KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum, geçmiş Ramazan Bayramı'nızı da kutluyorum.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Teşekkür ederiz.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Değerli arkadaşlar, kanun teklifinin genel gerekçesinde salgın sonrası dönemin ekonomik yapılanmasına uygun, sürdürülebilir, güçlü ve kaliteli büyümenin sağlanabilmesinin hedeflendiği söylenmektedir. Hazırlanan ekonomi reformları paketiyle makroekonomik istikrarın temini, rekabetçi üretim ve verimlilik artışları ve şeffaf, öngörülebilir ve hesap verilebilir yönetişimin amaçlandığı ileri sürülmektedir.

Arkadaşlar, genel gerekçede bunları alt alta sıralayanlar hangi ülkede yaşıyor önce sormak lazım. Salgın sonrası hangi ekonomik yapılanma, hangi güçlü ve kaliteli büyüme, hangi makro ekonomik istikrar sağlandı? Uluslararası Para Fonu bile pandemi döneminde bütçesinden sosyal korumaya dönük en az pay ayıran 3 ülke arasında Türkiye'ye yer verdi. Hangi şeffaf, hangi hesap verilebilir yönetişim sormak lazım. İktidar pandemi yardımlarını neredeyse kalem kalem açıklıyor, yardım ettiği vatandaşların adlarını yayınlayacak neredeyse; o zaman sormak lazım, bir kez daha soruyoruz: 128 milyar dolar ne oldu, kime hangi kur üzerinden satıldı? Merkez Bankası Başkanlığına getirdiğiniz kişiyi ne oldu da alelacele görevden aldınız? Şeffaflık ve hesap verilebilirlikmiş... Siz hesap vermeyi helalleşmek olarak mı biliyorsunuz? Er veya geç bu halka evrensel hukuk kuralları içerisinde hesap vereceksiniz. Ülke gerçeklerinden, yaşanan gelişmelerden bu kadar kopuk bir iktidardan bir an önce demokratik bir seçim sonucuyla kurtulmak gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, Yakup Kadri'nin "Hüküm Gecesi" romanında roman kahramanı Ahmet Kerim, Kırklareli'nin de işgal edilmesi üzerine iç sesiyle: "Bir mağlubiyetin arifesinde miyiz yoksa bir bozgunun ertesinde miyiz?" diye soruyor. Şurası çok açık ki iktidar kendi yaşadığı bozgunun ertesinde, şimdi bu bozgunun bedellerini topluma ödetiyor. Bozgun ne midir? Bozgun, hiçbir inandırıcılığı kalmamış, kendini saraya kapamış, günübirlik genelgelerle ülkeyi yönetmeye çalışıp eli ayağına dolanan, suç örgütlerinin ve bağlantılarının ülke gündemini işgal ettiği, uluslararası basında uyuşturucu sevkiyatıyla anılan, tutarlı bir dış politika izlemekten yoksun bir durumda olmaktır. Tek adam rejiminin ülkeyi getirdiği nokta budur yani bozgun.

Elimizdeki teklif de bu dağılma görüntüsünün bir uzantısı; birbirinden kopuk, alelacele, toplumsal kesimlerin onayı alınmadan yapılmış bir torba.

Değerli arkadaşlar, 1 ve 2'nci maddelerde zorunlu taşıt sigortası yaptıran araç sahiplerini mağdur edecek, sigorta şirketlerinin karını artıracak bir düzenleme getiriliyor. Düzenlemeden taksici, dolmuşçu, esnaf da zarar görecek. Anayasa Mahkemesi, vatandaşın aleyhine, sigorta şirketlerinin lehine olduğu için daha önceki zorunlu taşıt sigortasın birçok maddesini iptal etmişti. Teklif, zorunlu taşıt sigortası yaptıran araç sahipleri ile kazalarda zarar gören 3'üncü kişilere sigorta şirketlerinin ödeyeceği tazminatların miktarı ve kapsamını daraltmakta. Teklif bu şekliyle yasalaşırsa, parasını ödeyip aracına zorunlu sigorta yaptıran vatandaş mağdur olacak, daha az tazminat ödeyecekleri için sigorta şirketlerinin kasası dolacak. Taksici, dolmuşçu, otobüsçü, binlerce esnafın trafikte uğrayacağı zararları sigorta şirketleri artık karşılamayacak. Bu düzenlemenin hedefi, trafik sigortası yapan şirketlerin araç sahiplerini daha çok soymasının, maalesef, önünü açmaktır.

3'üncü maddeyle, Finansal İstikrar Komitesinin görev ve yetkileri değiştiriliyor. Belli ki kamu kuruluşlarının yanı sıra sektör temsilcilerinin de yer aldığı Finansal İstikrar Komisyonunun görev ve işlevini Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı Finansal İstikrar Komitesi üstlenecek. Bu düzenleme, siyasetten bağımsız karar alması beklenen BDDK'nin bankacılık ve finansal piyasalarla ilgili bazı yetkilerinin Hazine ve Maliye Bakanlığına devredilmek istendiğini gösteriyor. Bu düzenleme Hazineden 128 milyar doları buharlaştıran mantığın devam ettiğini ve giderek her yere sirayet ettiğini göstermekte; daha doğrusu, tek adama bütün yapıyı bağlayarak ekonomik sorunları çözeceğini zanneden anlayışın bedelini ne yazık ki bütün halkımız ödüyor. Bu tekelleşme aynı zamanda sorumluluğun da yok olmasını getiriyor, "Ben yaptım, oldu." anlayışını da iyice yerleştiriyor.

Değerli arkadaşlar, 4'üncü maddeyle, yağmala yağmala bitiremediğiniz İşsizlik Fonu'na bir yük daha getiriyorsunuz. İşçiler için mi? Hayır. İşsizler için mi? Hayır. Mikro ve küçük işletmelere ilave istihdama faiz desteği getiriliyor. Yapılmasın mı? Elbette yapılsın. Ama niye İşsizlik Fonu, bu ülkenin bütçesi yok mudur?

5'inci maddedeki düzenlemeyle 18 yaşından küçükler de bireysel emeklilik sistemine girebilecek. Çalışanlar değil sermaye aslında -tırnak içinde söylüyorum- beslenmeye devam ediyor. Kapsam iyice genişletiliyor. Hedef, emeklilik taahhüdünde bulunan sigorta şirketlerine yeni kaynak yaratmak için 18 yaşından küçük çalışanlardan da BES primi kesmektir.

Madde 7 ve 8'le orta vadeli mali plan bütçe hazırlık sürecinden çıkarılmaktadır. 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nda makro-ekonomik hedeflerle ilgili öngörüler orta vadeli programda, bütçeyle ilgili öngörüler ise orta vadeli mali planda yer almaktadır. Bu iki raporun birleştirilmesiyle kamu bütçesinin geleceğine dair beklentileri içeren mali planın önem seviyesi azaltılmıştır. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçişle bütçe süreci demokratik bir süreç olmaktan çıkıp Cumhurbaşkanlığının tek başına hazırladığı belgenin Meclisten geçirilmesi hâlini almıştır. Bu sürecin parçası olarak orta vadeli mali plan da ortadan kaldırılarak bütçe süreci iyice önemsiz hâle getirilmektedir.

13'üncü maddedeki düzenleme, iktidarın Meclisi ve komisyonları nasıl işlettiğinin açık bir göstergesidir. Aceleye getirilmiş, toplumsal kesimlerden görüş alınmadan oluşturulmuş taslaklar çoğunluğa dayanarak kanunlaştırılıyor, çeklerle ilgili düzenleme de böyle oldu. Kapanma öncesinde, son dakikada Genel Kurulda kanuna eklenen düzenlemeyle yapılan değişiklikler işlemedi, şimdi onu düzeltiyoruz. Bu madde vesilesiyle tekrar hatırlatmak isteriz ki zamanında borcunu ödeyemeyen ve kara liste sorunu yüzünden krediye ulaşamayan esnaf ve sanatkârlarımız için sicil affı acilen getirilmeli, esnaf destekleri sigortası hayata geçirilmelidir.

Borçlar hep faizli olarak ertelendi, şimdi, bu saatten sonra esnafın yarasına merhem olacak şekilde karşılıksız hibe desteği ve tüm borçların faizsiz olarak ertelenmesi kaçınılmaz oldu çünkü bu yükü esnafımız artık kaldıracak durumda değil.

Değerli arkadaşlar, sosyal devlet, toplumun sosyal ve ekonomik krizlerle mücadelesinde en önemli faktördür. Devlet, uygulayacağı çeşitli sosyal politikalarla toplumun sosyal refahını yükseltmek ya da toplumun kriz dönemlerini en az zararla atlatması için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. Eğri oturup doğru konuşalım; iktidar, pandemi sürecinde işini kaybeden işçiye, iş yerini açamayan esnafa, geçinemeyen emeklilere, iş bulamayan gençlerimize, borç batağındaki çiftçimize, maaşları zamlarla erimiş memurlarımıza, pandemi sürecini göğüslemesini sağlayacak düzenli bir yardımda bulunmamıştır. Yapılan yardımlar, İşsizlik Sigortası Fonu'ndan yapılan dişe kovuğa yetmeyecek yardımlardır. Son genelgeyle de "Desteksiz kapanmaya devam." denildi. İçişleri Bakanlığı genelgesiyle AVM'ler açıldı, kahveci, esnaf yine desteksiz olarak kaldı. On beş ay esnafa "Sabredin." dediniz, şimdi, yine "Sabredin." diyorsunuz. Turiste verilen değerin binde 1'i esnafa verilseydi, bugün ekonomi daha güçlü olacaktı.

Son sözüm, eğer hesabı verilemeyen 128 milyar dolar hazinede olsaydı, bu pandemi sürecinde vatandaşlarımıza rahat nefes aldırabilirdik. Halkımızın parasının peşini bırakmayacağız. Tekrar soruyoruz: 128 milyar dolar nerede?

Saygıyla selamlıyorum.