KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, değerli ekibi, değerli milletvekillerimiz; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Sayın Hazine ve Maliye Bakanımız uzun süre Komisyonumuzda Başkan olarak görev almıştı, onun için aramızda bir yakınlık, bir hukuk oluşmuş vaziyette, şimdi Bakan olarak karşımızda, ben ne söyleyeceğimi bilemiyorum.

Rasim Özdenören'in bir kitabı vardı "Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı" diye; şimdi, deminden beri yumurtayı hangi ucundan kıracağımı düşünüyorum ama kırmadan götürmeye çalışayım.

Sayın Bakan, her şeyden önce başarılar diliyoruz. İnşallah verimli olursunuz, faydalı olursunuz, ülkemiz faydalı çalışmalarınızdan yararlanır, biz de rahat ederiz, Türkiye'nin geleceğini de mamur olur.

Her şeyden önce şunu ifade etmek isterim: Hükûmetiniz, cumhuriyet tarihi boyunca önceki tüm hükûmetlerden daha farklıdır, bu farkı kullandığı kaynakları itibarıyladır. Diğer tüm hükûmetlerden çok daha fazla kaynak kullanıyorsunuz dolayısıyla daha önceki tüm hükûmetlerden çok daha fazla iş ortaya çıkarma yükümlülüğünüz var.

Bakın, elimde orta vadeli program var. Kamu gelirlerinin -yani genel devlet dengesi itibarıyla söylüyorum- devlet gelirlerinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2019'da yüzde 33, 2020'de yüzde 32,5. Yani ne kadar büyük bir orandır. Hükûmetinizin kamudan topladığı gelirler, vergi ve diğerleri daha önceki cumhuriyet tarihi boyunca bütün hükûmetlerin topladığı vergilerden daha fazla, kaynaklardan daha fazla.

Cumhuriyetin ilk yıllarında kamu gelirlerinin gayrisafi millî hasılaya oranı yüzde 10'un altındadır yani aradaki büyük farkı görüyorsunuz. Bu ülkenin yaşayan insanlarının kazandıklarından, servetlerinden, harcamalarından sürekli vergi topluyorsunuz ama Hükûmetinizin diğer önceki hükûmetlerden kaynak kullanımı açısından önemli farkı daha var, o fark da siz geçmiş kuşakların biriktirdiklerini de kullandınız ve kullanıyorsunuz. Yani "özelleştirme" dediğimiz ta cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmış kuruluşları, tesisleri sattınız. Hatta kamunun kullanım hakkının devrinden de pek çok gelir elde ettiniz, bunları da kaynaklarda 60 milyar falan yazar ama yani 70-80 milyar dolarlık da şu anda yaşamayan, terkihayat etmiş olan geçmişlerimizin biriktirdiklerini kullanıyorsunuz.

E, bu kadar da değil. Bakın, cumhuriyetin ilk yıllarına baktığınız zaman çok önemli bir borçlanma yok, bazı demir yolu yatırımlarında Rus kredisi falan alınmış ama miktarı çok azdır. Ama o dönemde yapılan demir yollarının kilometre uzunluğu bu dönemde yapılanlardan daha fazladır, hatta 2 katına yakındır.

Sadece bu kadar da değil. Üçüncü bir kaynak kullanıyorsunuz, daha önceki hiçbir hükûmetin sizin kadar nail olmadığı, ulaşamadığı derecede bir kaynak kullanıyorsunuz; o kaynakta borçlardır. Yani gelecek kuşakları borçlandırıyorsunuz. Ne kadar borçlandırıyorsunuz? Daha önceki tüm hükûmetlerden daha fazla borçlandırıyorsunuz. Yani buradan ne diyorum? Yaşayanlardan daha fazla vergi topluyorsunuz; eskilerin kaynaklarını kullanıyorsunuz, biriktirdiklerini harcıyorsunuz yani mezardakilerin biriktirdiklerini harcıyorsunuz; bir de doğmamış çocuklarımızın henüz kazanmadıkları, elde etmedikleri paraları harcıyorsunuz. Bu kadar büyük bir kaynak varken elbette Türkiye'nin çok süper bir mesafe alması lazımdı ama bunu göremiyoruz.

Konuşmalarınız sırasında dikkatimi çekti "Kamu borç yükünün miktarı azalmıştır." dediniz ama "AB tanımlı kamu borç yükünün" diye şerh koymaktan da vazgeçmediniz. Kamunun borç yükünü nasıl hesaplıyorsunuz? Şu kamu-özel iş birliği projelerinden, buralardan ortaya çıkan yükümlülüklerden dolayı kaç liralık borcumuz var? Bunları bir borç sayacaksınız, doğrudan doğruya borç. Geçenlerde bir akademisyene rastladım, sadece şehir hastanelerini incelemiş "Şu andaki mevcut şehir hastaneleri nedeniyle devletin, kamunun yükümlülüğü 820 milyar liradır." dedi. O, hesabı öyle yapmış. Tabii, bilgileri tam vermediğiniz için hesaplar karışıyor.

Ama bakın, ben başka bir hesap yapayım. Bu, yollar var, köprüler var, havaalanları var, limanları var; bunların hepsinden dolayı borç var. Sadece Osmangazi Köprüsü'nü incelediğimizde ne görüyoruz? İşte, biri yapmış; nasıl yapmış? Biri cebinden 1 lira yapmadan yapmış o köprüyü. "Parayı biz bulacağız." denilmiş "Teminatını biz halledeceğiz." denilmiş, o da cebinden 1 lira harcamadan gitmiş, krediyi almış, teminat göstermemiş, köprüyü yapmış, bitirmiş ve her geçen arabadan otomatik para alınıyor. Kaç lira alınıyor? Bir aracın, daha doğrusu bir otomobilin, binek otomobilin geçiş garanti ücreti 35 dolar ama bu 35 dolarda kalmıyor, Amerika'daki dolar enflasyonu oranında her yıl zam geliyor buna. Bunu şimdilik 40 dolar sayarsak ve bir araçtan 40 dolar alındığına göre demek ki bir araç oradan bugünkü kurla 308 liraya geçiyor. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nden, devlet köprüsünden kaç liraya geçiyor? 10 lira 50 kuruşa geçiyor. Yani neredeyse 300 lira daha fazla normal bir aracın Osmangazi Köprüsü ile 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nden geçişi arasındaki fark. Ama bunun tamamını araç sahipleri ödeyemiyor tabii, ödettirmeye kalkarsanız Türkiye'de isyan olur zaten. Onun için, vatandaştan 117 lira 90 kuruşunu alıyorsunuz, kabaca 118 lira diyeyim, geri kalan 190 lirasını her bir geçen araba için devlet ödüyor. Üstelik bu normal otomobiller için. Hafif ticari araçlarda vatandaşın ödediği 188 lira, 5'inci sınıf araçlarda vatandaşın ödediği 375 lira. Buna göre de devlet katkısı değişiyor tabii. E, şimdi, böyle bir durumda, 14 milyon 600 bin araç garantisi olduğuna göre, bu köprüyü yirmi iki yıl işleteceğine göre, bakın, ben bir hesap yaptım "Bir yıllık garantinin tutarı nedir?" diye, 40 dolarla 14 milyon 600 bin aracı çarptığınız zaman yıllık 584 milyon dolar yapıyor ama bu yirmi iki yıllık bir garanti olduğuna göre aşağı yukarı 13 milyar dolar garanti ödemesi var. Bu dolar miktarı zaten, bunu Türk lirasına çevirirseniz ne çıkıyor biliyor musunuz? 100 milyar liranın üzerinde para çıkıyor bir tek Osmangazi Köprüsü için, 100 milyar liranın üzerinde para çıkıyor; devasa bir miktar. Sonra bu yolların, otobanların etrafında park yerleri var, iş yerleri var, dükkanlar var, benzinlik var vesaire -belki burada yok ama diğerlerinde var, bunun da çıkışlarında olabilir- bunların hepsini de ayrı bir rant mekanizmasıyla dağıtıyorlar zaten, oradan da gelirleri var ve ben, onları da saymıyorum; sadece geçişin hesabı bu. E, siz şimdi bunu borca yüklemezseniz, şehir hastanelerini yüklemezseniz, hava alanlarını, bilmem neyi yüklemezseniz ortaya çıkacak şey bu.

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Yapmayalım mı?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Nükleer santralin hesabını yaptık; Akkuyu Nükleer Santrali'nin. Nasıl hesap yaptık? Şu anda termik santraller elektriğin kilovatsaatini 25 kuruşa üretiyor. Siz, sözleşme yapıyorsunuz; alım garantisine göre, bugünün kuruyla 100 kuruş ödemeyi kabul ediyorsunuz. Yani elektrik fiyatını 4 katına mı çıkaracaksınız Sayın Bakan? Elbette çıkarmayacaksınız. Aynen Osmangazi Köprüsü'nde yaptığınız gibi, ne yapacaksınız? Bir kısmını vatandaşa ödettireceksiniz, bir kısmını hazineden ödeyeceksiniz yoksa 4 katına çıkarırsanız -dediğim gibi- ortalık karışır.

Şimdi, ben bakıyorum cumhuriyetin ilk yıllarına; işte yaşayanlardan yüzde 10'un altında toplamış, gelecek kuşaklara bir borç yüklememiş, üstelik de Osmanlı'nın dış borçlarını ödemiş. Günümüze eskale ettiğinizde ödenen dış borçları, bir yıllık gayrisafi millî hasıla kadar para. Hem mezardakilerin borcunu ödüyor hem yaşayanlardan sizin topladığınızın üçte 1'inden daha düşük bir miktarda vergi topluyor hem de gelecek kuşaklara yük biriktirmiyor ama binlerce yıllık Türk tarihinin gerçekleştiremediği bir şeyi, sanayi devrimini gerçekleştiriyor. Bu ne kadar önemli bir hadisedir.

Şimdi biz, sizden çok daha fazlasını beklerdik; isterdik ki ülke uçsun ama bu dengelerle uçurmak mümkün değil. Sıkıntıdan, gelecekle ilgili ortaya hangi bilinmezliğin çıkacağından başka bir şeyi tartışamıyoruz. Rakamlara bakıyorum işte; bütün verileri inceliyorsunuz... Bir kere, öngörüler doğru değil. İlan ediliyor orta vadeli programda "2020 sonu döviz kuru bu, 2021 bu." veya varsayımları var; bu varsayımlara göre "23'te bu." Kırk beş gün olmuş, sizin varsayımınız kırk beş gün içinde iflas etmiş; sadece 2020 yılı için değil, 2021 yılı, 2022 yılı, 2023 yılı için de iflas etmiş. Yani bir iş adamı veya bir tüketici tüketim kararlarını, üretim kararlarını, yatırım kararlarını sizin verdiğiniz perspektife göre belirliyor. Sizin kırk beş gün içinde iflas eden bir perspektif koymanız hâlinde devlete güvenen iş adamı veya tüketici batar, zarar eder. Böyle bir ülkede nasıl büyük bir performans görebilirsiniz? "Aman ne olacak revize ederiz." Revize etmek çözüm değil ki; siz revize edersiniz ama sizin verdiğiniz rakama, öngörüye güvenen yanar; ülke, potansiyelini kullanamaz hâle gelir. Nitekim olan hadise bu. Bakıyoruz işte 2023 hedeflerine; Onuncu Kalkınma Planı'nda farklı şeyler var, On Birinci Kalkınma Planı'nda farklı şeyler var, şimdi son YEP'te -Yeni Ekonomik Program'da- farklı rakamlar var. Onuncu Kalkınma Planı'nda "Gayrisafi yurt içi hasıla 2 trilyon dolar olacak." demişsiniz, On Birinci'de "Yok efendim, o kadar değil, 1 trilyon 80 milyar dolar olacak." demişsiniz, şimdi son geldiğimiz nokta, bunu da tutturamıyorsunuz. "Kişi başına millî gelir 25 bin dolar olacak." demişsiniz, olmamış; On Birinci Kalkınma Planı'nda "12.484 dolar olacak." demişsiniz, olmamış. Şimdi, bu orta vadeli planda, 2023 yılı itibarıyla kişi başına millî gelir kaç lira Allah aşkına? Yani bunları tutturamamak büyük zaaf. Daha ciddi çalışılması lazım ama tutturamazsınız. Niye tutturamazsınız biliyor musunuz? Şu devasa kamu-özel iş birliği projeleriyle ilgili bilgileri bilen yok ki, birilerinin sırrı. Buralardaki gizli ortakların kim olduğunu da bilen yok. Şehir hastaneleriyle ilgili tabloyu Sağlık Bakanlığı bilmiyor; Enerji Bakanlığıyla ilgili meseleyi Enerji Bakanlığı bilmiyor; havaalanları, yollar, köprülerle ilgili konuyu Bayındırlık Bakanlığı bilmiyor; bilen sadece birileri var. E, peki, bilmeyen birimler, devletin sırtında bu kadar devasa yük varken bunları da dikkate alan bir planlama yapabilir mi, bir öngörüyü ortaya koyabilir mi? Koyamaz. Devlet bir noktada tak diye çürümüş hâlde.

Değerli arkadaşlar, bakın, dünya gerçekten zor bir dönem yaşıyor; ayakta kalmak mucize. Eğer dünyanın diğer ülkelerinden daha hızlı koşamıyorsanız ayakta kalamıyorsunuz; ceylansanız sizi yiyorlar, aslansanız acınızdan ölüyorsunuz. Böylesine korkunç bir rekabetin olduğu dünyada, elbette, diğer tüm dünya ülkelerinden daha iyisini yapmak lazım. Elli sene öncesinin Türkiyesinden bahsetmiyoruz, o zaman kapalı ekonomi vardı. Bugün itibarıyla iyi yapmak yetmiyor. "Biz Hükûmetiz, iyi şeyler yapıyoruz; yol yaptık, köprü yaptık, bilmem ne yaptık." Ya, anlamadığınız şey şu: Bugünün dünyasında iyi yapmak yetmiyor, sizden daha iyi yapan biri varsa dünyada siz batıyorsunuz, yok oluyorsunuz. Onun için, dünyanın tüm ülkelerinden daha iyisini yapmak için ne gerekiyorsa, mekanizmaları nasıl kurmak gerekiyorsa bunu gerçekleştirmek zorundayız. Nasıl gerçekleştireceğiz bunu? Yani bunu gerçekleştirmenin ilk yolu şu değerli arkadaşlar, anlaşamadığımız konu da bu: Şeffaf olacak, açık olacak, hesap verebilir olacak ve iktidar acımasızca eleştirilebilecek. Bakın, AİHM kararlarında vardır; bir ülkenin demokratik niteliği, o ülkedeki iktidarın acımasızca eleştirilebilip eleştirilemediğine bağlıdır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Daha ne kadar...

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Her gün yapıyorsunuz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Eğer iktidarı gazeteciler, aydınlar, muhalefet acımasızca eleştiremiyorsa o ülkede demokrasinin gerekleri yerine getirilmemiştir, gelmemiştir.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Hangi gazeteci eleştiremiyor?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Anayasa Mahkemesinin son kararlarında da var bu, onun için sevmediniz zaten. Ülkenin toplam parasının üçte 1'ini harcayacak Hükûmet, tüm kamu yetkisini kullanacak, istediğini cezalandıracak ve siz, onu acımasızca eleştirme hakkına sahip olmayacaksınız. Böyle bir demokrasi mi olur ya?

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Acıyarak eleştirin o zaman!

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Hepinizin, bu ülkede geliri olmayan, ekmek bile alamayan insanın cebindeki yıllık paranın bile üçte 1'ini Hükûmet kullanıyor. Teorik değil, ita amiri sıfatıyla kullanıyor.

BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) - Millete gidiyor, millete! Üçte 1'i nereye gidiyor?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Nerede gidiyor gözünü sevdiğim ya; gel, hesabı beraber yapalım.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Arkadaşlar, karşılıklı konuşmayalım lütfen.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Siz bu uydurma hesaplarınızdan vazgeçin de bir beraber hesap yapalım. Deminki hesabı anlamadın mı? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Sizi dinledikçe 60'ımdan sonra neyi öğrendim biliyor musunuz? Bu memlekette kimsenin inancı yok, kimsenin ideolojisi yok, kimsenin ideali yok; herkes menfaatine göre yol tutturmuş. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Aynaya bak, aynaya!

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Sen kendine bak!

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - İnançları menfaatine hizmet ederse, ideolojisi menfaatine hizmet ederse işe yarıyor ya! Böyle bir şey olur mu? Her şeye niye itiraz ediyorsunuz? İşte, Osmangazi Köprüsü'nü anlattım. Farklı bir şey biliyorsan sen anlat, ben dinleyeyim ya.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) - Şimdi köprü var, köprü! Eskiden hiçbir şey yoktu!

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Değerli arkadaşlar, karşılıklı konuşmayalım lütfen.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ben o 100 milyara 100 tane köprü yaparım senin yaptığın gibi! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sıranız geldiğinde siz de konuşursunuz. Değerli arkadaşlar, lütfen, lütfen...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - İnsaf, insaf!

CAVİT ARI (Antalya) - Köprü var da 10 katına mal ettin köprüyü!

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Değerli arkadaşlar, sıranız geldiğinde siz de görüşlerinizi ifade edersiniz, karşılıklı konuşmayalım lütfen.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Burada Bakanlar oturduğu zaman canavar kesiliyorsunuz. Kendinizi mi göstermeye çalışıyorsunuz ya, bir söylesenize! (Gürültüler)

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı büyük kanalı...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Düzgün bir perspektif çiziyoruz, araya takoz gibi giriyorsunuz ya! Niye giriyorsunuz takoz gibi? (Gürültüler)

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Şener, siz devam edin lütfen. Süreniz de dolmak üzere. Sayın Şener...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Beş dakika alacağım var.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - İki dakika ek süre veriyorum. Lütfen iki dakika içinde...

Değerli arkadaşlar, yeter artık! Lütfen...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bir arkadaşımız tekrar -eski bakanlıkları da var- yeniden oturmuş. Ben bir çerçeve çizeyim istiyorum ya. Sizin de faydanıza olacak, herkesin faydasına olacak bir şeyler söylüyorum; hopluyorsunuz ya!

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Sayın Bakan bizi tanıyor zaten, niye kendimizi gösterelim!

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Hoplamanıza gerek yok.

NİLGÜN ÖK (Denizli) - "Hopluyorsunuz." ne demek ya?

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Değerli arkadaşlar, lütfen... Bakın, süremiz çok kısıtlı. Lütfen değerli arkadaşlar, bir daha uyarmayayım.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bıraktım, eleştirmiyorum o zaman; devrilene kadar gidersiniz ben eleştirmezsem. Eleştiriyorum ki size faydalı olmak için, kendime değil.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - İmamoğlu büyük kanalı eleştirdi diye soruşturma açtınız ya!

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Devlet sırrıymış! Kanal İstanbul eleştirilemezmiş; hemen dava açılıyor. Böyle bir mantık olur mu?

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) - Rant ortaya çıkacak.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Utanın ya birazcık!

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bak, bu küreselleşme var ya; Thomas Friedman var, üç döneme ayırır bunu. Bu, birinci dönemi en erken görenlerden biri Yavuz Sultan Selim'dir ama stratejiyi yanlış kurmuştur. Biraz "light"laştırmak istiyorum Sayın Başkan; bu kavgadan sonra biraz yumuşatayım.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Kavgayı onlar çıkardı, sen devam et.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Küreselleşmenin ilk safhası, dünyanın bilinmeyen yerlerinin bilinir hâle gelmesi, oralar ile insanların irtibata geçmesi. İşte, Amerika Kıtası'nın keşfi, uzak Asya'daki birtakım yerlerin bulunması gibi. Dolayısıyla bu birinci aşama Batı'da, 1492'de İspanya'nın düşüşüyle birlikte başlatılır; 18'inci asra kadar devam eder. Bence, bu dönemin Osmanlı ayağındaki en önemli ismi Piri Reis'tir. Biliyorsunuz, Yavuz Sultan Selim'e ait bir söz vardır, der ki: "Meğerse dünya bir padişaha yetmeyecek kadar küçükmüş." Öyle zannediyorum ki Piri Reis'in haritasını gördüğü zaman söyledi bunu. Piri Reis bu haritayı 1513'te yapmış.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Şener, ek süre de doldu. Toparlayabilirseniz çok memnun olurum.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yani Amerika Kıtası'nın keşfinden yirmi bir yıl sonra yapmış; Yavuz'un ölümünden yedi yıl önce. Herhâlde bir baktı ki deri üzerinde küçük bir şeye bütün dünya sığmış, o zaman bunu söylemiş ama Piri Reis'in hakkının verildiğini de söyleyemem. Osmanlı o haritaya göre haritacılığını bile değiştirmemiş. O harita 1929'da müzelerle ilgili düzenlemeler yapılırken keşfedilmiş, Atatürk duyar duymaz el atmış ve onun üzerine bilimsel araştırmalar yaptırmış; Piri Reis haritasını oradan biliyoruz aslında. Osmanlı kullanmamış, daha ilkel başka haritalarla yoluna devam etmiş. Hâlbuki, Yavuz'un duygusal bir tarafı da vardır; İbrahim'den geri kalmamak için söylüyorum. Başka şeylere daha duyarlı davranmış, Muhtemeldir ki...

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Şener, süremiz gerçekten çok aştı. Lütfen...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bir beyit okuyayım bitireceğim.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Evet, buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ama çok zamanımı yediler Sayın Başkan.

"Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân/ Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek" diyor. Ama Kanuni daha ileri gitmiş, Piri Reis'i idam ettirmiş; donanmayı Hint Okyanusu'nda Portekizlilerin batırmasını önlemek için Kızıldeniz'e çekti diye. Dolayısıyla ilk görülmüş ama Piri Reis vasıtasıyla, küreselleşmenin birinci safhasında da stratejilerde, kurgularda eksikler olmuştur.

Küreselleşmenin ikinci safhası...

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Diğer safhalarını başka bir şeye bırakalım.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - ... Cumhuriyetin ilk yıllarıdır, iyi yakalanmış.

2000 sonrası üçüncü safhasıdır, onu da sayeyidevletinizde ıskalıyoruz.

Sana tekrar başarılar diliyorum Sayın Bakan.