KOMİSYON KONUŞMASI

SUAT ÖZCAN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; 1930'lu yıllarda yaygınlaşan köyü kalkındırmayı, köylüyü aydınlatmayı amaçlayan, köycülük akımının da etkisiyle önce köy enstitüleri kurulmuş ve bir bütün olarak köyün canlandırılması işine girişilmiştir. Bu süreçte köy nüfusu ile cumhuriyet değerlerinin buluşması ve bütünleşmesi açısından büyük mesafe katedilmiş, birçok köy çocuğu öğretmen, sanatçı, bilim insanı olarak ülkenin gelişmesine katkı yapmıştır.

Sekiz yıllık zorunlu eğitimle birlikte birçok köy okulu kapatılmış ve taşımalı eğitime geçilmiştir ancak bağımsız ilkokulların yeniden açılmasına izin veren 4+4+4 eğitim sistemine geçilmiş olmasına rağmen kapatılan köy okulları açılmamış, taşımalı eğitime de devam edilmiştir. Eğitim olanaklarından uzak ve yoksun kalmış olmanın köy nüfusunun azalmasına olan etkisi de tartışılmamıştır. Eğitime yapılan yatırım en yüksek getiriyi sağlar, bu konuda herkes mutabıktır.

Bakanlığınız istatistiklerine göre 2016 yılında 800 bin olan açık lise öğrencisi bu sene 1,5 milyon civarında ve gelecek yıl da 1,7 milyon olması öngörülüyor. Derslik ve öğrenci sayılarından bahsederken "ortalama 22-23" deniyordu. Şimdi açık lise öğrencisinin bu kadar artmasında Millî Eğitim Bakanlığının bir politik yanı var mıdır? Eğer bunun yarısının yine normal dersliklere girdiğini varsaydığımızda sayı 22-23'te kalacak mıdır?

Kabul edelim ki ülkemizde eğitim öğretim bir hak olmaktan çıkmış durumda, hatta sosyolojik olarak sınıflandırılmış bir konumda ve ekonomiyle doğrudan ilişkili. Geçmişte aileden hiçbir varlığı olmayan çocuklar, o zaman aldıkları eğitimle bugün ülkemize çok önemli katkılar yaparken bugün nitelikli eğitim öğretim özelleştirildiği için sadece kısıtlı bir grubun sosyal hareketliliğine izin veriyor, eğitim öğretimin ufuk açıcı yönünü sadece bir zümreye doğru yönlendiriyorsunuz.

"Okulları yaptık." diyorsunuz. Teşekkür ediyoruz ancak yapılan okulların, örneğin, Muğla ili Milas ilçesinde, Milas merkezden yüksek tepeye doğru, tepelere doğru yapılan, genellikle son yapılan okullarda böyle... Burası sosyal donatılardan, öğrencilerin ihtiyaçlarını gidereceği büfe, kırtasiye ve benzeri donatılardan yoksundur. Hatta ikili öğretim yaptıkları için, Fatih İlkokulundaki öğrenciler deprem raporu nedeniyle bu okula taşınmıştır ve sabahın alaca karanlığında, Akşamın karanlığında eve dönmektedirler. Tek başına dönmeleri mümkün değildir, mutlaka yanında ailesi olmak durumundadır. Dolayısıyla da bu okulları yaparken planlamada ne kadar görerek, bilerek yapıldığı da ister istemez tartışılmalıdır.

2002 yılında kabaca 65 milyon olan nüfusumuz bugün 85 milyon; yirmi yılda yüzde 30 artan bir nüfus. Yirmi yıl, aslında, bir insanın ortalama eğitim öğretim süresidir. Bu kapasitenin doğru kullanılması gerçekleşmiş olsaydı nicel açıdan nasıl bir Türkiye'yle karşılaşmış olurduk düşünebiliyor muyuz? Düşünüyoruz ve kahroluyoruz.

PISA sonuçlarına göre, ne ilköğretimde ne ortaöğretimde kayda değer bir iddiamız yok. Yükseköğretim kurumlarımız ise tırnaklarıyla kazanmış oldukları başarıları, döneminizin bile isteyerek yıpratma politikalarıyla dünya sahnesinde her geçen gün basamak iniyoruz. Bugün, yükseköğretimdeki mevcut başarılarımız da -haklarını buradan teslim etmek gerekir ki- sizden önceki dönemlerde eğitim öğretimini tamamlamış idealist akademisyenlerimizin çabaları ve başarıları üzerinedir. Bugün, yükseköğretim kurumlarımız, onca sistematik yıpratmaya rağmen yurt dışında biliniyorsa bu, önceki nitelikli ekibin kurmuş olduğu diyalogların, iletişim ağlarının bir sonucudur. Buradan kendilerine çok teşekkür ediyorum.

Öğretmenlerimizin büyük kentlerde ve turizm bölgelerinde konut kiraları nedeniyle artık orada sürdürülebilir eğitim içinde olmaları mümkün değildir. Muğla'nın Bodrum, Marmaris, Milas, Menteşe gibi ilçelerimizde ev kiraları 10 bin lirayı bulmuş durumdadır.

OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Sayın Özcan, tamamlar mısınız.

SUAT ÖZCAN (Muğla) - Bu koşullarda lojman yapılması gerekmektedir. Bunu da düşünüyor musunuz diye soruyorum.

Teşekkür ediyorum.