KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet, Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; önümüze gelen kanun teklifinde üç ana konu var. Birincisi TMSF'yle ilgili, ikincisi Varlık Fonuyla ilgili düzenleme, üçüncüsü de Adalet ve Kalkınma Partisinin kaybettiği belediyelerin gelirlerinin bir kısmına el koyma maddesi. Uğur Bey'in açıklamalarının dışında bir yorum yaptım.

Şimdi, bu, ağırlıklı olarak Bankacılık Kanunu'ndaki maddeleri değiştiriyor. Bankacılık Kanunu 19/10/2005 tarihinde yani benim Başbakan Yardımcısı olduğum dönemde çıkarılmıştı. O dönemde BDDK ve TMSF benimle ilgili bağımsız kuruluşlardı. Bağımsız kurumlar bir bakana bağlı olmazlar, ilgili bakan belirlenirdi. BDDK bu düzenlemeyi gerçekten çok ciddi bir şekilde sürdürmüştür, çalışmaların büyük bir kısmına da bizzat katılmıştım; felsefesi şuydu: Daha önceki bankacılık kanunları sürekli olarak kriz dönemlerinde ani ortaya çıkan bozulmaları düzeltmek maksadıyla çıkarıldığı için, bu normal dönemlere hitap eden maddelerde sorun var. Krizin olmadığı, ekonominin rahat olduğu bir dönemde, salim bir kafayla, çağdaş, modern anlamda ve Türkiye'nin bütün ihtiyaçlarını karşılayacak bir Bankacılık Kanunu çıkaralım dedik. Hazırlıklar aylarca sürmüştü, öyle zannediyorum bir yıla yakın süre bu konuda çalışılmıştır; hem bürokratik çalışmalar yapılmıştır TMSF'yle, BDDK'yle, Bankalar Birliğiyle, bankaların temsilcileriyle, hatta uluslararası platformlarda da değişik toplantılarda tartışılmıştır. Onun sonrasında böylesine bir kanun ortaya çıkmıştır. Bu, konjonktürden arındırma çabası hâkimdi Bankacılık Kanunu'nun ilk hazırlanışında ama daha sonraki yıllarda sürekli olarak konjonktüre göre değişiklikler yapılıyor. Buradaki değişiklikler de konjonktürel zorunlukların getirdiği değişikliklerdir.

Şimdi, değerli arkadaşlar, ekonomimin içinde bulunduğu durum gerçekten önemlidir. Her ne kadar "Nereden geldik, neredeyiz?" gibi sözler söyleniyorsa da bakın, size 2 tane rakam vereceğim: Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinde TÜFE enflasyon yüzde 29'du; şu anda 3 katı, yüzde 61, TÜİK'in rakamlarına göre. ÜFE ise 2002'de yüzde 30'du, şimdi yüzde 115. Yani nereden nereye geldik? En iddialı olmanız gereken konu büyüme oranları. 1998 yılı kişi başı millî gelir 4.500 dolar civarındadır. Eğer dolar cinsinden enflasyonu ilave ederek güncelleştirirseniz çok fazla bir artış olmadığını söyleyebiliriz hatta kişi başı millî gelir açısından daha düşük bir düzeyde olduğumuzu söyleyebiliriz -ilk verdiğim rakam da kişi başı millî gelirdir- yani pek çok gösterge bozulmuştur ve cumhuriyet tarihinin en ağır krizini yaşıyoruz. Dış faktörler var mı? Küresel faktörler vardır ama küresel faktörlerin dışında da Hükûmetin yaptığı, ekonomi yönetiminin yaptığı yanlışlar vardır. Bir kere, bu kriz 2018'in Ağustosunda başlamıştır hatta ondan bir yıl önceki süreç de iyi değildir. 2018'de dünyanın hiçbir yerinde kriz yoktu, "pandemi" diye bir sorun yoktu, dışarıda Türkiye'nin başını rahatsız edecek hiçbir koşul yoktu; sadece kötü ekonomi yönetimi nedeniyle 2018 Ağustosunda kriz patlamıştır, o günden bugüne, dört beş yıldır Türkiye'de kriz vardır, sadece bir yılı pandemi tedbirleriyle bağlantılıdır. Cumhuriyet tarihi boyunca bu kadar uzun süre devam eden hiçbir kriz olmamıştır. 29 Dünya Buhranı bile Türkiye'yi bu kadar etkilememiştir, hatta o dönemdeki yöneticiler sanayileşme programı uygulamışlardır ve dünyadaki krizi avantaja çevirmişlerdir. Yani dünyadaki kriz her zaman bir ülke için kötü değildir, bazen avantaj olur. Yani sanayi devrimini gerçekleştirmiştir Türkiye 29 Krizi'nin etkisiyle. Dünya kasıp kavrulurken, Türkiye'de de hiçbir fabrika yokken yani "fabrika" diyeceğimiz bir şey yokken devasa fabrikalar kurulmuştur, kâğıt fabrikasından, çimento fabrikasından şeker fabrikalarına varıncaya kadar; uçak fabrikası kurulmuştur bu memlekette; demir çelik fabrikası kurulmuştur ve de o günkü dünya koşullarında son teknolojiler kullanılarak yapılmıştır. 2.800 kilometre demir yolu döşenmiştir; 4 bin küsur kilometrelik, yabancılara ait demir yolları millîleştirilmiştir. Şu yirmi senede yapılan demir yolu hamlesi önemlidir ama cumhuriyetin ilk on sekiz yılında yapılan demir yollarının uzunluğundan 1.000 km daha kısadır bu son dönem. Yani neyi anlatıyorum? "Bir krizi avantaja çevirme" diye de bir şey var ama bu Hükûmetin "Aman, başımızda pandemi var, öbür tarafta Ukrayna-Rusya problemi var..." Onun altında eziliyor ya, ne eziliyorsun? "Buradan hangi avantajı çıkarırım?" diye düşünsene. Rusya-Avrupa bağlantısı kesiliyor, bütün petrol boru hatlarının, doğal gaz hatlarının güneyden, doğudan, Türkiye'den geçeceği bir alternatif yakalamışsın. Çin'in meşhur Avrupa'ya uzanan yolu Rusya tarafından tıkanmış, boykotu var Batı'nın, mecburen hat güneyden, Türkiye'den geçecek, bunun avantajı var. Avantajları düşünmesi gereken bir iktidar sürekli olarak "Efendim, işte dış koşullar bilmem ne..."

ORHAN YEGİN (Ankara) - O avantajların yatırımlarını yıllar önce yaptık Başkanım.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ya, ne yaptınız Allah'ınızı severseniz?

ORHAN YEGİN (Ankara) - Sizin bugün gördüğünüzün biz yıllar önce yatırımlarını yaptık Başkanım.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) -Şu hâle bak ya. Yaptınız da niye Türkiye'nin en ağır krizi var Türkiye'de ya, niye?

ORHAN YEGİN (Ankara) - Hey gidi Başkanım.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Çünkü böyle palyatif işlerle uğraşıyorsunuz; palyatif, hemen. Onun için bu kanunun nasıl hazırlandığıyla ilgili girişle başladım. Yahu, derli toplu, düzenli bir şey getirin; her gün, günübirlik... "Ahmet, falan iş adamı, falan kuruluş, falan kişi işlerini yaparken şu sorunu varmış, onu çözecek bir madde koyalım." Ya "Sistemin içerisinde ihtiyaç ne, bütünün içinde nasıl düzeltiriz?" diye bakmanız lazım. E, şimdi, bakın, şu içinde bulunduğumuz kriz ne biliyor musunuz? Tüketiciyi mahvediyor. İlaç fiyatları fırlamış; kiralar fırlamış, konut fiyatları fırlamış, bütün gıda maddelerinin fiyatları fırlamış, akaryakıta zam, elektrik, doğal gaz korkunç fiyatlarda. Yüzde 80'ini devlet sübvanse ediyormuş, bu ne biçim sübvanse ya? Gelen faturalar zaten batırıyor herkesi, bir de yüzde 80'i sübvanse edilmeseymiş herhâlde insanlar kışın doğal gazı açma imkânı bulamayacakmış. Sonra, tüketiciyi mahveden bir kriz var, üreticiyi de mahveden bir kriz var. Hani bilmem "Zengine transfer." falan diyoruz ama şu anda tasarruf araçlarının hiçbirinin reel getirisi yok arkadaşlar; döviz tasarrufları dâhil, Türk lirası tasarruflar dâhil. Enflasyon yüzde 61, ÜFE'de yüzde 115. Tasarruf sahibini de batıran bir iktisadi politikanız var, hem üreticiyi batırıyorsunuz hem tüketiciyi batırıyorsunuz hem tasarruf sahibinin tasarruflarını eritiyorsunuz; ülkeyi ne kadar küçülttüğünüzün ve darboğaza soktuğunuzun farkında mısınız? O hâlde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Şener, bir ara vereceğim, vermeden, ayrılmak durumunda olan bir arkadaşımız var, ona da söz vermeyi düşünüyorum; toparlarsanız çok sevinirim.

Buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Dolayısıyla arkadaşlar, böyle günübirlik şeylerle uğraşmayalım, yani daha derli toplu şeylerle uğraşalım. Çözümler sistematik çalışmaktan kaynaklanır, akla geldikçe bir şey yapılırsa orada hiçbir sorun çözülmez. Nitekim beş senedir de bu iktidar ekonomik krizi, buhranı çözemiyor.

Hepinize saygılar sunuyorum.