KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakan, değerli bürokratlar; bugün, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi üzerinde görüşmelerimiz devam etmektedir. Bu bütçeyle birlikte ben tüm çalışanlarımızın geleceğinin umut dolu olmasını diliyorum çünkü bugünden baktığımızda ve mevcut Hükûmetin uyguladığı politikaları değerlendirdiğimizde çalışanlara umut vadeden hiçbir şey görmüyorum.

2022 bütçesi önümüzde, gelecek bir yılla ilgili çalışanlarımızın durumu ne olacak diye baktığımızda, çalışanların durumunu daha da kötüleştirecek, satın alma güçlerini daha da azaltacak ve ekonomik sorunlarla daha da fazla boğacak bir bütçeyle ve bu Hükûmete ait bir ekonomi politikasıyla karşı karşıyayız. Bunun Sayın Bakanlık da farkında çünkü vermiş olduğu dokümanlar işin farkında olduğunu göstermektedir. Hemen daha ilk sayfalarda asgari ücretin yıllar itibarıyla nasıl arttığını -aslında artmadığını- sütunlar şeklinde göstermiş görünüyor. Sütunlar, 2002'den günümüze kadar -2021'e kadar- sürekli yukarı doğru çıkıyor. Bu grafiği sırf şeklen inceleyen der ki "Oo, asgari ücret çok artıyor." ama ne olup bittiğine, rakamların hangi açıdan verildiğine baktığınızda asgari ücretin azalmakta olduğu bu grafikten de anlaşılmaktadır. Türk lirası cinsinden verilmiş, enflasyondan arındırılmış hâliyle eşitlenmemiş, yirmi yıl önceki ile yirmi yıl sonraki asgari ücreti kendi dönemlerindeki miktarıyla vermek, doğrudan doğruya kamuoyunu yanıltmaya yönelik bir tutumdur. Bunun dolar değeriyle verilmesi grafiğin aşağıya doğru indiğini gösterir veya yıllık enflasyonu dikkate alarak bunu reel hâle çevirirseniz yine asgari ücretin sürekli olarak eridiğini görürsünüz. Aslında eriyen sadece asgari ücret değildir; asgari ücretle beraber, tüm çalışanlar, üretenler, memurlar, işçiler ve emekliler de bu Hükûmetin izlemiş olduğu politikaların mağdurlarıdır.

Bakın, hükûmetlerin elinde iki ana politika var: Biri maliye politikasıdır, maliye politikası araçlarıdır; ikincisi ise para politikası araçlarıdır. 2002'ye yönelik olarak mevcut Hükûmetin uyguladığı maliye politikası araçları da para politikası araçları da çalışanları, üretenleri ve emeklileri perişan edecek niteliktedir, reel ücretlerini azaltacak niteliktedir. Bütçeye bakıyoruz maliye politika aracı olarak; bütçede faiz oranları artıyor ve bütçe açığı da artıyor. 240 milyar faiz ödemesi var, bütçe açığı ise 280 milyar civarındadır. Bu şunu gösteriyor: Bu yüksek açık, enflasyonist bir bütçe uygulandığını göstermektedir. Enflasyonist bir ortamdaysa, enflasyonist politikalardaysa en büyük mağduriyeti çalışanlar ve dar gelirliler yaşamaktadır. Para politikasına baktığımızda; para politikasında da enflasyonist bir ana politika çizgisi var. Kuru sürekli artırmak suretiyle piyasadaki fiyat artışlarını tetikleyen para politikasıyla, bu Hükûmet enflasyonu artırmayı hedeflemektedir ve bu hedef sonrasındaysa çalışanların alım gücü zayıflayacaktır. Zaten piyasadaki fiyat gelişmelerinden bunu hissediyoruz. Fiyat gelişmelerine baktığımızda "Tüketici enflasyonu yüzde 20'dir." diyor TÜİK ama bağımsız kuruluşlar ve vatandaşlar -bu yüzde 20 de çok yüksek bir enflasyon olduğu hâlde- zaten inanmıyor. Yüzde 50 gösteriyor bağımsız bir araştırma kuruluşu, TÜİK'in verdiği rakamları dikkate almak suretiyle enflasyonu hesaplıyor, o, yüzde 50 çıkarıyor. Bunun anlamı şudur: Gerek asgari ücret gerek emekli maaşları, memur maaşları hatta piyasadaki işçi ücretleri yıllık enflasyon düzeltmesine uğrarken resmî enflasyon oranına bakılıyor yani resmî enflasyon oranı yıllık maaş artışlarında bir baz, bir gösterge olarak alınmaktadır yani biraz yukarıda, biraz aşağıda artış da sağlansa yine baz olarak ele alınan gösterge, TÜİK'in yayınladığı enflasyon rakamlarıdır ama TÜİK, enflasyon rakamlarını düşük çıkarıyor. Bu, sadece diğer kuruluşların ve piyasada yaşadıklarımızın bize verdiği sonuçlar değil, aynı zamanda, önceki yıl enflasyon hesaplarından sorumlu Başkan Yardımcısı enflasyon çok yüksek çıktığı için anında görevden alınmıştı, biliyorsunuz veya daha sonradan TÜİK'in verilerine karşı güvensizlik olduğu için bir bağımsız kurul oluşturulmuştu bilim adamlarından, piyasada güven duyulan insanlardan fakat bunların ömrü de birkaç ayı geçmedi; Hükûmet, böyle kontrollü ve gerçekçi enflasyon rakamlarından rahatsız olduğu için bu denetim ve incelemeyle ilgili, güven telkin etmeyle ilgili kurulan kurulu dağıtmıştı. Şimdi geldiğimiz noktada da Hükûmetin enflasyonu düşük göstermeyi bir politika hâline getirdiğini görüyoruz. Bu da ücret artışlarına ve emekli maaşlarına baz oluşturduğu için, artışlar gerçek enflasyonun altında kaldığı için emeklilerin ve ücretlilerin reel gelirlerini azaltan bir politika izlemektedir Hükûmet. Bu politika Türkiye'de gelir dağılımını bozmaktadır; gelir dağılımını bozan, yoksulu daha fazla yoksullaştıran, zengini daha fazla zenginleştiren bir politik kulvara girmiştir Türkiye. Bu, ülkenin geleceği açısından büyük sakıncaları olan bir durumdur, zararlıdır, bu yoldan vazgeçilmesi lazım. Her şeyden önce, insanlarımızın insanca yaşayabileceği bir gelir düzeyine ulaşması hedeflenmelidir. Bu da öteden beri "orta sınıf" denilen bir kavramla sürekli açıklanmıştır. Özallı yılları hatırlarız, daha önceki, daha sonraki yılları hatırlarız; Hükûmetler ve iktidarda olan partiler sürekli olarak "Biz orta sınıfı güçlendireceğiz." söylemini kullanmışlardır. Orta sınıfın güçlenmesi demek, gelir uçurumunun ortadan kalkması demektir ama mevcut Hükûmetin izlediği politikalarla "orta sınıf" diye bir şey kalmamıştır. Ya çok devasa servet elde edenler var veya gelir dağılımında payı çok düşmüş olan ve açlık sınırının altında yaşayan insanlar var bu ülkede, "orta sınıf" diye bir şey yok. Orta sınıfın en temel göstergesi, taksitle veya krediyle bir ev alabilmesi veya yeni bir araba edinebilmesiydi. Bugün "orta sınıf" diyeceğimiz, eski gelir mensubu kişilerin maaşlarıyla, gelirleriyle ne bir araba alma imkânı vardır ne de bir ev sahibi olabilme imkânı vardır. Özellikle 2018 Ağustosundan sonra ortaya çıkan kriz, gelir dağılımını sürekli olarak bozmaktadır. Verilecek resmî rakamların da artık güvenilirliği kalmamıştır, gözlemlenen bir gerçek hâline dönüşmüştür. 2018'den günümüze kadar sürekli olarak gelir dağılımı bozulmakta, orta sınıf ortadan kalkmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Süreniz dolmuştur, teşekkür ediyorum.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Bakanın ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Türkiye'nin huzuru, barışı, refahı açısından bu konuyu ekonomi politikası uygulayan birimler nezdinde de takip etmeleri gerektiğine duyduğum inanç içerisinde hepinize saygılar sunuyorum.