| Komisyon Adı | : | KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Elektrik Üretim AŞ'nin (EÜAŞ) 2019 ve 2020 yıllarına ait bilanço ve netice hesaplarının görüşmeleri |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 18 .05.2022 |
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, değerli katılımcılar; öncelikle, tabii, bazı milletvekillerimizin değerlendirmeleri oldu; hemen hemen hiçbirine katılmasak dahi, siyasi bir değerlendirmedir ve gayet sakin, hoşgörüyle, eksik bulduğumuz bu değerlendirmeleri dinledik. Sadece şunu söyleyeyim: 2002 yılıyla ilgili sürekli referans gösterme çabası var. 2002 yılında iktidarda olan partinin milletvekillerinin bu tespitlere cevap vermesini daha doğru buluyoruz, bildiğim kadarıyla, muhalefette şu an 2002 yılında iktidarda olan bir partinin milletvekili yok.
Enerjiyle ilgili söylenecek birçok şey var ama kendisiyle çok gurur duyduğumuz milletvekillerimiz, Deniz Milletvekilimiz teknik tespitlerde bulundu; haklı tespitler. Bunun sonuçlarını zaten şu an yaşadığımız enerji krizinde, enerji fiyat krizinde görüyoruz ki bu fiyat artışları bile yeterli olmayacak ve Türkiye ekonomisini tıkayacak bir noktaya gelecek. Burada da uluslararası gelişmeleri sadece sebep göstermek yetmez çünkü ülkemizde uluslararası fiyat yükselmelerinin çok daha üzerinde fiyat yükselmeleri var ama benim için önemli olan konu -dün anlatmaya çalıştığım- KİT Komisyonunun görev yapma biçimiyle ilgili ve burada da haksız alınganlıklara sebep olan konunun belgesini getirdim bugün size. Elimde 03/08/2006 tarihli Adalet Bakanlığının Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına yazdığı bir yazı var. Yazı, dönemin Adalet Müsteşarı Fahri Kasırga imzalı. Fahri Kasırga, 3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisinde Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamına giren işlerde, dün aynen benim söylediğim gibi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 279'uncu maddesi yani denetimden sorumlu kamu görevlilerinin sorumluluğunu, aynen yine benim söylediğim gibi buradaki milletvekillerinin bu denetim görevi itibarıyla kamu görevlisi olduğunu ve bu kamu görevlilerinin dün bahsettiğim 279'uncu maddeye göre suç işlenmesi şüphesi duydukları bütün işlemlerde cumhuriyet savcılığına ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 158'inci maddesine göre ihbar yükümlülüğünün olduğunu bildiriyor. Ben bunu dün size -heyet hâlinde çalışıyoruz- hatırlatırken işte "Tehdit mi ediyorsun?" Herhâlde, sanıyorum, Fahri Kasırga sizi tehdit etmiyordur. Burada, milletvekillerinin bildirdiği konuda, Komisyon Başkanlığının gecikme göstermeksizin... Son paragrafını okuyorum ben size diyor ki: "Bu itibarla, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunda görev alan milletvekillerinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu uyarınca kamu görevlisi sayılmaları nedeniyle, aynı Kanun'un 279'uncu maddesi uyarınca denetim kapsamına giren kuruluşların faaliyet ve işlemlerinde kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini görevleriyle bağlantılı olarak öğrendiklerinde ve keyfiyeti, yetkili makam olarak Komisyon Başkanlığına bildirebilecekleri ve Komisyon Başkanının yapılan bu ihbarın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 152'nci maddesinin (4)'üncü fıkrası uyarınca gecikmeksizin ilgili cumhuriyet başsavcılığına göndermesi gerektiği düşünülmektedir. Bilgilerinize arz ederim. Fahri Kasırga, Hâkim, Bakan adına, Müsteşar." Ben sadece bu hususun bilinmesini istedim. Bu, önemli bir konu. Yani hiç kimseyi tehdit falan amacıyla söylemiyorum. Biz burada bu ülkenin çok önemli bütçesini oluşturan kamu iktisadi teşebbüsleri üzerine konuşuyoruz.
EÜAŞ'a gelince, tabii, birincisi, Sayın Genel Müdürden rica ettim, bu Afşin-Elbistan meselesi var. Biliyorsunuz burada bir toprak kayması yaşandı ve bu toprak kaymasında 11 canın bildiğim kadarıyla hâlâ cenazelerine ulaşılamadı. Bu toprak kayması sırasında üniversitelerin raporu var, ilgili şirket var, EÜAŞ yetkilileri var ve bu çok ağır bir sonuç doğurdu bizim için, bir bölgedeki kömür madenlerini kaybetmiş olduk çünkü artık o toprak kaymasından sonra da çalışmak mümkün olmadığı için santraller arası kömür nakli gerekmekte ve bu, Türkiye'ye milyarlarca liralık zarar verdi. Şimdi, buradaki sorumluluklar üzerine neler yapıldı şirketle ilgili, kamu görevlileriyle ilgili, gözetleme ve denetlemeyle ilgili? Çünkü oradaki üniversite raporunda oradaki kazı çalışmasının eğiminin toprak özellikleri dolayısıyla çok uygun olmadığı ve bir heyelanın bu yüzden meydana geldiği bildiriliyor. Son durum nedir? Mahkemeler nedir? Şirketle olan ilişkiler nedir?
Artı, bu santraller arası nakillerde çok büyük bir kaybımız var ve bizim önemli bir santralimiz ne yazık ki çok düşük verimlilikte çalışıyor. Sebebi şu, kabaca söyleyeyim: 1.000 ila 1.300 kalori civarında bir kömür gelmesi gerekiyor buraya. Düşük kalori geldiğinde fazlaca yakıt kullanılıyor tüketmek için, yüksek kalorili gelince de kazanları patlatıyor ve sürekli arıza var burada, verimlilik çok düşük. Yani Türkiye için çok kıymetli, enerjiye çok ihtiyaç olduğu ve özel sektörden de çoğu zaman fahiş fiyatla aldığımız bir dönemde kamunun bu santralindeki verim düşüklüğünün sebebi özellikle iletilen kömür kalitesinin düşük olması. Tabii, bu iletilen kömür kalitesi bir özel sektör taşeronluğunda yapılıyor. Özel sektör fiyatlandırması üzerinde de Sayıştayın sorun tespit ettiğini anlıyorum. Ancak yine söylüyorum, tabii, bu sorun tespitlerinde ben Sayıştay denetçilerine ön yargılı olarak güvenirim her zaman, doğru işler yaptığını ve siyasetten etkilenmediklerini düşünürüm. Böyle bir tespitleri var ama Afşin-Elbistan'daki durum çok büyük bir kamu zararı. Sonucunun ne olduğunu tam bilemiyorum. O konuda Merak ediyorum. Çayırhan'da benzer bir sorun var, Çayırhan'daki ilgili imtiyaz sahibi şirkette.
Bazı ihaleleri Kamu İhale Kanunu'nun 3-o maddesine göre yapıyorsunuz ve TEMSAN şirketine veriyorsunuz. TEMSAN şirketinin bir tür Truva atına dönüşme riski var mı? TEMSAN, aldığı işleri ihalesiz olarak özel sektöre yaptırıyorsa bunun sebebi nedir? Bu şekilde araya bir aracı şirket koyduktan sonra yine aynı ihale mevzuatına tabi olması gereken bir işin ihalesiz yaptırılması söz konusudur mudur? Böyle bir şey olursa -gelecek için söyleyeyim, şu gün belki teftiş kurulu yok ortada ama- bunların soruşturmasında direkt şunu soracaklardır: "Neden doğrudan vermediniz de araya böyle bir aracı koydunuz?" Eski bürokrat olarak söylüyorum, asla tehdit etmiyorum, sadece hatırlatıyorum çünkü ben bunları sordum zamanında. O zaman şu cevabı da hazırlamanız gerekiyor: "Şu sebeplerden dolayı TEMSAN'a verdik." O zaman da "Aynı işi siz Kamu İhale Kanunu'na veya istisna maddesiyle kendi yönetmeliğinize tabi yapabilir miydiniz?" soruları zor sorular olabilir sizin için.
Bazı ihalelerin iptaliyle ilgili sorunlar var. İhale iptal olur, hiçbir sıkıntı yok ama ihale iptalinin sebeplerinin aynı olması gerekir. Diyelim ki 10 tane ihale var, şöyle düşünmemesi lazım "Ya, bunu beğenmediğimiz firma kazandı diye iptal ettiler." diye düşünmemesi için bir standart uygulaması gerekiyor. Onun için, böyle objektif bir denetçi geldiğinde bakacak "Ya, burada niye iptal etmediniz?" sorusuna cevap verilemezse bürokratlar için bence sıkıntı doğar. Bunları şu an biz bilmediğimiz için bir şey demiyorum; sadece kamudaki bize bildirilen raporlardan, özet işlerden söylüyorum.
İstanbul Doğalgaz Çevrim Santrali'nde çok büyük bir kapasite kaybı var, bunun sebebi nedir? Yine söylüyorum: Kamu santrallerinin bir düzenleyici niteliği vardı; çok önemli bir kısmı elimizden çıkarıldı, o ayrı bir konu. Onların özelleştirilmesi, özelleştirilmesindeki fiyatlandırmalar, bunlar ayrı başlıklar altında, özelleştirmeyle ilgili konularda değerlendirilecek ama kamunun, enerji üretiminde sadece denetleyici kuruluş olmamasının, aynı zamanda düzenleyici kuruluş olmasının önemli bir aksesuarı, önemli bir silahı kendi enerji üretim santralleridir. Bunların çok büyük bir kısmı elimizden çıkarıldığı için de şu an sadece teknik düzenlemelerle yapıyoruz ve Türkiye'nin enerjisi, Türkiye ekonomisi için en önemli girdilerden biri. Sürdürülebilir olması lazım, ulaşılabilir olması lazım, her şeyden önce de ucuz kaynak olması lazım.
Şöyle bir yanlış anlaşılma var Türkiye'de: "Çevreyi kirletmeden enerji üretimi yapamayız." Her kim ki "çevre" diyorsa "Bunların alternatifi yok." ve "Enerji üretimine karşılar..." Bunlar böyle acayip ezberden, "tweet"leşmiş, sloganlaşmış, içeriksiz, bilgisiz sözler. Bunu merak ediyorsanız temiz enerji üreten başka ülkelere bakmak lazım. Doğayı korumak çok önemlidir ama bunun dışında temiz enerjinin bizim için stratejik bir önemi vardır. Almanya'nın bu kadar güneş enerjisine düşkünlüğü... Elbette ki çevre kaygıları vardır ama aynı zamanda Rusya'ya bağımlılıklarını düşürmek için de yapıyorlar.
Şu an enerji bizim millî güvenlik sorunumuzun bir parçası, Ukrayna savaşında bunu gördük zaten. Bir ülkeye aşırı bir şekilde bağlı olmak, bizim bağımsızlığımızın önündeki en büyük engel. Yani bir ülkeyle en ufak bir sorun yaşadığımızda bu, bizi soğuktan donduracak veya ekonomimizi kilitleyecek bir hâle getiriyorsa işte o ülkelerle ilgili stratejik gücümüzü düşünmemiz lazım; onun için, enerjinin çeşitlendirilmesi çok daha önemli.
Enerjinin çeşitlendirilmesi iyi bir uluslararası ilişkiler sistemine dayanır. Bizim paktlar arasında sürekli gidip gelen bir ülke... Çünkü biz bir NATO ülkesiyiz ama bulunduğumuz coğrafyada Orta Doğu'nun, Rusların ve İran'ın çok büyük önemi var; onun için, iyi bir dış politikanın sonucu enerjidir, iyi bir enerji politikası da dış politikadaki temel belirleyicilerden biridir. Onun için, burada, özellikle böylesine bir teknik Komisyonda sloganik konuşmalarla "Ya, bizim nükleer enerjimiz olsun, şu olsun, bu olsun..."
Nükleer enerji seçerken seçim yönteminiz nedir? Niye tek kaynaktan seçtik mesela biz? Ruslardan enerji alımı yaparken teknolojik şartlar -Fransa vardı, Japonya vardı- bize sağlanan şartlar, yakıt tüketimi, onlarca başlık varken niye bu gizlilik? Niye tek kaynaktan seçim? Bunların hepsi meşru sorular. Bunların hiçbiri bu ülkeyi sevmeyen, işte, enerji üretmeyen, efendim, her şeye karşı çıkan insanların sorusu değil. Eğer bunları biz olgun bir şekilde konuşuyor olabilseydik, demokratik bir iletişim kanalı aramızda olabilseydi -hepimiz bu ülkenin vatandaşıyız, hiç kimse bu ülkenin haini falan değil- eminim bundan çok daha olumlu bir sonuç çıkacaktı, eminim Türkiye Cumhuriyeti'nin pazarlık gücü de bu şekilde artacaktı. Ama gücü bir şekilde ele geçirenlerin veya geçiremeyenlerin karşıdakini her işlemde ihanetle suçlaması, bence bu ülkeye yapılacak en büyük ihanet, bunu kim yapıyorsa, bunu bir adres göstererek de söylemiyorum. Ama geldiğimiz noktada, arkadaşlar, şu hâlimize bir bakın, çok büyük bir ekonomik kriz yaşıyoruz; daha da derinleşecek, yaz aylarında daha da derinleşecek. Bunu daha başında söylediğimizde "Siz felaket tellalısınız." falan demişlerdi. Şunu çok net söylüyorum yani Türkiye bir döviz krizine hızla gidiyor. Bu enerji fiyatlarını taşımak mümkün değil. EÜAŞ'a, TETAŞ'a veya TEİAŞ'a bunu taşıtmaya kalkarsanız hazine büyük bir zarara girecek, bunu tüketiciye yansıttığınızda da sanayi çok büyük zarar görecek ve Türkiye'de sosyal itirazlar çıkmaya başlayacak. Ama biz bu noktaya niye geldik? Biz bu Komisyonda... Ben bu ülkenin bu noktaya niye geldiğini dün çok iyi anladım çünkü biz meşru bir sorunu bile tartışamıyoruz. Türkiye'deki bu meşru sorunu... Yarın öbür gün biz de iktidar olacağız, işte, sonuçta bizim belki iktidarımızdaki KİT'ler gelecek, muhalefet milletvekilleri olacak; olmaya da bilir, ola da bilir ama biz de aynı ön yargıyla tartışırsak ve yapılan işlerde dönüp de KİT yönetimine "Yahu, kardeşim, sen nasıl bizi böyle küçük düşürürsün ya? Sen nasıl bu milletvekillerine, bize böyle konuşma fırsatı verirsin?" diyeceğimize tamamıyla bir kanat germeye çalışırsak işte o zaman ülke batar, en büyük korkum bu. Biz de sonuçta... İktidarın belirli kuralları var, başımıza geleceğinden çok korkuyorum.
Kişisel olarak da şunu söyleyeyim, arkadaşlarımız da partiden bilir: Bizim partinin içindeki birçok tartışmalar bu yüzden çıkıyor, keşke sizde de çıksa. Mesela, benim zorluk çektiğim anlar oluyor belediyelerimizle ilgili ama dün -yani ben kararlılığımdan santim geri atmam- kendi adıma düşündüğümde, bir ülke nasıl geri kalır diye düşündüğümde, işte şu ortam var ya, şu ortam aynı toprakların çocuklarının "aman, karşıdaki öğrenmesin" diye "sakın, yerimize gelecek" diye -bu bizde de olabilir- suç teşkil eden işleri, bu ülkeye zarar veren işleri bu şekilde götürürsek ülke millî gelirde 70'inci sıraya düşer. Bu ülke, dünyanın en büyük 20'nci ekonomisi falan değil. Bir ülke kişi başına millî geliriyle hesaplanır. Yazık değil mi ya? Biz dünyanın en büyük uluslarından biriyiz ve 50'nin altına düşemedik. Daha önce de iyi değildik ama şimdi 70'inci sıradayız. Ne yazık ki yine söylüyorum, hepimiz ülkeyi çok seviyoruz, hepimiz çok sevdiğimizi iddia ediyoruz ama -ben hep söylemiştim- hani sevdiğini öldürür ya insan. Bu siyasetin bu tadı, bu tarzı, sosyal medyasında, KİT Komisyonunda, Genel Kurulunda, bilmem ne ticaret odasının seçimlerinde bizi getireceği yer burası. Çok üzgün bir durum, hepimiz adına üzgün bir durum.
Hani, bunu da böyle kimseye şey için söylemiyorum muhalefetiyle, iktidarıyla, ordusuyla, kurumlarıyla, bankasıyla bir makara ipliği vardır bu ülkede. Durum bu ülkede bu. İstediğiniz kadar bağırın, itiraz edin, bir şey yapın. Biz bunlara itiraz etmeye devam edeceğiz ve şunu da anlatacağız size: Hepimizin sorumluluğu var. Bir şey yapıp köşeye sıkışıp, biz de saklanamayız. Göremediğimiz bir şey varsa, şu raporları okumadan gelirsek bizim de sorumluluğumuz var. Ve bu sorumlulukların gereğinin yerine getirilmesi... Benim için de varsa bunun da yapılmasını istiyorum ve ısrar da ediyorum ki bir daha bir muhalefet milletvekili geldiğinde görevini ihmal etmesin diye. Elimden geleni yapacağım ki bir daha şu yoksul halk bu hâle düşmesin diye.
Saygılar sunuyorum