| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/283) ile 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi'nin (1/282) ve Sayıştay tezkereleri |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 26 .10.2021 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, değerli bürokratlar, basın mensupları; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum ve 2022 bütçesinin ülkemize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.
Bildiğiniz gibi bütçeler gelecek bir yılla ilgili olarak kamu harcamalarının yapılmasına, kamu gelirlerinin toplanmasına yetki ve izin veren bir kanundur veya bir yasama kararıdır. Bu niteliği itibarıyla her şeyden önce gelecek bir yılla ilgili politikaları, gelir gider perspektiflerini belirler bir niteliğe sahiptir. Ama tüm bunların ötesinde, bütçeler, "bütçe hakkı" dediğimiz bir kavram çerçevesinde, doğrudan doğruya Meclisin inisiyatifiyle yürütme organına verilen bir talimat niteliğindedir. Yani nereden hangi gelirin toplanacağını bu Meclis belirler. Bu kaynakların nereye, ne miktarda harcanacağını da yine bu Meclis belirler ama yıl içerisindeki bazı tıkanıklıkları aşmak için Meclisin verdiği yetkiler içerisinde, sınırlar içerisinde bir esneklik olur. Bu esnekliği de idare kullanır. Bütçenin esası, aslı budur. Ama gördüğümüz kadarıyla bütçe sadece gelir gider uygulamasına izin vermekle kalmıyor, aynı zamanda bir ekonomi politikası aracıdır. Yani bütçeler vasıtasıyla ekonominin ihtiyaçlarını belirliyorsunuz. O ihtiyaçlara uygun bir şekilde ekonominin nasıl yönlendirileceğiyle ilgili kararlarınızı veriyorsunuz. Bir taraftan bütçenin gelirlerini miktar ve bileşim olarak belirlerken diğer taraftan, bütçenin harcamalarını aynı şekilde miktar ve bileşim olarak belirlerken aynı zamanda önümüzdeki bir yılla ilgili olarak ekonomideki hangi göstergeleri ne kadar etkileyeceğinizi veya etkilemek istediğinizi, hangi bozuk göstergeleri düzeltmek, hangi iyi göstergeleri de daha ileri bir noktaya taşımak için etki yapacağınızı açıklamış oluyorsunuz. Ama sunuşlarda bu bütçenin ekonomi politikası aracı oluşu niteliği konusunda bütçeyle irtibatlı bilgiler fazla verilmemektedir. Aslında sunumların o şekilde yapılması lazım. Yani işte "Bütçeyi şöyle ayarladık, şu harcamalara önem verdik, şu gelirlerden bu kadar toplanacak, ekonominin içinde bulunduğu sıkıntı şudur ve buna göre de bu yaptığımız bütçedeki ayarlamalar gelecek yıl için ekonomiyi şu şekilde etkileyecektir." diye açıklama yapılması lazım. Bu açıklamaları Mecliste pek görmüyoruz çünkü bütçeyi hazırlayanların da bunun bir ekonomi politikası aracı olduğu izlenimi içerisinde hazırlamıyorlar. Doğrudan doğruya gelirleri giderleri denkleştirmek ve bazı gelir gider tercihlerinde bulunmak bütçe hazırlığındaki temel hedef ve temel prensip hâline geliyor. Ama özellikle ekonominin krizde olduğu, 2018'den beri ortalığın yanıp kavrulduğu bir dönemde bu politika niteliğinin iyi ortaya konulması lazım. Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımızdan da bu politika niteliğiyle ilgili bilgiler vereceğini umut etmekteyim.
Değerli arkadaşlar, bakın, bir kere, bütçe Meclisten geçtiği gibi uygulanmıyor, harcama limitleri aşılıyor, bazı ödenekler azalıyor, bazıları artıyor, Sayıştay raporları düzgün bir şekilde önümüze gelmiyor, bu yıl itibarıyla en azından. Bunları birlikte düşündüğümüzde Meclisin bu bütçeyle... Bütçe hakkına riayet edilmediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Ama ekonomi politikasında ikinci bir ana politika grubu vardır, bu da para politikasıdır. Bir taraftan bütçe politikası var, bir taraftan para politikası var, KİT'lerle ilgili, fiyatlandırmayla ilgili politikalar eskiden çok uygulanırdı. Özelleştirme sonrasında o zayıfladı. Bir de doğrudan müdahaleler vardır. O artık piyasanın her şeyi belirlediği bir ortamda kullanılmadığına göre bütçe politikası ve para politikası en önemli belirleyici olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak bütçede nasıl esaslar, kurallar bu dönemde uygulanmıyorsa para politikasının uygulayıcısı olan Merkez Bankasında ve aldığı kararlarda da bir düzensizlik olduğunu görüyoruz. Yani neyi hedeflediği belli değil, nereye ulaştığı belli değil. Bir kere, bağımsızlığına Hükûmet müdahale etmektedir. Dört yılda 4 kere Merkez Bankası Başkanının değiştiği bir ortamda artık Merkez Bankasından para politikası araçlarını etkin ve doğru belirlenen hedefler doğrultusunda kullanacağı umut edilemez ve böyle bir beklentiye de girilemez. Nitekim en son almış olduğu faiz kararı Merkez Bankasının hiçbir politikası olmadığını göstermiştir. Mali politikalarda da yani bütçe politikasında da sorunlar olduğuna göre aslında mevcut Hükûmetin bir politikası yoktur ekonomiyle ilgili, ekonomik göstergelerdeki bozulmaları düzeltmeyle ilgili bir hedefi yok demektir. Bir ayağı para politikası, sakatlanmış; öbür ayağı bütçe politikası, o da kurallara uygun bir şekilde ve ekonomi politikalarını önceleyerek hazırlanmamış bir metin durumundadır.
Bakın, son Merkez Bankası kararı neye hizmet ediyor? Bu kararda, biliyorsunuz, politika faizini 18'den 16'ya düşürdüler, 2 puan düştü. Bu kararı almadan önce politika faizinin düşürülmesine karşı olan 3 Para Politikası Kurulu üyesi görevden alındı, değişiklik yapıldı, ondan sonra bu karar alındı. Gerekçesine baktığınız zaman -açıkça söyleyeyim- Para Politikası Kurulunun aldığı kararlarda şimdiye kadar gördüğümüz en kötü gerekçe metni yazılmıştır. Ne demek istediği bile anlaşılmıyor. Net ortaya koyduğu bir şey yoktur. Ama bunun ötesinde, Merkez Bankasının bir sitesi var "herkesicin.tcmb.gov.tr" burada 2 tane video var benim incelediğim. Bu 2 video ile Merkez Bankasının aldığı kararı karşılaştırdığınızda tam daha önce söylediklerinin tersini söyleyen bir merkez bankası çıkıyor karşınıza. Diyor ki mesela birinci videoda: "Bir ekonomide döviz kuru arttıkça enflasyon, enflasyon arttıkça döviz kuru artar. Dolayısıyla birbirlerini zincirleme büyüterek gider." İkinci videoda ise "Kısa vadeli faiz oranlarının artması uzun vadeli faiz oranlarını nasıl etkiler?" Para Politikası Kurulunun aldığı politika faizinin kısa vadeli faiz olarak kabul edilmesi lazım çünkü bankalardaki likidite fazlasını alırken veya likidite ilave ederken bankalara kullandığı faizdir. Dolayısıyla bu kısa vadeli faiz oranlarının düşürülmesi nasıl bir etki yapar? Burada da analizler yapılmış. Sadece faize bakılmaması gerektiği, faiz artışıyla birlikte enflasyon algısının düşeceği ve CDS priminin aynı şekilde düşeceği, bundan dolayı da eğer faizler artırılırsa, kısa vadeli politika faizleri artırılırsa uzun vadede ve -affedersiniz- uzun vadeli faizlerin yani piyasa faizlerinin düşeceği ifade ediliyor. Tersine, politika faizini azaltırsanız aynı gerekçelerle uzun vadeli faiz oranlarının da yükseleceğini söylüyor. Bunu söyleyen Merkez Bankası. Üstelik de ekonomiye meraklı vatandaşlara ekonominin ne olduğunu öğretmek için oluşturduğu sitede böyle şekillerle, düzgün bir şekilde anlattığı videolarda bunu söylüyor. Bu sadece Merkez Bankasının yaptığı bir değerlendirme değil, faizler düştükten sonra TOBB Başkanı bir değerlendirme yaptı. Yaptığı değerlendirmede dedi ki: "Merkez Bankası faiz indirimi kararı sonrası hem uzun vadeli faizlerin hem de döviz kurunun artması reel sektörümüzü tedirgin etmektedir." Yani Merkez Bankası faizi indirirken TOBB Başkanı faizlerin yükselmesinden duyduğu endişeyi ifade ediyor. Demek ki Merkez Bankasının videosu ile TOBB Başkanının söylediği şey arasında bir uyum var ve tedirginlik verici bir niteliğe sahip. Nitekim, bu olaydan sonra hepimiz gördük, döviz kuru artıyor; artıyor da ne oluyor, hangi sonuçlar ortaya çıkıyor; bu, son derece önemli. Hükûmete sorarsanız "Efendim, rekabetçi kur..." Bu sözü söylemeye Hükûmetin hakkı yok. Neden hakkı yok? Kuru en fazla artıran iktidar bu iktidardır. 2009'un başından bugüne kadar dolar kuru 9 kat artmıştır yani dolar kuru yüzde 900 artmıştır. Kur yüzde 900 arttığı hâlde -işte, bu sene rakamlarını önümüze koydu- Hükûmet 47 milyar dolar -yanlış bakmadıysam- dış ticaret açığından bahsediyor, 23 milyar dolar cari açıktan bahsediyor. Yani 9 kat, yüzde 900... Dolar kurunu artırdığınız hâlde hâlâ bu ülke dış ticaret açığı veriyorsa, bu ülke cari açık veriyorsa burada politikalarda bir sorun var demektir, Hükûmetin uyguladığı yirmi yıllık politikalarda bir sorun var demektir. Sadece kurla rekabet avantajı sağlanmıyor demek ki. Kurun aniden arttığı yıllarda ithalatın daraldığını, ihracatın biraz yükseldiğini ve cari açığın kapanabildiğini daha önceki yıllardan da biliyoruz ama ertesi yıldan itibaren tekrar cari açık yükseliyor, dış ticaret açığı yükseliyor; nitekim, 2008'de bunu yaşadık.
O hâlde kurun etkisinin ne olduğu, yüksek kur politikasının Türkiye'de ne anlama geldiği önemlidir; bir kere hayat pahalılığını artıyor. "Yüksek kur" dediğiniz şey hayat pahalılığını artıyor. Enerji fiyatları nitekim Türkiye'de vatandaşı yaşayamaz hâle getirmiştir; benzin, mazot, oto gaz fiyatları korkunç derecede yükselmiştir. Diğer taraftan, elektrik, doğal gaz fiyatları aynı şekilde korkunç derecede yükselmiştir, bu kışı vatandaşın nasıl geçireceği de herkesin endişe ettiği bir konu hâline gelmiştir. Yüksek kur politikası her şeyden önce gelir dağılımını bozan bir hadisedir yani zengini daha fazla zengin yapan, yoksulu daha fazla yoksullaştıran bir politikadır. Ama bunu Hükûmet sadece kur politikasıyla yapmıyor, aynı zamanda enflasyonu düşük göstermek suretiyle de yapıyor. TÜİK'in ilan ettiği enflasyon oranlarına güvenen kimse kalmamıştır, TÜİK'tekilerin inandığını da düşünmüyoruz zaten. Gerçek enflasyon daha yüksek oranda seyrederken resmî enflasyonun düşük olması Türkiye'deki gelir dağılımını daha da bozma, yoksul, az gelirli, dar gelirli kesimleri reel olarak daha da az gelire mahkûm etme politikasıdır. Çünkü bir taraftan asgari ücret, diğer taraftan emekli maaşları, hatta piyasadaki işçi ücretleri, kamudaki diğer memur maaşları sürekli olarak resmî enflasyon oranı baz alınmak suretiyle yıllık artışa tabi tutulmaktadır. Siz, resmî enflasyonu düşük gösterdiğiniz zaman bunun anlamı şudur: Başta, emekliler ve asgari ücretliler olmak üzere, düşük gelir gruplarının reel gelirlerini daha da fazla azaltıyorsunuz ama bu sistemden, bu çarktan daha yüksek gelir grupları yararlanıyor.
Şimdi, değerli arkadaşlar, böyle bir politikayı Hükûmet niye seçmiş olabilir veya seçtiğinin farkında mı değil, para politikasından amacı nedir, aldığı kararlardan -çünkü bu kararların beraber oluşu, politikaların beraber oluşturulması lazım- bu bütçe rakamlarıyla hedeflediği politika nedir? Bu para ve maliye politikaları bu ülkede gelir dağılımını düzeltecek mi, böyle bir hedefi var mı, düşük gelir gruplarını daha da yoksullaştırmayı hedefliyor mu; bunun açıklığa kavuşması lazım. Ama ister itiraf etsinler ister itiraf etmesinler, bu politikalar doğrudan doğruya düşük gelir gruplarını daha da mağdur eden politikalardır.
Diğer taraftan, yüksek kur politikası demek bütçeden faiz ödemelerinin artması demektir; aynı zamanda, bütçe açıklarının artması demektir; aynı zamanda, mevcut dövize dayalı borçların miktarının Türk lirası olarak artması demektir; bütçe açıklarının artması anlamına geldiği için de yeni borçlanmaları zorlamak demektir. Yani bu yüksek kurla ilgili söyleyeceğiniz şey bir tek "Dış ticaret ve cari açığın kapatılması lazım, onun içindir." diyebilirsiniz, onu da zaten on bir senedir yapamamışsınız yüzde 900 kuru artırdığınız hâlde.
Asıl tıkanma Türkiye'nin üretim kapasitesindedir, üretimde kullanılan teknolojilerdedir, sektörlerin üretim yapısındadır. Üretime aldırış etmeyen, üretim üzerine dayalı bir politika geliştiremeyen Hükûmet sonra zorunluluk nedeniyle, elinde olmadan, piyasa baskılarının etkisiyle kurun yükselmesine yol açıyor ve ortaya çıkan sonucu da politikasının bir gereğiymiş gibi, sonucuymuş gibi anlatmaya çalışıyor. Hayır, öyle değil, bu Hükûmetin ne bir maliye politikası vardır ne de bir para politikası vardır. Günübirlik kararlarla bu ülkede yaşayan insanların sorunları giderilmez.
Bakıyoruz, bütçede ne var ne yok diye... Gerçekten, şimdi, 2022 bütçesi 278 milyar bütçe açığı içeriyor, 278 milyar Türk lirası bütçe açığı var; faiz ödemelerine bakıyoruz, 240 milyar lira. Yani bir kısmı bütçe açığı, diğer kısmı faiz ödemesi ve gerçekten, gerek faiz ödemeleri gerekse bütçe açığı miktar itibarıyla fazladır. Ama Hükûmetin hem maliye hem para politikaları aynı zamanda hem bütçe açığını hem de faiz ödemelerini artıracak niteliktedir; işin en kötü tarafı bu.
Diğer taraftan, Hazine garantili ödemelere ayrılan miktar 42 milyar Türk lirası. Yani insan biraz insaf eder yani bir avuç -sayıları kaç kişidir onu da bildirirlerse memnun kalırız- insana, yollara, köprülere, havaalanlarını işletenlere ve şehir hastanelerine bir yıl içerisinde hazineden 42 milyar Türk lirası para akıtacağını, ödeme garantileri nedeniyle para vereceğini ilan etmiş bir Hükûmet var. Bir kere, önce -bunların sözleşmelerinin ve- yapılan sözleşmelerin ayrıntısına dayalı, nasıl işledikleriyle ilgili bilgilerin bu Meclise verilmesi lazım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Şener, süreniz dolmuştur, son, bağlarsanız bir iki cümleyle sevinirim.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ama bütçede yıllık 42 milyar ödenek konulan işin nasıl döndüğüyle ilgili, bu işlerin nasıl verildiğiyle ilgili, hangi sözleşmelerin yapıldığı, sözleşmelerde hangi hükümlerin olduğuyla ilgili konuları, bilgileri net, açık olarak Meclise sunmayan bir Hükûmet var. Yani bu vesileyle söyleyeyim bu KÖİ'lerin neyin nesi olduğunu, sözleşmeleriyle birlikte bir Hükûmet yetkilisinin gelip ayrı bir gündemle Meclisimize sunması lazım.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Teşekkür ediyorum Sayın Şener.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet ama milyonlarca çiftçiye bütçede konulan para da 25 milyardır; bunu da ifade etmiş olayım.