| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/286) ve 2021 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/285) ile Sayıştay tezkereleri |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 6 |
| Tarih | : | 07 .11.2022 |
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, basınımızın ve Komisyonumuzun değerli emekçileri; herkesi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, Bakanlığın bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum.
Değerli arkadaşlar, Ticaret Bakanlığının durumunu konuşabilmek için önce iktidarın "yeni ekonomik model" olarak adlandırdığı ancak hiç de yeni olmayan, kısaca "değersiz lira, ucuz emek gücüne dayalı ihracat" stratejisinden oluşan modelin genel ahvali üzerinde durmak gerekiyor. Bu modelin hiçbir resmî ekonomi belgesinde bu adla yer almadığını da not etmek istiyorum. Yeni ekonomik modele baktıktan sonra, ticaretin aktörü toplum kesimlerinin genel ekonomik resimlerini çıkartmak istiyorum çünkü bunu yapmadan ticaret stratejimizin ne olduğunu anlamak, bunun toplum kesimlerine ne getirdiğini ya da götürdüğünü tespit etmek mümkün değil.
Yeni ekonomik modelle başlarsak, pandemi küresel ekonomideki tedarik zincirinin zayıflığını ortaya koydu. Evet, ticaret kapanınca kapitalist merkezler ucuz da olsa uzaklarda üretim yapmanın sakıncalarını yaşadı, buna Ukrayna-Rusya savaşı da eklenince tedarik zincirleri iyice kırılganlaştırdı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay bu sene bütçe sunumunda bunu açıkça dile getirdi, dedi ki: "Salgının gecikmeli etkileri, Rusya-Ukrayna savaşı, ticari gerilimler ve diğer bölgeler, jeopolitik sorunlar küresel üretim merkezlerinin Doğu Asya'da yoğunlaşmasının sakıncalarını gündeme getirmiştir. Tedarik zincirlerindeki aksaklıkları azaltmaya yönelik alternatif üretim merkezi oluşturma çabaları küresel düzeyde devam etmektedir. Mevcut riskler bir yandan yakından takip edilirken bir yandan da bu risklerin Türkiye ekonomisi için yeni fırsatlar getirebileceği hususu Hükûmetimizce dikkate alınmaktadır." İşte, yeni ekonomi modelinin temelinde pandeminin yarattığı bu yeni küresel koşullardan yararlanma hevesi yatıyor. Bu başlı başına kötü bir şey değil belki, koşullar değişir ve iktidarlar bu değişen koşullardan yararlanabilir fakat bundan yararlanırken neyi gözden çıkardığınız, hangi yolları tercih ettiğiniz önemlidir.
Bu noktayı açmak istiyorum Sayın Bakan. İktidar şöyle bir hesaba girişti: "Madem ABD ve AB'ye yakın yeni üretim merkezleri önümüzdeki dönemde revaçta olacak, ben de buna göre ekonomimi yeniden şekillendireyim. Eğer ben kuru yükseltir dolayısıyla emeği ucuzlatırsam yeni üretim merkezi olmaya güçlü bir aday olurum. Değersiz lira ve ücretleri baskılayarak ucuz emek sömürüsü merkezi olan ülkeye benzeyebilirim. Eğer üretim merkezi olursam da ihracat artar, ithalat azalır, cari denge kontrol altına alınır, böylece kur üzerindeki baskı azalır ve enflasyon düşer."
Öyleyse yeni ekonomi modelinin bir bilançosuna hep beraber bakalım böyle mi olmuş. Türkiye'nin dış ticaret tablosu giderek kötüleşiyor. Özellikle bu yılın başından itibaren dış ticarette negatif rekorlar birbirini izliyor. Ham madde ve yarı mamul malı geçmiş yıllara göre daha pahalıya alıp daha pahalıya satıyoruz. Maliyet kaynaklı fiyatlar dolayısıyla ihracattaki artış var ancak enerji fiyatlarındaki yükselişle birlikte ithalatın artışı ihracatın katbekat üzerinde. Son aylarda enerji ithalatındaki azalış negatif etkiyi sınırlıyor, dolayısıyla Türkiye vazgeçilmez olmayan katma değeri düşük ihracata konu mallarını daha ucuz fiyata ihraç ederken ithalatı her geçen ay daha yüksek fiyatlarla gerçekleştiriyor.
Bazı veriler paylaşmak istiyorum netleştirmek adına. Yıllıklandırılmış bazda dış ticaret açığındaki artış 1997 krizinden bu yana ilk kez yüzde 138 seviyesinde gerçekleştirildi. İthalat ilk kez 300 milyar dolar sınırını aştı, üstelik yıl bitmeden. Dış ticaret açığında ilk on aylık artış yüzde 168,5'e ulaştı. Ocak-Ekim 2022 döneminde dış ticaret açığı 91,1 milyar dolarla cumhuriyet tarihinin en yüksek on aylık açık rakamına ulaştı. Dış ticaret açığı ekimde geçen yılın aynı ayına göre yüzde 400'ün üzerinde artış kaydetti.
Sayın Bakan, Birleşik Krallık'la ticarette 6 milyar dolar dış ticaret fazlası yapıldığından bahsetti sunumda ama dış ticaret açığı on bir yılın ardından ilk kez 100 milyar doları aştı, bundan bahsetmedi. En son Temmuz 2011'den Şubat 2012'ye kadar olan dönemde dış ticaret açığı 100 milyar doların üzerinde seyretmişti, ihracat fiyatlarının ithalat fiyatlarına oranını ifade eden dış ticaret haddi 73 seviyesiyle endeks tarihinin en düşük seviyesini gördü. Bu rakam aynı zamanda ihracatta ucuzluk rekoruna işaret ediyor. Kısacası ihracat ucuzladı ucuzlamasına ancak tablo olumluya dönmedi, tersine devasa bir dış açık sorunu yaşanıyor. Oysa yeni ekonomi modeli ya da Türkiye ekonomi modeli TL'nin değerinin düşük tutularak dış ticarette ve cari dengede fazla verileceği, bu yolla döviz talebinin aşağı çekileceği ve enflasyonun da kontrol altına alınacağı varsayımına dayanıyordu. Gerçekler, yeni model varsayımını altüst etti. Zaten 2016 sonrasında ekonomik büyümenin ritmini kaybetmesine neden olan, 2018'den itibaren fantezilerle ülkeyi 3 döviz krizine sürükleyen, 2021 sonundan itibaren enflasyona karşı mücadele edilemeyeceğinin ilanıyla ülkeyi son seksen yılın en dik artışlı enflasyonist sürecine sokan, 2016'dan bu yana emek aleyhine tarihî bir bölüşüm şokunun yaşanmasına neden olan, iş gücünün beşte 1'inin geniş tanımlı işsizliğe demir atmasına neden olan ve dış açıkları tarihî zirvelere taşıyan bir iktidarın yeni bir ekonomik modeli ortaya koyabileceğini düşünmek bile hayal olurdu. Gerçek şu: Hem iç ticarette hem dış ticarette hem üretici açısından hem esnaf açısından hem de tüketici açısından hemen hemen her alanda derin bir ekonomik buhran yaşanıyor arkadaşlar. Peki, bu model neyin pahasına hayata geçirildi? Yoksulluğu derinleştirmek pahasına.
Emeği ucuzlatma stratejisinin sonunda bölüşüm nasıl gerçekleşmiş, şimdi bir de ona bakalım. 2021 yılında iş gücü ödemeleri bir önceki yıla göre yüzde 31,7 artarken brüt işletme artığı karma geliri yüzde 50,7 artmış. 2022 ikinci çeyrekte ise iş gücü ödemeleri yüzde 66,4; net işletme artığı karma gelir ise yüzde 134,7 artmış. Önce yalın bir gerçeğin altını çizelim: Bu veriler siyasi iktidarın "Çalışanları enflasyona ezdirmedik." demagojisini gözler önüne seriyor. Ezdirdiniz, üstelik resmî enflasyona bile ezdirdiniz. 2021 yılı resmî enflasyonu yüzde 36,1'dir Sayın Bakan. 2021 yılı brüt iş gücü ödemeleri enflasyonun yüzde 4,4 altında kaldı. 2022 yılı ikinci çeyrek sonunda resmî enflasyon yüzde 78,6'dır, ikinci çeyrekte brüt iş gücü ödemeleri resmî enflasyonun 12,2 puan altındadır. Buna karşılık sermaye kazançları sırasıyla 14,6 ve 56,1 puan resmî enflasyonun üzerindedir. Nüfusun en zengin yüzde 5'i dışındaki tüm kesimlerin yoksullaştığı ortadayken Hazine ve Maliye Bakanı "Yirmi yıldır bu ülkeyi hiç ama hiç kimse 'Beni enflasyonun altında ezdirdiler.' diyemez." diyebilmiştir. Ne acıdır ki aynı gün Sayın Bakan, bankaların 36 ay taksitle kaban ve mont kredisi vereceği açıklanmıştır. Kara bir mizah. Demagojinin lüzumu yok, zaten siz de Sayın Bakan, Bingöl'de konuşmanızda enflasyon ortalaması verirken son yılları hariç tutmuştunuz. Siz de farkındasınız, işçileri, emekçileri bal gibi enflasyona ezdirdiniz. Bunu TÜİK'in resmî verileri bile saklayamıyor.
Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; dünya ticaretinden aldığımız pay azalıyor ve niteliksizleşiyor. Yanlış ekonomi politikaları sonucunda bugün neredeyse elimizdeki tek güçlü denebilecek ihracat kalemi beyaz eşya. Türkiye'nin ihracatı artıyor gibi görünse de kilogram başına ortalama ihracat birim fiyatı 1,6 dolar seviyesinden 1,09 dolara kadar düştü. Şu çok açık ve net ki Türkiye katma değerli ürünler üretmiyor. Dünya ortalamasına göre hâlen genç bir popülasyonumuz olsa da ülkemizin yaşlanma hızı dünyadaki diğer ülkelere kıyasla çok daha yüksek. Türkiye ucuz iş gücü ihraç etme iddiasıyla dünyada güçlü bir yere gelemez. Önümüzdeki on yılda robotlaşmanın ve otomasyon sistemlerinin hızlanmasıyla birlikte iş gücü avantajı da yok olacak. İçinde bulunduğumuz şartlarda Türkiye sosyal adaletsizliğin zirve yaptığı bir ülke hâline gelmiştir, insanımız bunun acısını her gün daha da sert biçimde yaşıyor. Türkiye'de özellikle gençler ekonomik sıkışmışlıktan kurtulmak için kriptolara, borsalara hücum etti ve Türkiye bu alanda dünyada 5'inci en büyük pazar hâline geldi; hayal kırıklıklarıyla dolu bir gençliğimiz var.
Artık inovasyonu tüketen bir pazar konumundan inovasyonu üreten bir merkeze dönüşme zorunluluğumuz var. Aksi hâlde gelişmişlik seviyesinde daha alt sıralara düşmemiz kaçınılmaz.
Dünyadaki bu hızlı dönüşüme cevap veren, güven ve altyapının sağlanması Türkiye'nin geleceği için hayati önem taşıyor. Küresel ölçekte yeni ve akıllı bir altyapıyı kurmak zorundayız. Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun ifade ettiği gibi Türkiye'ye hızla nefes aldırmak ve bu derin krizden çıkmak için temiz yatırıma ihtiyaç var. Bugün ülkemiz maalesef kara para kaynakları için cazibe merkezi hâline dönüştürülmüştür. Sokaklarımızda metamfetamin gibi uyuşturucu maddeler kol gezmekte, yabancı mafya ve çeteler birbirini infaz ederek hesaplaşmaktadırlar. Kara paranın beraberinde getirdiği uyuşturucu gençlerimizin hayatını da ele geçirmektedir. Bu nedenle kara parayı ülkeden kovup acilen temiz yatırımlara yönelmek şarttır. Temiz para gelirse kara para gider, bu para hem halka iner hem işsizliği bitirir hem de uyuşturucuyu sokaklarımızdan söküp atar. Sürüklendiğimiz krizler girdabının tek çözümü budur. Kuracağımız düzende ülkemiz, dünyadaki yenilikçi kaynakları hızla kendisine çeken, refah seviyesinin arttığı, gelirin tabana yayıldığı, sosyal adaletin tüm yönleriyle tesis edildiği bir ülke olacaktır; vatandaşlarımızın kuşkusu olmasın.
Sayın Bakan, Bakanlığınızın görevlerinden biri yerli sanayinin korunmasıyla ilgili tedbirleri almaktır. Sormak isterim, bugüne kadar hangi yerli sanayiyi korudunuz? SEKA özelleştirildi, ülkede kâğıt üretimi tamamen bitti. Kâğıt fiyatları dolar bazında belirleniyor. Dolar artınca kitaptan gazeteye, ambalaj için kullanılan karton kutudan tuvalet kâğıdına kadar hepsinin fiyatı artıyor. Kâğıt sanayisini korumak için bugüne kadar ne yaptınız? Bu sanayiyi korumak için 2023 yılı bütçenizde kaç liralık kaynak ayırdınız? Sümerbank da özelleştirildi, kumaş sanayisini korumak için ne yaptınız? 2020 yılı itibarıyla pamuk ekim alanları son otuz yılın en düşük seviyesine geriledi. Dünyada en önemli pamuk üreticisi ülkelerden biri iken bugün pamuk ihtiyacının ancak yüzde 40'ı yurt içindeki üretimle karşılanabiliyor, yüzde 60'ını ithal ediyoruz ve bu ithalatın payı her yıl artıyor. 2021 yılında 250 milyon dolarlık pamuk ihracatına karşılık 2,5 milyar dolarlık pamuk ithal ettik. 2023 yılı bütçenizde kumaş sanayisini korumak için kaç liralık kaynak ayırdınız? Yerli sanayi böyle mi korunur? Bir taraftan cari açığı azaltmak için faizi indirip halkın ağır enflasyon altında ezilmesini göze alarak Türk lirası değerini kaybetsin diye politikalar izleniyor, diğer taraftan a'dan z'ye her konuda ithalata bağımlı bir ekonomi yaratıyorsunuz. Sonuç: İthalatımız ihracattan daha fazla artıyor, dış ticaret açığı ve cari açık artıyor, halk her geçen gün daha fazla fakirleşiyor. Bu durumda kim kazanıyor? Sadece faiz lobisi.
Sayın Bakan, görevleriniz arasında esnaf ve sanatkârlar ile kooperatifçiliğe ilişkin politika, ilke ve hedeflerin ilgili kuruluşlarla iş birliği yapılarak belirlenmesi ve stratejiler geliştirilmesi amacıyla çalışmalar yapmak da var. Konya kadar yüz ölçümü olan Hollanda tarım ürünleri ihracatında ABD'den sonra dünyada 2'nci. Hollanda bu başarıyı tarımda kooperatifleşmeyi teşvik ederek sağladı. Ticaret Bakanlığı tarımda kooperatifçiliği teşvik etmek için hangi politikaları uyguluyor? 2023 bütçesinde tarımda kooperatifleşmeyi teşvik eden ne kadar kaynak ayırdınız? Bu amaçla ayırdığınız kaynak, kur korumalı mevduat için ayırdığınız kaynağın kaçta kaçı? Önceliğiniz hangisidir; tarım mı, faiz lobileri mi?
Sayın Bakan, iktidarınız ekonomiyi öyle bir noktaya getirdi ki ayırdığınız kaynak da kullanılamaz hâle geldi. Geçtiğimiz günlerde esnaf ve sanatkâra kredi müjdesi verdiniz -esnaflardan bizleri de arayan oldu, odalardan da- kredi limitini 500 bin liraya çıkardınız. Bugün gidin Halkbank şubelerine, değil 500 bin, 50 bin lira bile kredi bulamıyor esnaf; kredi talep ettiğinde "Kredibilitenizde ve limitinizde sorun yok ama kredi verecek para yok." şeklinde cevapla karşılaşıyor. Limit artışının Resmî Gazete'de yayımlandığı günden bugüne kadar kaç esnaf krediye başvurdu; kaçına kredi verildi ve verilen kredi tutarı ne kadardır? Kur korumalı mevduat faizlerine kaynak aktarmaktan esnafa sıra niye gelmiyor?
Sayın Bakan, bakkallık, meslek kolları içinde, değişen ve artan rekabet ortamında derdi günden güne büyüyen bir meslek. En önemli sorunlardan biri bakkalların AVM ve zincir marketlerle rekabet edememesidir. Yıllardır zincir marketler sorununa dair bir adım atılmadı. Zincir marketlerin her yere şube açması nedeniyle birçok esnaf kepenk kapatıyor. Yarım ağızla söylenen birkaç cümle dışında ne yapıldı? Zincir marketler küçük köylerde bile pazarı ele geçirmişlerse burada esnafın hâli sizce nasıl olur? Zincir marketlerin bütçeleri, reklamları katbekat büyük, küçük esnaf buğday tanesi gibi ezilmeye devam ediyor. Esnaf, kredi borçlarından zaten kurtulamıyor, ayakta durma mücadelesi veriyor; SGK borçları, kredi borçları, EYT beklentileri, zamlar, alım-satımın düşmesi ve az oluşu, dükkân kirası, artan elektrik fiyatları ve niceleri esnafın hep gündeminde.
Sayın Bakan, Anayasa'mızın 173'üncü maddesinde ne yazıyor? "Devlet, esnaf ve sanatkarı koruyucu ve destekleyici tedbirleri alır." Devlet, esnaf ve sanatkârı kime karşı koruyacak ve destekleyecek? Büyük sermayeye karşı koruyacak, büyük sermayenin küçük işletmeleri ezmesine müsaade etmeyecek. Siz ne yapmaktasınız? 1986'da 1 olan AVM sayısı, siz iktidara geldiğiniz 2002 yılında 45 idi, bugün 448'e ulaştı 2022 ilk ayı itibarıyla. Her yeri kontrolsüzce AVM'yle donattınız, zincir marketle donattınız. Sonra da şirketlerin son yıllarda vatandaştan fazladan aldıkları paranın önemli bir bölümünü ceza keserek tahsil etme yoluna gittiniz ancak bu para vatandaştan çıkmıştı, gerçek mağdur olan vatandaşın cebinden çıkan para ne olacak, kim onu yerine koyacak?
Sayın Bakan, siz 5 büyük markete ceza kesene kadar bu 5 büyük marketin şube sayısı ülke genelinde 30 bini geçti. Bu 5 büyük zincir marketten birinin büyük hissedarı 35 milyar euro sermayesi olan Londra merkezli büyük bir fondur, diğer 4 zincir market şirketlerinin sermayesi ise 1 milyar TL'nin üzerinde. Bu kadar büyük sermayeye sahip, uluslararası gücü olan zincir marketlere karşı esnafın nasıl rekabet etmesini bekliyorsunuz? Küçük esnafı korumak için bu konuda ne gibi tedbirler almayı düşünüyorsunuz? Hayatının bir döneminde seyyar pazarcılık yapmış biri olarak söylüyorum Sayın Bakan: Küçük esnafın çektiği acıları yaşamayanlar anlamazlar. Esnaf soruyor: "Verilen sözler niye yerine getirilmiyor? Hani zincir marketlerde ekmek ve sigara satılmayacaktı, bu ürünleri sadece bakkallar satacaktı." diye.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Son bir dakikanız.
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Her türlü ürünü satan zincir marketler 70-80 mesleği olumsuz etkiliyor. Zincir marketler yazın plaj ürünlerinden tutun da kışın kış lastiğine, antifriz ve cam suyuna, eğitim sezonunda kırtasiye ürünlerine, kurban bayramlarında canlı kurbanlık satışına kadar her şeyi satıyor. Üstelik su, deterjan, yağ gibi ürünlerde fiyat birlikteliği yapıyorlar, bu da piyasada tekel hâkimiyetiyle fiyatların artmasına neden oluyor. Artan maliyetlerden dolayı esnafımız sattığı ürünün yerine yenisini alamazken büyük marketler tedarikçiden daha ucuza sipariş ettiği ürünlerle daha çok kâr ediyor. Sermayesi ve işletmesi daha küçük olan esnafımız ise tedarikçiden yüksek fiyattan ürün aldığı için zincir marketlere göre kâr marjı daha az oluyor.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Süreniz dolmuştur, birkaç cümleyle toparlayalım lütfen.
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Başkanım, bir dakika verebilir misiniz?
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Çok kısa, buyurun.
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Evet, büyüklerin lehine, küçüklerin aleyhine işleyen bir süreç var, bunu mutlaka düzeltmemiz lazım. Perakende Yasası'nın esnafı koruyacak şekilde yeniden düzenlenmesi lazım.
Son olarak, Sayın Bakan, elektrikte üçlü tarifeyi dörde çıkaralım. Sanayi, konut ve ticaretin yanında bir de esnaf tarifesi belirleyin, esnaf ve sanatkârdan daha düşük elektrik parası alın. Esnafı, sanatkârı, zengin tüccarı aynı kefeye koymaktan vazgeçin. Durum o noktaya geldi ki bazı elektrik firmaları esnafı arıyormuş son günlerde, "Mevcut tarifeye yüzde 100 zam yaparak sözleşme imzalayalım, bir yıl fiyat artışlarından etkilenmeyin." diyorlarmış. Demek ki ocak ayından sonra elektrik fiyatlarının yüzde 300 artması bekleniyor ki firmalar yüzde 200 artışı göze alarak sözleşme öneriyor. Esnafın da hâlipürmelali bu.
Bütçenizin hayırlı olmasını diliyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Çok teşekkür ediyorum.