanunları görüşülürken defalarca redevans sözleşmesi verilerek madenlerin bütünlüklü olarak işletilmesinin önüne geçilmiştir. Bu neyi beraberinde getirmiştir? Tıpkı yamalı bohçaya dönen, böl-parçala-yönet yani Türkiye Kömür İşletmelerindeki kömürlere redevans sözleşmesi vererek -bu sözleşmeler bölük pörçük verilmiş- o madenin bütünlüklü, rantabl işletilmesinin, çıkarılmasının önüne engel gelmiştir.
Bakın, bugün madenlerde iş kazalarının olmasının en önemli sebeplerinden biri, bu redevans sistemidir. Redevans sistemi, aynı zamanda taşeronlaşmayı da beraberinde getirmektedir. Bu redevans sisteminden sonra iş güvenliği, işçi güvenliği, bunlarla ilgili sorunlar had safhaya çıktı. Bütünlüklü olarak işletilmesi gerekirken, gelecekte nelerin olabileceğinin öngörülebileceği bütünlüklü kömür havzasının işletilmesi gerekirken ya da herhangi bir maden havzasının işletilmesi gerekirken maalesef, tıpkı bir çürük dişin yerinden sökülmesi gibi oyuklar oluşturulmuş. Sayın Vekilimiz de az önce... Yukarıdan, uçaktan bakıldığında maden alanlarının lekeler şeklinde işletildiğini görmekteyiz.
Evet, genel olarak bakıldığında, ülkemiz madencilik sektörünün istenilen düzeyde gelişmemiş olmasının nedeni sadece yürürlükte olan mevzuatla açıklanamaz arkadaşlar. Yönetim yapılarındaki verimsizlik, liyakatsizlik, yozlaşma, yolsuzluk, uluslararası finans kuruluşlarının güdümündeki politikaların olması, planlama mantığının dışlanmış olması, ulusal bir bilim ve teknoloji politikamızın olmayışı gibi etkenler de ne yazık ki sağlıklı bir maden politikasının oluşmamasının önündeki en büyük engellerdir.
Yine, benzer şekilde yenilenebilir, elektrik enerjisi üretiminden kültür balıkçılığına kadar pek çok alanda kullanılmakta olan jeotermal enerji maalesef, ülkemizde mevzuat, idari ve teknik yönden yaşanan sorunlar, yanlış ruhsatlandırma, aşırı çekim, enjeksiyon, suyun ısısını korumaya dönük reenjeksiyon gibi işlemlerin yapılamaması, denetimlerin yeterli olmaması gibi nedenlerle çevreye zararlı hâle getirilmiştir. 5686 sayılı Kanun, temel kanun olarak tek başına sorunların masaya yatırılarak tüm bileşenlerin yine bir araya geldiği şekilde hazırlanmasını zorunlu hâle getirmişken biz yine birkaç maddede ne yazık ki değişiklikler yapıyoruz, bütünlüklü yasal bir çalışma yapmıyoruz; ihtiyaca cevap veren, hem sektörün hem çalışanların hem de ülkenin enerji açığının karşılanmasına dönük bütünlüklü yasalar yapmıyoruz. Bu, bizim sorumluluğumuzdur; tarih not ediyor arkadaşlar.
Yine, ülkemizin enerjide yüzde 72,6 oranında dışa bağımlı olmasından yola çıkarsak fosil enerji bağımlılığını ve dışa bağımlılığı azaltmak amacı ile HES, RES, biyokütle, GES satın alma garantisi ve yerli aksam kullanımı için teşvikler verilmektedir. Ülkenin yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi elbette tarafımızdan da olumlu karşılanmakta ancak görüşülen teklifte vatandaşın yükü artarken, bazı firmalara devlet bütçesinden desteğin yanı sıra, muafiyet, süre uzatımı, vergi avantajı gibi adeta adrese teslim maddeler getirilmektedir. Yani yasa teklifinde, şirketlerin çıkarı var ancak vatandaşın çıkarı yoktur. Getirilen teklifle bürokrasiden kurtaran, etkin olma, verimli olma, basitleştirme, çabuklaştırma gibi gerekçeler öne sürülmekte ama ne yazık ki denetim mekanizmasının gevşetildiği, cezaların caydırıcılıktan uzaklaşıp ödül hâline getirildiği, süre uzatımları verildiği düzenlemeler göze çarpmakta, kamu yararı ise göz ardı edilmektedir. Vatandaşa gösterilmeyen bu hoşgörü, maden ve enerji şirketlerine neden gösteriliyor diye burada sormak istiyoruz.
Maden Yasası, Doğal Gaz Yasası, Elektrik Piyasası Kanunu, Kamu İhale Kanunu gibi farklı, ayrı ayrı incelenmesi gereken kanunların bir araya getirilerek torba kanun mantığıyla sunulması ne hukuk devletine ne anayasanın kanunilik ilkesine uymaktadır. Öyle bir şekilde hazırlanmış ki bu kanun, sanki "Ne yapsak da şirketlerin önünü açsak, işini kolaylaştırsak?" mantığıyla hazırlanmış. Devlet denetimden ve vergiden vazgeçmiş, ayrıca tüketicilere yani vatandaşa somut bir yarar da getirmediği görülmektedir. Vatandaşın bu kanunda yararı nerededir? Doğrusu, bunu dinlemek isteriz kanun hazırlayıcılardan. Sanki bazı şirketlerin ihtiyaçlarını karşılamaya dönük, adrese teslim maddeler görmekteyiz.
1'inci maddede, yurt dışında kurulan şirketlere mal varlığının devrinde KDV'yi kaldırıyor.
2'nci maddede, "Borcu yoktur" istenmemesi kamu yararına aykırı bir durumdur. Devlet "Borcunu öde de gel." diyemeyecek yani ama vatandaşa böyle bir şey söylenebiliyor mu? Şirketlere bu söyleniyor ama vatandaşa maalesef bu kolaylık sağlanmıyor.
Yine 3'üncü maddede, Bakana ruhsat bitmiş olmasına rağmen on iki ay süre uzatımı yetkisi... Yine, bu maddenin hukuksuz olduğunu alt Komisyonda da söylemiştim, burada da tekrar ediyorum çünkü bu, diğer bakanlıkların da bu hukuksuz uygulamayı yapmasının önünü açacak bir uygulamadır. Hukuk devletinde de olmaması gereken bir durumdur; kesinlikle bu maddenin de çekilmesi gerekmektedir.
4'üncü maddede, redevans sözleşmesi yapıldığında taahhütlere uymak koşuluyla işleten firmadan hiçbir belge istenmeyecek. Zaten kâğıt üzerinde yapılan denetim tümüyle ortadan kalkacak. Az önce de ifade ettim Türkiye Kömür İşletmeleri gibi kömür alanlarının bütünlüklü olarak işletilmesinin önünü kapatan bir uygulama olan bu redevans sözleşmesi hem taşeronluğu teşvik ediyor hem de birtakım ayrıcalıklar getirerek tamamen ruhsat ve çalışma izni alamayan bazı firmalara kolaylık sağlayan bir hüküm getiriyor.
5'inci maddede, madencilikte "mücavir alan" kavramı alt Komisyonda da muğlak bir kavram olarak bence izah edilemedi; hâlâ da izah gerektiren bir konu mücavir alan. Hani imar planlarında, mücavir alanı anlayabiliriz ama ruhsat alanını taşmak ve bunu da tedbirsizlik ve dikkatsizlik kavramlarının altına sığdırmak bence kanunla uyumlu olmayan bir şeydir. Bunun mutlaka gözden geçirilmesi gerekir diye düşünüyorum. Muğlaklık vardır burada.
TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - AK PARTİ'li milletvekilleri de ikna olmadı.
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - İkna olmadılar, ben de biliyorum ikna olmadıklarını. Orada bir muğlaklık var yani bu, kavram nasıl konulabilir? "Tedbirsizlik ve dikkatsizlik." Neye göre, kime göre tedbirsizlik ve dikkatsizlik?
Evet yine, 7'nci madde, doğal gaz ülkemizde boru hatları ile taşınırken kara yoluyla taşınmasına izin veriliyor. Bu tehlikeli yükün tabii kara yoluyla taşınmasının kentlerin güvenliğini tehdit ettiği söylemiştik yine aynı düşünceyi tekrar ediyorum. Ekonomik olarak da ben şeyi kabul edemiyorum: Engebeli arazi, oraya boru döşeyemiyoruz, ondan dolayı ulaştıramıyoruz. Teknolojinin bu kadar geliştiği 21'inci yüzyılda, iş makinelerinin bu kadar kapasiteyle iş yapabildiği bir ortamda bence her yere boru döşenebilir. İlk yatırım maliyeti yüksektir -İller Bankasında çalışan, altyapıda da görevli bir mühendis olarak- her zaman cazibeyle gelen suyun, boruyla getirilebilen suyun, terfiyle aktarılan sudan daha ucuz olduğu ortadadır, bu bir mühendislik kavramıdır zaten; o nedenle, taşıma değil, boruyla aktarılması -ilk yatırım maliyeti yüksektir belki ama- taşımadan her zaman daha ucuzdur. Bu maddede de doğrusu böyle bir şerhimiz var.
Yine 9'uncu maddede, Doğal Gaz Piyasası Kanunu'na ek madde, şirketlerin, altı ay içinde yurt dışındaki şirketlerin... Bu, 1'inci maddeyle de ilintili yani Kamu İhale Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, nakdi sermaye ve kanuni yedek akçeye ilişkin tüm mevzuat ve düzenlemelerden muaf olacak buraya gelen şirketler. Bu da hem eşitlik ilkesine aykırılık hem de hukuk devletine aykırılık teşkil eden bir maddedir. Yani gerçekten skandal bir madde olarak düşünüyorum 9'uncu maddeyi. Tamamen çıkarılması gerektiğini burada ifade etmek istiyorum.
Yine 12'nci ve 22'nci maddelerde "YEK Destekleme Mekanizması, şirketlere dolar üzerinden veriyor." ifadesinde "veya"dan sonra "dolarla desteğin" maddeden tümüyle çıkarılması gerekmekte. Yine tanımlar kısmında, "atık lastiklerin işlenmesi" tanımlardan çıkarılmalı çünkü sizlerin de takdir ettiği gibi, tamamen doğada çürüyebilen atıkların biyoenerji kapsamına alınması gerekiyor. Bu lastikler, bildiğiniz gibi, petrol türevi bir üründür ve onun biyoatık kavramına alınmayacağı açıktır. Dünyada hiçbir literatürde bu "lastik" kavramı "biyoenerji" kavramı içerisinde tanımlanamaz. Burada da bir eksiklik olduğunu ve düzeltme gerekliliği olduğunu söylemek istiyorum.
Yine, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı zaten KİK'in dışındaydı, BOTAŞ da KİK dışına çıkarılarak kamu denetimi ortadan kaldırılıyor.
Yine, bildiğiniz gibi, Kamu İhale Kurumunda -daha önceki alt komisyonda da ifade ettim- 190 kez değişiklik yapılmış, 190 kez delinmiş bu Kamu İhale Yasası; şimdi de bu düzenlemeyle 2 kez daha bu değişikliği yapıyoruz.
10'uncu maddede tüm gaz ithalatı KİK dışına çıkarılıyor, böylece kamu denetimi dışına çıkıyor. Gaz ithalatımız zaten çok pahalı, bir de denetim dışına çıkınca, kamu denetimi ortadan kalkınca bunun daha da denetlenemez ve pahalı hâle geleceği ortadadır.
Yine, 37'nci madde EPDK ve TEDAŞ'a tek başına kamulaştırma yetkisi veriyor. "Maliye Bakanlığının bu konuda görüşü alınmış mıdır?" diye sormak isteriz. Yani Maliye denetiminden uzak bir kamulaştırma doğru mudur? Bunun cevaplanması gerekiyor.
Yine, 40'ıncı maddede hem ulusal tarife, kayıp kaçak önlenmesine yönelik hem de Cumhurbaşkanına verilen uzatma yetkisi hukuk devletiyle bağdaşmayan bir durumdur. Zaten 2014 yılında, biliyorsunuz, buna ilişkin mahkeme kararı olmasına rağmen, düzgün ve dürüst olarak ödeyen, ödemesini düzgün yapan kişilerin on yıl daha cezalandırılması söz konusu arkadaşlar burada. Yani kamu yararı gütmesi gerekirken vatandaşa değil, şirketlere ayrıcalık sağlayan; böyle, hırsızlık yapanın cezalandırılması gerekirken sağlıklı ve düzenli ödeme yapan kişilerin âdeta on yıl daha cezalandırılacağı bir sistem, vicdanları yaralayacaktır. Bunun da mutlaka düzeltilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Ben, işin doğrusu, kanunun 1, 2, 3, 4, 10, 11, 12, 19, 22, 26, 35, 37 ve 40'ıncı maddeleri sorunlu olduğu için bu taslağın tamamen çekilerek, bu ana kanun maddelerinin her birinin ayrı ayrı görüşülerek kamunun, toplum yararının gözetildiği bir şekilde, tüm bileşenlerin bir araya gelerek çıkarıldığı bir taslağın ayrı ayrı buraya sunulması gerektiğini düşünüyorum. Bu hâliyle kanun teklifinin tamamen çekilerek her bir maddenin temel kanun olarak ayrı ayrı görüşülmesi gerektiğini düşünüyorum.
Teşekkür ederim.