| Komisyon Adı | : | İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU |
| Konu | : | Hükümlü ve Tutuklu Hakları Alt Komisyonunun Kırıkkale ve Keskin Ceza İnfaz Kurumları İnceleme Raporu ile Afyonkarahisar Ceza İnfaz Kurumları İnceleme Raporu'na ilişkin görüşmeler |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 20 .01.2022 |
KADRİ ENİS BERBEROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Kıymetli Alt Komisyon Başkanı, değerli milletvekilleri; iaşe konusunda, iaşe bedelleri konusundaki açıklamayı zaten sayın bürokratlar yapacak yani bir artış haberi verecek bürokratlarımız. Sadece ben ona ilaveten bir cümleyle bir öneride bulunmak isterim. O da: Kantin fiyatlarına bir düzenleme getirilebilir. Biliyorsunuz, bizim bütçe tekniğinde aslında "görev zararı" diye bir kavram vardır, destekleme alımlarında kullanılır; son zamanlarda mesela faiz konusunda da uygulanıyor kur farkının hazine tarafından ödenmesi gibi. Çünkü unutmamak gerekir ki içerideki tutuklu ve hükümlünün gelir, ek gelir yaratma imkânı yok. Kantinin fiyatındaki artışı karşılayacak olan yine dışarıdaki aile olacak yani oradan bir para gelirse olacak. Dolayısıyla aslında bu, sadece cezaevindeki bir insana yardım değil, dışarıdaki aileye de bir sosyal yardım olarak düşünülebilir diye söylüyorum. Bu konudaki ilhamı da şeyden aldım, Nebati Bey geçenlerde İsrail modelinden bahsediyor yani ülke genelinde bir fiyat artışı düzenlemesi getirmeyi düşünüyor; bu, kantin fiyatları çok daha lokal bir şey aslında.
BAŞKAN HAKAN ÇAVUŞOĞLU - Nasıl dediniz, tekrar eder misiniz?
KADRİ ENİS BERBEROĞLU (İstanbul) - Şöyle arz edeyim efendim: Çok temel malzemeler var, mesela peynirdir, yemekleri tatlandırmak için kullanılan yağdır, sıvı yağdır vesairedir, şudur budur; bunlara bir fiyat düzenlemesi getirilebilir çünkü bunların çoğu iş yurdunda üretiliyor. Üzerimize giydiğimiz tişörtler -yani buradan da bir şey anlaşıldı, kusura bakmayın ama- iç çamaşırları, pijamalar vesaireler; bunlar zaten iş yurtlarında üretiliyor. Şimdi, toptan fiyatlardaki artış yüzde 80; e bu da ona yansıyacak yani kantin fiyatına. Sonuç olarak, iş yurduna bir destek verilirse, görev zararı yazabilirse o fiyatı kantine yansıtır, o indirim olarak geçer. Yani çok da korkunç bir rakam çıkacağını düşünmüyorum açıkçası, bir yük çıkacağını düşünmüyorum hazineye bundan dolayı.
Şimdi buradan kelepçeli muayeneye gelmek istiyorum çünkü Komisyon çok başarılı işler yaptı gerçekten. Yani ben çok az katılabildim oraya dört beş ay ama mesela bu, kamuoyunda "çıplak arama" diye geçen şey bir şekilde... Şu anda talep gelmiyor yani o konuda bir şikâyet gelmez hâle geldi. Sonuç olarak bu mesele bir düzenlemeye bakıyormuş yani bir genelgeye bakıyormuş. Kelepçeli muayenede buna benzer bir örnek oluşturabilir Türkiye Büyük Millet Meclisi.
BAŞKAN HAKAN ÇAVUŞOĞLU - Bugün Jandarmamızı dinleyeceğiz o konuda.
KADRİ ENİS BERBEROĞLU (İstanbul) - Zaten ben de direkt oraya konuşacağım efendim, izninizle çünkü burada sivil bürokrasinin yani infaz memurlarının ve cezaevi yönetiminin hiçbir yetkisi yok. Yerleşke içinde dahi olsa hapishaneden yani o yerleşke içindeki o hapishaneden çıkıp da yerleşke içindeki bir doktora gidene kadar bile kelepçe takılır; bu, tamamen Jandarmanın kendi keyfî -"keyfî" dediğimi birazdan izah edeceğim, yanlış anlaşılmasın- uygulamasıdır, isterse takar isterse takmaz. Hâlbuki kelepçe yönetmeliği çok açıktır, bildiğim kadarıyla -hukukçu değilim, burada çok sayıda hukukçu var- şarta bağlıdır kelepçe takmak. Birincisi: Kişinin kendine veya karşısındakine zarar vermesi veya kaçma teşebbüsünde bulunması. Şimdi, sadece bir hayal edin; bir hapishaneden, yerleşkeden bahsediyorum, Afyon, içinde çeşitli cezaevleri var; T tipi var, şu var, bu var. Ya bir kere yerleşkeden bahsediyoruz, bir yerden çıkıp da 300 metre öteye kelepçeli götürmenin mantığı ne? Devamla, kaçsa nereye kaçacak veya niye, kendine veya başkasına hangi mantıkla zarar verecek? Sonuç olarak, 5 bin kişilik bir yerde bir mahkûmdan bahsediyoruz yani toplu bir hareketten bahsetmiyoruz.
İkincisi, doktora gidildiğinde -yine yerleşkenin içindeki hastane- burada dişçi koltuğunda kelepçe takıp da hastaya bakmanın ne âlemi var? Ya, bu hasta ne yapabilir? Bir de bence bir sorumluluğun haksız yere karşı tarafa yıkılması söz konusu. Şimdi, burada da şöyle bir tiyatro oynanıyor: Bakın, bu adam terörist veya bu kadın çok ağır suçlu, eğer ben bunun kelepçesini çıkarırsam ve kaçarsa doktor olarak bu senin sorumluluğun. Şimdi, hangi doktor bu sorumluluğu üstlenir?
ALİ HAYDAR HAKVERDİ (Ankara) - Çıkarmak için doktordan imza alıyorlar.
KADRİ ENİS BERBEROĞLU (İstanbul) - Ben daha mealen anlatıyorum. Burada matbuat da var, o açıdan dediği doğru Ali Haydar'ın yani aslında o, karşılıklı bir imza töreni gerektiriyor. Ama yani buradaki bir genelge ve yönetmelikle... O yüzden örnek verdim "çıplak arama" diye bilinen uygulamayı. Yine genelge benzer haklar tanıyor idareye fakat öyle bir düzenlemenin yapılması idareye bir çekidüzen verdi belli ki, iki üç aylık pratikte gördük bunu. Burada da kelepçeli muayenede bir düzenleme yapılması lazım belli ki ve bunu Adalet Bakanlığımızın yapması lazım, İçişleri Bakanlığımızın da buna uyması lazım, Türkçesi bu ya da ne bileyim ortak sorumluluk alması lazım. Bazı cezaevleri bunu uyguluyor yani infaz memuru hastaneye beraber gidiyor ve eşit söz hakkı oluyor neredeyse jandarmayla, o da duruma vaziyet edebiliyor.
Bir diğer konu, yeknesaklık konusu, çoğu arkadaşımız burada gündeme getirdi. Mesela, en son gittiğimiz bu cezaevleri değil de bir cezaevinde ağırlaştırılmış müebbet mahkûmunun avluya bakan penceresine kafes takmışlar. Cahil bir çocuk yani gençten bir çocuk "Gözüm bozuldu." dedi, ben inandım çünkü bu adamların avluya çıkma hakları sadece günde bir saattir. Bunun dışında zamanının tamamını aşağı yukarı 7-8 metrekarelik bir odada geçirirler ve bahçeye bakar o pencere, tek ışık aldığı yer. Buradan dışarı bakan bir adamın -yirmi üç saat- psikolojisini bir düşünün. Hani kafes telleri falan başka mesele ama yani burada engellenmek istenen muradı da anlıyorum. O da ne biliyor musunuz? Diyelim ki aynı avluya 7-8 tane hücre bakar genellikle, ağırlaştırılmış müebbetler birlikte tek koğuşta kalırlar yani tek yapıda kalırlar. Onlardan biri dışarı havalandırmaya çıktığı zaman bir yerde çay varsa oradan çay gelir ötekine gider, bir yerde gazete varsa o paylaşılır, sigara verilir, bilmem ne olur; şimdi bunu engellemek istiyorlar, bunu anlıyorum ama daha makul bir yolu var mı acaba sormak istiyorum. Daha da ileri giderek yani o gittiğimiz hapishanedeki ağırlaştırılmış müebbet hücrelerinde kafes var diğerlerinde yok, niye yok diye soruyorum. Yani o adamın ne suçu var veya öteki adam niye bu haktan yararlanıyor eğer yasaksa? Uzatmak istemiyorum, mesela elimde tuttuğum versatil 5 tane hapishanede serbest, bizim gittiğimiz o hapishanede yasak. Niye? Müdür Bey'in bir önceki hapishanede versatille bir gardiyanına saldırı olmuş, yanağını saplamış adam versatili. Tamam, çok ağır ve travmatik bir olay ve böyle bir şey olmaması lazım. Ama diyelim ki 67 ilde, pardon 81 ilde -yaşım da ortaya çıktı- 350 alsak...
BAŞKAN HAKAN ÇAVUŞOĞLU - 67 mi?
KADRİ ENİS BERBEROĞLU (İstanbul) - Ben 67'deydim o tarihte, şimdi 81 oldu yani biz de gördük de bir türlü kafada hâlâ 67 diye kaldı. 81 ilde 350 yapsak...
BAŞKAN HAKAN ÇAVUŞOĞLU - Sonradan ilavelerden öncekiler, ben de yaşınız mı 67 acaba dedim.
KADRİ ENİS BERBEROĞLU (İstanbul) - O da yaklaştı efendim, bir kaldı.
OSMAN NURİ GÜLAÇAR (Van) - Maşallah.
KADRİ ENİS BERBEROĞLU (İstanbul) - Hocam bunu duymak için söyledim zaten, çok teşekkür ederim, kayıtlara geçti değil mi efendim?
Şöyle yani 300'e yakın hapishanede versatil serbest, 1'inde değil bunun gibi ya da tıraş bıçağı. Yani tıraş bıçağı bir yerde tekli satılıyor güvenlik sebebiyle çünkü -demin Fatma Hanım söyledi- ağız aramasının sebebi jilettir. Yani jilet saklarlar, birbirlerinin façasını bozarlar içeride. O yüzden bakmıştır, şüphelenmiştir bakmıştır, hakkı vardır yoktur onu bilmem de bilinen bir klasiktir o yani ağız içi arama. Şimdi, tekli jilet orada tehlikeli görülüyor, en son gezdiğimizde bu hapishanede 3'lü jileti savundular bana "3'lü jilet daha iyi biz burada sadece 3'lü jilet satıyoruz." Kardeşim, o zaman öteki taraftaki mi yanlış yapıyor, sen mi yanlış yapıyorsun? Bunu da anlayışla karşılıyorum, yanlış anlamayın, bunları mahsus biraz eski mesleğime binaen söylüyorum, biraz ilgi uyandırmak için anlattım. Ama bu yeknesaklığı sağlamak artık gerekiyor diye düşünüyorum. Yani bir cezaevine... Bakın, uzun cezalar veriyoruz biz Türkiye Cumhuriyeti adına on beş yıl, yirmi yıl yatanlar var, bunlar 3-4 tane. Mesela bu Madımak hükümlüsünün 4'üncü cezaevi ya da 5'inci cezaevi. Adam belli bir rutin sahibi oluyor, mesela sayım verirken bir rutini var o adamın. Kaç yıldır yatıyor? Yirmi yedi yıldır yatıyor, 5 ayrı cezaevinde sayım vermiş, 6'ncı ya geliyor ya da işte 5'inciye geliyor, başka bir şey isteniyor, bu adam haklı olarak isyan ediyor, bak haklı olarak diyorum. "Ya diğer 4'ünde niye böyle almadın da burada benden böyle alıyorsun. Yürüyemiyorum hâlâ beni ayakta tutuyorsun, niye?" Bu sorular haklı sorular yani bir cezaevi ile diğer cezaevi arasında bu kadar fark olmamalı.
Çok teşekkür ederim.