KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Ben de olabildiği kadar kısa ve tekrarlara düşmeden görüşlerimi ifade etmeye çalışacağım. Eleştirilerim daha çok teknik seviyede olacak ve bu kanuna katkı vermeye uğraşıyorum. Dolayısıyla özellikle bürokrat arkadaşların dikkatli dinlemelerinde yarar görüyorum.

Bir defa bu kanun teklifi sonrasında Adalet Komisyonuna gidecek. Çok tartışılan bir konu, özellikle Adalet Komisyonunda bu da gündeme gelecektir, kanun önünde eşitlik meselesi. Hem kadınlar söz konusu olduğunda hem de sağlık çalışanları söz konusu olduğunda onlara dönük niye özel ceza düzenlemeleri getiriyoruz sorusu son derece önemli çünkü özellikle tutuklamayla ilgili katalog suçların arasına alınması aynı zamanda kanunun sistematiğine bir müdahaledir. Kanun önünde eşitlik sanki azaltılıyormuş gibi veya zedeleniyormuş gibi görünebilir ama şunun gözden kaçmaması lazım. Özellikle sağlık alanı maalesef son derece sorunların yoğunlaştığı, kişilerin, tarafların son derece hiddetli olabildiği ve şiddet üreten bir alan. Dolayısıyla bugün yaşadığımız ve sağlıkta şiddetin her gün artarak devam ettiğini, hatta meslektaşlarımızın yaşamını yitirdiği bir süreçte gerçekten herkesin gözü Mecliste ve böyle bir yasa bekleniyor.

İkinci dikkat edilmesi gereken nokta: Bir defa sağlıkta şiddet çok boyutlu, çok yönlü bir mesele, temel bir sorun. Kimsenin sağlıkta şiddetten mutlu olduğunu, huzur bulduğunu, rahat ettiğini, "Bırakın olsunlar." dediğini düşünmüyorum. Ama bugüne kadar özellikle AKP iktidarının bu konuda yeterli enerjiyi göstermediğini de ifade etmek lazım. Tabii, bir yasa değiştirerek, yasaya bir iki madde ekleyerek bu sorunu çözemeyeceğimizin farkındayız ama yine de bunu hiç olmazsa şimdi şu anda biraz daha doğru dürüst yapmakta fayda var.

Değerli arkadaşlar, bakınız, 9'uncu maddeye bakıyorum "Sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen kasten yaralama suçu" deniliyor. Şimdi, tabii, burada aslına bakarsanız sorun sadece kasten yaralama suçu değil, özellikle sahada yani cephedeyseniz, sağlıkçıysanız hasta ve hasta yakınlarıyla gecenin bir vaktinde acil serviste yüz yüze geliyorsanız aslında yaralamaya gelene kadar hakaret, tehdit gibi suçların işlendiğini ve bunlara dönük olarak da mutlaka bu yasaya bir şeylerin konulması gerektiğinin altını çiziyorum. Bu yönüyle bir eksikliktir, bu son derece önemli.

İkincisi, değerli arkadaşlar, 14'üncü maddeye bakıyoruz. Bir Mesleki Sorumluluk Kurulu kuruluyor. Burada iki şey yapılıyor: Bir defa, zaten memurlar bakımından soruşturulmaları yani cezai kovuşturmaya tabi tutulmaları zaten bir idari izne bağlı ama bu izin -ifade edildiği gibi- yerel mülki amirlerin vereceği bir izin. O izin alınıyor, Bakanlığın uhdesine çekiliyor. Yani şimdi, il içerisindeki amme idaresinden sorumlu, vali olur, kaymakam olur, onların olduğu o kurullar olur; bu kurullardan nesi eksikti de, ne olmadı da siz bu yetkiyi Sağlık Bakanlığına çekiyorsunuz? Çalışan memurlar bakımından söylüyorum. Çalışmayanlar yani özelde çalışanlar bakımından baktığınızda da orada yeni bir durum var. Diyorsunuz ki: Özel hastane de olsa özel bir merkezde de olsa nihayetinde kamusal bir görev yapıyor, dolayısıyla bu, kamusal bir denetime tabi olsun; bu, isabetlidir. Ama burada yapılan, aslında böyle bir süzgecin olması, bir rezin mekanizmasının olması düşünülebilir ama bunun Sağlık Bakanlığı uhdesine alınmış olması bence isabetli bir düzenleme değil. Hatta sizin yürütme erkiniz, yönetme anlayışınız "Her defasında her şey için yeni bir kurul ihdas edelim ve o kurul karar versin." şeklinde. Geçen hafta Nükleer Enerjiyi Düzenleme Kanunu'nu düzenledik, 7 tane ayrı kurul kuruluyordu, şimdi burada yeni bir kurul. Yani her şeyi kurullaştırıyorsunuz. Peki, bakıyorsunuz burada ne oluyor? Bir şey çıkmayacak.

Şimdi, bu Mesleki Sorumluluk Kurulunun tanımında da sorun var arkadaşlar. Bakın, demişsiniz ki: "Kurul özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensupları bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan ve yardımcılarını da ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir." Hayda, ne demek şimdi bu? Yani birilerini önce ön inceleme yapmak üzere görevlendireceksiniz, ondan sonra "Şunları, şunları da görevlendirebilir." diyeceksiniz. Nasıl bir yazım bu yani anlamakta güçlük çekiyorum? Anlatabildim mi bilmiyorum, tekrar etmeme gerek var mı? Yani "Şunları da yapıyoruz." diyebilmeniz için öncesinde bir şeyler söylemiş olmanız lazım. Yani bunu "kes-yapıştır"la mı getirdiniz? Şaşırtıcı bir teknik hata var burada. Bu açıdan sizden bir izahat istiyorum ve bu "da"nın anlamı çok önemli.

Şimdi, devam ediyoruz yani hata çok. "Kurulun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir." Şimdi, biraz önceki ifadeden devam edeyim. Eğer bu sorun Ankara'da değil de diyelim ki Şırnak'ta gerçekleşti. Şırnak'ta bu kurul ön inceleme izni için oradaki kimi görevlileri görevlendirebiliyor; bunu anlıyoruz. Peki, vatandaş... Biz burada sağlıkçıyız, sağlıkçıların hakkı için toplandık ama milletvekiliyiz yani 84 milyonu temsil ediyoruz ve onlar için yasa yapıyoruz. Şimdi, Şırnak'taki vatandaşın bir iddiası var; diyelim ki "Bir soruşturma olmasın." dedi Ankara'daki kurul, buna karşı idare mahkemesi olarak Ankara'yı yetkilendiriyorsunuz. Bu, hak arama hürriyetinin hilafına bir düzenlemedir; bu yapılmamalıdır, yapılamaz. Yani ilk başta baktığınızda şunu diyebilirsiniz: "Ya kararı veren Ankara'daki bir organ olduğuna göre, oradaki idari makam olduğuna göre bunun mahkeme yerinin de Ankara olması gerekir." ama sonuçta, pratiğine baktığınız zaman siz ön incelemeyi o ilde yaptırıyorsunuz, sonra vatandaşa diyorsunuz ki: "Hakkını arayacaksan gel Ankara Bölge İdare Mahkemesine." Bu yanlış, olmaz bu, bu da yanlış. Buna da dikkat edilmesi lazım. Burada, yani şöyle söyleyeyim, zaten Anayasa Mahkemesine biz bunu götürürüz, Anayasa Mahkemesine dönük olarak da birçok açıdan son derece sakıncalı hükümler içeriyor.

Aynı madde üzerinden devam ediyoruz, şimdi daha tehlikeli bir şeye geliyoruz: "Rücu edilip edilemeyeceğine ve rücu miktarına bu kurul karar verecek." Ya, bunu nasıl düşünebildiniz, ben şaşıyorum, gerçekten şaşıyorum. Şimdi, Anayasa 129 gereğince, kamu kurumunda çalışan kişiler bakımından onların sebep oldukları tazminatlar dolayısıyla dava tabii ki ilgili idare adına açılır ve idare suçlu bulunursa, tazminat davasını kaybettiyse idare ödemeyi yapar, yükümlülüğünü yerine getirir ve gerek duyuyorsa da ilgilisine rücu eder, tekrar bir rücu davası açılır. Şimdi, burada bu kurulu o mahkemenin yerine geçiriyorsunuz. Ya, bir hukuk devletinde bir kurul mahkemenin yerine nasıl geçebilir? Nasıl değerlendirecek bunu? Hangi delilleri nasıl, hangi usulle takdir edecek? Bu kurul bir mahkeme sıfatı görebilir mi? Yani, dava rücu olsun mu olmasın mı, nasıl karar verecek buna? Bunun usulü ne, esası ne yani böyle bir yargılama makamı mı bu? Yeni bir mahkeme mi ihdas ediyorsunuz? Ya, buradaki garipliği anlamak mümkün değil. Yani son derece şaşırtıcı derecede bir garabet var burada. Burada şu anlayış var yani bunun ruhuna sinmiş olan şu: "Ya, biz nasılsa bizimkileri atıyoruz, bizimkiler karar veriyorlar, bizimkiler zaten doğru karar verirler. Dolayısıyla, bizim ayrıca bir şeyler yapmamıza gerek yok, burada sorun çıkmaz." Değerli arkadaşlar, sizinkiler yarın gidici, başkaları gelir. Ya, bunu böyle düşünemezsiniz. Bakın, rahmetli -rahmetle analım- Sayın Burhan Kuzu'yu andım ben, o diyordu: "Oğlan bizim, kız bizim." Ya, siz herhâlde "Oğlan bizim, kız bizim." deyip burada bu kurula bir mahkeme, bir yargılama yetkisi verecek kadar şirazesi şaşmış bu yasa teklifinin.

Devam ediyoruz. Peki, bu kurul kim? Orada tanımına geçmiş, ya, öyle bir kurul ki bakın, kişinin şikâyeti var, ceza soruşturmasına geçilsin mi, geçilmesin mi diye karar veriyor. Yani delilleri, iddiaları takdir ediyor, "malpraktis"i takdir ediyor, öyle bir kurul. Hatta bir tazminat doğarsa, kamu öderse bu tazminatı dönüp bir de "Ya, şu ödesin, bu ödemesin." diyebilecek kadar da konuya hâkim. Böyle bir kurul nasıl oluşmuşsa... Bakıyoruz nasıl oluşmuş: "Bakan yardımcısı, -güzel, atanmış bir kişi- Sağlık Hizmetleri, Kamu Hastaneleri, Hukuk Hizmetleri, Yönetim Hizmetleri Genel Müdürleri veya yardımcıları," -atanmış, 4 tane daha atanmış, güzel- profesör veya doçent unvanlı biri dahili, diğeri cerrahi branştan iki hekim" Kim bunlar, bunlar kim? Özelliği ne? Bunlara niye güveneceğiz? Yani hekim olmak güvenmek için yeterli mi? Bunların sıfatı ne? Tek bildiğimiz doçent veya profesör olmaları.

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Kime güveneceğiz?

MURAT EMİR (Ankara) - Ya, nasıl olabilir böyle bir şey? Allah aşkına bu olur mu?

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Kime güveneceğiz o zaman?

MURAT EMİR (Ankara) - Ya, burada bir heyet ihdas ediyorsunuz, heyete 5 tane atanmış koyuyorsunuz, 2 tane de doçent ve profesör "Biri cerrah olsun, biri dahiliyeci olsun." diyorsunuz. Onun da hiçbir tanımı yok ve bu da sırasında mahkemenin yerine geçecek ve karar verecek. Bunu gerçekten akılla, vicdanla, adalet duygusuyla ve çok daha önemlisi hukuk devleti ilkesiyle bütünleştirmek imkânsızdır.

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Kim olmalı, kim? Ben onu anlamadım.

MURAT EMİR (Ankara) - Ya, onu konuşuruz, ben anlatırım hepsini. Ben bir tamamlayayım, hepsini ayrıntılı konuşuruz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Tamamla, tamamla da kim...

MURAT EMİR (Ankara) - Devam ediyoruz...

Ya, siz "Bulamadık." deyin.

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Yok ya, sıkıntı...

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Tamer, "Kimi yazacağımızı bulamadık." deyin ben size söyleyeceğim, söz. Hadi söyleyin, "Bulamadık." deyin.

İSMAİL TAMER (Kayseri) - "Bulamadık." değil, bizim öyle bir şeyimiz olmaz.

MURAT EMİR (Ankara) - E, ne var? Bulamamışsınız ki bana soruyorsunuz, bulamamışsınız.

Ya, olamaz diyorum ya. Bakın burada bu kadar bürokrat var, beni anlıyorlar ve düzeltecekler eminim, eminim düzelteceksiniz.

Devam ediyoruz arkadaşlar.

Şimdi, diyor ki, bakın, daha neler var: "Kurul üyeleri, ikinci fıkra kapsamında verdikleri kararlar sebebiyle görevinin gereklerine aykırı hareket ettiklerinin kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararıyla tespit edilmesi dışında mali ve idari yönden sorumlu tutulamaz." Peki güzel, bakıyorsunuz çok güzel, tamam tedbir alınmış yani o kuruldaki kişi görevini suiistimal ederse gereği yapılacak diye bir duyguya kapılıyorsunuz. Tabii, burada şu da var, o kuruldaki kişiye "Sen ne yaparsan yap ileride kovuşturulmazsın, soruşturulmazsın, tazminata hükmedilmez, dilediğince davran." da denilmiş oluyor burada. Peki, bu kişinin görevine aykırı hareket ettiğini kim ispatlayacak? Mahkemeler, ceza mahkemesi. E, bunlar memur, nasıl ceza mahkemesine gidecekler? Tekrar bir soruşturma ve o soruşturmaya izin verecek. Kim verecek bunlara soruşturma iznini? Bakan. Ya, dönüyorsunuz dönüyorsunuz aynı şey. Ya, bir kurul ihdas ediyorsunuz ve o kurul yargılanabilir bir kurul da değil, şikâyet edilebilir bir kurul da değil. Böyle bir şeyi, böyle bir yetkiyi nasıl verebilirsiniz? Dolayısıyla, bu madde de bu fıkra da son derece anlamsız. Ya, devam ediyoruz, şimdi bu rücu davalarında -biraz önce ifade ettim, ben cidden çok vakit almak istemiyorum ama basit söyleyeyim- bir doktorun devlet hastanesinde çalışırken hata yaptığı iddiası var; devlet hastanesi, Sağlık Bakanlığı -Sayın Bakan Yardımcımız açıkladı- 150 milyar liraya yakın tazminat ödemişler. Orada bir şey çıkacak, o da ödenecek diyelim ki mahkeme ona karar verdi. Ondan sonra bu heyet diyecek ki: "Bu 1 milyarı doktor mu ödesin, devlet mi ödesin?" Bu nasıl olabilir? Burada bir de daha garibi var. Şimdi burada rücu davası mı olacak, yoksa -verecek mi belli değil- rücu davasına mı izin veriyor, yoksa ödenmesine mi izin veriyor, o da belli değil; ben bunun için de izahat istiyorum sizden. Yani, rücu davası devam edecek mi, bu izin rücu davası için mi, yoksa ödemesin diye mi? Çünkü hazır eliniz değmişken mahkeme oldunuz ya, ödemeyiversin... Mesela, belki doktorun çok ağır kusuru var ve buradaki 4 genel müdür ve biri cerrah, biri dahiliyeci 2 hekim o da karar veremedi diyelim ki. Nasıl olacak? Yani böyle bir şeyi nasıl düşündünüz cidden şaşırıyorum. Devam ediyorum, devam eden davalar bakımından iki ay süre veriyor. "Git dilekçeni ver, o dilekçeyle biz bu rücu davası devam etsin mi etmesin mi buna karar vereceğiz, o dilekçeyi verirsen sorun olmayacak." diyor ama lafzında bir gariplik var. Okuyorum size: "Ek 18'inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca karar verilmek üzere Mesleki Sorumluluk Kuruluna başvurması için davacıya iki aylık süre verilir -güzel- başvuru yapılmaması hâlinde dava usulden reddedilir." Haydi yani şimdi ben mi yanlış anlıyorum arkadaşlar, bahsedilen bir rücu davası. Rücu davasının iddiacısı, müştekisi kamu, Sağlık Bakanlığı değil mi? İlgilisi de ilgili hekim. Dolayısıyla hekim başvurmadı diyelim ki, hiç başvurmadı iki ay süre geçirildi, dava reddediliyor yani rücu davası reddediliyor, bu hâlde kamu ödüyor yani zaten amaç hasıl olmuş oluyor. Siz tersini söylemeye çalışırken başka bir şey söylemişsiniz yani şunu demek istiyorsunuz değil mi? Sen iki ay içerisinde başvurmazsan eğer, senin bu hakkın kaybolur, sen gider paşa paşa tazminatı ödersin kardeşim veya rücu davası devam eder veya öyle de demiyorsunuz "Paşa paşa ödersin." diyorsunuz, reddedilir çünkü ama rücu davasının reddedilmesi demek kamunun kaybetmesi demek. Yani, hangisini istediniz, hangisini yazdınız? Açıklama istiyorum. Ben burada durayım. Dediğim gibi yani bu kanunu daha doğru dürüst hazırlasanız daha iyi olurdu, daha kapsamlı hazırlansaydı daha iyi olurdu. Tabii, içindeki niyet eğer sağlık çalışanlarını cidden bir nebze olsun rahatlatmak, bir nebze olsun daha rahat çalışmalarını sağlamak, haklarının korku içerisinde kaybolmasını engellemekse eğer daha doğru şeyler yapılabilirdi, daha kapsamlı şeyler yapılabilirdi. Yine de biz bu kanunu biraz düzeltmeye çalışıyoruz ama umuyorum ki şu Mesleki Sorumluluk Kurulu garabetinden vazgeçersiniz; daha objektif, daha kıstasları belli, daha bağımsız kurullar ihdas etmeyi aklınıza getirirsiniz çünkü kimin gidici kimin kalıcı olacağını kimse bilemez.

Sayın Başkan çok teşekkür ediyorum.