KOMİSYON KONUŞMASI

LALE KARABIYIK (Bursa) - Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, Sayın YÖK Başkanı, değerli milletvekilleri; öncelikle hayırlı olması dileklerimle sözlerime başlamak istiyorum. Tabii, bir ülkenin eğitim sisteminin ne kadar önemli olduğunu burada anlatmama hiç gerek yok. Ben nitel ve nicel değerlendirmelerde bulunacağım ama önce biraz bütçe rakamlarına değinmek istiyorum tabii ki. Şimdi, değerli milletvekilleri, rakamlar incelendiğinde Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin son beş yılda merkezî yönetim bütçesi içerisinde, böyle, her yıl yüzde 12, yüzde 13 oranında azalma eğilimine girdiğini görüyoruz. Yine Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranının 2014 yılında 3,19 iken 2021 yılında yüzde 2,6'ya gerilediği burada aşikâr. Bakanlık bütçesinin -tabii hemen ifade edeceğim, parantez içinde, ben Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi ile YÖK bütçesini ayırarak burada ifade ediyorum, YÖK'ü ayrıca değerlendireceğim- merkezî bütçe içindeki payı 2015'te yüzde 13,11'ken 10,91'lere gerilemiş olduğu da gözümüze çarpmakta. Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidara geldiği 2002 yılında Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin eğitim yatırımlarına ayırdığı pay yüzde 17,18'miş ama 2020 yılı itibarıyla yüzde 4,65'e gerilemiş idi, 2021 yılında ise yüzde 7,69'a çıktığı öngörülüyor ama bu yeterli değildir, hedeflerinizi karşılamayacağını ifade etmek isterim her şeyden önce.

Yine -Millî Eğitim Bakanlığını ben ayırarak söylediğimi ifade etmiştim, rakamlarda kargaşa olmasın- Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden mal ve hizmet alımı için 11 milyar 656 milyon, Cumhurbaşkanlığı bütçesinden ise 2 milyar 307 milyon lira kaynak ayırılmış görünüyor. 54.715 okula ayrılan bütçenin beşte 1'inin sadece Cumhurbaşkanlığına ayrılması maalesef düşündürücüdür, bunun da altını çizmek isterim.

Diğer taraftan MEB merkezî bütçeden en fazla payı alan bir Bakanlık gibi görünse de zaten bildiğimiz gibi yüzde 81'i personel gideri ve SGK primi giderlerine gitmekte, geri kalan kısmı yatırımlara ayrılacak ama bunun yetersiz olması da birtakım sorumlulukların yerine getirilememesi anlamındadır. Mesela ikili eğitimin sonlandırılabilmesi, okullaşma oranlarının artırılması, eğitimin niteliğinin geliştirilmesi ve bunun gibi hedefler için daha çok kaynak ayrılmalıydı demeyi bir görev biliyorum. Her bakan döneminde yapılan dersliklerin bu dönem yapılmadığını düşünüyorum. Yine bunları, bazılarını sorularda gündeme getireceğim.

Değerli milletvekilleri, şöyle bir durum söz konusu: Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin merkezî yönetim bütçesi içindeki payının sürekli azalıyor olması, bu defa, bir ilişki kurarsak ailelerin eğitim harcamalarının artmasına sebep oluyor. Şöyle ifade edeyim: En yoksul yüzde 20'lik kesimin yaptığı eğitim harcaması 579 milyon iken en zengin yüzde 20'lik kesim 18 milyar 445 milyon lira daha iyi eğitim almak için aileler daha çok harcamak zorunda kalıyor ve en zengin kesim ile en yoksul kesim arasında 32 kat fark var. Yani bu da eğitimdeki eşitsizliğin önemli bir göstergesi. MEB'e bütçe ayrılmadıkça bu kat kat daha artıyor eğitimdeki eşitsizlikler anlamında.

Değerli milletvekilleri, 2002 yılından bu yana 7'nci Bakan dönemindeyiz. Eğitim sistemi on sekiz yılda, gerçekten kabul edelim ki kötü durumda. Memnuniyetsizlikler var; veliler, öğrenciler, öğretmenler, paydaşlar mutsuz. İstihdam edenler eğitimi yetersiz buluyor "İstihdam yeterli olmuyor." diyorlar. Peki, sorun nerede? Şimdi, eğitimde amaç, özellikle... Değerli milletvekilleri, düşünelim, son yıllarda gelecek nesilleri ideolojik olarak şekillendirme hedefi, çocukların maksimum yararı hedefinin önüne geçtiğinden bu yana, eğitim siyasetin arka bahçesi olduktan sonra eğitim sisteminde her geçen gün bir kaybı, olumsuzluğu daha fazla görmeye başladık; bunu kabul edelim. Şimdi, bir Bakan gelir, dik yazıdan eğik yazıya geçer, eğitim programlarını değiştirir; bir Bakan gelir, 4+4 sistemine geçer sorgusuz sualsiz eğitimci bile olmayanların teklifiyle; ulusal bayramların statlarda kutlanmasını yasaklar, Kur'an kurslarının MEB tarafından denetimi görevine son verilir; sonra başka bir Bakan gelir, öğrenci andını kaldırır, proje okulu uygulamasına geçer, eğitimde isim yapmış okullara el atılır, onlar şöyle bir dağıtılır, teftiş sisteminde sayısız değişiklik yapılır, bu arada ders denetimi kaldırılır; yine başka bir Bakan gelir, sözleşmeli öğretmenlik uygulamasını getirir, sonra aynı dönemde haydi tekrar öğretim programları bir daha değişir, vakıf ve derneklerle protokoller imzalanır, haydi tekrar eğik yazıdan bu defa dik yazıya geçilir; bu kadar sakıncası görülmüşken -Karaman, Aladağlar yaşanmışken- ortaokul düzeyinde özel yurt açılması için yasal düzenleme yapılır; Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği yayınlanır, vakıflara daha çok paye vermek ve alanlarını genişletmek için; defalarca sınav sistemi değiştirilir, OKS'ler, TEOG'lar, LYS'ler ve yine tekrar Bakan değişir, önce altmış aylık okula başlayan çocuklar tekrar altmış dokuz aya yükseltilir, yine Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği değiştirilir, vakıf ve cemaatlere, derneklere okulların kapısı daha da sonuna kadar açılır, Millî Eğitim Bakanlığı ile TÜGVA arasında süresiz protokol imzalanır. Bunları ya Bakanlar yapar ya saray getirir, sarayda ayrı bir komisyon, ayrıca bakanlık... Bunlar, millî eğitim politikasızlığının birtakım sıkıntıları, Millî Eğitim Bakanlığının ve sarayın bu konuda yürüttüğü siyasetin yanlışlığı. "Eğitim şûrası" deriz yapılmaz, paydaşların görüşleri maalesef alınmaz. Eğitim öğretim programı yapılır, yapılırken sürekli iyileştirme amacıyla yapılır ama "Görüş aldık." denir alınmaz aslında ya da göstermelik görüş alınır. Niye bunu söylüyorum? Görüşler daha toplanmadan kitaplar basılır çünkü, bunu çok yaşadık, şahit olduk.

Şimdi, şöyle devam etmek istiyorum: 4+4+4 sisteminin sonucu ne olmuştur? Görülmüştür ki bu yıl LYS'ye giren ilk mezun, o altmış aylık çocuklarımızın ortalama başarısı düşmüştür, yani ortalamada yüzde 17 oranında başarılarının düştüğünü görüyoruz bu çocuklarımızın ve yine 4+4+4 sisteminin bir başka sonucu ne olmuştur? 4+4+4 sistemi okullaşma oranını maalesef düşürmüştür. İlkokul düzeyinde yüzde 97,67'den şimdi yüzde 93,62'lere, ortaokul düzeyinde ise yüzde 98'lerden yüzde 95 küsurlara düştüğünü 4+4+4 sistemiyle görmekteyiz. Değerli milletvekilleri, 900 bin çocuğumuz eğitim sisteminin dışındadır. Şimdi on iki yıl zorunlu olan bir eğitim sistemindeyiz ama bu kadar çocuğun, bir tanesinin bile sistemin dışında kalmaması gerekirken ortaöğretim düzeyinde yaklaşık 900 bin çocuğun okul dışında olması önemli bir sorunu ifade eder, eğitimdeki erişimi gösterir ve ciddi problemleri göz önüne sermektedir.

Parasız kitap dağıtılıyor, evet ama kitapların her gün içi boşaltıldıkça öğretmenler yardımcı kitap istiyorlar ve veliye başka bir yük geliyor. Değerli milletvekilleri, zaten eğitimin maliyeti, enflasyonu ücret ve maaşlardaki artış oranının çok üstünde; bu da eğitimdeki eşitsizlikleri bir kez daha arttırıyor.

Sözleşmeli öğretmen sayıları sürekli artıyor. "Sözleşmeli öğretmen olmaz, öğretmen kadrolu olur." demiştik ama maalesef 2016 yılında 17.763 olan sözleşmeli öğretmen sayısı bugün 223.997. Bu arada, 60 bin öğretmen ataması bekliyorlar, daha sonra bu konuya gireceğim. FATİH Projesi'yle ilgili sorunlar ve açıklanmayan çok şey var. Mesela, Sayıştay, 6.059 okulda altyapı yokken akıllı tahta getirildiğini ifade ediyor. İlçe Millî Eğitim müdürlüğü kadrolarına mevzuatın liyakat ve kariyer ilkeleri doğrultusunda öngördüğü şartları taşımayan kişilerin de atandığının raporu var, bunlara belki sorularda değinmek isterim. Yine, Sayıştay raporunda öğretmen ihtiyaçlarına değiniliyor Sayın Bakan, 138.393 öğretmen ama 45.141 öğretmen fazlası da var. Yani bir taraftan açık bir taraftan fazla; buradaki planlama problemlerinin bir an önce ortadan kaldırılması gerekiyor. Belki burada, söylenecek çok şey var ama zamanım dolayısıyla bunu belki sorularda yanıtlamanızı rica edeceğim.

Değerli milletvekilleri, Covid süreci ve eğitim sistemi... Ülkemiz, bütün dünya âlem böyle bir belanın içerisinde ancak tabii, Millî Eğitim Bakanlığı eksik bir bütçeyle bu sürece girmişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Sayın Karabıyık, lütfen tamamlar mısınız.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Teşekkürler.

Biz bu süre içerisinde ek bütçe verilmesi gerektiğini ifade etsek de maalesef bu olmadı. Öğrencilerin yarısından çoğu EBA'ya giremedi; altı buçuk ay boşa geçirildi; ek bütçe verilmedi; yardımcı personel -sağlık, temizlik, güvenlik- ihtiyacı karşılanmadı tam olarak, hâlen hiç temizlik personeli olmayan okullar var; öğretmenler sistemin dışında tutuldu, bilgilendirilemedi; çok sayıda öğretmen tabletini bile kendisi taksitle aldı; yapılması gereken derslik ihtiyaçlarına başlanmadı. Biz bu konuda partı olarak gönüllü olduğumuzu ifade etmiştik.

YÖK bütçesine de değinmek isterim kısaca. 129 devlet, 74 vakıf üniversitesi ve 45 bin program var, 2003'ten bu yana devlet üniversitesi sayısı yüzde 143 artmış ama 2016 yılında merkezî yönetim bütçesi içerisinde 4,13 olan YÖK bütçesi şimdi 3,37'ye gerilemiştir. YÖK'ün yapacağı hedefler ve kalite çalışmaları açısından bunu asla yeterli bulmuyoruz.

Devlet yurtlarının kapasitesi konusuna sorularda gireceğim, sürem çok azaldı.

Yine vakıf üniversitelerinin nitelik ve nicelik farkları var Sayın Bakan ve Sayın YÖK Başkanı yani kütüphane yatırımlarından, kitap yatırımlarından tutun da tabela üniversitesi hâline dönüşen, vakıf üniversitesi denmeyecek üniversiteler var. Üniversiteler arasında toplam giderlerinin ne kadarını öğrencilerden elde ettiği gelirlerden ve ne kadarını vakıftan karşılıyor şeklinde bir ayrım yaptığımızda görüyoruz ki çok büyük dağlar kadar fark var. "Vakıf üniversitesi" tanımına bile uymuyorlar. Bunların zaman içerisinde mutlaka zapturapt altına alınması son derece önemli. Zaten kendilerine mekân ayrılıyor, bina yeri veriliyor, arazi tahsis ediliyor; yoksa bunlarla kamu derslikleri, üniversiteleri, yurtlar yapılır. Bu nedenle, orada çok sıkı politikalar geliştirmeye ihtiyaç var.

Sayın Bakan, hâlâ KHK'yle bekleyenler var. Bunlar şu anda henüz sonuçlanmadı, ne dava ne kovuşturma ne soruşturma. Bir de suçsuz bulunduğu hâlde üniversitesine dönemeyen, başka üniversitelere gönderilen, kendi üniversitesine iade edilmediği için 2 defa cezalandırılan ve haksızlığa uğrayan çok sayıda akademisyen var. Bu akademisyenlerin artık kendi üniversitelerine dönebilmeleri lazım. Onların bir suçunun olmadığı anlaşılmıştır, "Pardon." denilmiştir ama "Siz kendi üniversitenize değil, başka bir yere gidiyorsunuz." denilmiştir. Bütün bu haksızlıklara son verilmesi gerekiyor.

Konuşmak istediğim ayrıntılarda çok daha fazla konu var ama bunları da arkadaşlarla paylaşıp bir de sorularda yönlendirmek istiyorum.

Hayırlı olması dileğiyle teşekkür ediyorum.