KOMİSYON KONUŞMASI

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli Komisyon üyelerimiz, değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli bürokratlar; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, öncelikle, uluslararası sözleşmeler konusuna dikkat çekmek istiyorum. Zülfü Bey burada dinlerse çok da mutlu olacağım.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Ya, bana askerlik yaptırmayın, lütfen. Lavaboya gitmek için de... İnsanız yani, yapmayın ya!

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Şöyle, Zülfü Bey konuşmasında dedi ki: "Konjonktürel olarak imzaladık, konjonktürel olarak da çıktık." Öncelikle, bir bireyin yaşam hakkı, kadının yaşam hakkı, çocuğun yaşam hakkı ya da Anayasa'da işkence görmeme hakkı konjonktüre bağlı olmaz. Bu hak ihlallerini de konjonktüre göre giderelim, konjonktüre göre gidermekten vazgeçelim demekle olmaz. Uluslararası sözleşmelerin bu gerekçelerle imzalanması ya da sözleşmelerden çıkılması da dış politikadaki ciddiyetsizlik ve samimiyetsiz anlayışın da aslında burada itirafıdır, bunun da altını çizmek isterim.

Yine, bu uygun bulma kanunundan bahsedeceğim. "İstanbul Sözleşmesi'nden tabii ki iki dakikada çıktık." denildi. O zaman şu mu olacak: Parlamentonun iradesi, Parlamento'da kabul edilmiş bir kanun hiç mi nazarıitibara alınmayacak? İstanbul Sözleşmesi uluslararası bir sözleşmeydi. Avrupa Konseyinin kurucu üyesiyiz. İmzaladık, imzalanmasından dolayı da övünçle ve neredeyse havai fişek gösterileri ve halaylarla kutlanacaktı, bir orası eksik kaldı zaten. Ondan sonra Meclise geldi, Mecliste Komisyon toplandı, Komisyon sonrası Meclis Genel Kuruluna geldi ve 6251 sayılı Uygun Bulma Kanunu'yla İstanbul Sözleşmesi yürürlüğe girdi.

Şimdi, hâl böyle iken -"Cumhurbaşkanlığı kararnamesi" dediniz Sayın Başkan ama Cumhurbaşkanlığı kararıdır- bir kanun hakkında Cumhurbaşkanlığı kararı verilebilir mi? Bunu da burada tartışmak gerekir, konuşmak gerekir diye düşünüyorum. Verilemeyeceği zaten hukuken de ortaya çıkacak.

Yine, Sayın Öznur Çalık az önce -hangi gerekçeyle dediğini de aslında sormak isterim- "Onu başbakan imzalamadı, Ahmet Davutoğlu imzaladı." dedi yani Dışişleri Bakanınızdı o dönemde Ahmet Davutoğlu. Dışişleri Bakanı...

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - Sayın Başkan, sözünüzü kesmek amacıyla değil... Kayıt dışında, Şenol Hanım "Cumhurbaşkanı imzaladı." dediği için ben bir düzeltme yapmak adına söyledim. Yoksa o dönem bizim Dışişleri Bakanımızdı ve Avrupa Konseyi İstanbul'da toplanmıştı.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Tabii ki. Yani çünkü o Komisyon tutanaklarına da baktım.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - Dışişleri bakanlarının toplantısında imzaya açıldı. Dönemin Dışişleri Bakanı da Sayın Davutoğlu'ydu. Yoksa herhangi bir kasıt yok, düzeltmek amacıyla söyledim.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Şöyle, Dışişleri Bakanı imzalamış olabilir, neticede Bakanlar Kurulu kararı ve Başbakanın haberi olmadan, onayı olmadan, Bakanlar Kurulunun bilgisi ve onayı dışında imzalanmış olmaması...

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - İmzanın sahibini söylüyorum.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Yani çünkü hani merak ettim, Komisyonda siz Dışişleri Bakanına sonsuz teşekkürlerinizi ifade etmişsiniz. O nedenle, merak ettiğim için ayrıca sormak gereği de hissettim.

Şimdi, araştırma komisyonu raporundan bahsedildi. Gerçekten ben Komisyon raporunu çok dikkatle okudum, inceledim ve acaba ben mi yanlış gördüm çünkü çok kalın bir rapor olduğu için gözümden de kaçmış olabilir diye Komisyon üyesi arkadaşlarıma da "Bir bakın." dedim. Onlar da... Hani dediniz ya "Bu kanun Komisyon raporundan sonra, Komisyon raporu doğrultusunda, ondan yola çıkarak hazırlandı." Ama Komisyon raporunun hiçbir yerinde "Mevcut Türk Ceza Kanunu'ndaki işte tehdit, şiddet, kasten öldürme gibi suçlarda öngörülen cezalar düşük. O nedenle, bu cezaların yükseltilmesi gerekir." diye bir öneri, öngörü, tespite rastlamadım. Varsa bir yanlışım lütfen düzeltin.

Onun dışında, başka bir şey daha gördüm. Bu kanunda olmayan, az önce Sayın Aysu Vekilimin de bahsettiği konu için, Sincan Cezaevi görüşmelerinde Komisyon üyeleri şunu söylüyor yani orada, o dönemde de Cumhuriyet Halk Partisi ve diğer siyasi partilerin milletvekilleri Komisyondan çekilmişlerdi, sadece Milliyetçi Hareket Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisinin temsilcileri vardı, aynen ifadeyi okuyorum: "Ceza yargılamasında ceza indirimlerini içeren maddelerin ve haksız tahrik indirimi uygulamaları hakkında uygulayıcıların kapasitesinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar..." Yani haksız tahrikten bahsediyor, "ceza miktarı az" demiyor ama haksız tahrikten bahsediyor ama bu kanunda haksız tahrik yok.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - 635'inci sayfa.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Ben konuşayım mı Öznur Hanım? Sonra cevap verirseniz...

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - Hayır, hayır, hemen, hemen. Siz kendiniz düzeltirsiniz diye söylüyorum, 635, 4, 4'e 3.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Öznur Hanım, isterseniz ben konuşayım, bitireyim, ondan sonra. Ben...

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - Ama yanlışı düzeltiyorum, bakın, lütfen...

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Hayır, yanlış değil. Ben göremedim, varsa düzeltin dedim ama lütfen konuşmam bittikten sonra düzeltin.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - Peki, tamam.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Evet, kanun metnine baktık. Kanun metninde indirim sebeplerinden bahsediliyor, işte diyor ki: "Takdiri indirim nedenleri kararda gerekçeleriyle gösterilir." "Gerekçeleri" eklenmiş. Ben hukukçuyum, avukatım, çok uzun yıllar da avukatlık yaptım. Ya zaten mahkeme kararları gerekçeli olur, gerekçesiz olması bozma nedenidir. Yani burada "Gerekçe gösterilir." demenin pratikteki faydasını ve buna "gerekçeleriyle" kelimesinin eklenmesine de neden gerek duyulduğunu da merak ediyorum, bu konuda da açıklık getirirseniz sevinirim.

Şimdi, buradan sormak istiyorum: Kasten yaralama suçunda sorun kasten yaralamanın alt sınırının dört ay olması mıdır? Kasten yaralamada alt sınır altı aya çıkartılınca sorun ortadan kaldırılacak mı? İki ay artırmakla sorun ortadan kaldırılacak mı? Ya da eziyet suçu düzenlenmiş. Yani eziyet suçunun ya da kadına karşı şiddetin, kadına karşı eziyetin ve bu eziyet içerikli suçların ortadan kaldırılmasındaki sorun, eziyet suçunun alt sınırının iki yıl olması mıdır? Altı ay uzatılınca eziyet suçu ortadan kalkacak ya da bunu işleyen failler "Aman, cezanın alt sınırı iki ay artırılmış, aman, altı ay artırılmış, ben bu suçu bir daha işlemeyeyim." diyecek mi? Yani bir caydırıcılığı olacak mı? Şimdi, neyi getirecek bu biliyor musunuz? Zaten kadına karşı işlenen suçlarda cezasızlık konusunda toplumda ciddi bir algı vardır ve dört ayı altı aya çıkarmak bu suçu önlemeyeceği için cezasızlık algısını da güçlendirecektir ve en tehlikelisi de aslında budur. Asıl sorun cezaların miktarı değildir aslında, infaz sisteminden kaynaklanan sorunlar vardır. İnfaz sistemindeki o kurumları, kuralları "Kadına karşı işlenen suçlarda uygulanmaz." diyerek bir cümle eklediğimizde, aslında birçok sorunu ortadan kaldırmaya bir adım daha fazla yaklaşmış olacağız diye düşünüyorum.

Yine, uzlaşma meselesinden çıktı. "Uzlaşma sadece ısrarlı takipte olmaz." diye bir düzenleme gelmiş. Peki, kadının kasten öldürülmesi uzlaşma sınırı dışında ama tehdit, ne bileyim, eziyet, bunlar neden uzlaşma içerisinde değerlendiriliyor? Neden kadına karşı işlenen... Madem az önce siz de kabul ettiniz, "Bu kanun tam da bunun için getirildi." dediniz. Kadın olduğu için, kadına karşı sırf kadın olduğu için işlenen suçların yaptırıma bağlanması, özel suç kapsamına alınması dediğimde, "Evet, bu kanun tam da o." dediniz. Peki, neden o zaman şunu yazmıyoruz oraya: "Kadına karşı, kadın olduğu için işlenen suçlar uzlaşma kapsamı dışındadır." desek daha kapsayıcı olmaz mı? Bunu da önermek, bunu da ifade etmek isterim.

Yine, arkadaşlarım maddeler üzerinde uzun uzun konuştular, uzun uzun ifade ettiler. Israrlı takibin Türk Ceza Kanunu'nda özel bir suç olarak düzenlenmesi gerçekten olumlu ama düzenleniyormuş gibi yapmak tehlikeli. Neden tehlikeli? Israrlı takibe bakıyorsunuz, ısrarlı takip sadece fiziki takip etmek ya da haberleşme, iletişim araçlarıyla rahatsız etmek olarak algılanıyor ve düzenlendiği yer -Sayın Aysu Vekilimin de ifade ettiği gibi- hürriyet tahdidi ya da ona ilişkin suçlar. Peki, neden? Eziyetin alt sınırı iki yıl altı ay diyorsunuz; ısrarlı takip, sadece takip etmek, sadece basında ya da sosyal medyada ya da iletişim araçlarıyla ya da üçüncü kişilerle yapılan bir şey değildir. Sonucu can kaybına, kadının öldürülmesine kadar giden bir süreçtir, can almaya giden bir süreçtir. O nedenle bunun... Eziyeti iki yıl altı ay düzenleyip ısrarlı takibi altı ay alt sınırla düzenlemek -az önce ifade ettiğim- toplumdaki cezasızlık algısını güçlendirecek bir başka husustur.

Yine, ısrarlı takibin nitelikli hâllerinden bahsedilmiş, bu nitelikli hâllerde, bakıyoruz saydıklarımıza ama aslında, nitelikli olması gereken birçok düzenlemenin burada olmadığını da görüyoruz. Peki, nedir bunlar? Örneğin, ısrarlı takibin mükerrer olması, ağırlaştırıcı ya da özellikli ya da nitelikli hâlde düzenlenmemiş. Hatırlayın, Tuba Arslan davası... Tuba Arslan'da neydi? 23 kez koruma talebiyle şikâyetçi olunmuş ama her biri ayrı ayrı değerlendirilmiş ve Tuba Arslan o 23 kez koruma talebinde bulunduğu, şikâyetçi olduğu fail tarafından katledilmiş. Mükerrerlik neden nitelikli hâlde sayılmamış? Bunu da sormak istiyorum.

Yine, kasten öldürme ya da kasten yaralama suçlarının çocuğun yanında ya da çocuğun bulunduğu ortamda işlenmesi neden nitelikli hâle getirilmemiş, bunun içinde sayılmamış? Bunu da sormak istiyorum. Hatırlayın, biz bunu daha çok yakında yaşadık; Denizli'de kendi hemşehrim çocuğunun gözü önünde katledildi, boğazı kesildi. Peki, bu, ağırlaştırıcı sebep olmamalı mı sizce? Bunu da burada bir eksiklik olarak değerlendiriyoruz ve bunun da bu nitelikli hâline eklenmesi gerektiğini ifade etmek isterim.

Peki, başka ne olabilir? "Israrlı takip" dediğimizde... Israrlı takipte deniliyor ki: "Çocuğa ya da ayrılık kararı verilen veya boşandığı eşe" diyor, oysa 6284 sayılı Kanun, birlikte yaşayan nikâhsız birliktelikleri de örneğin imam nikâhlıysa... Boşandığı eş değil, birlikte yaşadığı eş değil. Peki, buna yönelik ısrarlı takibi suç saymayacak mıyız? Burada bu da eksik. Ya da hiçbir kan bağı, birliktelik bağı yok ve ısrarlı takip konusu gündeme geldiğinde bunları sayarken ya bu eksikliklerin giderilmesi gerekmiyor mu? Hani, az önce dedik ya usul tartışmasında "Maddelere geçmeliyiz, maddeleri uzun uzun tartışmalıyız." derken işte bizler o eksikleri burada dile getirmek ve ortak akılla, istişareyle -Filiz Hanım'ın da söylediği gibi- eksikleri ortadan kaldırabilirdik. O nedenle bunun altını bir kez daha çizmek istiyorum.

Peki, bu kanun teklifinde caydırıcılıktan bahsettim az önce, gerçekten caydırıcı olması için ne ısrarlı takibin ne kadına yönelik bir şiddetin, eziyetin, tehdidin ya da kasten öldürmenin aslında bir caydırıcılığa ilişkin bir amaç güttüğünü biz bu maddelerde görmüyoruz. Ne görüyoruz? Sanıyorum, -birazdan buna da itiraz edebilirsiniz- İstanbul Sözleşmesi'nden, geçtiğimiz yıl 20 Martta, az önce anlattığım gerekçelerle, hukuksuz bir şekilde, Meclisin iradesini bir tek kişinin iradesiyle yok saydıktan sonra, bir pişmanlık olmuş. Bu pişmanlığı bir nebze olsun giderebilmek için de "Hadi, bu teklifi hazırlayalım." denilmiş. Bu teklif ne şu Komisyon raporu için bu Komisyon raporunu bu kadar emeğin, bu kadar kalın düzenlemenin... Ki 500 küsur civarında da öneri var galiba dosyada yanlış hatırlamıyorsam yani tek tek sayısal olarak demiyorum ama 500'ün üzerindeydi, sayarken fark etmiştim. Buna yönelik hiçbir önerinin caydırıcı olma noktasında hayata geçirilebileceği bir teklif değil. Bu teklif sadece ve sadece "-mış gibi" yapılan ve sorunun kadına yönelik suçlarda, şiddet ve kadın cinayetlerinde sadece ve sadece pansuman tedavisi uygulayacak bir pansuman kanun teklifidir. Oysa biz artık pansuman tekliflerle oyalanmak istemiyoruz. Neden? Çünkü bir insanın, bir kadının canı sadece pansuman kanun tekliflerine emanet edilemeyecek kadar önemlidir. Anayasal hakların ihlalinin önüne geçmek istiyorsak ve gerçekten samimice kadına yönelik suçların önlenmesi ve sizin deyiminizle "sıfır tolerans" noktasına getirmek istiyorsak inanın bu kanun teklifi bu amacınıza hizmet etmiyor. O nedenle, bir sorunun ortadan kaldırılması bütüncül bir bakış açısına sahip olmayı da gerektirir, bir zihniyet dönüşümünü de gerektirir -ki zaten Öznur Hanım da bunu ifade etti- bu zihniyet dönüşümü için de bizim aslında çok daha geniş, çok daha ayrıntılı, çok daha uzlaşı içerisinde bir çalışma yürütmemiz gerekir ama bu kanun teklifinin bunlardan uzak olduğunu ve hiçbir şekilde ne kadına karşı şiddetin, kadına yönelik suçların ne de kadın cinayetlerinin bırakın önüne geçmeyi, çözüm üretmeyi, hiçbir şekilde bir yaptırım gücüne sahip olmayacağı açıktır. Hiçbir erkek "Ben kasten yaralamada dört ay ceza alacaktım, şimdi, aman, altı ay alacağım; ben bir daha bunu yapmayayım." demeyecektir çünkü bu bir yaptırım değildir. "İnfaz düzenlemeleri kadına karşı işlenen suçlarda uygulanmaz." hükmü getirilmediği sürece bu teklifin hiçbir önemi, yani öyle demeyeyim -ısrarlı takibin suç olması evet, önemli- sonuca ulaşması, amaca ulaşmasının mümkün olmadığını ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum.