| Komisyon Adı | : | MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU |
| Konu | : | Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Devlet Memurları Kanununda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4212) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 03 .03.2022 |
MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli hazırun, Diyanet İşleri Başkanlığından gelen yetkililer, sendika temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tam da bugün Diyanet İşleri Başkanlığımızı 3 Mart 1924'te bize kazandıran, kurumsallaştıran Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e ve o dönemde buna katkı koyan herkese şükranlarımı ifade etmek istiyorum, bir defa daha onları saygıyla minnetle anıyorum.
Şimdi, tabii, gerek bürokrat arkadaşlarımız gerek diğer katılımcı arkadaşlar burada yapılan şeyin iyi niyetle olması ve güvenilmesi gerektiği konusunda, bunlara biraz bizim güvensizlik duymamız noktasında bazı eleştiriler getirdiler. Şimdi, tabii, "Cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşelidir." diye bir şey var. Bizim kanun yazarken, kanun yaparken daha net ifadeler kullanmamız lazım yani "-e bilir" "-o bilir" "yapılabilir" "danışabilir" gibi muğlak ifadeler daha sonra sorun çıkarır. Neden sorun çıkarır? Bugün Diyanet İşleri yönetiminde bu bürokratlar vardır, yarın bir başkası gelir, bunlar farklı şekilde kullanılabilir. Güvensizliğe gelince, tabii, güvensizliğe iki taraflı bakmak lazım, neyin güvensizliği doğurduğuna bakmak lazım.
Şimdi, tabii, ben yöre itibarıyla farklı dinî inançların da olduğu bölgeden geliyorum yani burada cemevleriyle ilgili beklentisi olan bir kesimden geliyorum. Hâliyle, burada bir beklentimi de ifade etmek istiyorum: Şimdi, biz isteriz ki Diyanet İşleri Başkanlığı, sadece bir kesimin değil, bütün toplumun tamamının gözünde saygın bir yerde olsun ve bir toplumun tamamının, bütün katmanların, bütün kesim ve bileşenlerin ihtiyaç ve taleplerine karşılık verebilsin. Bunun da ilk adımı Diyanet İşleri Başkanlığının, mevcut iktidarın bazen savunucusu ve sözcüsü gibi davranmaktan ve belli kesimleri dışlamaktan vazgeçmesidir ki biz bu güveni tekrar karşılıklı olarak tesis edebilelim. O yüzden, cami de bizim, cemevi de bizim, diğer inanç grupları da var. Dolayısıyla, burada herkesin hakkını hukukunu, kendisini burada, bu yapı içinde görmesini isteriz. Dolayısıyla, buradaki güven tesisine karşılıklı olarak, özellikle de mevcut yönetimin biraz katkı koymasını bekleriz.
Şimdi, buradan hareketle, yani bazı ifadelerin bu maddede de muğlak şekilde kalmasından biz rahatsızız. Tabii ki nitelikli din görevlisi, eğitmeni, idaresi bizim de arzumuzdur çünkü aydın din adamından bu ülkeye zarar gelmez, fayda gelir; biz bunu bilen insanlarız.
Tabii, her alanda eğitimi -din eğitimi de dâhil- Milli Eğitimden, yükseköğretiminden bağımsız düşünemeyiz, düşünmek istemiyoruz. Dolayısıyla, buradaki ifadelerde bazı kurumları net bir şekilde koymak lazım. Mesela Diyanet Akademisiyle bu süreci yürüteceksek, mesela ilahiyat fakülteleri ile imam-hatip fakülteleri nerede konumlanacak? Bu alandan mezun olup şu anda görev yapan din adamlarımız, imamlarımız hangi konularda yetersiz bulunmuştur ve bu akademiye gerek duyulmuştur? Buradan hareketle, bu ilahiyat fakültesi ve imam-hatip liselerimizin bu doğrultuda yeni konumları ne olacak? Buradan ne kadar faydalanacak? Bunların daha net bir şekilde ortaya konulmasında fayda var.
Bu nedenle, ben maddeye gelecek olursam, şimdi, zaten bu maddede, mevcut yapıda bir Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü var. Burada herhalde getirilen, Kur'an kursları görevlileri var, bu görevlileriyle birlikte "Kur'an eğitim merkezleri" adı altında bir yeni bir kurum açılmaktadır. Aslında bu kanunun eski hâlinde eğitim merkezleri zaten vardı, buraya ayrıca bir ilave yapılmış.
Ayrıca, mevcut kanunda, Kur'an eğitim merkezinin hedef kitlesi kurum personeli değil, Kur'an öğrenen çocuklardır. Şimdi, Anayasa'nın 42'nci maddesi gereği, Kur'an kurslarının hedef kitlesi, 18 yaşını aşmamış çocuklardır. Çocukların eğitimi ise ancak Millî Eğitim Bakanlığına bağlı kuruluşlarda olabilir yani bu eğitim merkezlerinin hedef kitlesi burada net bir şekilde aslında ifade edilmeliydi.
Yine "İslami ilimlerin öğrenilmesine yönelik çalışmalar yapmak." denilmiş. Diyanet İşleri Başkanlığının, 633 sayılı Kanun'da olduğu gibi, kendi personeliyle sınırlıydı. Şimdi, eski kanunda Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan dinî yüksek ihtisas merkezleri bu amaçla kurulmuş kurumlardı. Bu yasa teklifinde, İslami ilimlerin öğrenilmesine yönelik çalışmaların hedef kitlesi açıkça belirtilmemiştir. Bu nedenle, bu (1)'inci fıkraya "Kur'an-ı Kerim'in usulüne uygun okunmasına, anlaşılmasına, Başkanlık personelinin İslami ilimleri öğrenmesine yönelik çalışmalar..." şeklinde bir "Başkanlık personelinin" kelimesinin, cümlesinin eklenmesini öneriyoruz ve bu Millî Eğitimle ve diğer eğitim kurumlarıyla tam organik bağını kurabilmek için, sözde değil de buraya cümle olarak "Millî Eğitim Bakanlığının onay ve denetimiyle, Millî Eğitim Bakanlığıyla iş birliği içerisinde..." diye tam olarak bunun yerleştirilmesini önermekteyiz.
Şimdi, diğer (2)'nci fıkraya gelince "Eğitim materyalleri geliştirmek, alan araştırmaları, ölçme ve değerlendirme yapmak..." şeklinde gelişen... Burada "eğitim materyalleri geliştirmek, alan araştırmaları" yapmak...
BAŞKAN EMRULLAH İŞLER - Sayın Adıgüzel, önergeye geleceğiz, önergede isterseniz... Zaten burada...
MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Tamam, zaten ben 1'inci madde üzerinde konuşuyorum.
BAŞKAN EMRULLAH İŞLER - Önergeyi henüz konuşmuyoruz da onun için...
Neyse siz konuşun, bitirin o zaman, tamam.
MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Yani şunu söylemeye çalışıyorum, o zaman toparlayayım, şöyle: Millî Eğitim Bakanlığının ve yükseköğretim kurumlarının burada net bir şekilde isim olarak zikredilmesini, muğlak kalmamasını, bu iş birliğinin burada kayıt altına alınmasını... Çünkü -biraz önce dediğim gibi- bu iyi niyet uygulamada nasıl olur bilinmez. Çünkü bunun örnekleri var, birçok örnek var.
Ve yine, bu metinde bir eksik gördük, birçok açık alanı yönetmelik veya çıkarılacak olan kararnamelerle dolduruyor. Dolayısıyla, şimdi, burada biz bazı görüşleri ifade ediyoruz, "İşte, o yönetmelikte de sorulur." diye bir ibare geçti orada. O yönetmelikler çıkarılırken bize, milletvekillerine veya ilgili kurumlara kimsenin sorduğunu hiç görmedik. O yüzden bunları da boşluk bırakmadan yapmak lazım, şimdiden bu kanun metnine eklemek lazım. Bununla ilgili görüşlerim bunlar.
Son olarak, konudan bağımsız olmakla birlikte, biz Millî Eğitim Komisyonu olarak çok sık bir araya gelemiyoruz, en azından bu konuyla ilgili ne zaman geleceğimiz bilinmiyor ama ben şu konuda iktidar vekillerinden de Komisyon Başkanımızdan da bir katkı istiyorum: Bu Millî Eğitimde güvenlik görevlileri konusu var. Şimdi, bizim çocuklarımız bizim en kıymetli varlıklarımız, buradaki herkes için de böyledir. Mesela, biz evde olduklarında "Efendim, masaya çarpma." işte, yol kenarında yürürken "Sen yol kenarından yürüme, ben oradan yürüyeyim." veyahut da bir arkadaş edinirken güvenliğini düşünüyoruz, işte, uyuşturucu maddeler var, tinerciler var, başka güvenlik endişelerimiz var. Ya, okula gönderiyoruz bütün gün boyunca ve biz onların yanında değiliz ve okul çevreleri artık şiddet odağı oldu yani tinercisi var, uyuşturucu madde satanı var veya dışarıdan okullara tacizler... Bakın, bir sürü, kamuoyunda duyuyorsunuz. Ya, şu okullarımızı güvenli alanlar hâline getirmek için güvenlik görevlisi olmayan okullarımızda acil bir şekilde bu güvenlik görevlilerini tedarik edelim yani Millî Eğitim Bakanını bununla ilgili bir göreve çağıralım. Ya, şu 30 bin güvenlik görevlisi şu anda yetişmiş, hazırda bekliyor, bunların atamasını yapıp... Çocuklarımız, en kıymetli varlıklarımız. Yani okul alanlarını güvenli bir hâle getirmenin çabasından bahsediyorum, bunu hep beraber sağlayabiliriz. Bu Millet Meclisinde milletvekilleri, halkın temsilcileri olarak bunu Millî Eğitim Bakanlığından, yürütme makamından talep edelim diyorum.
Teşekkür ediyorum.