KOMİSYON KONUŞMASI

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanı "Öğretmenlik Meslek Kanunu'yla beraber ayrım kalkacak; sözleşmeli ile kadrolu öğretmen arasındaki ayrım kalkacak." dedi, binlerce sözleşmeli öğretmen umutlandı ama kanun teklifine baktığımızda, bu ayrımın kalkmadığını gördük. Özellikle eşi kurum dışında çalışan ve eş durumu bekleyen yaklaşık 5-6 bin sözleşmeli öğretmen ne yazık ki eş özrü tayininden yararlanamayacak. Şimdi, bu sayı, eğitim-öğretimi aksatacak bir sayı değil, kaldı ki sözleşmeli öğretmenin yer değişikliğinde oluşacak boşluklar yeni atamalarla doldurulabilir. Bir de burada denildi ki: "Bu sözleşmeli öğretmenlere eş özrü tayini verirsek biz belli bölgelerde öğretmen sıkıntısı çekeriz." Öyle, sanıldığı gibi, eş özrü tayinini sadece doğudan batıya gelmek isteyenler değil, batıdan doğu illerine gitmek isteyenler de istiyor yani burada eş özrü tayini belli bir bölge için değil, birçok yerde bu talepte bulunan sözleşmeli öğretmenler var.

YAŞAR KARADAĞ (Iğdır) - Onu kullanabiliyorlar ama.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - 700 bin atama bekleyen öğretmen var. Eğer bir bölgede öğretmen sıkıntısı çekiliyorsa 700 bin atama bekleyen öğretmenle bu istihdam sorunu sağlanabilir. Kaldı ki dezavantajlı gördüğünüz bölgeler veya istihdamda sıkıntı çekilen bölgelerde teşvik uygulamasına da gidebilirsiniz.

Tabii, burada, bu 6'ncı maddede "uzman öğretmenlik" "başöğretmenlik" gibi konuları konuşuyoruz ama ben isterdim ki bu maddede; öğretmen yetiştirme koşullarını konuşalım, öğretmen liselerini, köy enstitülerini konuşalım. "Köy enstitüleri" demişken İsmail Hakkı Tonguç'u bir kez daha saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Öğretmenlerin özellikle küçük yaşlardan itibaren öğretmenlik mesleğine özendirilerek yetiştirilmesi gerektiğini, bu işin öğretmen liselerinden, Anadolu öğretmen liselerinden başlaması gerektiğini konunun uzmanları hep söylüyor. Ben isterdim ki burada buna ilişkin, öğretmenlik meslek kanunu konuşuyorsak, yapıyorsak buna ilişkin bir hüküm olsaydı ama ne yazık ki yok.

"Eğitim fakültesi açtık." diye övünüyorsunuz ama açtığınız eğitim fakültelerinin birçoğunun fiziki koşulları yetersiz, bazılarında laboratuvar yok ve sonuç ortada: 700 bin atama bekleyen öğretmen. Bunları konuşabilseydik ama burada, 6'ncı maddede ne konuşuyoruz? "Uzman öğretmen" ve "başöğretmen" unvanlarını konuşuyoruz.

Burada yazılı sınav yapılmasını getirmişsiniz. Bu yazılı sınav kimin tarafından, hangi kapsamda yapılacak belli değil. Yani "Öğretmenlik mesleği kariyer basamaklarında ilerlemeye ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir." demişsiniz. Hâlbuki, bunun kanunla düzenlenmesi gerekiyor. Biz bunu söylediğimizde "Hep Anayasa'ya aykırılık iddiasında bulunuyorsunuz." diyorsunuz ama biz tespit ettiğimiz bu aykırılıkları söylemek zorundayız yani ettiğimiz milletvekili yeminine, hukukçu kimliğimize dayanarak bunu burada anlatmak zorundayız. Çünkü siz kanunla düzenlenmesi gereken bir alanı idareye bırakmışsınız ve bu da açıkça Anayasa'nın 128'inci maddesine aykırı. Söz konusu düzenleme, aynı gerekçeyle Anayasa'nın yasama yetkisinin devredilmezliğini öngören 7'nci maddesine de aykırıdır ve anılan hukuki belirsizlik Anayasa'nın "hukuk devleti" ilkesini öngören 2'nci maddesini de ihlal etmektedir.

Yine, bu 6'ncı maddeye baktığımda; serbest öğretmen kadro sayısı içerisinde başöğretmen oranı yüzde 10, uzman öğretmen oranı yüzde 20 olarak belirlenmiştir. Burada ben bir sözleşmeden bahsetmek istiyorum. Sanıyorum bir sendika başkanı bundan bahsetmişti ama Türkiye'nin de imzaladığı ILO, UNESCO ortak belgesi olan Öğretmenlerin Statü Tavsiyesi var; bu, 146 maddeden oluşmakta. Bu belge, öğretmenlerin salt okul içinde değil tüm toplumsal yaşamda yerine getirdikleri işlevleri, taşıdığı önemi uluslararası düzeyde belgeleyen, öğretmenlerin tüm sorunlarını ele alan ve durumlarını tüm ayrıntılarıyla düzenleyen bir belgedir. Buna göre; öğretmenlik uzmanlık isteyen bir meslektir. Öğretmen adaylarının yetenekli kişilerden seçilmiş olması gerekliliği; öğretmen adaylarının özendirilmesi; nitelikli ve uygulamalı iyi bir eğitimden geçirilmesi; öğretmenlerin sürekli meslek içi eğitimden faydalanması; toplu sözleşmeli, yaptırımlı sendika hakkına kavuşması; eğitim örgütleri aracılığıyla eğitim işlerinde ve eğitim denetiminde söz sahibi olması ve öğretmen örgütlerinin dünya öğretmen örgütleriyle dayanışma içinde olmasının sağlanmasının gerekliliğini vurgulamıştır.

Şimdi, UNESCO'nun...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN EMRULLAH İŞLER - Sayın Köksal, süreniz bitti ama...

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Yani, son birkaç cümle var, önemli.

BAŞKAN EMRULLAH İŞLER - Bitirelim o zaman.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Türkiye, imzaladığı söz konusu ILO, UNESCO ortak belgesinde kabul edilen tavsiye kararı ile uluslararası konferanslarda kabul edilen ilkeler doğrultusunda öğretmenliğin özel bir uzmanlık mesleği olduğunu yasalaştırmıştır zaten. Dolayısıyla, burada, uzmanlık tüm öğretmenler için kazanılmış bir haktır. Şimdi siz bu kanunla öğretmenlerin kazanmış olduğu bu uzmanlık hakkını da ortadan kaldırıyorsunuz. Bu durumun Anayasa'nın 2'nci maddesinde yer alan "hukuk devleti" ilkesiyle bağdaştırılması mümkün değildir.

Öte yandan, Türkiye'nin de imzaladığı 5 Ekim 1966 ILO, UNESCO ortak belgesi olan Öğretmenlerin Statü Tavsiyesi kararında öğretmenliğin uzmanlık isteyen bir meslek olduğu belirtilmiş olduğundan, Türkiye bu konuda uluslararası yükümlülük altına girmiştir. Anayasa'mızın 90'ıncı maddesini bir kez daha hatırlatıyorum: "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz." Dolayısıyla, biz uluslararası yükümlülük altındayız. Öğretmenlerin uzman olduğunu kabul ettik yasal olarak da. Şimdi, bu kanunla, bu kabul edilmiş, kazanılmış hak ortadan kalkıyor. Bunun da hukuk devleti ilkesiyle bağdaştırılması mümkün değildir.