KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Bugün, Komisyonumuzda görüştüğümüz teklif, yine, mutat olduğu veçhiyle, bir torba kanun teklifidir. Sayın Kaboğlu'nun yaptığı hesaplara göre, bu, Mecliste görüşülen 46'ncı torba yasa ve bunun, şu ana kadar bundan önceki Genel Kuruldan geçen torba yasaların 2.369 maddesi var, bu maddelerden yüzde 63'ü torba yasa tekliflerinin maddeleridir. Yani açıkça gördüğümüz bir tablo var, eski yasama dönemlerinde, özellikle 2000 öncesinde Mecliste torba yasalar hemen hemen hiç görüşülmezdi, belli bir alanı düzenleyen yasalar gelirdi ama mevcut iktidar Meclisi sürekli torba yasalarla boğmaktadır, yasa düzenini bozmuştur, yasa mantığını ve anlayışını da ortadan kaldırmıştır.

Torba yasaların pek çok mahzuru var ama her seferinde, defalarca konuştuğumuz için bunları geçmek istiyorum fakat asıl vurgulamak istediğim nokta şudur: Türkiye Büyük Millet Meclisinden şekil şartlarına uygun olarak geçen her metin içeriği ne olursa olsun yasa sayılır mı, kanun sayılır mı, bunun tartışılması lazım. Veya bu Meclisten geçen metinler, içeriğinde çok yanlış, fahiş, ülkeyi tehlikeye götürecek nitelikler taşıyorsa, özellikler taşıyorsa bu yasaları Meclisten geçiren milletvekillerinin yasama dokunulmazlığından, yasama sorumsuzluğundan yararlanması mümkün müdür? Bu, doktrinde son zamanlarda tartışılmaya başlanan bir konudur. Onun için sayın milletvekillerinin "Yasama dokunulmazlığımız var, biz istediğimiz metni geçiririz ve sonra bizden kimse hesap soramaz." diye düşünmemesi lazım. Başta komisyonlar olmak üzere, yasaların yasa olması lazım.

Şimdi, öteden beri bu noktaya açıklık getirmek için ifade etmek zorundayım, bir yılı aşkın süredir bir kavram üzerinde duruyorum; bu "mafya devleti" kavramıdır. İki kez Komisyonda, daha önce iki kez de Genel Kurulda konuştum; "mafya devleti" dediğimiz şey dünyanın dört bir tarafında tartışılan, literatüre girmiş, hakkında yüzlerce makale yazılmış, kitaplar neşredilmiş bir konudur. Bakın, son zamanlarda da bu konudaki literatürü taramaya çalışıyorum, bazısını okuyorum, bazısının özetini çıkarttırıyorum. Louise Shelley'nin "Mafia and The Italian State" bu yayınlardan biri veya Gustavo Duncan'ın "Drug Trafficking and Political Power" yine mafya bağlantılı, mafya devletiyle ilgili bir çalışmadır. Balint Magyar'ın "Post-Communist Mafia State: The Case of Hungary" bu da yine aynı şekilde mafya devletiyle ilgili bir başka çalışmadır. Luke Harding'in "Mafia State" yine bu çalışmalardan biridir. Bunun gibi onlarca kitap var, yüzlerce makale var. Burada anlatılmak istenen husus şudur: Suç örgütleri ile bürokrasi ve hükûmet yetkilileri arasındaki ilişkiler öteden beri bilinen bir gerçektir, dünyanın her tarafında var ama bu ilişkiler çok derinleştiği zaman hükûmet yetkilileri mafyanın iş birlikçisi hâline dönüştüğü zaman ortaya mafya devleti çıkar. Fakat bu mafya devleti şimdiye kadar Türkiye'de tartışılmamıştır ama 70'lerin, 80'lerin İtalyasında, vaktiyle Kolombiya'da, Meksika'da, Balkanların bazı ülkelerinde gördüğümüz bir durumdur. Bu, suç örgütleri ile hükûmet ve bürokrasi arasındaki ilişkilerin yoğunlaşmasıyla ortaya çıkan bu "mafya devleti" kavramı artık günümüzde bir başka evreye gelmiştir, artık yeni nesil bir mafya devletinden söz edilmektedir ve bununla da ilgili yazılan çok sayıda kitap vardır, makale vardır. "Nedir yeni nesil mafya devleti?" derseniz, şudur: Artık suç örgütleri ile hükûmet yetkilileri arasındaki bir ilişkiden bahsedilmiyor; hükûmet edenlerin, iktidar sahiplerinin mafya yöntemlerini kullanmaları nedeniyle ortaya çıkan yeni devlet tipine, modeline mafya devleti deniliyor yani asıl risk olan yeni mafya devletidir. Bu yeni nesil mafya devletinin bazı özellikleri var. Bir kere, şeffaflığın, hesap verebilirliğin olmadığı, iktidarın yaptıklarından dolayı hesap vermediği ortamların bunu beslediği kesindir. İkincisi, yolsuzlukların devasa boyutlara çıktığı bir düzendir bu, o kadar büyük yolsuzluklar yapılır ki bunlar çantayla, bavulla taşınan rüşvetlere benzemez. Banka hesaplarında tutamazsınız, borsada, gayrimenkulde saklayamazsınız, devasa boyutlarda bir meblağdır bu, yolsuzluklar devasa boyutlara ulaştığı için de bunun gizlenmesi lazım. Gizlemek için bu yeni nesil mafya devletlerinde medyayı suskunluğa mahkûm etmek için iktidarlar büyük bir medya imparatorluğu oluştururlar.

Bir diğeri, bununla da kalmazlar, bir taraftan da yargıyı sopa olarak gösterirler, nerede bir yanlışları varsa, nerede bir yolsuzluk varsa, nerede bir hukuk ve kanun ihlali varsa bu durumda yargı ve diğer vasıtalarla muhalefet yapanları, bu suçları ortaya çıkarmaya çalışanları yıldırmaya, bezdirmeye ve susturmaya çalışırlar. Piyasa ve muhalefet suskunlaştıkça bu mafya devletine hâkim olan yapının yolsuzlukları daha da fazla artar, daha büyük düzeylere ulaşır ve yasama organı da bu yapının ihtiyaçlarına uygun bir yasama süreci içerisine girer; bizi ilgilendiren taraf burasıdır. Yani şimdi düşünün, Meclise "şekil şartlarına uyuyor" diye bir teklif verildi, komisyondan geçti, Genel Kuruldan geçti, Resmî Gazete'de yayınlandı, içeriği ne olursa olsun buna yasa denir mi? İkincisi, içeriği ne olursa olsun bunu teklif olarak veren, el kaldırıp oy veren milletvekilleri yasama dokunulmazlığından yararlanabilir mi? Doktrinde bu tartışılmaya başlanmıştır. "Hayır, yararlanamaz, yargılanması lazım çünkü devlet bir mafya devletine dönüşüyorsa bunun ayakları Parlamentoda da olsa, bürokraside de olsa, Hükûmette de olsa, nerede olursa olsun bu vahim bir tablodur ve gelecektir, hiç kimse masuniyet karinesine dayanamaz, yasama masuniyetine bile dayanamaz, yargılanması gerekir." diye tartışmalar başlamıştır. Maalesef dikkatsiz ve özensiz çalışan Parlamento her zaman bu riskin altındadır değerli arkadaşlar.

Bakın, son günlerde birtakım şeylerden bahsediliyor, suç örgütleriyle, bürokrasiden, bakanlardan falan birileriyle irtibatlardan bahsediliyor. Şimdi, burada her ne kadar basın ve medya, ağırlığı bu suç örgütlerine veya sırtını siyasetçiye dayanarak büyük zenginlikler elde eden kişilere yöneltmiş ise de bugün Türkiye'deki sorun bu suç örgütlerinde değildir. Türkiye'de yaşanmakta olan sorun, doğrudan doğruya hükûmet etme biçimiyle ilgili bir sorundur, iktidar olma biçimiyle ilgili bir sorundur hatta yasa yapma biçimiyle ilgili, yasama organının çalışma biçimiyle ilgili bir sorunla karşı karşıyayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Sayın Şener, buyurun tamamlayın lütfen.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Mesela, şu varlık Barışları, Cumhurbaşkanına verilen yetkiyle uzatılanları da dâhil ederseniz bu Hükûmet, 10 civarında varlık barışı çıkarmıştır. Bazı varlık barışı yasalarında -hepsi torba yasadır- aynen şu ifade vardır, diyor ki: "Bu varlık barışı nedeniyle başvuran ve para getiren kişiler hakkında vergi incelemesi yapılamaz, ilave tarhiyat yapılamaz, araştırma yapılamaz, soruşturma yapılamaz ve kovuşturma yapılamaz." diyor. Bu ne demektir? Kara parayı aklıyoruz demektir. Sadece kayıt dışı parayı değil, kara parayı aklıyoruz yani kaynağı suç olan, uyuşturucu, kokain kaçakçılığı olan parayı aklıyoruz, kadın ticareti olan, silah kaçakçılığı, petrol kaçakçılığı olan parayı aklıyoruz demektir. Bu yasalar bu Meclisten geçmiştir arkadaşlar. Her seferinde soruyoruz, şimdi de soruyorum: Bu varlık barışından dolayı MASAK'ın inceleme yaptığı kim var? Hiç kimseyi inceledi mi, varlık barışından dolayı getirip para yatıran hiç kimseyi inceledi mi? Bir kere, bazı varlık barışı yasalarında incelenmesi yasal olarak yasaklanıyor, o bir referans olduğu için, MASAK da Hükûmetin kontrolünde olduğu için veriliyor talimat ve inceleme yapılmıyor. O hâlde, Türkiye'deki bu tehlikeli gidişin baş sorumlusu bu Komisyondur, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev alan milletvekilleridir, bürokrasidir, Hükûmettir; topyekûn yanlışa doğru bir gidiş var.

Bu yasanın içerisinde de tehlikeli maddeler var. Bu memleketi olağan dönem yasalarıyla değil de olağanüstü hâl yasalarıyla yönetmeye kalkmak ne demektir ya, ne demektir? Madem olağan bir dönemdeyiz, olağan yasalarla idare edilir ülke. Eğer olağanüstü bir durum, olağanüstü hâl edilmesini gerektirecek bir durum varsa onu getirirsiniz, onu konuşuruz. Üstelik olağanüstü hâl dört ayda bir buradan uzatılır, siz Olağanüstü Hâl Yasası'nı üç yıl uzatıyorsunuz, üç yıl.

Türkiye tehlikeli bir gidişin eşiğindedir. Bu tehlike günün birinde herkesi sarabilir, onun için hiç kimse oturduğu yerden ve konumundan emin olmasın. Buraya gelen her yasa teklifinde doğru maddeye "evet", yanlış maddeye "hayır" demeyi iktidar milletvekilleri de öğrensin.

OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Evet, teşekkür ederim Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ben buraya geldiğimden beri getirdiğiniz kanun teklifleri sadece iktidarın verdiği kanun teklifleri.

İkincisi, şu ana kadar muhalefetin istediği tek bir kelime değişmemiştir ne Komisyonda ne Genel Kurulda, böyle bir yasama faaliyeti olamaz.

Hepinize saygılar sunuyorum.