KOMİSYON KONUŞMASI

BARIŞ KARADENİZ (Sinop) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli Bakan Yardımcım, bürokratlar, değerli milletvekili arkadaşlarım, Komisyon üyeleri ve misafirler; hepinizi selamlıyorum.

Evet, bilim önemli, bilim adamları çok daha önemli; onun için söz vermek, bilimi dinlemek bizim için de mutluluk verdi.

Evet, katıldığınız çok şey var, su kanunu; ülkemizde ilk başta bir su kanununun çıkması lazım; devamında, olmazsa olmaz elzem durumda su kanununu. Gelecekle ilgili çok büyük sıkıntılar baş göstermeye başladı. Yakın bir tarihte suyla ilgili dünyadaki savaşlar artık petrol, teknoloji değil, su savaşlarına dönüşecek; onun için, bizim şimdiden önlemlerimizi almamız gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye'de biz de bir proje başlattık aslında, denize kıyısı olan 28 ilimiz var. Hopa'dan başladık Samandağ'a kadar yani Artvin'den Hatay'a kadar bütün limanlarımıza girdik. Bütün kıyı şeridinde, bütün limanlarımızda hem Türkiye'deki denizlerimizin, balıkçılarımızın, sektörün, aynı zamanda iklimle alakalı çevresel boyutlarını, sorunlarını bir rapora dönüştürüyoruz.

Hep dediğimiz bir şey vardı bu girdiğimiz il ve ilçelerde, limanlarda ve çevresinde mutlaka arıtma sistemlerinin kurulması gerektiğiyle alakalı. Bu, ileri derecede biyolojik arıtma, aynı zamanda ön kimyasal arıtmasında olan kimyasal ve biyolojik arıtmanın birlikte yapıldığı, kimyasalın bertaraf edildiği, denizdeki azot ve fosfor yükünün azaltılması gerektiğini partimiz ve arkadaşlarımız olarak devamlı dile getiriyoruz; olmazsa olmaz yani bu işte Türkiye'de biyolojik arıtma sistemlerinin olması gerektiğini savunuyoruz, onunla ilgili bir sorunumuz yok.

Benim de Mersin ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsüne bir ziyaretimde, bu derin deşarjla ilgili yıllar önce bir çalışma başlatıldığını ve o dönemin şartlarında derin deşarjın önemli olduğu konusuna hâkim olduğunu söyleyen hocalarımıza da şahit oldum. O dönemin şartlarında belki doğrudur ama bu dönemin şartlarında "derin deşarj" denilen şey... Eskiden, kıyıdan baktığınız zaman atıklar, evsel -ne bileyim- endüstriyel ve tarım atıklarının direkt denizin kenarında, herkesin gözü önünde denize akıtıldığını görüyorduk ama şu anda "derin deşarj" denilen şeyle kimse görmeden, derine deşarj edilen, belki kaba partiküllerin ayrıldığı ama ona da inanmıyorum çünkü Marmara Denizi'nde avlanan balıkçıların ağlarından buzdolapları, çekyatların çıktığını bile görebiliyoruz. Onun için, o partikül, katı partiküllerin de ayrılmadığını ve denize bütün ne varsa deşarj edildiğini görüyoruz; bu da denizdeki azot ve fosfor yükünün fazlalaştığını göstermekte.

Türkiye'de şu anda denizlerdeki baskının, bazen işte denizde gemi araçlarının, balıkçıların ve denizle alakalı kısmın olduğu söyleniyor ama Türkiye'deki en büyük baskı yüzde 92 gibi evsel atıklar, endüstriyel atıklar ve tarım atıkları; yüzde 8'inin de denizlerle ilgili olan kısmın atıkları olduğunu söyleyebiliriz. Bununla ilgili, tabii, denizlerimizi kirlettiğimiz zaman birçok... Türkiye'de ya da dünyada yaşayan arkadaşlarımız oksijeni ormanların ürettiğini söylerler ama dünyada ve ülkemizin büyük bir kısmında -yüzde 80 oksijeni- denizlerdeki diatomlar, algler ve fitoplanktonlarla beraber canlıların fotosentez olayıyla oksijenin artması sağlanmaktadır. Onun için, deniz kirliliği, sadece denizin kirlendiği, balıkların öldüğü bir dönem değil -Türkiye'de ve dünyadaki- oksijenin de azaldığı... Özellikle küresel ısınmayla devam eden süreçte denizlerimize endüstriyel anlamda yapılan baskıların suların ısınmasıyla birlikte... Sayın milletvekilimiz az önce söyledi -5miligram, değil mi Sayın Vekilim- Bu oksijenin azalmasıyla birlikte canlıların ölmesiyle oksijensizlik de baş göstermekte.

Çok çalışılması gereken bir konu; böyle birden bir kanun getiriyoruz değil, çok hassasiyetle üzerinde durulması gereken bir konu ama bir başlangıcın olması gerektiğini de söyleyebiliriz. Türkiye'deki o 28 ilden ve diğer ilçelerden, hatta diğer ilçeleri bırakın, iç sularla yani o göller ve akarsularla denize taşınan o çevre kirliliğinin de önlenmesi adına denize, derelere, ırmaklara, göllere o deşarj edilen endüstriyel atıkları atan kişilerin bence, cezayı bırakın, iş yerlerinin kapatılması lazım. Bu, doğa katliamı oluyor yani bugün, belki bu anlamda, maddi anlamda destek getirdiğini düşündüğümüz şeyler, ileride Türkiye'de bir çevre sorununun, felakete dönüşmesi noktasında çok sıkıntılı günler yaşayacağımızı gösteriyor.

Az önce Murat Bakan, Sayın Bakanımız söyledi. Pardon "Bakanımız" deyince yanlış anlaşılıyor. Az önce Komisyon Başkanımız da size "Sayın Bakan" dedi. Acaba dedim yani bir tüyo mu veriyor, bir şey mi var, onu da bilemedik ama her şeyin hayırlısı.

Mutlaka bu akarsuların da denetlenmesi, iç suların kontrol altına alınması ve buraya uygulanan baskının çözülmesi lazım. Sadece Marmara Denizi'yle bunu kısıtladığımız zaman, sadece Marmara Denizi değil, Marmara Denizi de... Az önce bir yerden duydum "Son üç yıldır 'müsilaj' denilen şey konuşuldu." Yanılmıyorsam öyle mi dendi? Ama "müsilaj" denilen şey, Marmara Denizi'nde balıkçının halk tabiriyle söylediği "kaykay"dır. Kaykay da -ben çocuk yaştan beri denizin içinde büyüyen bir insanım- çok uzun yıllardır olan ama yeni bir sosyete adı gibi "müsilaj"a dönüştürülen bir noktaya geldi. Bu kaykay yıllardır Marmara Denizi'nde süregelen bir ekolojik sistemin, devamında yanlış uygulamalarla gün yüzüne çıkan... Eskiden hep söylenirdi "Deniz her şeyi yutar." denirdi, aslında öyle bir şey yok, deniz şu anda kusuyor resmen; içindeki, bünyesindeki kirliliği kusmaya başladı. Bu, bu sene belki olmayabilir, bir dahaki sene olmayabilir, belki uzun yıllar olmayabilir ama küresel ısınmayla ve denizlerdeki... O fabrikaların derin deşarjla atıklarını bırakmaları değil sadece, aynı zamanda reaktörlerinin ve o çalışma prensiplerindeki su soğutma sistemlerinin çalışıp denize deşarjlarında sıcak suyu bırakmasıyla da alakalı. Bakın, sadece Marmara Körfezi değil derken İzmir Körfezi var, İskenderun Körfezi... İskenderun Körfezi'nde -en son gittiğimde- su sıcaklığının 4,5 santigrat derece artmasıyla beraber oraya 83 tane istilacı türün girdiği, 20 tane yerli türün yer değiştirmek üzere yola çıktığı ve ekolojik sistemin dengelerini altüst ettiği söylendi. Burada, sadece, küresel ısınmanın yanında, orada kurulan termik santraller... Denetleme her şeyin başında geliyor. Şimdi, bir termik santralin kurulup, orada o reaktörlerin ısınıp 300 santigrat derece suyun denize deşarj edilmesi, buradaki geleceği yok etmektir aslında. Evet, difüzörler var, su sıcaklığı, deniz sıcaklığının deşarj edilen su sıcaklığıyla eş değer olması lazım normal şartlarda. Zonguldak'ta, Çatalağzı'ndaki termik santralde o sıcak suyu verirken difüzörlerin enerji maliyetleri ve bunun artık ödenemeyecek boyutlara gelmesiyle difüzörleri kapatıp gece deşarj edilen Karadeniz'deki o soğuk suyun o bölgede sıcak suya dönüşmesi ve derin deşarjlarla yapılan bu işin üzerindeki bakalit ve -ne bileyim- midye kabuklarının bağlaması, akşam da yapılan klorlama denizin faunasını otomatikman değiştiriyor. Yani bu, bir siyasal yapı, siyasi partilerin birbiriyle yarışması, belediyecilikler -bilmem ne- Biz iktidarız, belediyelerde biz iktidarızdan çok ortaklaştırılması gereken bir konu. Bu yarın hepimize ciddi geri dönüşler yapacaktır. Bunu sadece belirli bir bölgeye sabitleyip bu bölgenin dışında "Sayın Cumhurbaşkanının yetkisindedir." demek de çok doğru değil. Bu çevre hepimizin çevresi yani bu çevreyle ilgili herkesin bir görüşü var. Denizler sadece deniz kenarında yaşayanların ya da balıkçıların ya da gemi adamlarının değil, denizler 83 milyonun. Biri denizin kenarına gider, biri denize bakar, biri nefes alır, biri balık tutar yani bu denizlerimizi de korumak aslında 83 milyonun, Türkiye'nin 81 ilinin görevi olması lazım.

Sayın vekilim, istavritle ilgili vibriyo konusuna değindi. Yani şu anda vibriyonun sadece karaciğer bölgesinde olduğuyla, vücut etlerine yani insan tüketimindeki kısmına yayılmadığıyla ilgili bir bilim adamının görüşü vardı. Bu da şu anda insanlara bir etki yaratmayacağı ama ilerleyen süreçte dipteki özellikle ağır metallerle beraber bu işin biraz daha şimdiden araştırma konusu yapılması gerektiğiyle alakalı hemfikiriz, değil mi?

RIDVAN TURAN (Mersin) - İnsan patoloji değil bu tür vibriyo fakat...

BARIŞ KARADENİZ (Sinop) - İnsan sağlığına zarar verebilecek...

RIDVAN TURAN (Mersin) - Zaten piştiği için bir problem olmaz ama başka patojenler, bahsedilebilecek başka patojenler de yarın bir gün çıkabilir.

BARIŞ KARADENİZ (Sinop) - Çıkabilir.

RIDVAN TURAN (Mersin) - Bu daha ziyade, istavriti tüketecek diğer canlılarla...

BARIŞ KARADENİZ (Sinop) - Canlılarla alakalı...

RIDVAN TURAN (Mersin) - ...sorun teşkil edecek bir şey gibi.

BARIŞ KARADENİZ (Sinop) - Evet.

En önemli konu bence denetleme. Bir gemi kaptanı turumuzda anlatmıştı, uzak yol gemi kaptanı... Bir kere "gemi" deyince tüm sandal da giriyor gemiye, büyük 100 metre gemi de şu anda... İstanbul Boğazı'nın en az denetlenen... Dünyada, özellikle bu Rusya bölgesine giden petrol tankerlerinde Rusya'nın sıkı denetimiyle alakalı buradaki temizlemenin İstanbul Boğazı'nda yapıldığı, üstten baktığınız zaman normal ama cıvayla beraber o ağır metalin çünkü bu işin içinde cıva olmazsa o bırakılan atığın denizin üstüne çıkması tespitinin geminin dümen suyuyla beraber arkasında bırakacağı izin de tespit edilmesinden dolayı bunu daha farklı bir kimyasalla denizin dibine direkt saldıklarını, bunun altında da kapakların açıldığı konusunda bilgi vermişti. Ama bakın, başka ülkelerde sadece "drone"larla o teknenin üstünden çıkan havadaki dumandan o analizlerin yapılabildiği ve kuş uçurtulmadığı, Türkiye'de de bunnu rahatlıkla yapılabileceği söylendi.

Sayın Bakanım, size bir konuyu anlatmak isterim. Özellikle şu anda limanlarla ilgili, bakın, biz derin deşarjları konuşuyoruz, çevre kirliliğini konuşuyoruz ama bir teknenin şu anda bir limana girdiği zaman bu sintine suyunun ve evsel atıklarının bırakılması için her limanda mutlaka bu atık tesislerin olması lazım. Maalesef -bu ciddi rakamlar cezalar da ciddi rakam- sadece makbuz karşılığında bu sistemlerin denize bırakıldığını ama bunlarda evsel atıkların -sadece kimyasal kısmını geçiyorum- denize çok zararlı olmadığını... Teknelerden bu istenirken -şu anda ne olabilir- tarım il müdürlüklerin ceza keserken Sahil Güvenlikte çalışanların da aynı şeyi denize bıraktığını görüyoruz yani bir kandırmaca, birbirimizi bir aldatmaca var. Aslında, samimiyeti ortaya koyduğumuz zaman, o limanlarda kesilen cezalarla arıtma sistemi olmadan, altyapısı olmadan biz bunu uygulamaya geçirmişiz, şu anda cezayla bu insanları mağdur eder duruma gelmişiz. Bu konuyla da ilgileneceğinizi düşünüyorum. Burada da ciddi sorunlar oluşuyor.

Söylenecek çok söz var, sabaha kadar konuşulur bu konuyla ilgili ama amacımız bunun özellikle çevresel boyutunun siyasetüstü ortaklaştırarak, ortak akıl kullanılarak yapılandırılması gerektiğini; günler çabuk geçiyor, aylar çabuk geçiyor, önümüzdeki yıllarda bu çevresel boyutların çok ciddi boyutlara geleceği...

Bir de şunu söylemeden geçemeyeceğim: Sinop gibi, Akkuyu gibi, İğneada gibi Türkiye'nin belki en güzel denizlerin olduğu, İğneada'da Longoz Ormanları'nın olduğu, Sinop'ta 2 tane su akıntısının birleştiği ve altında stabil bir alanda balıkların yumurtalarını, havyarlarını bıraktığı bölgelerde bir nükleer santral yapılması konusunun da ülkemiz adına -geçen başka bir şey söylemiştim Sayın Başkanım şimdi söylemiyorum onu- çok yanlış bir uygulama, yanlış bir politika ve ülkenin geleceğini karartma politikası olduğunu düşünüyorum.

Fazla da konuşmayalım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.