KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, elimizdeki teklifi tek bir cümleyle tanımlamak gerekirse "kara delik ekonomisine yama düzenlemesi" diyebiliriz. Şu an mevcut ekonomik düzene neden "kara delik ekonomisi" dediğime gelmeden önce teklifin ruhuna değinmek isterim.

Hemen hemen her maddenin gerekçesine baktığımızda şunları görüyoruz: Kayıt dışı ekonomiyle mücadele, vergi güvenliğini sağlama, vergi kaçakçılığıyla mücadele. Yöntem olarak ise teminatları artırma, cezaları artırma, hatta hapis cezası verme gibi yollar izlenmiş. Teknik detayları bir kenara bırakırsak bu gerekçelere kimse itiraz etmez elbette ancak bu gerekçelerle gelirleri artırma yoluna neden şimdi gidildiğini sorabiliriz. Nitekim, bir meslek örgütü temsilcisi de on yıldır soygun olduğunu söyledi. Bunun iki nedeni olabilir; ya bu sorunlar yeni sorunlardır, o nedenle şimdi düzenleme yapılmıştır ya da bu sorunlar eskidir ama bu sorunları cezalandırma yoluyla çözme ve gelirleri artırma ihtiyacı doğmuştur. Hepimiz biliyoruz ki bu sorunlar yeni değildir, akaryakıt kaçakçılığı problemi Türkiye ekonomisinde 1991 Körfez Savaşı sonrasında ortaya çıkmıştır. Hatta bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında birçok araştırma ve soruşturma önergeleri verilmiş ancak olayın boyutunun yüksek yerlere ulaşması nedeniyle konunun üzerine gidilmemiştir. Şimdi yürütülen bir-iki operasyondan sonra elde edilen verilerle bu düzenleme yapılmaktadır, kamuoyundaki algı da bu şekildedir.

Sorunlar yeni olmasa da gelirleri artırma ihtiyacı artık çok yakıcıdır arkadaşlar. Öyle olmasa bu Komisyonda neden sürekli gelir artırıcı düzenlemeler yapalım? Kurumlar vergisi oranı da artırılmıştı ama biz bunu bütçe tasarısında ve mali planında da görmemiştik, bütçe kanunumuz en baştan beri hükümsüz kalmış oldu çünkü artık mızrak çuvala sığmıyor memleket mezatta.

Değerli arkadaşlar, iktidarın, Türkiye'nin geleceğinde yarattığı kara deliklerden birkaç örnek vermek istiyorum: İktidar, kamu malının talanında dünümüzü sata sata bitirdi, bugünümüzü de bitirdi, artık çocuklarımızın yarınlarına geldi sıra. Örnek: Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlı Millî Emlak Genel Müdürlüğünün ihale ilanlarına bakılırsa bu ayın sonuna kadar 1.103 taşınmaz daha satılacak, yüzölçümü 2.132.700 metrekareyi buluyor. 6.779 taşınmaz ise aktif ilanda; içinde arsa, arazi, tarla, çalılık, ham toprak, konutlar, bağlar vesaire var. Ama ekonomik krizle beraber esas dikkat çeken satışlar deniz kıyıları, koylar gibi turizm rantının yüksek olduğu bölgelerden gelmekte. Çoğu zeytinlik ve yeşil alan, orman arazilerinin sınırında veya içinde hatta koruma bölgelerinde bulunan yerler var. Örneğin, en son memleketim Muğla'da ve Muğla'nın cennet köşelerinden biri Datça'da, Datça'nın gözde kıyılarından biri olan, gözde koylarından biri olan Kargı'daki 128 dönümlük hazine arazisi de ihaleye çıktı. Benzer ihaleler Alaçatı, Kaş, Çeşme, Bodrum gibi turizm ve inşaat şirketlerinin yıllardır gözünü diktiği yerler için de peşkeşe açılıyor. Bu arazi satışlarıyla hem tarımsal üretim ve gıda güvenliği riske atılıyor hem de kamu mülkiyeti hızla özel servete dönüştürülüyor. Ağır bir ekonomik kriz yaşanırken, pandemi milyonlarca insan yaşamını eritirken kamu mülklerinin en değersiz hâlleriyle mezada çıkarılmasının batan geminin malını yağmalatmak dışında bir anlamı var mıdır?

Değerli arkadaşlar, kara deliğin en önemli örneklerinden biri de 128 milyar dolarlık rezervin buharlaştırılması. Tek adam rejimine geçtikten sonra kurumların ve kuralların kuvvetler ayrılığının çöktüğü, kontrol mekanizmalarının olmadığı koşulda ülkemizin ödediği bedellerden biri de 128 milyar doların buharlaştırılması. Nasıl oldu bu? Merkez Bankasının döviz rezervleri arka kapı yöntemleriyle kamu bankalarına aktarılarak, oradan da piyasaya örtülü biçimde satılarak eritilmeye başladı. Bu anlaşılınca döviz kurları patladı. Bu işi yaptıkça rezerv eridi, rezerv eridikçe güven kaybı oldu çünkü "Bu ülke bununla nasıl başa çıkacak?" endişesi belirdi, bir girdap hâline dönüştü.

Şimdi, o girdap iktidarı da önüne katıp savuruyor, ülke olarak yaşadığımız durum budur. Hazine eski Müsteşarı Mahfi Eğilmez'e göre şu an ülkenin net rezervi, "swap"lar hariç eksi 60,6 milyar dolardır. Allah korusun, savaşa girersek döviz rezervi yok, enerji ve ilaç ithalatımız tehlikede. Siz bunları görmüyor musunuz? Bu 128 milyar dolar, alın teriyle çalışan işçilerimizin parasıydı, toprağı işleyen çiftçimizin parasıydı, bir kişiyi daha kurtarabilmek için evde çocuğunu bırakan sağlıkçılarımızın parasıydı.

Değerli arkadaşlar, elimizdeki teklif gibi düzenlemelerle oluşan bu büyük açığı yamayamayız. Esasen, iktidar koltuğunu kaybetmemek için her türlü imkânı kullanmaya çalışarak bu açığı telafi etme yeteneğini kaybetmiştir. "Yarat enkazı, sür halının altına" anlayışıyla artık alacağımız bir adım mesafe dahi yoktur. Bu kara delik ekonomisi sınıfsal bir tercihtir. Hep diyoruz, iktidar zenginin, yandaşın, rantçının yanında; yoksulun sırtında diye. Kimse pandemide vatandaşından daha çok vergi toplayan ama vatandaşına doğrudan destek vermeyen bir iktidarı başka türlü tanımlamamızı beklemesin. Bazı rakamlar vermek istiyorum, bugün sabah çıkardım Hazine ve Maliye Bakanlığının istatistik sayfasından. Bu senenin ilk üç ayında toplanan vergi, geçen senenin ilk üç ayında toplanan vergiden tam 83 milyar TL daha fazla. Bu, şu demek: Bu ortamda bizim maden işçiliğinde sıkça gördüğümüz dayıbaşılığın, "hadi hadi" uygulamasının devletteki karşılığıdır. Hadi hadi çalış, hadi hadi vergi ver; durumun özeti budur.

Değerli arkadaşlar, bir başka çalışmadan bahsetmek istiyorum. Ipsos Araştırma, Dünya Ekonomik Forumu için 30 ülkede bir araştırma gerçekleştirmiş, 30 ülkede pandeminin başından beri bu döneme kadar ruh ve zihin sağlığının nasıl etkilendiğini verilerle ortaya koymuş. O da şu, burada tabloda: Bu araştırmaya göre, 30 ülkede ruh ve zihin sağlığı ortalama yüzde 45 kötüleşmiş. Türkiye'de kaç biliyor musunuz? Türkiye'de yüzde 61. Ülkemiz, pandemide ruh ve zihin sağlığının bozulmasında yüzde 61'le 1'inci olmuş. Değerli arkadaşlar, bunu bir de şu tabloyla karşılaştıralım. Bu tabloyla biz... Şu tablo, ruh ve sinir sağlığı araştırılan 30 ülkenin Covid-19 vaka sayılarına bakmak için Johns Hopkins Üniversitesinin verilerinden hazırladık. 31 Marttan beri nüfusu hesaba katmazsak vaka sayısının en çok arttığı 4'üncü ülkeyiz. Bizim üzerimizde Brezilya, ABD ve Hindistan var. Nüfusa orantıladığımızda ülkemiz ne yazık ki vaka sayısında da 1'inci sıraya yükseliyor. Soma'da 301 madenci kardeşimizi kaybetmiştik, hepimizin yüreği yanmıştı. Mevcut iktidar, her gün bir Soma faciasında kaybettiğimiz can kadar can kaybetmemize maalesef neden olmakta.

Bir de geçen ay -bu da bir ironi- "Türkiye'nin Koronavirüsle Başarılı Mücadelesi" diye bir kitap yayınlamış Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, kamu kaynaklarıyla. Yani gerçekler başka, sunum başka.

Üstüne üstlük vatandaş diyor ki: "Vergi veriyoruz ama kasada para yok, para olmadığı için destek yok, destek olmadığı için tam kapanma yok." Sonuç: Pandemide istatistiklere göre dünya lideriyiz, bir tek saraya göre en başarılı mücadeleyi biz veriyoruz. Kabahat vatandaşın, zaten 128 milyar doları da vatandaş almış.

Bitirirken şunu söylemek istiyorum: Meclisimiz elbette teknik düzenlemeler de yapacak ama şu an bize düşen, işçinin, çiftçinin, esnafın, emeklinin, işsizin pandemi koşullarındaki ekmek kavgasını destekleyecek, sağlığını korumaya alacak düzenlemeler yapmak olmalıdır. "Yarat enkazı, sür halının altına" anlayışı ancak böyle son bulacaktır diyorum.

Teşekkür ediyorum.