KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT EMİR (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir latifeyle başlayayım sözlerime. Sayın Hocam, her zamanki nezaketiyle "Umarım, bu seçim yasası teklifi elinizde patlamaz." dedi. Ben Hocama katılmıyorum; umarım patlar, hatta elleriyle birlikte patlar. Zaten patlayacak; hiç merak etmeyin, patlayacak. Daha önce patlattığımız gibi yine patlatacağız, rahat olabilirsiniz.

Değerli arkadaşlar, bir defa, Anayasa Komisyonunda çalışıyor olmaktan duyduğum memnuniyeti ifade ederek sözlerime başlamak isterim. Gerçekten Anayasa'nın yamalı bohçaya döndüğü ve Türkiye'nin hiçbir derdine derman olmadığı bir süreçte Anayasa Komisyonu âdeta atıl durumda bekliyor ve Meclis çoğunluğu Anayasa değişikliği noktasında, en azından demokratikleşme adımları bakımından tam bir durağanlık içerisinde. Dolayısıyla Anayasa Komisyonunu daha nitelikli, kaliteli, seviyeli, birbirine saygılı çalıştırmak konusunda umuyorum herkes elinden geleni yapar. Bu çalışmanın da böyle aceleye getirilmeden, daha dikkatli, daha özenli yapılmasından yana olduğumuzu ifade etmek isterim.

Değerli arkadaşlar, bu yasayla ilgili birkaç tanım yapmam gerekirse: Aslına bakarsanız, iktidara bir şekilde yapışma gayretinde olan siyasi iktidarın, Meclis çoğunluğunu kaybettiğini gören, her gün eridiğinin farkında olan bir siyasi iktidarın "Acaba nasıl olur da bugünkü konjonktüre göre milletvekili sayımı azalmaktan kurtarabilirim veya nasıl siyasi mühendislikle, Seçim Kanunu'yla oynayarak kendimi kurtarabilirim?" kaygısıdır. Ama söylendi, bir kere daha söyleyelim: Hiç unutmayın, her Seçim Yasası değişikliğini getiren parti iktidarda kalmayı hedeflemiştir, oy almadan milletvekili sahibi olmayı hedeflemiştir ama bu emeline ulaşamamıştır. Siyasi tarihimiz bunun örnekleriyle doludur ama maalesef, siz yine bunu deniyorsunuz.

Sayın Yıldız'a bir şey ifade etmek isterim. Geçen, 2017 yılındaki ittifak yasası geldiğinde sizin yerinizde Sayın Parsak oturuyordu, o şimdi yok, siz varsınız. Sayın Parsak her şeyin hâkimi edasıyla ittifakı anlatırken zaman zaman sıkışırdı, Abdulhamit Gül de yine sıkışırdı; biz de alt komisyonda Sayın Muharrem Erkek'le birlikte çalışmıştık, komisyonda yine görev yapmıştım. O yasanın sakıncalarını anlattığımızda, olumsuzluklarını anlattığımızda ve demokrasiye olan tahribatını gördüğümüzde ve söylediğimizde bize söyledikleri şuydu: Sıkıştıkça ellerini şöyle açarlardı, "Siz de ittifak yapın." derlerdi, zannederlerdi ki biz ittifak yapamayız ve biz bir gecede ittifak yaptık, şaşırdınız. Şimdi zannediyorsunuz ki biz bu seçim yasası teklifini kotarır geçirirsek ve eğer oylar da 2018'deki gibi ise veya zannettiğiniz gibi, umduğunuz, hayal ettiğiniz gibi erimeyecekseniz, zannediyorsunuz ki bu işin içinden çıkarsınız ama biz bu filmi gördük, bunu bilin, siz bununla kurtulamazsınız ve bugünden tasavvur edemeyeceğiniz, planlayamayacağınız bir sürü formül bizim ittifakımızın aklındadır ve bunların hiçbirini zamanı gelmeden sizinle paylaşmak durumunda da değiliz ama bunu bilmenizde yarar görüyorum.

Değerli arkadaşlar, bakın...

FETİ YILDIZ (İstanbul) - Macaristan modeli sizi kurtarmaz, Baas modeli yapın siz en iyisi.

MURAT EMİR (Ankara) - Sizinle keyifle tartışırız, sabaha kadar birlikteyiz Sayın Yıldız ama Baas modelinin bizimle ne ilgisi var? Baas modeli tek adam rejimidir, tek adam rejimini siz inşa ettiniz, bütün yetkileri bir kişiye siz verdiniz dolayısıyla Baas'ın genetik temsilcisi sizlersiniz elbette.

Değerli arkadaşlar, şimdi, yavaş yavaş bu kanun teklifinin içerisine girmeye başlayalım. Bakınız, baraj azaltılıyor. Barajın azaltılması da müthiş bir demokratik olgunluk ve bir demokratik çıkış gibi takdim ediliyor. Bakıyorsunuz gerekçeye, diyor ki... Farkında aslında yani Anayasa'nın hükmü olan temsilde adalet ve yönetimde istikrar meselesinin farkında çünkü Anayasa şunu emrediyor, eski Anayasa'nın maddesi olduğu için diyor ki: "Yönetimde istikrar olacak ve temsilde adalet olacak." Niye? Çünkü parlamenter rejimin bir Anayasa'sı o. Ama siz parlamenter rejimi gömdünüz, mahvettiniz, yok ettiniz ama hâlâ temsilde adaleti unutuyorsunuz, hâlâ yönetimde istikrarın peşindesiniz. Ya, siz hâlâ yönetimde istikrarı elde edemediniz mi? Bakın -sizin şeyinizden okuyorum- diyor ki: "Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle yönetimde istikrar büyük ölçüde sağlanmış." Ya, 1 kişilik bir iktidardan bahsediyoruz, 1 kişi yani Hükûmetin hükmi şahsiyeti yok, Bakanlar Kurulu yok. Meclisin ne hâlde olduğunu hepimiz her gün yaşayarak görüyoruz. Medya yok, Silahlı Kuvvelerin hiçbir unsuru söz konusu değil ve baktığınızda, yargı âdeta sinmiş, susmuş durumda, yargı 1 kişinin iradesiyle şekillendiriliyor ve hâlâ siz "İstikrar büyük ölçüde sağlanmış." diyorsunuz. Demek ki tam sağlayamamışsınız, nasıl sağlayacaksınız, bilemiyorum.

Ve diyorsunuz ki: "Barajı makul düzeye indirdik." Yüzde 7 mi makul barajınız? Niye? Neye göre? Niye yüzde 5 değil, niye yüzde 3 değil? Niye yüzde 7? Şimdi, Sayın Yıldız -haklıdır belki, bilemiyorum- "Bizim partimize dönük olarak, bizim yüzde 7'yi geçemeyeceğimizi dolayısıyla bizim kendimiz için çıkardığımız gibi bir çerçeve çiziyorsunuz, bu haksızlıktır." diyor. Sayın Yıldız, eğer bunu haksızlık gibi görüyorsanız yüzde 7'de tutmayacaksınız onu. Bakın "makul düzey" demişsiniz. Zaten fiilen işlemiyor bu, fiilî bir sonucu yok çünkü herkes ittifak içerisinde dolayısıyla -hele bir de zaten Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini getirdiniz, zaten yönetimde istikrar sorununuz yok- gelin temsilde adaleti sağlayalım. Niye temsilde adaletten feragat ediyoruz?

Dolayısıyla, bakın, bu Anayasa maddesi, bu değişiklik bile Anayasa Mahkemesine götürüldüğünde gerçek bir Anayasa Mahkemesinin bu barajı kaldırması lazım. Şunu demesini bekleriz Anayasa Mahkemesinden: "Artık, Türkiye'de yönetimde istikrar sorunu yoktur, dolayısıyla temsilde adaletin önünde hiçbir engel kalmamıştır, dolayısıyla bu baraj anlamsızdır." demesi lazım. Biz bunu bekleriz.

Devam ediyoruz: Bakın, şimdi, 2'nci maddede gerçek bir siyasi mühendislik yapıyorsunuz. 2017'de getirdiniz, "Acaba nasıl milletvekili sayımızı artırırız?" dediniz, beceremediniz, elinize yüzünüze bulaştırdınız, şimdi yeni bir mühendislikle geliyorsunuz. O zaman uyardık, şimdi de uyarıyoruz, bunlarla yapamazsınız. Yapmanız gereken şudur: Milletin derdine derman olun, milleti anlayın, milletin içine girin, sokaklarda dolaşın; yoksulluğu, açlığı, işsizliği hissedin, o sorunlara çözümler üretin ve sandığa sizin oylarınız girsin. Başka yolu yoktur. Milletten kaçarak, milletten korkarak, milletin oyu üzerinde manipülasyon yaparak iktidarda kalmanız ihtimal dâhilinde değildir.

Şimdi, bakınız, burada gerekçede bir şeyden bahsetmişsiniz, diyorsunuz ki: "İttifak dışı hedefler itibarıyla ittifak içinde görünür olan her partinin ittifak dışındaki görünürlüğü güçlendirilmiştir." Ya, hiç zannetmiyorum; bence, burada, siz, o partilerin Parlamentodaki görünürlüğünü biraz azaltmaya çalışmışsınız sanki. Bunu da ifade etmiş olayım.

Devam edelim. Değerli arkadaşlar, şimdi, Millet Meclisinde grubu bulunma şartını seçime girebilme şartı olmaktan çıkartıyorsunuz. Ben yoktum, Sayın Özkaya "Kiralık milletvekilleri." demiş. Bu kaba ve yaralayıcı sözü size iade ediyorum ve özür bekliyorum sizden çünkü "kiralık" başka bir şeydir, eğer...

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Geçici olarak...

MURAT EMİR (Ankara) - Bakın, geçici başka bir şey, geçici başka bir şey. İddia ediyor musun?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Siz siyasetten özür dilemelisiniz.

MURAT EMİR (Ankara) - Sensin kiralık. Bakın, kira nedir? Ev kiralanır, başka bir şey kiralanır.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Milletten özür dilemelisin, milletten özür dilemelisin.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Niye, milletin iradesi Meclise yansıdı diye mi özür dileyeceğiz?

MURAT EMİR (Ankara) - Bakın, kimseye "kiralık" denilmez. Bak, ayrı bir konu. Sen söz gelince konuşursun ama bir milletvekiline "kiralık" demek ayıptır, sana dahi yakışmaz. Şiddetle kınıyorum, çok ayıp!

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Tezgâhçılar...

MURAT EMİR (Ankara) - Çünkü neyin kiralık olduğunu herkes bilir.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Sizin yaptığınız çok uygun değil mi?

MURAT EMİR (Ankara) - Ben anlatacağım beyefendi, anlatacağım; sakin olun, anlatacağım.

Şu kiralık konusunda anlaştık mı? Bir milletvekili grubuna "kiralık" demek... Siz kendi parti gruplarınızda her şeyi ağzınıza alabilirsiniz ama yüce Meclisin Anayasa Komisyonunda, tutanağa girecek şekilde, böyle kaba ve yaralayıcı dille konuşamazsınız, böyle bir hakkınız yok, sizi şiddetle kınıyorum ama kaba konuşulacak olursa alta kalırsınız haberiniz olsun.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Ben de sizi kınıyorum.

MURAT EMİR (Ankara) - Şimdi, bu grup meselesine gelelim. Değerli arkadaşlar, biz İYİ Partiye milletvekili gönderdik, milletvekillerimiz İYİ Partiye geçtiler, bundan gurur duyuyoruz. Demokrasi tarihimizde altın bir sayfadır, beklemediğiniz bir hamledir. YSK'yi nasıl manipüle ettiğinizi, YSK'nin nasıl ek delilleri beklediğini ve YSK'nin nasıl bir karar vereceğini buradaki herkes biliyor. Hukukun h'sinden anlayan herkes biliyor ve sizin oyununuzu açığa düşürdüğümüz için de yaranız büyük, yara büyük olunca da her fırsatta bu yarayı konuşuyorsunuz. Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, bakın, demokrasiden yana tavır aldık, eğer bu yapılmasaydı İYİ Parti seçime giremeyecekti. İYİ Parti seçime giremeseydi, milyonlarca oy nereye gidecekti, milyonlarca oy nereye akacaktı? İYİ Partiyi seçmek isteyen vatandaşlarımız ne yapacaktı? Bu vatandaşlarımızın iradesine saygımız yok mu, bu vatandaşlarımız için bir şeyler yapmamız gerekmiyor mu? Dolayısıyla, bu, demokrasiden yana tavırdır ve ülkeden yana, ülke menfaatinden yana tavırdır ve siz oradaki aldığınız darbeyi hâlâ sindiremiyorsunuz dolayısıyla biz bundan gurur duyuyoruz.

Şimdi, 20 milletvekili olan, grubu olan bir parti seçime girsin mi girmesin mi? Gerekçede şöyle deniyor: "Özgün örgütlenme biçimi siyasi partilerdir, örgütlensin girsin." Değerli arkadaşlar, burada 2 tane eksik var. Birincisi şu: 20 milletvekili de aslında seçilmiş olduğu oylar itibarıyla bakarsanız anlamlı bir millet çoğunluğunu temsil eder. Dolayısıyla, o anlamlı millet çoğunluğu, ola ki partisini kuramamıştır, ola ki kurultaylarını yetiştirememiş olabilir ama o siyasi kanalın açılması eğer milletimiz ona oy veriyorsa, onun Parlamentoda temsilinin de sağlanması gerekir. Demokrasiden yana tavır budur. Dolayısıyla, sadece "Kurultaylarını yap da gel."le bu konuyu geçiştiremezsiniz.

Peki, diğer sakıncası ne? Diğer sakıncası, sizin hiç bitmeyen siyasi mühendislik merakınız. Siz, kimi siyasi partilerin kurultayları, kongreleri üzerinden çeşitli manipülasyonlar yapmak konusunda sabıkalı bir iktidarsınız ve bu sabıkanızı da her an yenileme ihtimaliniz var, bu açıdan da son derece tehlikeli bulduğumu ifade etmeliyim. Bu nedenle arkadaşlar, bunun da son derece yanlış bir düzenleme olduğu konusunda partimiz açısından ve şahsım adına açık bir duruş gösterdiğimizi belirtmeliyim.

Değerli arkadaşlar, burada, bir de bu maddede, şöyle bir gariplik var: "Kongrelerini ihmal etmemiş olma." Bundan ne anlıyorsunuz? Yani bir siyasi partiyi seçime sokmayacaksınız. Yani milyonlarca vatandaşımız, oy vereceği partiyi seçim pusulasında göremeyecek ama bunun kararı nasıl oluşacak, nasıl yazıyorsunuz? "İhmal etmemiş olma." Nedir bu ihmal etmemiş olma? Ya, buna burada izahat bekliyoruz. Nedir? Yani size göre ihmal, bana göre ihmal olmayabilir, ihmal sübjektif bir şeyidir. İhmal Ceza Kanunu'nda olan bir şey, ihmal yoluyla suç işlenir ama buradaki ihmal neyi kastediyor, açıklığa kavuşturmanız lazım. Dolayısıyla, burada, açık ve hiç olmazsa yasa yapım tekniğine uygun bir duruş bekliyoruz.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bu il ve ilçe seçim kurulu başkanlarının oluşumu, aslında -kişisel görüşümü ifade edeyim- buradaki en büyük tuzak budur, en büyük zehir budur. 2017'de Seçim Yasası değişikliği yaptınız, orada çok önemli değişiklikler yapıldı. O zaman çok karşı çıktık ama yaptınız. Bir defa sandık kurulu başkanlarının oluşumunu değiştirdiniz ve kamu görevlisi olma şartını getirdiniz. Yani kamu gücünü sandığın başına getirip oturttunuz. Yetmedi, sandık kurulu başkanı veya bir başkası kolluk kuvvetlerini çağırırsa, kolluk kuvvetlerini seçim sathına, seçim alanına girecek şekilde de getirdiniz, onunla da yetinmediniz; sonra seçim müdürlerini rotasyona tabi tuttunuz, seçim müdürlerini de değiştirdiniz, dolaştırdınız, kendinize göre atadınız. Şimdi kim kaldı? Seçim kurulu başkanları kaldı. Şimdi sıra seçim kurulu başkanlarını kafanıza göre dizayn etmekte. Değerli arkadaşlar, seçim kurulu başkanları son derece kritik görev yaparlar, yargısal görev yaparlar, özgün bir yargısal görev yaparlar, yaptıkları görev öylesine özgündür ki onların kararları, özellikle YSK bakımından sıklıkla da bir şeye konu olmaz, sıklıkla kabul edilir. Peki, bu nasıl oluşacak? En kıdemli hâkim maddesini değiştiriyorsunuz. En kıdemli hâkimden rahatsızlığınız niye, niye? Bunu söyleyemezsiniz, ben size söyleyeyim: Yerel seçimlerde canınız yandı, yerel seçimlerde canınız yandı. İstanbul seçimlerini tam kapıp kaçırıyordunuz ki hukuka bağlı, kıdemli ve "Beni sürersen sür, kovuşturma yaparsan yap, ben hukukun gereğini uygularım." diyen hâkimlere çarptınız. Ve o hâkimler, sayımı tekrar ettiler, olması gerektiği usule uygun olarak. İtiraz ettiniz, sonrasında özellikle İstanbul İl Seçim Kurulu Başkanı tutanaklar tutulduğu günden, andan sonra tutanakları birleştirdi ve Ekrem İmamoğlu'nun mazbatasını verdi. Bu sizin için önemli bir şamardı. Anımsayın, Maltepe sonuçlarını bekliyorduk, Maltepe sonuçlarının tutanakları öğlene doğru bağlandı. O tutanaklar, öğleden sonra İl Seçim Kuruluna geldi, İl Seçim Kurulu Başkanı Hâkime Hanım, bu tutanakları birleştirdi ve Ekrem İmamoğlu'na mazbatasını verdi. Ve o mazbata, tabii, oradaki kırılma sürecinin başlangıcıydı. Ha, orada karar verdiniz, biz bir daha bu seçim kurulu başkanlarıyla gidemeyiz. Peki, ne yapalım, ne yapalım? Atayalım ama atıyormuş gibi de olmasın. Yani atayalım, bizden olsun ama atıyormuş gibi olmasın. Nasıl olsun? Kura çekelim, kura çekmiş gibi yapalım. Peki, nasıl yapacağız bunu? Bu kanunda, usulde belirtildiği gibi, Adalet Komisyonları tutacaklar, birinci sınıfa ayrılmış hâkimler arasından bu kurayı çekecekler ve bunlar gelecekler, il veya ilçe seçim kurulu başkanı olacaklar. Şimdi, burada bir sürü yanlış var, bir sürü yanlış var. Mesela, bu komisyon olmayan yerlerde ne olacak, komisyon görev yetki alanlarını nasıl belirleyeceksiniz? Çünkü her yerde komisyonunuz yok. Bakın, sadece 113 tane komisyonunuz var, vesaire devam ediyor.

Şimdi ama benim garipsediğim bir şey daha var arkadaşlar, yani burada çok yanlış var, çok art niyet var da bir eksik daha var, ben şaşırdım buna, mesela, il seçim kurulunda bir şey yapmışsınız, diyorsunuz ki bakın: "Görev için -ilçe için söylüyorum- yeterli sayıda başka hâkimin olması hâlinde kuraya dâhil olmak istemeyenler listeden çıkartılır." Yani ilçede, aslına bakarsanız, birinci sınıfa ayrılmış hâkim sayısının daha az olması beklenir. Orada bile eğer istemiyorsa hâkim onu kuraya girmekten menedebiliyorsunuz, çekilebiliyor. Peki, bu ilde niye düzenlenmemiş, ben mi görmüyorum? Bunun gerekçesi ne? Yani ilçeye tanıdığınız bir şeyi ile yazmamışsınız, garip. Yani bunun bir açıklaması olması lazım. Unuttunuz mu? Yani normalde, çekilme hakkı eğer şeyse... Gerçekten böyle ilçeler varsa ki, var, çok az sayıda yani onlarca birinci sınıfa ayrılmış hâkim var, siz de nispeten hukuka bağlı hâkimleri sindirdiniz, korkuttunuz, adamlar da çekildiler. Bunu ilde niye yapmıyorsunuz?

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Oraya kadar işi bitirirler.

MURAT EMİR (Ankara) - Herhâlde öyle.

Yani size akıl vermiş gibi olmayayım, ya, zaten baştan sona yanlış da bence siz bunu çekin.

Evet, şimdi, devam ediyoruz, bir 11'inci madde var, en korkunçlarından biri o, şu Cumhurbaşkanına seçim yasağı getirilmemesi. Sayın Yazıcı dedi ki: "Ya, biz bir şey yapmadık, Kanun'daki başbakan yok artık, başbakanı sildik, hepsi bu." Ama bu kadar iyi niyetli değil Sayın Yazıcı. Çünkü niye? Siz aslında ne yaptığınızı iyi biliyorsunuz. Siz hatırlıyor musunuz Anayasa değişikliğinde şöyle yapmıştınız, demiştiniz: "Bu başbakan, bu cumhurbaşkanı; hop, biz bunları birleştiriyoruz." demiştiniz hatırlıyor musunuz? Başbakanın bütün yetkililerini, bütün yürütme yetkisini Cumhurbaşkanına vermiştiniz. Peki, bu yetkileri verdiniz de bu kısıtları niye vermiyorsunuz Cumhurbaşkanına? Niye vermiyorsunuz? Çünkü beyefendinin bol keseden para harcaması lazım, rahat rahat harcaması lazım. Yine devamındaki maddede "Memurlar katılamaz." diyor. Ya, bize her gün her gün hakaret edenler memur biliyor musunuz? Sayın Yazıcı, ya biz sizinle tartışırız, sizinle tartışırız, kavga ederiz ama Fahrettin Altun'un bana laf etmesini ben içime sindiremiyorum. Ben seçilmişim ya, ben milleti temsil ediyorum ama Fahrettin Altun bana laf yetiştiriyor; bu olacak iş mi? Şimdi, biliyorsunuz, Cumhurbaşkanı maiyetinde binlerce kişi olmadan gezemez, hepsi de memur, hatta memur maaşıyla da yetinmez 5-6 maaş daha alır, o yüzden bunu düzenlemişsiniz. Ama hakkınızı yemeyeyim, bir yerde doğru söylemişsiniz. Bakın, 11'inci madde diyor ki: "Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle uyum düzenlemesi yapılmaktadır." Yani bunu böyle, bir cümleyle geçiştirmişsiniz. Doğru söylüyorsunuz, bir Cumhurbaşkanı var, o Cumhurbaşkanı her şeyin hâkimi, bütün yetkileri var, onu denetleyecek hiçbir denetim mekanizması yok. Var diyen çıksın, söylesin. Ve diyorsunuz ki: "Bunu sisteme uydurduk. Cumhurbaşkanı canım, -o kadar yetki verdik- bol keseden para harcasın, istediği gibi kullansın, bütün memurlar onun peşinde dolaşsın, seçim kampanyası yapsın; biz de buna adil seçim diyeceğiz." Biz de buna gülüyoruz Sayın Yazıcı. Devam ediyoruz...

HAYATİ YAZICI (Rize) - Yani çok güzel konuşuyorsunuz, araya girip bozmak istemiyorum.

MURAT EMİR (Ankara) - Tabii, tabii, biz devam ederiz, sabaha kadar birlikteyiz.

Evet, şimdi değerli arkadaşlar, -bu şeyi de söylemiş olayım- deniliyor ki: "Sandık kuruluna üye bildirme hakkı olan bir parti; oluru olmadan başka bir parti üyesini sandık kurulu üyesi olarak gösteremez." Ya, bunu cidden anlamadım yani birisini sandık kurulu üyesi olarak göstereceğiz, o gelecek sandığın başına, ben sandık kurulu üyesiyim arkadaş diyecek ama sandık kurulu üyesi olduğundan haberi olmayacak. Ya, bu üçü nasıl aynı anda olabilir? Bir açıklama olması lazım değil mi yani bu nasıl olabilir? Bu mümkün müdür? Şaşırmamak elde değil.

Şimdi, biz daha, maddelere geçtikçe bunu konuşuruz ama bu hâkimler meselesinde bir tartışma çıktı, Sayın Moğultay'ı söylediniz siz. Sayın Moğultay'ın infaz memuru alımıyla ilgili bir tartışma sırasında söylediği bir şey; sağ siyaset kırk yıldır bunu tepe tepe kullanır, kırk yıldır her tür yargıda kadrolaşmayı, nepotizmi yapar, siyasi alt kadrolarını yargıç yapar ve her defasında yakalandıkça da bunu söyler, bunu bağırır. Bir defa bir an için Sayın Moğultay'ı yanlış dahi bulsak başkasının günahı sizi cennete göndermez. Yani bir yanlış üzerinden yürüyemezsiniz yanlış ise dahi. Kaldı ki o, o günün koşullarında söylenmiş ve o kurultay atmosferinde söylenmiş ve infaz memurları için söylenmiş bir şey. Siz çok deneyimli hukukçularsınız.

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) - Yani doğruydu, haklıydı diyorsunuz.

MURAT EMİR (Ankara) - Bakın, ben sizden şunu beklerdim: Hani övündünüz ya "1.500-4.000 tane hâkim attık." diye. O hâkimleri alanların, bizlerin de gerçekten burada taksiratı var, çok üzgünüz, milletimizden özür diliyoruz demenizi beklerdim ama bu noktada olmadığınızı anlıyoruz. Nereden anlıyoruz? Çünkü kadrolaşma sonradan tekrar devam etti. Bakın, 2017 yılında 800-900 hâkim almışsınız 800'ü AKP'li, avukatlıktan aldıklarımız. Şimdi, bunlar büyük ihtimalle birinci sınıfa ayrıldılar ve bunları seçim kurulu başkanı olarak atayacaksınız. 80 puan alanları sözlüde elediniz, 50-60 puan alanları da yerleştirdiniz. Ben size birkaç isim söyleyeyim: Kadir Nozoğlu AKP Elâzığ Merkez İlçe Başkanı, Behice Çavuşoğlu AKP Giresun Kadın Kolları Başkanı, -böyle isim gidiyor- Ceyda Bozdağ Edirne Merkez İlçe Başkanlığı, Hacer Alan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in avukatı gibi devam ediyor. Bakın, burada bir liste var, başka bir liste; AKP'nin örgütünde organik olarak çalışanların listesidir bu. Sayın Yıldız, siz benim büyüğümsünüz, ben bunu size takdim ederim arada, siz de incelersiniz. Bakın, 113 tane avukatlıktan hâkimliğe alınmış ama AKP'yle organik iltisaki somut olarak belirlenmiş burada hâkimler var; umarım bunları seçim kurulu başkanı yapmayı planlamıyorsunuzdur.

Biraz da geleceğe dönük, bizim partimizin duruşuyla ilgili görüşlerimi ifade edip sözlerime son vermek istiyorum. Değerli arkadaşlar, bir defa yüzde 7 seçim barajı demokratik değil temsilde adaletle ilgisi yok, zaten fiilen de bir geçerliliği yok, dolayısıyla elimiz değmişken gelin bunu yüzde 3 yapalım. Yüzde 3 yapalım, yüzde 5 yapalım; yüzde 7 yaparsak hem demokrasiye hizmet etmemiş oluruz hem de MHP'yi böyle, zanlardan kurtaramayız.

Değerli arkadaşlar, bu özellikle seçime girme koşulunda ihmal etme konusunda mutlaka bir aydınlatılmasının olması lazım. Sizden izahat bekliyoruz çünkü yargıçların önüne gidebilir bu konular, aslında mümkünse hiç olmazsa madde ihdas edilirken doğru dürüst yazılmasını şimdiden temin etmemiz lazım.

Bakınız, evet, aynı şekilde bir konunun altını daha çizeceğim, çok önemli. Şimdi, -Sayın Hocam da bahsetti- seçim yasaları, biliyorsunuz, Anayasa'nın 67'nci maddesine göre ancak bir yıl geçtikten sonra uygulanabiliyor ama aceleniz neyse artık ne yapmayı planlıyorsanız -erken seçim mi, baskın seçim mi bilmiyoruz, her şeyi yapabilirsiniz- burada il ve ilçe seçim kurulu başkanlarını üç ay içerisinde değiştiriyorsunuz. Bu Anayasa'ya açıkça aykırı ve bunun mutlaka buradan çıkarılması gerekiyor.

Bu inançla bu düşüncelerimi ifade ederken yine de bu Komisyonun olumlu bir çalışma ortamı içerisinde, demokratik bir anlayışla ve bu kanuna gerçekten bir nebze olsun -çünkü çok kötü bir kanun ama- katkı verileceği ümidiyle çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.