| Komisyon Adı | : | TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Hayvanları Koruma Kanunu ile Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3727) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 06 .07.2021 |
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli misafirler, değerli milletvekili arkadaşlarımız ve değerli Komisyon üyeleri; bu yasa teklifini iki değişik pencereden irdelemek isterim. Birincisi, usul yönünden; ikincisi, içerik yönünden.
Usul yönünden, biraz önce bir tartışmayı kısmen sonlandırdık. Aslında, bu teklifle ilişkili olan 4 temel kanunda değişiklik yapılmasını gerektiren bir teklifti ama her zaman olduğu gibi iktidar çoğunluk üzerinden hareket ederek, buna bir açık kapı bırakmayarak sadece kendi istekleri doğrultusunda sınırlanmış oldu. Bu açıdan, usul yönünden bir eksikliğin olduğunu söylemek isteriz. İkinci, usul yönünden eksikliğin katılımcı olunmaması. Örneğin, bir araştırma komisyonu kuruldu. Bu araştırma komisyonu ciddi bir çalışma yürüttü uzunca bir süre, partilerin de ortak katılımıyla yapıldı, burada övgülü sözler de söylendi elbette kıymetli ama isterdik ki kanun yapılırken de yine aynı ortaklık, aynı dayanışma bütün partinin ilgili arkadaşlarının olduğu bir biçimde bunun kanunlaştırılması, hayata geçirilmesiydi. Bu da hayata geçirilmedi çünkü çoğunluk esasına göre tamamıyla el kaldır, indir meselesi üzerinden "Biz çoğuz, istediğimiz kararı alırız." bir durumla karşı karşıyayız.
Yine, geç kalmış olduğunu hepimiz biliyoruz. Madem geç kaldı bu kadar, elbette bekleyenler var, çıkması gerekiyor ama başta da önerimizi sunduk. Önümüzde bunu belki, bugün için acil talepleri karşılama açısından kısmen çıkarılmasında belki, sakınca görülmeyebilir ama mesele bitmiyor ve bazı maddeler var ki sorunu ve konuyu büyütüyor. Kısaca katılımcı olmaması, diğer sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütleri, meslek odalarının direkt kanun yapma içerisinde etki ve yetkilerinin olmaması, diğer siyasal partilerin bu teklifin hazırlanmasında bir etkilerinin olmaması, hatta cumartesi, pazara denk getirilerek kanun teklifinin bizlere sunulması ve hemen hemen hiç çalışma ortamı olunmadan direkt bu Komisyona gelmemizin usul açısından, demokratik açıdan, Meclisin yasa koyması açısından, ciddi bir sıkıntı olduğunu paylaşmak isterim.
Peki, içerik olarak. İçerik olarak kısa kısa... Biraz önce buradan, çok güzel güzellemeler yapıldı, bunlardan birkaç tanesini sizlerle paylaşmak isterim. Özellikle, hem teklifi yazan milletvekili arkadaşlarımız, aynı zamanda Büyükşehir Belediye Başkanımız ve Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı "Bir zihin değişikliği olduğunu." söylediler. Bir bakalım, zihin değişikliği nerede? Zihin değişikliğini şöyle algılayabiliriz: Dediler "En önemli şey bu canlıların mal olmasını tekliften çıkardık, bunlar artık bir canlı." ama teklifin adına bakıyoruz "Hayvan Haklarının Korunması". Siz hayvan haklarının korunması cümlesini kullandığınız andan itibaren o canlıları mal olmaktan çıkaramıyorsunuz çünkü internet üzerinden, yine, kontrol edemediğiniz alanlardan, bütün alanlardan, bunların alım satımının yapılacağını biz, hepimiz bilmekteyiz. Bunun kontrolünün güç olduğunu bilmekteyiz. O zaman ne olmalı bu kanunun adı? Daha genişletilerek, daha büyütülerek, daha sorunların çözümüne ayna tutarak ve var olanları çözmeyi, çözme kabiliyetini yükseltmek amacıyla böyle bir kanun ancak "Hayvan Hakları Kanunu" olmalı aynen İnsan Hakları Kanunu gibi. Eğer, bunu bu pencereden, bu perspektiften değerlendirmiyorsanız, dolayısıyla, bu teklif, hayvan haklarını koruyan bir teklif değil, getirenlerin kendilerine göre bu alana, bu canlı dünyasına bakmaya dair bir teklif biçimi.
Yine, diğer bir konu cezai mesele; zihniyet değişikliğinin bir başka boyutu. Sonuçta öyle bir cezai müeyyide var ki bir hayvanın artık neslini yok eden bir fiilde bulunmuşsanız ona altı ay gibi bir hapis cezası öneriyorsunuz ama hayvanın ayağını keserseniz, boynunu yaralarsanız, kanadını kırarsanız yani o canlıya ciddi bir işkence, vahşet vesaire uygularsanız verilen ceza ne yazık ki, ötelenebilir, ertelenebilir, hapis kararı içermeyen, hapsi içermeyen bir karar. Dolayısıyla, burada bir zihniyet değişikliği...
ERKAN HABERAL (Ankara) - Beş yıldan on yıla kadar.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - O zaman devamını okuyun, tam okumamışsınız Değerli Milletvekilim.
GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - O, neslini yok eden.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - O, neslini yok eden hayvanlar için sadece geçerli, diğer yaralamalarda veya buna benzer zarar vermelerde bu, ne yazık ki yok.
Yine, bir zihniyet değişikliği. Özellikle, gerçekten canımızı acıtan, inciten, son İstanbul Sözleşmesi'nin de yasa dışı bir şekilde hakikaten kaldırılmış olması... Bugün de bu teklifteki, bakın, bu teklifteki "hayvanlarla cinsel ilişkiye girme", ne demek bu? ( STK temsilcilerinden "bravo" sesleri, alkışlar) Ne demek, ne demek bu?
MUSTAFA YEL (Tekirdağ) - Mevcut kanunda cinsel ilişkiye girmekten bahsediyor.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - O zaman mevcut kanunu atacağız, atıyoruz; buradaki amacımız bu.
AYHAN BARUT (Adana) - "Cinsel ilişki" diye bir şey olamaz.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - "Cinsel istismar" demeliyiz.
BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Evet, devam edelim. Arkadaşlar, müdahale etmeyelim.
GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Cinsel istismar değil tecavüz.
AYHAN BARUT (Adana) - Tecavüzdür bunu adı cinsel istismar ya da tecavüz.
BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Arkadaşlar, dinleyelim Orhan Bey'i.
AYHAN BARUT (Adana) - Ya da cinsel saldırıdır.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Yani kısaca değerli Başkanım, bunlar bir zihniyet değişikliğinin olmadığını, devam ettiğini gösteren bu teklifin temel ana unsurlarını ortaya koyan ve mutlaka ismiyle, hukuksal yaptırımlarıyla mutlaka ve mutlaka değiştirilmesi gereken önemli noktalar olarak bunu gündemde tutmanın ve -zaten önergelerde bunları paylaşacağız- bu konuda çok net bir şekilde bunları ayırmak ve bu konuda net bir tutum sergilemekte yarar var.
Yine aynı şekilde, her şey ceza, her şey hapis, her şey para cezası... Bunlar birer sonuç. Bu işi bu sonuca getiren meselelere bakalım. Sokak hayvanlarının en büyük problemleri kısırlaştırma meselesi. (STK temsilcilerinden "bravo" sesleri, alkışlar) Siz, kısırlaştırmayı sadece, 25 bin insanın yaşadığı ilçelerde birer kısırlaştırma merkezi kurmak üzerine eğer odaklandırdıysanız oradaki yaman çelişkiyi paylaşmak isterim. Kentlerde bu tür hayvanlara işkence, hayvanlara zarar verme, onları zora sokma meselesi biliniz ki daha azdır çünkü kitlenin eğitim durumu, kitlenin bakış açısı, kısmen biraz daha farklıdır ama kırsalda, insan nüfusunun az olduğu yerlerde hayvan sayısı çok daha fazladır, üremeleri engellenemez dolayısıyla oralarda kontrolü çok daha zordur.
HAYVANLARIN YAŞAM HAKLARI KONFEDERASYONU BAŞKANI NESRİN ÇITIRIK - Bravo.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Bu teklif maddesinde Sayın Başkan, bir şey yapmak lazım, mutlaka adını koymak lazım. Bu ille de oraya bir kurumun yeniden ihdas edilmesini gerektirmez. Tarım ilçe müdürlükleri var her ilçede. Tarım ilçe müdürlüklerinin bir bitkisel alanları var, bir de hayvansal alanları var. Bu hayvansal alanlarına mutlaka veteriner, veteriner teknikeri mutlaka ve mutlaka koyarak, oralarda kısırlaştırma merkezi... Belki yan yana olan 2 ilçede, yan yana olan 3 köyde, 5 köyde olmayabilir ama 5 kilometre, 10 kilometre, 15 kilometre yani anında ulaşılabilecek, anında kısırlaştırma yapabilecek bir alana mutlaka ve mutlaka ihtiyaç var. Eğer siz bu işi 25 bin insanın yaşadığı alanlar üzerinden inşa etmeye çalışırsanız, merak etmeyin, çok daha kötü sonuçlarla karşılaşacağımızı şimdiden söyleyebilirim çünkü geçmiş yasalarda da bunu gördük. Hukukta, adalette, ekonomide, tarımda, her şeyde, yazılar güzel yazılıyor hatta tarımsal, mevsimlik tarım işçilerinde inanılmaz güzel yönetmelikler kısmen hazırlandı ama uygulamaya gelince, denetime gelince Hak vere. Sonucun aslında en önemli unsurlarından bir tanesi kanun koyuculuktan çok o kanunu uygulayabilme yetisidir, yürütmenin bunu sağlıklı bir şekilde yürütmeye dair bir tutum, bir anlayış sergileyebilmesidir. O yüzden, 25 bin değil, küçük ilçelerde de köylerin yoğun olduğu bölgelerde, tarımın yoğun olduğu bölgelerde mutlaka ve mutlaka ulaşılabilir, müdahale edilebilir kısırlaştırma merkezlerinin oluşturulması lazım, bir.
İkincisi de -Büyükşehir Belediye Başkanımız burada- büyükşehir belediyelerinde kurulan bu veteriner hizmetleri veya buna benzer birimler, içinde veteriner olmayan, veteriner sağlık teknisyenleri olmayan kişiler tarafından yönetilmektedir. Dolayısıyla, buralarda mutlaka ve mutlaka veteriner, veteriner teknikeri, veteriner sağlık teknikeri ya da zooteknisyen mutlaka ve mutlaka bulundurulmalı ve ayrı bir birim olarak mutlaka ve mutlaka hayata geçirilmeli. Yani burada olmuş olması, olmamış olmaması değil kanun burada, açık, tartışıyoruz; buradan yüklemeler, görevlendirmeler rahatlıkla yapabiliriz.
Elbette bu yaşanan ağır travmaların meselesi yani bu hayvanların yaşadığı sorun insanların da sorunudur. Eğer siz bitkiyi, böceği, faunayı, florayı, onların yaşam alanlarını güvence altına alamıyorsanız bilin ki insanlık da güvence altında değildir. Söylendi Covid-19 veya benzer zoonotik hastalıkların her zaman olabileceğini de görmek zorundayız. O zaman karşımıza belki de en önemli şey çıkıyor: Eğitim, eğitim, eğitim. Ama eğitim kuru kuruya olmuyor. Eğer siz toplumun kalkınmasını sağlayabilirseniz, toplum açlık, yoksulluk, fakirlik, eğitim, sağlık dertlerinin dışında başka bir derde yönelebilecek bir kalkınmayı buluyorsa bunu da hep birlikte yapmak zorundayız. O yüzden, ilkokuldan itibaren mutlaka ve mutlaka hayvan hakları dersini sisteme koymak lazım çocuklar daha eğitime, okuma yazmaya başladığı andan itibaren. Düşünün, küçücük çocuklar evlerinde kediyle, köpekle birlikte yaşıyorlar, canlıyla yaşıyorlar, can dostlarıyla yaşıyorlar, hatta yeni dünya düzeninde, kapitalizmin emperyalizmin her şeyi metalaştırdığı, her şeyi kimliksizleştirdiği bir dönemde... Şu anda insanların birçoğu insanlara sarılmaktansa can dostu hayvanlarına sarılıyor. Onları daha samimi bulmakta, daha dost bulmakta, daha vefalı bulmakta. Dolayısıyla çok küçük yaştan itibaren ciddi bir eğitim sisteminin mutlaka ve mutlaka hayata geçirilmesi ve buradan doğru da geleceğe dair önemli bir adımın atılmasında, ilkokul, ortaokul, lise boyutunda hayvan hakları derslerinin verilmesinde büyük bir yarar olacağını şimdiden paylaşmak isterim.
Yine, 50 madde hazırladığınızı söylediğiniz, övgüyle söylediniz. Ya bu 50 maddeyi neden işte 34 sorun tespit ettik, 34 sorunu da 17 maddeye indirgedik. Dolayısıyla "Bu 17 madde de aslında o bizim yaptığımız Komisyon çalışmasının bütününü temsil edebiliyor." anlayışı, işte çok kısa örnekledim, birazdan maddelerin içerisinde de detaylı bir şekilde itirazlarımızın olacağını, birçok alanda yetersiz olduğunu ve o 50 maddelik raporun aslında birçok kısmının bu kanun teklifinde olmadığını çok net bir şekilde söylemek isterim. Bir de şunu da paylaşayım -içimde hep yaradır, daha önce de söyledim bütün bunları ama yine söyleyeyim- burada bütün kitleleri temsil eden, Türkiye'yi de temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi var; elbette insanız, elbette hassasiyetlerimiz var, elbette toplumumuzun inançsal, kültürel değerleri var, hepsi başımızın üstüne hiçbirine itirazımız yok ama arkadaşlar, samimi olalım, bu ülkede en büyük acıyı, en büyük işkenceyi, en büyük sorunu canlı hayvanları kesip sofralarımıza getirdiğimiz süreçte yapıyoruz. Bunu net bir şekilde görelim. Veterinersiniz Sayın Başkan; veteriner olmak çok kıymetli elbette. Siz de bilirsiniz ki bir hayvanı zorla, stresle kesmek o hayvanın bünyesindeki kasılmalar nedeniyle, damar, kas kasılmaları nedeniyle kanın orada kalacağı ve orada aslında -"rigor mortis"- ölüm sertliği oluşacağını ve o etin ciddi anlamda bir besin kaybıyla sonuçlandığını hepimiz bilmekteyiz.
Dünyada birçok ülke bununla ilgili özel kanun çıkarmış durumda, nasıl kesim yapılacağına dair özel kanunlar var İsviçre'nin, Almanya'nın, İngiltere'nin. Bizim elbette inançsal değerimiz var ama sonuçta bir kurban bayramımız var bir de adaklarımız var, yani en azından bunlar sınırlandırılamaz mı? Bu konuda mutlaka bir şey yapmak lazım. Eğer biz bunu yapmıyorsak bu şekilde kesilen bütün hayvanlarımıza ciddi anlamda işkence yapıyoruz, çok ciddi anlamda. Bunu hem insani hem vicdani hem de bir hayvanı bir canlı olarak görmek, sosyolojik bir varlık olarak görmek, duyguları olan bir canlı olarak görmek, davranış biçimi olan bir canlı olarak görmek gerektiğini sizlerle paylaşmak isterim.
Daha çok söyleyeceğim sözler olabilir ama arkadaşlarımız da konuşacaklar, sivil toplum örgütleri var dışarıdan geldiler, katıldılar.
Ben kısaca; gelen kanun teklifine arkadaşlar emek vermişler, kıymetli işler de var ama yetersiz olan noktalar var, eksikleri var. Bu bir fırsattır, bu eksiklikleri, hataları birlikte gidererek daha anlamlı, daha kapsayıcı, daha geniş bir yasa yapabilme olanağımız var. Bu konuda Komisyon üyelerini duyarlılığa çağırıyorum, teşekkür ediyorum, kolay gelsin.