KOMİSYON KONUŞMASI

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben öncelikle sunumunuzdan dolayı teşekkür ederim.

Şunu sormak istiyorum önce: Çevre Yönetimi Genel Müdürü, Su ve Toprak Yönetimi Dairesi Başkanı ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü de sunum yapacaklar mı ayrıca? Sorularıma ona göre yönlendireceğim çünkü.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKAN YARDIMCISI MEHMET EMİN BİRPINAR - Bugün yapmayacaklar ama başka zaman çağırırlarsa...

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Tamam. Hayır, burada isim olunca o açıdan sordum. Ayrı bir sunum var mı?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKAN YARDIMCISI MEHMET EMİN BİRPINAR - Bize desteğe geldiler efendim.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Desteğe geldiler, peki. Çünkü sorularımı ona göre yönlendireceğim.

Teşekkür ediyorum.

Tabii, çevrenin ekonomik faaliyetlere ilişkin iki temel özelliğinin olduğunu biliyoruz. Bunlardan ilki, bizlere doğal kaynak sağlaması; ikincisi ise üretim veya tüketim sonucunda açığa çıkardığımız kirlilik unsurları ile atıkları depolama ve yeniden dönüşümlerini sağlama işlevidir. Her ekosistemin bir eşik değeri, bir taşıma kapasitesinin olduğunu biliyoruz. Bu sınırların aşılması ve ekolojik işlevlerinin aksaması durumunda canlı yaşamı tehlikeye giriyor ve ekonomik faaliyetler de gerçekleşemiyor.

Marmara Denizi özelinde yaşanan çevre felaketini değerlendirirken sadece deniz açısından değil tüm Marmara havzasının ve bu havza içindeki tüm insani faaliyetlerin ele alınarak irdelenmesi gerekiyor. Bugün bizi meşgul eden bu çevre krizinin yanında, üretim ve tüketim araçlarının dolaşımında kent ile kır arasında yaratılan dengesizliklerden kaynaklanan insani gelişim kalitesindeki bozulmanın yarattığı daha genel bir krizin olduğunu yani göç olgusunun olduğunu da göz önünde bulundurmak durumundayız.

Günümüzde uygulanan yanlış sosyoekonomik politikalarla planlama, kentleşme ve sanayi, tarım politikaları sonucunda Marmara havzasında -siz 25 milyon olarak ifade ettiniz ama- 30 milyona yaklaşan nüfusuyla havza kaldıramayacağı boyuta ve ekolojik çevrimi sağlayamayacak bir boyuta sürüklenmiş bulunuyor. Bugün bu bölgede yaşayan insanlarımızın temel insani ihtiyaçlarının karşılanması ile sanayinin temel girdilerinin sağlanmasında tabii, gıdadan tarıma, su temininden doğal kaynaklara kadar pek çok yönde komşu havzaları da tüketir hâle gelmiş durumda.

Tabii, iktidarın çok sevdiği bir betonlaşma yapısı var. Kentlerimizin yağmalanmasına varan imar, kentleşme ve yapılaşmada kullanılan kum, çakıl, agrega, beton dolgu malzemeleri, kentsel su temininin neredeyse tamamı artık komşu havzalardan edinilmeye başlanmış ve yoğun bir saldırı var buraya. Sakarya Nehri havzası, Bilecik'ten başlayarak İstanbul'a malzeme sağlayan firmalar tarafından neredeyse yok edilmiştir. İstanbul'un su ihtiyacı Melen Çayı havzasından temin edilmeye çalışılmaktadır. Yine, yer altı suyu kaynaklarının neredeyse tamamı yok edilmiş ve kirletilmiş bulunmakta. Yetersiz agrega üretimi nedeniyle İstanbul'da, bu kente agrega sağlamak için çevre kentler taş ocağı ve agrega üreticileri tarafından âdeta köstebek yuvası hâline getirilmiş bulunmaktadır. Benzer durum tarım ve gıda için de geçerli. Şimdi, bu yetmezmiş gibi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından temeli atıldığı duyurulan beton Kanal İstanbul Projesi'yle yine bir kent yağmasıyla karşı karşıya kalacağız ve doğal kaynaklar üzerindeki baskı daha da artacak; aynı zamanda -bu 25 milyon olan Marmara, bir iç göl ve genç bir deniz biliyorsunuz- buraya olan talep ve -işte, ortaya sunulan, Katarlıların aldığı veya her neyse- buraya yapılan yatırımlarla yeniden bir nüfus yükünün geleceği açık kuşkusuz. Yani 7 tane köprü yapacaksınız ve burada, Kanal İstanbul çevresinde bir yapılanmaya gidilecek. İstanbul, depremselliği bu kadar yüksek olan bir bölge; zaten bu nüfusu kaldıramazken bir de Kanal İstanbul Projesi gibi bir şeyi nasıl...

Size sormak istiyorum Emin Bey: Marmara havzasında ekolojik eşik değeri SOS verirken beton Kanal İstanbul Projesi'yle Marmara Bölgesi'ne baskı daha da artmayacak mı? Bu projenin çevresel etkileri ve ekolojik yıkım üzerinde tahribatı konusunda ne söyleyebilirsiniz? Bunun Marmara Denizi'ndeki kirliliği arttıracağına ilişkin yaklaşımlar konusunda görüşünüz nedir?

İkinci sorum da şu: Marmara havzasında insani faaliyetlerin azaltılması konusunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bir stratejisi var mıdır? Ki anlattınız olduğunu. Yürütülen projeler nelerdir?

Göçün önlenmesi ve azaltılmasına ilişkin ne tür bir kentsel planlama faaliyeti planlanmaktadır? Yani sadece orada atıkların denize deşarjının denetlenmesinin ötesinde, bu yükü kaldıramayan, 25 milyonun yükünü kaldıramayan bu denizin etrafına bir kentsel planlama yapılıyor mu? Buna ilişkin örnekleriniz var mı?

Yine, İstanbul, Kocaeli, Yalova ve Bursa kıyı şeritleri başta olmak üzere, Marmara Denizi'nin önemli bir bölümünde bütün doğal plaj alanları, koylar anroşman beton veya toprak dolgularla doldurularak yok edilmiş bir durumda. Marmara Denizi'nde yaşanan müsilaj olayında da görüldüğü üzere Marmara Denizi, tabiri caizse, bir atık havuzuna dönmüş durumda. Deniz, içinde barındırdığı kirliliği kıyılara atamaz konuma gelmiştir. Bu nedenle, yüzeyde biriken müsilajın rüzgâr veya dalgalarının etkisiyle kuzeyden güneye sürüklenerek durduğunu yaşayarak gördük.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığının kıyı alanların korunması, doldurulmasının önlenmesi ve yok edilen kıyı alanlarının geri kazanılması konusunda bir planlama veya projesi var mıdır? Nerelerde yapılıyor? Bugüne kadar doldurulmuş ancak Bakanlığınız tarafından geri kazanımı sağlanmış herhangi plaj veya koy var mıdır? Bunu öğrenmek istiyorum.

Epeyce bir sorum var ama ben herkes farklı farklı sunum yapacağı için ayrı ayrı değerlendirmiştim sorularımı açıkçası.

Sayın Başkan, sormamda bir sıkıntı var mı? Yani her genel müdürlüğe bir soru, kayıtlara girmesi açısından, sormak istiyorum soru soran arkadaşların da sabrına, affına sığınarak.

BAŞKAN MUSTAFA DEMİR - Tabii, sorabilirsiniz, Sayın Bakan Yardımcım da cevaplayabilir.

Buyurun.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Denetim faaliyetlerinin artırılacağı defalarca açıklanmıştı. Bu faaliyetler düzenli olarak yapılacak mı, yapılıyor mu? İlla da tabii, böyle bir çevre felaketinin yaşanması mı gerekiyordu bu denetimlerin yapılması için? Yılda kaç denetim yapıyorsunuz ve buna ilişkin bir şeffaflığınız olacak mı? Hani, kamuoyuyla paylaşacak mısınız bu sonuçları? Bu önemli.

Yine, havzada hangi kentte kaç işletme denetlediniz? Onun 10 bin civarında olduğunu söylediniz zaten, onu açıkladınız.

Analiz sonuçları hakkında Komisyona en azından bu süreçte düzenli olarak bilgi aktarılabilirse şeffaflık açısından önemli olduğunu düşünüyorum bu bilgilerin bu süreçte en azından.

Yine, alınan numuneler sonucu çevre limitlerinin üzerinde kirliliğe neden olan kaç işletme tespit ettiniz? 50'sine kapatma verdiğinizi söylediniz.

Yine, demir, fosfat ve azot seviyesinin düşürülmesi konusunda nasıl bir strateji ve eylem planı ortaya koyuyorsunuz? Müsilajın tekrarlanmaması için bir eylem planınız var mı?

Projelerle ilgili bilgi verdiğiniz için oraları geçiyorum, bu sorularıma yanıt aldım çünkü.

Kıyılarda çevre izni olmayan kaç tesis var? Bu tesislerin çalışmasına izin verilmeye devam edilecek mi? Peki, kaç "ÇED uygundur" kararı verilen firma var mesela bu şeyin kenarında?

Farklı meslek sektörlerinin katkılarıyla hazırlanması gereken rapor ve değerlendirmeler neden neredeyse tek meslek disiplin görev alanı hâline getirilmiştir?

Rapor inceleme ve denetim süreçleri Genel Müdürlüğünüz tarafından nasıl yürütülüyor? Buna ilişkin bilgi verebilir misiniz?

Bu polisiye tedbirler dışında bilgilendirme faaliyetleri olacak mı, bilinçlendirme faaliyetleri olacak mı?

Sorularım bu kadar.

Teşekkür ediyorum.