KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ağır bir ekonomik buhran içinden geçtiğimiz bugünlerde bütün Meclisimize olduğu gibi Plan ve Bütçe Komisyonumuza da çok iş düşmekte. Burada demokratik bir anlayışı işletsek, ortak bir iradeyle yoksulluğa karşı, ekonomik krize karşı adımlar atabiliriz ama bakıyoruz önümüze gelen teklife, halkımızın gerçek sorunlarına derman olacak bir paket değil maalesef, olumlu yanları mutlaka var. Detaylarına geleceğim sonra maddelerde.

Değerli arkadaşlar, öncelikle neyi değiştireceğimizi konuşmak için önce mevcut durumu tespit etmeliyiz. İktidarın, kurmayı seçtiği tek adam rejiminin siyasi tercihleriyle şekillenen düzenin sonucunda yaşanan ağır gerçeklere bir bakalım. Rafta yağ yok, hayvanın önünde yem yok, depoda şeker yok, traktörün deposunda mazot yok, ekmek yapacak buğday yok, bu gidişle vatandaşlar ekmek dahi yiyemeyecek, sahada gördüğümüz bunlar. Tek adam rejiminin bize dayattığı gerçek bu. İlk başta şu tespiti de yapmak gerekiyor, yoksullaşıyoruz. 2014'te kişi başı millî gelirimiz 12.178 dolar düzeyinden 2018'de 9.792 dolara; bugünse güncel döviz kuru göz önüne alındığında 9 bin doların dahi altına geriledi. Bir tarafta döviz garantileriyle zenginleşen bir avuç imtiyazlı öte yanda çalışırken yoksulluğa mahkûm edilmiş on milyonlar. Üstelik iş sahibi olmak da çok zorlaştı. İşsizlik, her hanenin ağır hayat gerçeği oldu. 2014'te her 100 kişiden 17'si gerçek anlamda işsizken bugün her 100 kişiden 23'ü işsiz. Bugün iktidar, 8,5 milyon haneyi işsizliğin en ağır gerçeğine mahkûm etmiş durumda. Enflasyonla alım gücümüz günden güne eriyor. Enflasyon 2014'te yüzde 8,2'yken 2018'de yüzde 20,3; güncel olarak TÜİK makyajlı verilerine göre bile yüzde 54,5'e fırladı. Üstelik, pek çok küresel krize de halkı yok sayan bu iktidarın düzeninde ve yönetiminde de yakalanmış olduk.

Pandemi güçlü bir sosyal devlet gerektirirken iktidar, temel sosyal hak olan doğrudan gelir güvencesi sağlamayı değil, vatandaşın omzuna yeni borç yükleri yığmayı tercih etti. Bugün hane halkının 1 milyar 51 milyon TL, KOBİ'lerin ise 1 milyar 123 milyon TL borcu var bankalara.

İklim krizi sonucunda yazın yangınlar yaşadık, sadece Muğla'da binlerce hektar alan yandı. Öte yandan, kışın sert kış koşullarında yıkılan elektrik direkleri yaşam hakkımızı tehdit eder hâle geldi.

Özelleştirmelerle, sınırsız denetimsizlikle dışa bağımlı kılınan enerji sektörünün dayanıksız hâle getirilmesiyle Isparta günlerce karanlığa gömüldü, organize sanayi bölgelerinde üretim günlerce durduruldu.

Yakın coğrafyamızdaki savaşlar, gıda ve enerji güvenliğimizi de tehdit eden sonuçlar doğurdu. Çiftçiyi desteklemek yerine ithalata bağımlı bir tarım düzeninde ısrar eden iktidar, savaş coğrafyasından gelen ayçiçeği yağı taşıyan gemilerin yolunu gözleyen bir bağımlılığı ve güvencesizliği dayattı maalesef halkımıza. Oysa, ülkemizin mali kaynağı da insan kaynağı da zenginleşerek refah içinde yaşayacağımız, herkesin bu refahtan eşit pay alacağı, istihdam alanlarının büyüdüğü, herkesin güvenceli çalışacağı, hayatın pahalı olmadığı bir düzenek kurmaya yeterli. Sorun, iktidarın var olan kaynaklarımızı verimli ve gelir yaratacak üretim alanları yerine ranta aktarmayı seçtiği bir düzende ısrar ediyor olması. Sorun, iktidarın kamunun yani halkın yararını gözeten değil, imtiyazlı bir sınıfın kazançlarını gözeten bir düzende ısrar ediyor olması. Sorun, iktidarın hak temelli bir anlayış yerine yandaşlık ve imtiyazlar üzerine kurulu bir düzende ısrar ediyor olması. Sorun, ranta, liyakatsizliğe, yandaşlığa dayalı düzenin ortaya çıkardığı ekonomik ve sosyal adaletsizliklerin hesabı sorulamasın diye iktidarın hukuk devletini ve demokrasiyi yıkıp tek adam rejimini kurmuş olması.

Değerli arkadaşlar, daha bütçe görüşmeleri sonlanmadan "Faiz sebep, enflasyon sonuçtur." teziyle ülke ekonomisi altüst edilmiş, kur 2'ye katlanmış, enflasyon fırlamış, hayat pahalılığı ve geçim derdi ülkenin gündemi hâline gelmiş, milyonlarca vatandaş, yoksulluk ve yokluğa mahkûm edilmiştir. Bir ekonomist "Enflasyon diş macunu gibidir, bir kere çıkarsa eskiye döndürmek çok zordur." diyor. Şu anda manipüle edilmiş TÜİK sonuçlarına göre bile enflasyon yüzde 54'lere çıkmış durumda, sebebi kerameti kendinden menkul "Faiz sebep, enflasyon sonuç." teorisidir. Madem faiz sebepti, faizi düşürdünüz, peki enflasyon neden düşmedi, sürekli niçin yükseliyor? Ya yükselen kurun önüne geçmek için uygulamaya koyduğunuz kur korumalı mevduat uygulaması... Madem tek adam rejiminde alınan keyfî kararlarla üç ayda döviz 2'ye katlanacak, enflasyon hortlatılacak, mevduat garantileriyle bütçeye milyarlarca dolarlık yük bindirilecek, biz bu bütçeyi neden yaptık, niye yapıyoruz? Yaptığınız bütçenin tahminî kur ve enflasyon rakamları karşısında bir hükmü kaldı mı ki? Bunu hep tartıştık, kur korumalı mevduat sistemini yine de tartışıyoruz, öyle bir noktaya geldik ki uzmanlar "Kur korumalı mevduatta kur hazineyi koruyacak da hazineyi kim koruyacak?" diye yazmaya başladı. Neden? Çünkü bu sistemin hazineye yıllık yükü 445 milyar lirayı bulacak. Ne yazık ki dolar yeniden yükseliyor, enflasyon kontrol edilemez hâlde, o zaman "Bu devasa bütçeyi ne için kullanabilirdik?" diye sormamız gerekmiyor mu?

Bu ülke insanlar ucuz et alsın diye kuyruk oluşturacak kadar yoksullaşmışken "Kuyruklar azalsın diye zam yaptık." diyen bir zihniyetle yönetiliyor. Bu koşullarda bütçenin halk yararına kullanımı için çabalamayacaksak ne yapacağız?

Peki, bu teklif ne yapıyor? Detaylara maddelerde değineceğim ama hızlıca bakalım. Basına sansürü artırıyor mu? Artırıyor. Vergi afları kapsamını genişletiyor mu? Genişletiyor. Üniversitenin siyasi iktidarın çizdiği rotada şekillendirilmesi derinleşiyor mu? Derinleşiyor. Muhtar maaşları artıyor, iyi, güzel ama muhtarlarımızın taleplerinin küçük bir kısmı maaş, diğer talepleriyle ilgili bir düzenleme var mı? Yok. Asgari ücretle ilgili bir düzenleme yok. Çiftçi borçlarıyla ilgili bir düzenleme yok. Esnaf kan ağlıyor, onlar için bir düzenleme yok. Emeklilerle ile ilgili bir düzenleme yok. O zaman sorunu "Bu madde niye yok, şu madde niye yok?" yerine daha temelde aramalıyız. Temel neden şu: Bütçe hakkının tek adam rejimi tarafından gasbediliyor olması. Bütçe hakkı, sadece yılın başında bütçe yapmakla sınırlı değildir, bütçeye dair alınacak bütün kararların demokratik mekanizmalarla Meclis eliyle işletilmesidir. Ama ne oluyor? Sadece iktidarın uygun gördüğü teklifleri konuşuyoruz. İktidarı boyunca muhalefetin bir teklifini komisyonda görüştürtmeyen bir yerde bütçe hakkından, demokrasiden bahsedebilir miyiz?

Bitirirken şu çağrıda bulunmak istiyorum: Ülkeyi mahkûm ettiğiniz bu enflasyonda milleti hayat pahalılığına ezdirmemek için, başta asgari ücret olmak üzere, tüm maaş ve aylıkların artık her ay gerçekleşen enflasyon nispetinde artırılması gerekiyor. Çünkü emekçinin, emeklinin daha alın teri kurumadan eline geçen para buharlaşıp gidiyor. Bilhassa gıda enflasyonu gibi, ulaştırma gibi, sağlık gibi zorunlu ihtiyaçların fiyatı bu denli yüksek seviyelere çıkmışken ücret, maaş ve aylık artışları daha fazla geciktirilemez. Aslında çözüm açık; ülkeyi yönetecek siyasi anlayışın tercihinin kamunun kaynaklarını istihdam ve gelir yaratacak alanlara aktarmak olmasını sağlamalıyız. Kamunun kaynaklarının halkın ihtiyaçlarına göre kamu yararı gözetilerek kullanıldığı, halkın hesap sorabildiği, yönetenlerin ise hesap verebildiği bir hukuk devletini, kurumsal çerçeveyi ve demokrasiyi kurmalıyız.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; çok değil, ilk seçimden sonra hepsini adım adım hayata geçireceğiz, geliyor gelmekte olan.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.