KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi arkadaşlar, alışık olmadığımız üzere 4 maddelik bir torba teklif için toplandık. Kimin ihtiyaçları için toplandık yani önce buna bakmak lazım Sayın Aydemir. Yani hani gülüyoruz ağlanacak hâlimize ama toplumun yoksul, geçinemeyen insanları için mi toplanıyoruz? Yani ilk kez 2 madde görüşülüyor bu şekilde.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - İyi ama şimdi getiriyorsunuz, niye böyle getiriyorsunuz diyorsunuz, güzel bir şey.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Evet, güzel bir şey belki ama yani kimin için toplandık, ona bakmak lazım. Yani toplumun yoksul, geçinemeyen insanları için mi toplandık yani yoksa parasına para katmak isteyenler için bir toplandık, faiz baronları için mi, kepenk indiren esnaf için mi toplandık? Sadece bu teklifle değil yani on dokuz yıllık iktidar pratiğine baktığımızda AKP bu sorunun açıkça aslında cevabını vermiş durumda. Nasıl? Şöyle ki: İktidar dünyada para bolluğu varken halkın geleceğini ipotek altına alan devasa borçlanmaların altına girdi. Bunu kalkınmaya, sanayileşmeye, istihdama, sosyal politikalara değil inşaata, KÖİ gibi yandaş sermaye kaynak aktarım mekanizmalarına gömdü maalesef. Buralarda palazlanan sermaye kesiminin talepleri doğrultusunda yağmalanmamış bir doğa parçası, özelleşmemiş bir kamu işletmesi kalmadı. 15 Temmuzu bile iktidar bu konuda fırsat bildi, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından kentin dışına taşınan ve Sayın Erdoğan'ın yeşil alan olacak dediği İstanbul'daki askerî araziler parsel parsel yapılaşmaya açıldı. Askerî alanlar önce konut ve ticaret alanına dönüştürüldü, ardından da arazilere milyarlarca liralık projeler inşa edildi. Kısacası iktidar, ihtiyaçlar deyince sermayenin ihtiyaçlarını, rantı ve faizi anlıyor. Ancak ülkemizi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda yazılana yakışacak şekilde bir sosyal devlete dönüştürecek yeni bir iktidar mayalanıyor artık. Peki, bizler, ilk seçimlerden sonra bu ülkeyi yönetecek olanlar olarak ihtiyaç deyince ne anlıyoruz? Bu ülkenin geçinemeyen bütün kesimlerini anlıyoruz. İşçisini, çiftçisini, memurunu, emeklisini kısacası emeğiyle bu ülkeyi var eden bütün kesimlerin ihtiyaçlarını anlıyoruz. Geliyor gelmekte olan dediğimiz, sizin sesini kıstığınız, bastırdığınız, görmezden geldiğiniz bütün kesimleri siyasetin merkezine koyacak bir siyaset.

Evet, 2 madde var, enflasyon düzenlemesi ve kur korumalı mevduat adlı ucube modelle bir kıyak maddesi. İlk madde için şunu not etmek gerekiyor. Sayın Kuşoğlu Başkanımız aynı düzenlemeyi geçen hafta önerdiğinde reddettiniz, şimdi aynısını değişiklik yaparak getiriyorsunuz. Bu şunu da gösteriyor aslında: Muhalefet doğru dediği bir şeyi önerdiğinde bile reddederim demek, bunun da bir itirafı bu bir yerde.

Değerli arkadaşlar, enflasyon düzeltmesi yapılmalı. TÜRMOB da geçen hafta bunu istedi. Ancak enflasyon düzeltmesine neden ihtiyaç duyulduğunu burada konuşmalıyız. Faiz sebeptir, enflasyon neticedir politikasının bir sonucu olarak on yedi yıldır ilk defa enflasyon düzeltmesi yapılmasını gerektiren şartlar oluştu. Enflasyondaki çok hızlı tırmanışı sadece eylül sonrasında yeniden su düzeyine çıkan Sayın Erdoğan'ın faiz inatlaşmasına bağlamak doğru ama eksik olur, uzun dönemli enflasyonun gerçek nedenlerine odaklanmalıyız çünkü enflasyon yani zamlar yani paramızın pul olması halkımızın her gün karşı karşıya kaldığı acı bir gerçektir. Türkiye, eşi benzeri bulunmayan bir yoksullaşmanın pençesindedir. Türkiye'nin temel sorunu, ithalata aşırı bağımlı olmasıdır. Bu bağımlılık IMF politikalarıyla ve bu politikaların en uzun süreli sadık uygulayıcısı AK PARTİ politikalarının son yirmi yıldaki hâlidir, pekiştirilmiş olmasıdır. Türkiye, tarımsal ürünlerde bile net ithalatçı konuma getirilmiştir, tarımsal KİT'lerin de tasfiyesinden sonra tarımın kullandığı sınai ürünlerin tamamı artık ithal edilir durumdadır. Dolayısıyla her şey dövize endekslidir. Böyle bir ekonomide döviz kurunu sıçratmaktan özellikle sakınılması gerekirken iktidar dövizi yükseltecek deneyler peşinde; kuru yükseltirim, ülkeyi Çin gibi ucuz emek pazarı yaparım hülyalarına kapılmıştır.

Bir de iktisatçılar uyarmaktadır: "ABD Merkez Bankası faiz artışı yapmaya hazırlanıyor, bunun da lira üzerinde etkisi olacak." diye. AK PARTİ döneminde Türkiye ekonomisi, bırakalım ithal ettiği ürünleri mümkün olduğu kadar içeride üretme kapasitesini geliştirmeyi, ithal etmediği ürünleri bile ithal eder duruma sokmuştur.

Değerli arkadaşlar, iktidarın en iyi bildiği şey, gerçekleri sürekli olarak kendine göre eğip bükmektir. Yıllarca iktidara geldiği dönemdeki yüksek enflasyondan, yüksek faizlerden, yüksek IMF borçlarından ve dış borçlardan falan bahsedip durmuş ve buralarda ekonomiyi düze çıkarmakla övünmüştür. Bugünkü tabloya baktığımızda faizler almış başını gitmiş, dış borç görülmemiş düzeye çıkmıştır. Bütün bunlar halkımıza yoksulluk, geçim derdi, yarınından emin olmama olarak yansımaktadır. Nasıl olsa tüm medya emrimizde, yandaş medya da tam biat ediyor, sorun yok diye düşünüyorsanız arkadaşlar, yanılıyorsunuz. Halkımızın dayanacak gücü kalmamıştır. Bakın, şuradaki resimde gördüğünüz çiftçi kardeşimizin ismi Ali Avcı, Adıyaman'dan. Kendisi AKP'nin Adıyaman'daki bir toplantısında Sayın Mahir Ünal'a "Kendim de bir AK PARTİ'liyim, esas meselemiz, işsizlik; açım." dedikten sonra salondan çıkarıldı; medyaya da yansıdı.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Provokasyon o, provokasyon. Açıklamayı yaptı Mahir Bey.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) - Hep öyle diyorsunuz.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Yandaş medya hemen "Provokasyon." dedi Avcı'ya. Sonrasında Sayın Avcı durumu şöyle anlattı: "Köyden gelmiştim, işsizlikten, yoksulluktan dolayı ortada kaldım, kimse bana iş vermedi. Ben de gittim Hazine arazisine çiftlik kurdum, evimi ipotek ettirerek devlet destekli 100 bin TL kredi aldım, Adıyaman 3'üncü Çevre Yolu oraya denk geldi ve yıktılar. Hayvanları 70 bine sattım, 30 bin lira zarar ettim. Sonra belediyeye gittim, derdimi anlattım, bana 3 bin TL para verdiler, başlarından savdılar. Ben 3 çocuk okutuyorum, üniversiteye giden oğlumu gönderemedim, günde 50 TL ile geçiniyoruz. Türkiye'nin gerçekleri bu, üstünü örtmesinler."

Değerli arkadaşlar, lütfen, herkes elini vicdanına koysun, madem istediğimiz zaman bu Komisyonu toplayıp kanun yapıyoruz. Bu sorunların üzerine niye gitmiyoruz? Kötü olan sadece çiftçiler değil. Bakın, elimde yürek burkan bir haber daha var. Bu da Eskişehir'den, Özgür Pehlivan kardeşimiz 28 yaşındaydı, babasından devraldığı kahvehaneyi işletiyordu, pandemide bas bas bağırdık "Kahvehanecilerimiz zor durumda, destek olalım." diye. İktidar kulaklarının kapadı, bir başlarına bu süreçle baş etmek zorunda kaldı kahvehaneciler. Özgür kardeşimizde bankalardan, esnaf kredi kooperatiflerinden, türlü yerlerden kredi almış; bu krediyi çeviremediği içinde bunalıma düşerek maalesef, canına kıymış. Kim açıklıyor bunu? Eskişehir Kahveciler Odası Başkanı, diyor ki: "Borcu borçla ödediği için faiz batağına düştü." Özgür'ün sevenlerine başsağlığı diliyorum. Şimdi, biz zenginlerin değil, esnafın ihtiyaçlarını tahtanın başına yazın derken aslında bunu kastediyoruz, devlet gücünü ihtiyacı olanlara sahip çıkarken göstersin diyoruz.

Maddelerde de görüşlerimi beyan edeceğim.

Teşekkür ediyorum, sağ olun.