| Komisyon Adı | : | MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU |
| Konu | : | Öğretmenlik Meslek Kanunu Teklifi (2/4056) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 10 .01.2022 |
BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Öğretmenlik Meslek Kanunu olarak önümüze getirilen bu düzenleme, her şeyden önce bir öğretmenlik meslek kanunu gibi değil, bir kariyer düzenleme çalışmasıdır. Öğretmenlerin nasıl yetiştirileceği konusunda bir düzenleme yoktur; özlük ve sosyal haklarında bir iyileştirme, geliştirme yoktur.
Yine, burada eğitimin asli bileşenlerinin, sendikaların görüşünü almadan konuyu sadece kariyer basamaklarına ve maaşa indirgemek aslında iktidarın eğitime ve öğretmenlere ne kadar değer verdiğini açıkça göstermektedir. "Müjde" diye paylaşılan bu kanun teklifinin öğretmenleri bölmekten, ayrıştırmaktan başka bir işe yaramayacağı açıkça görülmektedir. Aynı işi yapan öğretmenler farklı statü ve farklı maaşla çalıştırılacaktır. Bu, aynı zamanda "eşit işe, eşit ücret" ilkesine de aykırıdır.
Kanun teklifindeki Anayasa'ya aykırılıkların, hukuka aykırılıkların biraz önce bir kısmına değindim, bir kısmına da şimdi değinmek istiyorum. 5'inci maddede "Aday öğretmenlerden adaylık süreci sonunda Adaylık Değerlendirme Komisyonu tarafından yapılan değerlendirme sonucunda başarılı olanlar öğretmenliğe atanır." denmektedir. Bir kere, bu Komisyonun oluşumu, nasıl ve neye göre değerlendirme yapacağı belirsizdir. Bu, açıkça Anayasa'nın 128'inci maddesine aykırıdır çünkü kanunla düzenlenmesi gereken bir alan idarenin keyfiyetine bırakılmıştır, özellikle bu konuya Sayın Özdemir'in dikkatini çekiyorum, bu alanın muhakkak kanunla düzenlenmesi gerekir ancak bu konudaki yetki idareye bırakılmıştır.
Yine, Adaylık Değerlendirme Komisyonunca yapılan değerlendirmede başarısız olanların görevine son verilmesi, üç yıl süreyle mesleğe alınmaması da 128'inci maddeye aykırılık teşkil etmektedir.
Ayrıca, aday öğretmenlerin idari cezalar alması durumu meslekten atılma, görevine son vermek için yeterli görülmesi yargı kararı olmadan âdeta bir kişinin cezalandırılması anlamına gelir. Bu, hakka, hukuka ve hakkaniyete aykırıdır; aynı zamanda Anayasa'nın 70'inci maddesiyle de çelişmektedir. Bir kişinin memurken aldığı bir idari ceza görevden uzaklaştırılmasına engel değilken aday öğretmenlikte bu şekilde çıkarılması Anayasa'ya aykırılık teşkil etmektedir. Bu, aynı zamanda kişi hak ve hürriyetlerini Anayasa'da belirtilenden daha geniş bir manada sınırlandırmak anlamına gelmektedir.
Yine, 6'ncı maddede de uzman öğretmen ve başöğretmen sınavlarının kimin tarafından ve nasıl yapılacağı belirsizdir. Kanunla düzenlenmesi gereken hususların idarenin keyfiyetine bırakılması, Anayasa'mızın 128'inci maddesinde yer alan "Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük hakları kanunla düzenlenir." hükmüne açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Ayrıca, burada belirtmeden geçemeyeceğim. Başöğretmenlik, cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e aittir. Bunu sıradanlaştırmaya kalkmak, ona mahsus bir unvanı başkalarına vermek son derece yanlıştır. Öğretmenlik mesleğini "aday öğretmen", "uzman öğretmen", "başöğretmen" diye ayırıp farklı farklı ücretler vermek, aynı zamanda "eşit işe, eşit ücret" ilkesine de aykırıdır. Aynı işi yapan öğretmenler aynı ücreti almamakla karşı karşıya kalmaktadır.
Yine, 8'inci maddede "3600 ek göstergeyi sadece 1'inci derecede görev yapan öğretmenlere 15 Ocak 2023'te vereceğiz." diyorsunuz, bu da bir seçim vaadi gibi sunulmuş ve emekli öğretmenlerin bu düzenlemeden muaf tutulması da doğru değildir.
Yine, 9'uncu maddede sözleşmeli öğretmenlerin can güvenliği ve sağlık mazereti dışında tayin hakkının olmaması da hakka, hukuka, hakkaniyete aykırıdır.
Değerli arkadaşlar, bir kere, öğretmenlerin "sözleşmeli" "kadrolu" "ücretli" diye ayrıştırılmasına baştan itibaren karşıyız. Şimdi, bu teklifte de sözleşmeli öğretmenliğin devam ettiğini anlıyoruz. Ayrıca, sözleşmeli öğretmenlikte de bu konuda sadece can güvenliği ve sağlık mazereti için bir tayin hakkı tanınması, eş durumu tayininin tanınmaması son derece yanlıştır; hakka, hukuka ve Anayasa'ya aykırıdır. Eş durumu tayini hakkının tanınmaması, devletin aile bütünlüğünü koruma ödevine de aykırıdır. Bakın, Anayasa'mızın 41'inci maddesinde "Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması için gerekli tedbirleri alır." hükmüne yer verilmiştir. Şimdi, bu hükme göre, Anayasa'mıza göre, devlet aile bütünlüğünü korumakla mükelleftir. Siz eğer eş durumu tayin hakkını tanımazsanız sözleşmeli öğretmenlerin aile bütünlüğü korunmamış olur ki bu da Anayasa'ya aykırılık teşkil etmektedir.
Uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik için verilen eğitimlerin sonunda sınavda başarılı olma kriteri getirilmiş. Bu sınav neye göre yapılacak, nasıl oluşacak; bunlar tamamen muallakta. Biraz önce bahsettiğim aday öğretmenler için adaylık süresinin sonunda sınav kaldırılmış ama bunun yerine Adaylık Değerlendirme Komisyonu kurulmuş. Biz burada, biliyoruz, KPSS'de yüksek puanlar alıp, başarılı olup da mülakatta döktüğünüz bir sürü öğretmen var. Şimdi aynı şeyi bu sefer Adaylık Değerlendirme Komisyonunda yapacaksınız, bunu görüyoruz. Yani nasıl bir komisyon oluşacak, kimlerden teşekkül edecek, bu komisyon neye göre değerlendirme yapacak belirsiz. Kanunla düzenlenmesi gereken bir alan idareye bırakılmış, birilerinin keyfiyetine bırakılmış ve burada yeni hak mağduriyetleri oluşacak. Bunun kesinlikle önlenmesi için bu teklifin tümüyle geri çekilmesi lazım. Bu teklifin kamuoyunda konunun bileşenleriyle, tüm sendikalarla, uzmanlarla, öğretmenlerle geniş bir şekilde tartışılması; onların görüş, öneri ve eleştirileri dikkate alınarak buraya sunulması gerekiyor. Ve baktığımızda, adaylık sınavının kaldırılmasını siz müjde gibi veriyorsunuz ama Adaylık Değerlendirme Komisyonu getiriyorsunuz; öbür tarafta, uzman öğretmenlik, başöğretmenlik olayı... Bu, aynı zamanda, veli-öğretmen ilişkilerini de zedeler. Şimdi, mesela, bir veli gidip "Benim çocuğum başöğretmende okusun." veya "Uzman öğretmende okusun." dediğinde, bu sefer, idareyle başka sıkıntılar ortaya çıkacak.
Yine, bakın, 3600 ek göstergenin tüm öğretmenleri kapsadığı bir düzenleme olması gerekiyor. Öğretmenlerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi, öğretmen yetiştirme koşullarının belirlenmesi, sosyal ve özlük hakları ile sorumluluklarının belirtilmesi gerekiyor. Bu konuda öğretmenlerin nasıl yetişeceğine ilişkin hiçbir hüküm yok, baktığınızda sadece "yükseköğretim kurumu ve denklikten mezun olanlar" diyor. Halbuki öğretmen yetiştirme konusunda bütün uzmanların kabul ettiği bir konu var: Öğretmen yetiştirmek küçük yaşlardan itibaren verilecek bir eğitimle olur. Bu konuda öğretmen liselerini son derece önemsiyoruz. Siz kapattınız ama kökenleri köy enstitülerine dayanan o öğretmen liseleri öğretmen yetiştirmede en önemli kaynaklardan biriydi. Bunu bir öğretmen lisesi mezunu olarak söylüyorum. Lütfen, bu okulların açılmasıyla ilgili, öğretmen yetiştirilmesiyle ilgili hükümlere yer verilmeli. Burada eğer bir öğretmenlik meslek kanunu çıkacaksa her şeyden önce o öğretmenin nasıl yetişeceğinin, nerelerden yetişeceğinin, nasıl eğitim alacağının belirtilmesi gerekiyor; öğretmen adaylarının mülakat, torpil gibi uygulamalara, bunun benzeri uygulamalara maruz kalmaması gerekiyor.
Gerçekten, uzmanlık, başöğretmenlik, adaylığın kaldırılması şartlarını ceza almamış olmaya bağlamak, öğretmenleri sendikalı örgütlenmelerden, haklarını aramak için verdikleri mücadelelerden uzaklaştırmak anlamına geliyor. Öğretmen sendikal mücadelede olabilir, olmalıdır; öğretmenler haklarını aramalıdır ama siz eğer böyle bir cezai şart koyarsanız, işte, efendim "Ceza almamışsan sana uzmanlık vereceğim." veya işte "Ceza almamışsan aday öğretmenliğini kaldıracağım." derseniz o öğretmen o sendikal mücadelenin içerisinde yeteri kadar yer alamayacaktır, belki haklarını aramak için yeteri kadar mücadele edemeyecektir. Bu da sanki tek tip öğretmen yetiştirmek ya da iktidarın istediği gibi bir öğretmen yetiştirmek amacına hizmet eder ki buna baştan karşıyız. Öğretmenler arasındaki ayrım tümden kalkmalı, bunu hep söylüyoruz, öğretmen yetiştirme politikaları olmalı.
Okul yöneticileriyle ilgili bir düzenleme yok. Bakın, okul yöneticileri neye göre seçilecek, neye göre belirlenecek? Sendikal aidiyet mi önemli, kıdem mi önemli, puan mı önemli, nedir bu? Buna ilişkin hiçbir düzenlemeyi görmedim ben bu kanun taslağında.
Dezavantajlı bölgelerde ya da istihdam güçlüğü çekilen bölgelerde teşvik uygulanmalı, böyle bir görüş de var. Buna ilişkin de hiçbir şey yok.
Ücretli öğretmenlikten vazgeçilmeli, sözleşmeli öğretmenlik kalkmalı ama bu tasarıda bunu da görmüyoruz.
Yine, bu taslakta, sayıları 173.837 olarak açıklanan 2020-2021 öğretim yılı için özel eğitim kurumlarında çalışan eğitim emekçilerine de yer verilmemiştir. Bunlar öğretmen, bunlar özel eğitim kurumlarında çalışıyorlar ama onlara ilişkin de bir hüküm yok. Öğretmen niteliğini ve temel haklarını tanımlarken böyle bir eksikliği kabul edemiyoruz.
Onun için bir an önce bu teklifin geri çekilmesi gerektiğini ve yine, en başından beri hep söylediğimiz üzere, eğitimin tüm asli bileşenleriyle tekrar, yeniden oturarak, tartışarak, onların görüşlerini alarak bir teklif sunmayı ve bunu bu şekilde geçirmeyi diliyoruz.