KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli üyeler, değerli bürokratlar, değerli davetliler; daha önce "varlık barışı" diye, sevimli bir ifadeyle kamuoyuna takdim edilmeye çalışılan bu tür düzenlemeler, cumhuriyet tarihi boyunca rastlanmayacak kadar çok ve görülmeyecek kadar sık Meclise gelmekte, yasa olarak çıkmakta ve sonra da uygulanmaktadır. Yasa, şeffaf bir şekilde Meclisten geçiyor ama ne yasanın görüşmeleri sırasında ne de uygulamalar sırasında; bu düzenlemeden neler elde ettik, Türkiye'ye gelen para ne kadardır, Bu paraların kaynağı nedir, ne değildir, hiçbir bilgimiz olmuyor. Ben, sayısını unuttum kaç kere düzenleme yapıldığının ama sayın milletvekilim "6 kez" dedi. Bu 6 kez, doğru mudur onu da onaylatmak isterim. Yani, ne demektir bu? Deminden beri 3 kuruş fazla vergi alabilmek için veya vergiyi 3 kuruş indirip piyasayı canlandırmaya yönelik teşvik yapabilmek için çaba harcıyoruz, sonra bir madde geliyor aynı paketin içerisinde bütün vergi sistemini altüst ediyor; yasal olmayan hem yıllarca 1 kuruş vergi ödenmeden elde edilmiş devasa paralar bir maddeyle hem legalleşiyor, yasadışılığı ortadan kaldırılıyor hem de tek bir kuruş vergi alınmadan güvenceli hâle getiriliyor. Alın terini, ömrünü ailesinin nafakası için harcayan insanların peşine Maliye düşüyor; çoğu vergi borcunu ödeyemediğinden batıyor, çoluk çocuğu aç kalıyor, sefil kalıyor, biz burada sadece uluslararası düzeyde büyük refah paylaşımı içerisinde olan insanların keyfini ve rahatını sağlamak için madde düzenlemeye kalkıyoruz. Tabii, böyle bir düzenlemeyi biz yapıyoruz anlamında demiyorum ama bu teklifi buraya getirenlerin, burada savunanların, bunun hiç kabul edilebilir bir şey olmadığını bilmeleri lazım. Buna benzer, kara parayı bile legalleştiren bir düzenleme hangi ülkede üst üste 6 kez yapılmıştır bana bir söyleyin bakayım. Dünyanın tek örneğiyiz ya, başka bir örneği varsa bana söyleyin. Hangi ülkelerde bu iş böyle üst üste yapılıyor? Bu iş üst üste yapıldığı zaman, bu bir kural hâline geliyor, bu bir istisna olmaktan çıkıyor. Şu anda bir istisna görüşmüyoruz ki biz, Hükûmetin kural hâline getirdiği bir şeyi konuşuyoruz ve bunun kabul edilebilir bir tarafı yok. Hiçbir medeni, demokratik ülkede vatandaşın gözüne baka baka böyle bir düzenlemeyi hiçbir siyasi iktidar gerçekleştiremez. Ama bu nasıl birikir? Böylesine bir hukuku, mantığı, yasallığı olmayan; helal kazanç elde etmeyi, legal, resmî vergisi ödenmiş kazançla insanları yaşamayı teşvik etmeyen, ortadan kaldıran, toplumsal ahlakı da çürüten böyle bir şey neyin sonucu olabilir? Bunu çözümlemek zorundayız. Bu yasaları düzenleyen biziz. Mekanizmalar nasıl işliyor, nasıl işliyor olabilir? Bunu konuşmak lazım, açık yüreklilikle konuşmak lazım. Mesela bir senaryo ben kurayım, bu senaryoya göre yönetici sınıf ve bu yönetici sınıfın elde ettiği gayrimeşru kazançlar, yolsuzluk, kara para, bizim hayal edemeyeceğimiz kaynaklardan elde ettikleri ama meşru olmayan, legal olmayan, yasal olmayan paralar. Dünya buna önem veriyor. Niye önem veriyor? İşte, "Yolsuzluk algısı ülkelerde nedir acaba?" diye uluslararası çalışmalar yapılıyor ve şeffaflık endeksleri yayınlanıyor. Yönetici sınıfın kara paraya yönelmesi, yolsuzluğa yönelmesi, kanuni olmayan kaynaklara ve servet birikimine yönelmesi, tekasür merakı peşinde koşması -Kur'an'ın ifadesiyle- toplumu da çürüten bir şeydir. Yönetici sınıf bir ülkede etik değerler oluşturur toplumda. Toplumu da çürüten bir şeydir ama yönetici sınıfın böylesine bir çarkla zenginleşmesi ve bunun sürekli bir birikim hâline gelmesi yeni bir refleksi ortaya çıkarır bu yönetici sınıfta. Nedir o ortaya çıkan yeni refleks? Yolsuzluklar arttığı takdirde o ülkede saydamlık kalmaz, hesap verebilirlik kalmaz. Yani bu mekanizmanın gayrimeşru kazançların yönetici sınıfın da içerisinde olduğu bir çarkla dönüyor olması o ülkede kamu gelirlerinin harcanmasının, kamu harcamalarının nereye yapıldığının bilinmemesine çaba harcayan bir yönetici sınıfı ortaya çıkarır yani saydamlık kalmaz ülkede, şeffaflık kalmaz, hesap verebilirlik kalmaz. Bunu nasıl sağlar? Bunu değişik mekanizmalarla sağlar. Birincisi, yasaklar koyar, hele yargıyı da eline geçirdiyse yargıyı sopa gibi kullanmaya başlar, eleştirilere tahammül edemez, birtakım gizlediği şeyleri açığa çıkarmaya çalışan gazetecilere, aydınlara, politikacılara tahammülü kalmaz ve topyekûn baskıcı bir yönetim tarzına doğru gelişir ülkedeki yönetim tarzı. Bu son derece önemli çünkü kara para biriktiği zaman onu korumaya almak için buna ihtiyacı var ama iş burada da kalmaz, nereye doğru evrilir? Saydamlık ve hesap verebilirliğin yok olması ise ülkedeki mevcut yönetici sınıfın daha fazla yolsuzluk, daha fazla kara parayla beslenme alanını genişletir yani zincirleme etki tepki, birbirini besleyen ve doğuran yeni bir yönetim tarzı ortaya çıkar. Bu büyüdükçe, bu çabaların parçası olarak büyüdükçe saydamlık ve hesap verebilirliğin yok olması ise ülkedeki yönetici sınıfa uzanan yolsuzluk ve kara para miktarını da tekrar daha devasa boyutlarda beslemeye başlar. Zincirleme gider bu ve sonra, yönetici sınıfın elindeki yasa dışı paranın artması ise bir yandan saydamlığı ve hesap verebilirliği tamamen ortadan kaldırma çabalarını artırırken, diğer taraftan elindeki kaynakları legalleştirmesi için çaba harcamasını da artırır. Biriken devasa gayrimeşru bir kazanç varsa ülkeye hâkim yönetici sınıf onun legalleşmesi için çaba harcar. Bu, doğrudan doğruya insanın normal fıtratına uygun bir gelişme sürecidir; sosyolojik, psikolojik bir gelişme sürecidir. İsterseniz bu mekanizmayı, Komisyon olarak güvendiğiniz sosyologları, psikologları oturtalım şuraya bu konuyu bir tartışma konusu hâline getirelim, bir analiz konusu hâline getirelim. Legalleşme çabası arar. E, legalleşmeyi sağlayabilmesi için iki şeye ihtiyacı vardır bu yönetici sınıfın. Nedir o iki şey? Birincisi: Devlet gücünü kullanarak bir düzenleme yapma ihtiyacı çünkü legalleşmeye ihtiyacı var. Bir çanta para değildir o; bu, taşınamayacak kadar, banka hesaplarına sığmayacak kadar, banka dışı yerlerde tutulamayacak kadar veya gayrimenkulden borsa araçlarına varıncaya kadar diğer tasarruf araçları, oralarda dahi taşınamayacak boyutlarda büyümüş bir hadisedir.

OTURUM BAŞKANI ABULLAH NEJAT KOÇER - Sayın Şener, lütfen tamamlar mısınız.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bunun sağlanması için devlet gücünün kullanılarak legalleştirilmesine ihtiyaç vardır ama bu da yeterli değil. Bu legalleştirmenin sağlanabilmesi için kamuoyunun da ikna edilmesi lazımdır. Yani kamuoyunun sessizliği için, ikna edilmesi için veya gözüne batıp tepki göstermemesi için uygun ortama ihtiyaç vardır, uygun. Bu sefer yönetici sınıf o uygun ortam için mücadele etmeye başlar; legalleştirme çabası en temel dürtüsü çünkü. O "uygun ortam" dediğimiz şeyse krizlerdir, ekonomik krizlerdir. "Millet derdine düşmüşken krizi fırsata çevirme." dediğiniz şey de budur zaten.

OTURUM BAŞKANI ABULLAH NEJAT KOÇER - Evet, Sayın Şener...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ve bunun neticesinde, bir taraftan yolsuzlukların devasa boyutlara ulaşması, saydamlığın, şeffaflığın ortadan kalkması, demokratik bir düzende olmayacak baskıcı bir düzenin ortaya çıkması, arkasından legalleştirme çabaları, bunun için uygun ortam arama çabaları ve krizleri besleme ve kriz sevici bir iktidar yapısının ortaya çıkması. Bu, korkunç bir şeydir ve bundan daha tehlikelisi var. Böyle bir ortamda devlet, doğrudan doğruya mafya devletine dönüşür. Türkçeye pek tercüme edildi mi bilmiyorum, yabancı kaynaklarda bu mafya devleti kavramı çok yaygın olarak kitaplaştırılmıştır, akademik çevrelerde tartışılan bir hadisedir.

Şimdi, şu yaptığımız düzenlemenin ülkenin yapısına, devlet düzenine, sosyal ortamına ne büyük bir darbe ve ihanet olduğu ortadadır. Biz, bunun peşine niye düşüyoruz? Bunun peşine düşmenin ve bu düzenlemeyi yapmanın gerekliliğini bana anlatın, ikna edin.