KOMİSYON KONUŞMASI

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sayın Başkan, bir tek seferlik söz alacağım, sonra Genel Kurula inmem gerekiyor. Ama Komisyon usulü olarak şunu söyleyeyim: Biz elimizden geldiğince, dikkat ediyorsanız usule uyuyoruz. Yoksa her bir önergede bütün arkadaşlarımız konuşsa 6 katına çıkar, onun için hani...

BAŞKAN MUSTAFA SAVAŞ - Sayın Erdoğdu, bu diğer bulgu ve önerilerle ilgili ben de oylama yaptırabilirim ama ben resen diğer bulgu ve önerilerle ilgili...

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Oylamayı elbette ki sonunda yaptırın.

BAŞKAN MUSTAFA SAVAŞ - Hayır hayır, anlatamadım. Yani biz de burada çok seslilik olsun, herkes görüşlerini beyan etsin, dile getirsin, Genel Müdürümüz de...

ATİLA SERTEL (İzmir) - Kaç senedir hiç öyle bir kural olmadı, hiç.

BAŞKAN MUSTAFA SAVAŞ - Tamam da geçmişe bir bakalım.

Buyurun Erdoğdu...

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sevgili Başkanım, şimdi, şöyle...

BAŞKAN MUSTAFA SAVAŞ - Buyurun Erdoğdu. Tartışma istemiyorum, buyurun.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - İsterseniz usul tartışması açayım, usul tartışmasına...

BAŞKAN MUSTAFA SAVAŞ - Gerek yok. Buyurun.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Yani onun için söylemeye çalıştığım şu: Gayet kıymetli bilgiler veriyor genç milletvekili arkadaşımız. Hani, diğer önergelerde de konuşmadık, süre kısıtlaması koymaya çalışıyorsunuz. Bu toplantı on iki saat sürebilir, emin olun ve de usul içinde, yani tamamen İç Tüzük'e uygun sürer.

Ricam şu: Hani, nezaketle çalışmaya çalışıyoruz, şey yapmaya çalışıyoruz. Sizin de buna ihtimam göstermenizi rica ediyorum. Ben tek seferlik söz alacağım, Komisyon üyelerini de fazla meşgul etmeyeyim diye.

Şimdi, birincisi...

BAŞKAN MUSTAFA SAVAŞ - Pardon, sözünüzü tekrar, kusura bakmayın, bölmek zorunda kaldım. Biz daha önceki oylamalarımızda konuşma yapmak isteyen arkadaşlara on dakikayla konuşmasını sınırlayıp dışarıdan gelen misafir milletvekillerimize de beşer dakikayla...

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Ama hani, biliyorsunuz ki Plan ve Bütçe Komisyonunda da diğerlerinde de eğer komisyon teknik bir çalışma, önemli bir çalışma yapıyorsa...

BAŞKAN MUSTAFA SAVAŞ - Pandemi koşullarını dikkate alarak dedik, yoksa başka zaman konuşuyorduk zaten, başka zaman kısıtlama yoktu zaten. Pandemi koşullarından dolayı böyle yaptık Erdoğdu.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Anladım. Yani size şey olarak bilin diye söylüyorum, sadece bir hatırlatma olarak düşünün bunu.

BAŞKAN MUSTAFA SAVAŞ - Biliyorum, biliyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Ben de tek seferlik konuşacağım.

Birinci mesele, bu konuştuklarım ve benzer konuştuklarım dolayısıyla, sadece Sayıştay raporları üzerinden konuştuklarım dolayısıyla on bir ay hapis cezası aldım. Şöyle: Mahkemeye tabii, yargının durumu ortada. "İftira" dediler. Ya, iftira bir basın toplantısında olmaz, hukukçular bilirler, bir yargısal makam önünde iftira olur. Bunu anlatmamıza rağmen, üstelik benim dokunulmazlığım var, dokunulmazlığım varken yargılanmamam gerekiyor, ona rağmen yargılandık, on bir ay hapis cezası aldık, şeyden sonra infaz edilecek diyelim, dönemim sonunda. Bunu Sayıştay denetçisi arkadaşlara söylüyorum: Yani siz bu emeği veriyorsunuz, sizlerin emeklerini değerlendirmek adına hiç bunlarda şeyimiz yok, hiç gözümüz çekinmez, gereği neyse, haksızlık etmeden kimseye, elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.

İkincisi de, buradaki bürokrat arkadaşlarıma da -ben de bir zamanlar bürokrattım, bürokrat Meclis ilişkisinde şöyle bir şey vardır- çok değil, bir dakikalık bir hatıramı anlatayım: Hazinede çalışıyorum, bir milletvekili soru sormuş "KİT'ler çiftlik midir?" Bunu da bir uzman yazacak, ben de denetçi olarak denetleyeceğim. Gittim, "Efendim, bu soruya nasıl cevap veririz üstadım." dedim. "Bana bak." dedi. "Bunu soran bir milletvekili. Oturacaksın; çiftlik nedir? KİT nedir? Bunun anlamı nedir ve böyle olmadığına dair bir rapor yazacaksın." Bu bizim yasamaya saygımızı gösterir. Bürokratlar buraya geldiğinde... Tabii ki bürokratlar çok kıymetli, çok değerli devlet yetkileri emanet edilmiş ama Meclisin hukuku böyledir ve biz kurumları kurumlar olarak yaşatmak istiyorsak hepimiz hukukunu güçlendirmeliyiz. Bunu da küçük bir parantez içi bilgi olarak anlatayım dedim.

Sayın Başkanım, görüştüğümüz kurum Türkiye açısından stratejik öneme sahip bir kurum, Türkiye havacılık sektörünün bel kemiğini oluşturan bir kurum üzerinde konuşuyoruz. Şimdi, burada benim tespit ettiğim üç beş tane alan sorum var ama en önemlisi aynı zamanda milletvekili de olduğum üçüncü havalimanıyla ilgili sorunlar. Bu sorunları defaaten anlatmamıza ve bununla ilgili hapis cezası almamıza rağmen bu sorunlar çözülemediği için de her yıl devasa, kar topu olarak büyüyerek önümüze gelen bir sorun var.

Arkadaşlar, konuşacağım konuda, yaklaşık 6,5-7 milyar avroluk bir kamu zararı şüphesi var burada. Onun için bütün Komisyon milletvekillerimize, böyle bir partizan tavır olmadan bilgilendirmek amacıyla anlatacağım. Birincisi ihalemiz; 2013 yılında yapıldı, kırk iki ay yapım süresi var arkadaşlar, 2017'de bitecek bu. Şimdi, 2017'de ihale bitmiyor, 2019'da bitiyor; arada iki yıl var. Bunun bir yıllık kirası 1 milyar 45 milyon avro. Şimdi, niye bitmedi diyoruz? "Efendim, Orman Bakanlığından izin almadık." Ya, değerli arkadaşlar, devletin bir kurumu ihaleye çıkarken devletin diğer kurumunun iznini almama gibi bir şey olabilir mi? Bu bir top dolaştırma. "Orman Bakanlığı izin vermedi." ve Orman Bakanlığının izin vermediği dönemde şantiyeleri kurdular orada ben oranın milletvekiliyim. Yani fiilen sahaya girilmesine rağmen işletme süresi başlatılmadı. Bakın, bundan bizim zararımız 2 milyar avro. Bu, az buz bir şey değil. Normalde hukuku uygulasak bu tahsil edilebilir.

İkinci meseleye geliyoruz. Şimdi, ihale yapacağız. Siz, hepiniz bilirsiniz. "Mania" dediğimiz bir şey var havacılıkta yani uçak şöyle bir koni şeklinde inip kalkıyor. Havalimanını ne kadar yükseğe yaparsanız mania engeller yani etrafa yapacağınız binalar o kadar rahat edebiliyor. Bu ihaleyi yaparken ihaleye girecek potansiyel şirketlerin hepsi soruyor. Bana anlattılar, büyük şirketlerden biri. Üstelik sormuşlar Sayın Bakana da. "Sayın Bakan, bu 90 metre çok yüksek -yani düşünün ki bizim Şişli ilçemiz kadar bir yeri hafriyatla dolduracaksınız, 90 metreye çıkaracaksınız- Bundan emin misiniz?" "Eminiz." demiş. "Bundan düşüş yok." Bütün herkes ihaleye böyle giriyor, böyle teklif veriyor. Sonra havalimanı yapıldıktan sonra kotu düşürülüyor. Arkadaşlar, bu 30 metre düşse... Düşünün koskoca bir alan, şu Meclisin alanının 10 katı, 20 katı. Ya, düşünün oradaki maliyet farkını. Bu, ihaleden sonra eğer bu iş yapılırsa... Şimdi, bakın, ihale şartnameyle yapılır. Şartnameden sonra ihalenin temel hususları değişirse bu, edimin ifasına fesat karıştırmadır. Ben denetçiyim, uzmanlığım bu konu üzerine. Şimdi, bu düşürüldü. Bu olmaz arkadaşlar ve buradaki zarar 2 milyar 2,5 milyar avro. Bu gerçekten olacak iş değil. Bu şirketlerden bunun tahsil edilmesi gerekiyor.

Bir diğer mesele, şimdi, 2019'da yapılacak yeri, geldik 2019'da açtık. Arkadaşlar, iki yıl kira ertelendi. Ya, nasıl erteliyorsun? "Fors majör hâller." Ya, fors majör hâller varsa bütün ülkeye var; esnafa da var, şuna da var, buna da var. Şeyi erteliyorsunuz, kiralar erteleniyor. Sadece bununla değil, bakın, garanti meselemiz var. Ya, sözleşmesinde belli, şartnamesinde belli sonradan garanti şartları değişiyor. Yarın başımız ağrırsa bu şirketle hiç sorgusuz, sualsiz bunu Devlet Hava Meydanları ödeyecek. Bir de Devlet Hava Meydanları nasıl garanti veriyor onu da anlamış değilim. Ya, 6 milyar avro garanti var, 50 katrilyon eder. Sermayesi 3-5 milyar lira bu kurumun. Yani sonuçta bu Hazinenin üzerine yıkılacak ama garanti Hazineden değil. Devlet Hava Meydanlarının özel kuruluş diye garantisi buradan geliyor.

Arkadaşlar, mesele bununla sınırlı değil. Bakın, şimdi, Atatürk Havalimanı orada duruyor. Biz bunu özelleştirmişiz, Türkiye Cumhuriyeti devleti adına söz vermişiz. "2023 yılına kadar işleteceksin." diyorsun veya 2021'di bilmiyorum, hatırlamıyorum tam. Bundan beş sene önce havalimanı yapmaya çalışıyoruz. Ya, kim gelir, güvenir böyle yapan bir devlete? Adamların havalimanını "Kapattık." dedik, elde gül gibi Atatürk Havalimanı var. Buna Bakırköy'den bir kamulaştırmayla bir pist yapılsa bu bizi 2030 yılına kadar götürür ve tam ulaşım aksımız üzerinde İstanbul'da. Şimdi, tam kuzeyine geçtik. Bakın, İstanbul şöyle: Marmara kıyılarına yığılmışız biz; doğu-batı hattı. Bir tek boğazda kuzey-güney var. Şimdi, tam kuzeye kamu yatırımları yapmaya başlarsak yani Kuzey Marmara Otoyolu, üçüncü köprü, üçüncü havalimanı bir de kanal. Bütün İstanbul kentleşmeye açılacak. Bu şu demek: Sizin milletvekili olduğunuz illerde insan kalmaz. İstanbul'da zaten 15 milyonuz. Bu yeni kentleşme, bu yeni mantık 5 milyon kişi getirse 20 milyon oluruz. Sivas'ta adam kalmaz, Kütahya'da adam kalmaz. Yani bütün kaynakları biz İstanbul'a yatırırsak Anadolu'ya bir şey kalmıyor. Ve bizim Atatürk Havalimanı bakın, gül gibi tesis yenisini yapsak 4-5 milyar avro. Pisti kırdık, hastane yaptık. Arkadaşlar, yazık günah gerçekten insan buna üzülüyor.

Şimdi, geliyoruz buraya. Normalde bu tip projelerde yüzde 20 yüzde 25 öz kaynak olur. Ya, arkadaşlar, 7 milyar avroya yakın kredi kullanmışlar zaten. E, nerede bunun öz kaynağı? Hadi, 2-2,5 milyar avro öz kaynak koysan 10 milyar avro eder. Zaten yatırım fiilen 4-4,5 milyar avro. Ya, bu nasıl oluyor? Bunu nasıl kabul edeceğiz biz? Ve şimdi, yaptığımız yerde bir de zemin problemimiz var, ceylan formasyonu diyorlar yani her an da çökebilir böylesine tehlikeli bir yere yapmış durumdayız. Yaptınız, tamam, bir şey demiyorum ama bunları yıllarca anlattık. Bakın, o kaynaklarla, oraya harcanan kaynaklarla Türkiye'ye çok şey yapabilirdik biz. Şimdi, geliyoruz bir taraftan verdiğimiz sözü tutmuyoruz diğer özelleştirmesinin Atatürk Havalimanı... "Hadi bakalım, seni sepetledik, kovduk, attık, senin havalimanın gitti." Atatürk Havalimanı, güzelim havalimanı elimizden gitti. Getirdik, bir de bu kadar sorunlu bir alana havalimanı yaptık. İnsanın gerçekten yüreği yanıyor.

Şimdi, bakın, Çukurova'ya bir havalimanı daha yapma şeyi var. Ya, bir tane havalimanı var. Tamam, Mersin'in de ticareti önemli ama Türkiye'nin önceliği midir bu? 40 kilometre yöresine yeni bir havalimanına bir sürü masraf. İhalesiyle ilgili de konuştum, iptal edildi, yeni, hiç bilinmeyen bir şirket geldi aldı, tecrübesi ne bunu bilmiyoruz.

Şimdi, Sabiha Gökçen Havalimanı... Arkadaşlar, burada tünel yapılıyor, tünel kırılıyor. Bilmiyorum, bu konuda bir detay, teknik bilgiyi inşallah Komisyonumuza, milletvekillerimize verirsiniz. Sorumluluk kimde belli değil ve bütün bunlar da Türk Hava Yolları, millî bayrak taşıyıcımız, bizim uluslararası rekabetteki göz bebeğimiz bir şirket... Arkadaşlar, kargo Atatürk Havalimanı'nda, işletmesi, iniş kalkış, yolcu üçüncü havalimanında. Arada sürekli yük taşımak zorunda kalacağız. Masrafları çok yüksek. Şimdi, Türk Hava Yolları eğer üçüncü havalimanını kurtarmaya çalışsa Türk Hava Yolları batacak. Ve bu gidişle de... Biz öyle bir projeksiyon yapmışız ki Türkiye ekonomisi her yıl yüzde 7 büyüyecek. Hadi, devletin rakamlarına inanalım. Üç yıldır yüzde 1 büyümüyoruz, fiilen yüzde 3-4 küçülüyoruz rakamlardaki oynamayı kaldırırsak.

Bütün bunlar, bakın, samimi bir şey söyleyeceğim size, başınızı belaya sokacak. Ne olacak biliyor musunuz bütün bu garantiler? Az sonra da ineceğim Genel Kurulda yeni bir garanti veriliyor, onu engellemek için konuşmaya çalışacağım. Yarın öbür gün bütçenin... Bizim bütçemiz öyle büyük bir bütçe değil. Personeli çıkın, SGK harcamalarını çıkın, çok küçük bir şey kalıyor elimizde. Bütün bu bütçe bu garanti ödemelerine gider. Yazık günah olur.

Söyleyeceklerim bu kadar, beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Cevapları... Sayın Genel Müdür, sorduğum sorular var. Nezaketsizlik etmek istemem ama Genel Kurulda konuşmak zorunda olduğum için gideceğim, yetişebilirsem döneyim yoksa yazılı olarak şey yaparız.

Peki, başarılar diliyorum. Allah yolunuzu açık etsin.