KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT EMİR (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de olabildiği kadar kanuna katkı vermeye çalışacağım, genel değerlendirmelerden uzak durmaya gayret edeceğim ve özellikle de tali komisyon çalışmalarında dile getirdiğimiz noktalardan biraz daha farklı ama bazı konuların da açılmasını bekleyeceğim sizden.

Birkaç kelime etmek gerekirse -arkadaşlarım ayrıntılı bahsettiler- sağlıkta şiddet ve kadına karşı şiddet gerçekten toplumda çok derin bir yara, her gün çok acı örneklerle karşılaşıyoruz ve bu konuya tutarlı bir şekilde el atmak noktasında Meclisimiz maalesef gecikmiştir, bunu itiraf etmemiz gerekiyor. Hem gecikmiş hem de eksik bir düzenleme. Tabii, bu düzenlemeyi getiren arkadaşlarımız da bizler de herkes de biliyor ki bu yasaları yapmak gerekiyor, işleyecek mekanizmaları kurmak gerekiyor ama bu iki sorun da son derece çok boyutlu, çok yönlü, karmaşık sorunlar. Dolayısıyla da bunlara daha kapsamlı çalışmalar ve kapsamlı çözümler üretmek mutlaka şart.

Değerli arkadaşlar, baktığımız zaman 13'üncü maddeye, burada aslında sağlıkçılara yapılan şiddete dönük olarak bir düzeltme, şiddetin azaltılmasına dönük, şiddeti uygulayanların cezalandırılmasını veya tutuklanmasını kolaylaştıran bir düzenleme var gibi görünse de doğrusu ben çok o kanaatte olamıyorum. Çünkü bakın, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun ek 12'nci maddesinde zaten CMK'nin 100'üncü maddesine atıfla "...üçüncü fıkrası kapsamında tutuklama nedeni varsayılan suçlardandır." diyor zaten. Zaten bu var. Şimdi, bunu kaldırıyorsunuz ve getiriyorsunuz, bu 9'uncu maddedeki (j) bendi olarak işliyorsunuz buraya ve yine o atıf yapılan (3)'üncü fıkraya bakıyorsunuz, yine "...tutuklama nedeni var sayılabilir:" diyor. Yani burada "...tutuklama nedeni varsayılan suçlardandır." kavramını "...tutuklama nedeni var sayılabilir:" diyorsunuz. Bunu da bir düzenleme, bir yenilik, zorlayıcı bir faktörmüş gibi sunuyorsunuz. Doğrusu, ben buradaki farkı çok anlayabilmiş değilim. Dolayısıyla, bu yasayı öneren arkadaşlarımızdan ve özellikle sayın genel müdürlerimizden buradaki farkın en azından tutanaklara geçecek şekilde açıklanmasını talep ediyorum.

Değerli arkadaşlar, özellikle şu Mesleki Sorumluluk Kurulu meselesine değinmek isterim. Ben tali komisyoda da söylemiştim, dikkate alınmamış ama ben bir defa daha söylemiş olayım. Bir defa, yazım yanlışları da var, daha önce de iletmiştim, bence düzeltilmesi lazım. Diyorsunuz ki: "Kurul, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensupları bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan ve yardımcılarını da ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir." Bir şeye "da" eki yapıyorsanız, öncesinde birilerini görevlendirmiş olmanız gerekir. Yani o cümlenin önü boş arkadaşlar, bunu düzeltin. Ya, bu ısrara gerek yok. Tekrar ediyorum: Bunları da "Ön inceleme yapmak üzere görevlendiriyor." diyorsanız kanunda, öncesinde birilerini görevlendirebileceğinizi söylemiş olmanız gerekir. Bu "da"nın anlamı budur. Dolayısıyla, burada bir yasa yapıyoruz ve bu yasanın bu şekilde çıkmaması lazım. Bence, buraya bir dikkat etmenizde yarar var.

Şimdi benim ikinci eleştirime geliyoruz. Daha önce de söylemiştim ve bu konuda da bir açıklık bekliyorum, burada da mutlaka tutanaklara girmesi lazım. Şimdi, vatandaşlar açısından hak arama yolları tıkanıyor, azalıyor çünkü bir olay olduğu zaman, bir vatandaşımızın bir iddiası olduğu zaman, o vatandaşımızın şikâyetçi olduğu sağlıkçının, sağlık çalışanının soruşturulup soruşturulmamasına Ankara'daki Mesleki Sorumluluk Kurulu karar veriyor. Ama vatandaşımız buna itiraz edeceği zaman, yani bu kararın oluşmasında, diyelim ki bu olay Şırnak'ta gerçekleşmiş olsun, Hakkâri'de gerçekleşmiş olsun, oraya ön inceleme yetkisi veriyor bu Kurul ve orada ön inceleme yapıyor. Ama karşılığında eğer vatandaş buna itiraz edecekse Ankara'ya geliyor. İlk başta bu doğru gibi gelebilir size çünkü bir idari işlem var ve bu idari işlemi Ankara yaptığına göre yetkili mahkemenin de Ankara İdare Mahkemesi olması beklenir. Ama bu, şikâyetçiler açısından hak arama yollarının tıkanmasıdır. Bu önemli bir ayrıntı arkadaşlar. Buraya başka bir gözle, başka bir ek düzenleme yapmak lazım çünkü siz, bak, koskoca Bakanlıksınız, oradaki memurunuzu "Bak bakalım şu olaya." diye görevlendiriyorsunuz ama vatandaş "Ya, benim hakkım haleldar oldu. Ben şikâyetçiyim. Beni bunlar iyi değerlendirmediler." dediği zaman "Ankara'ya gelsin." diyorsunuz. Bu doğru bir şey değil.

Devam ediyoruz arkadaşlar. Bakınız, ben, özellikle şu, "Görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından birlikte karar verilir." meselesine geçen sefer değinmiştim. Çünkü burada aslında bakarsanız bir kurul oluşturuluyor. Birazdan geleceğim Kurulun yapısına. Kurul idari bir kurul, bürokratik bir kurul ve bu Kurul son derece geniş yetkili görünüyor burada. Ama Sayın Genel Müdür sonrasında bunun aslında kasten işlenen suçlar için geçerli olduğunu, dolayısıyla burada kastın bu cümlenin lafzından anlaşılması gerektiğini ifade etmişti. Ben hem bunun kasten suçlar bakımından ancak geçerli olabileceğinin hem ilgili bürokratlar hem de kanunun sahipleri tarafından burada tutanaklar açısından en azından tekrar edilmesinde yarar görüyorum.

Şimdi, asıl sorun Kurulun oluşumu arkadaşlar. Bu Kurul bürokratik bir kurul. Bakan, bakan yardımcısını -kendi atadığı bakan yardımcısını- ve 4 genel müdürü yetkilendiriyor. Yanlarına da biri cerrah biri dâhilî bilimlerden olmak üzere 2 hekimi önermiş ve bunların bu kadar geniş yetkilerle çalışabileceğini düşünmüş. Aslında bu "Ya, biz nasılsa hallederiz. Bizim elimizin altında olsun hatta bizim vesayetimiz altında olsun. Bizim sözümüzü dinleyenler olsun hatta bize yakınlar olsun. Bizim istediğimiz kararlar çıksın." yaklaşımının bir uzantısıdır.

Şimdi, burada bir liyakat söz konusu değil. Yani bu kişilerin mesela bu genel müdürlerin herhangi bir formasyonları olması gerekmiyor yani üniversite mezunu olmaları yeterli bildiğim kadarıyla. Şimdi, bu genel müdürler neye göre karar verecekler, hangi bilgi beceriyle karar verecekler bunlara? Birazdan geleceğim. Yani "soruşturulsun soruşturulmasın" kararına, "rücu edilsin edilmesin" kararına nasıl karar verecekler?

Peki, bakıyorsunuz, orada sadece bir iki doktor var, başka meslek grupları zaten yok -arkadaşlarım eleştirdiler doğru bir şekilde- bunların buradaki uzmanlığı tartışmalı, liyakatleri tartışmalı, bağımsızlıkları zaten tartışmalı. Yani işin özü şu: Siz Ankara'da 7 beyi oturtacaksınız oraya. Tüm Türkiye'deki sağlıkla ilgili şikâyetler soruşturulsun, soruşturulmasın veya bir tazminat oluşursa bunu kim ödesin, buradaki sağlıkçının kusuru ne kadar; buna karar vereceksiniz. Çünkü bakın, ne diyor? "Görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek..." Şimdi bu kusur durumunu bu arkadaşlar nasıl tespit edecekler? Bunu nasıl aklınız alıyor, bunu nasıl buraya yazabiliyorsunuz, bunu buraya nasıl getirebiliyorsunuz? Cidden anlamak mümkün değil. Eskiden Yüksek Sağlık Şurası vardı, çok kıymetli. Adli Tıp, perişan ettiniz. Adli Tıbbın bağımsızlığını her türlü giderdiniz ama nihayetinde bir kurul var orada da, ya, burada hiçbir şey yok. Genel müdürler oturacak karar verecekler -ya, söyleyecek kelime bulamıyorum- ve kusur belirleyecekler. Mesela, ben göz doktoruyum. Bir göz ameliyatında tıbbi malpraktis olup olmadığına genel müdür arkadaşlar karar verecekler. İçinizde bir tane göz deyimi bilen varsa beri gelsin. Nasıl yapacaksınız bunu, nasıl yapacaksınız? Yöntemi ne bunun burada? Başka bir şey yazmamışsınız ki. Neye göre değerlendireceksiniz? Şuna bakıyorum, diyor ki: "Sağlık Bakanı gelen işin niteliği ve sayısına göre, başka bir bakan yardımcısının başkanlığında üçüncü fıkrada gösterilenlerden, yeni kurullar oluşturabilir." Üçüncü fıkraya bakıyorsunuz, yine aynı yani yeni kurullar oluşturabiliyor işin niteliğine göre ama yine değişmiyor meselenin özü. Ya, burada, bakın, böyle bir niyetiniz varsa eğer ve samimiyseniz ve sorunu çözmek istiyorsanız bağımsız, bilimsel ve bu konuda yetkin bir heyet oluşturmalısınız. İki yıl çalışacak, Bakan istiyorsa değiştirecek; bunun nasıl çalışacağı belli değil. Şimdi Bakana yeni kurullar ihdas etme yetkisi veriyorsunuz. Bu Kurul zaten Bakanın. Yani baktığınız zaman bir Komisyonuz biz burada, bu, Genel Kurula gelecek. Seçilmiş, milletin vekilleri olarak biz, atanmış Sağlık Bakanına "Bir meslek kurulu ata, gönlüne göre ata, beğenmezsen yeni bir kurul daha ata, onu da beğenmezsen yeni bir tane daha ata ve ona göre sen istediğin kararı çıkarttır." yetkisi veriyoruz. Bunun hukuk devletiyle, asgari vicdanla, asgari hukuk bilgisiyle hiçbir ilgisi olamaz. Bunu çıkarın arkadaşlar, bu, başınıza bela olacak. Ya, bugün siz "Bizim çocukları atarız." diyorsunuz, "Biz varız nasılsa." diyorsunuz; yarın yoksunuz, yarın başkaları gelir. Bunu yapmayın, böyle yetkilerle, idari yetkilerle donatmayın herkesi.

BAŞKAN YILMAZ TUNÇ - Diğer maddelerde değerlendirecekler zaten.

MURAT EMİR (Ankara) - Yo, yo, yo, bitiriyorum, bitiriyorum. Tamam, yani şey yapıyorum.

Şimdi bakın, bu Kurul üyeleri aynı zamanda son derece de korunaklı. Yani diyor ki: "Verdikleri karar sebebiyle görevinin gereklerine aykırı hareket ettiklerinin gösterilmesi gerekiyor." Yani görevi kötüye kullanacak. Nasıl belli olacak bu? Soruşturulacak. E, soruşturma iznini kim verecek? Bakan verecek. Yani böyle kedinin kuyruğunu tutması gibi imkânsız bir şeye bağlıyorsunuz. Bu Kuruldakiler gönüllerince çalışacaklar, gönüllerince karar verecekler, hiçbir şeyleri de yok.

Şimdi, rücu konusunda -ben Komisyonu çok yormak istemiyorum- yine tali komisyonda söylemiştim ve açıklamalardan anladığım şu: Davacı kamu, kamuya iki ay süre veriyorsunuz, "Git başvur, başvurmazsan dava düşer." diyorsunuz. Şimdi, burada, bu ihtiyari yetkiyi niye veriyorsunuz kamuya? Yani eğer bunu kamu yapacaksa zaten kamunun böyle bir şey yapmasına gerek yok ki. Yani burada bir sorun var arkadaşlar. Kamuya diyorsunuz ki "Git başvur." Neye göre başvuracak veya neye göre başvurmayacak iki ay içerisinde? Hani ilgili herhangi bir kişiye başvuruyor olsanız şey... Kim karar verecek buna? Bu Kurul karar verecek. Yani garabete bakar mısınız? Yani Kurul rücu davasını devam ettireyim mi, ettirmeyeyim mi diye iki ay içerisinde tekrar Bakanlığa başvuracak, tekrar Kurula başvuracak. Nasıl olabilir böyle bir şey? Kamu, devlet, Sağlık Bakanlığı rücu davasının davacı tarafı iki ay içerisinde tekrar Sağlık Bakanlığına başvuracak, "Ben bu davayı devam ettirmek istiyorum." diyecek. Kim kime söyleyecek? İkisi de yine Mesleki Sorumluluk Kurulu... Böyle bunu anlamakta güçlük çekiyorum, buna da bir açıklık getirirseniz sevinirim.

Teşekkür ederim.