KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; herkesi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, bir soğan üreticisi şöyle demişti: "Ben kral değil kural istiyorum." Hayatın içinden bir tespit bu, ne kadar yalın ve doğru çünkü kuralın olmadığı yerde, adaletin olmadığı yerde güven de olmuyor, yatırım da olmuyor, üretim de olmuyor, bereket de olmuyor, huzur da olmuyor. Tek adam rejiminin bütün kuralları altüst etmesi, bütün sistemi tek adamın iki dudağına hapsetmesi sonucunda, bugün cumhuriyet tarihinin en kapsamlı ekonomik kriziyle karşı karşıyayız. Tek adam rejiminin inşasıyla, ülkemizde güven ve huzur iklimi yok oldu, demokrasi ve hukuk devleti hızla yıprandı. Ülkenin tüm kaynak ve enerjisi bu ucube rejimin inşası ve tahkimi amacıyla kullanıldı. Devlette ciddi bir yönetim krizi yaşanmaya başlandı.

Diğer taraftan, Türkiye'de izlenen sıcak parayla büyüme modeli 2007'den itibaren tıkanmaya başladı. 2013'te, Amerikan Merkez Bankasının "Artık ucuz para dönemini bitiriyorum." mesajıyla Türkiye en kırılgan ekonomiler arasında anılır oldu ama iktidar ülkemizin rekabet gücünü artıracak, sanayi alt yapısını güçlendirecek, cari açığı azaltacak kapsamlı bir kalkınma ve reform programı uygulamadı; popülist, günübirlik kararlara başvurdu. 2018'de Cumhurbaşkanlığı seçimleri, 2019'da da yerel seçimler öncesinde ekonomide sahte bir istikrar algısı yaratmak için halka ait olan 128 milyar doların Merkez Bankasının arka kapısından kuralsız bir şekilde satılması buna en iyi örnektir. Devlet yönetimindeki kriz ve kalkınma stratejisinin iflası milletin cebini hızla boşaltmıştır. 2013'te 958 milyar dolar olan millî gelir 2021'de 800 milyar dolara kadar düşmüştür. 2013'te yüzde 7,4 olan resmî enflasyon 2022'de yüzde 70'leri geçmiştir. Geniş tanımlı işsiz sayısı 7 milyonun üzerindedir.

Ucube tek adam rejiminin inşa ve tahkim süreciyle başlayan, devlette yönetim krizi ve büyüme modelinin tıkanmasıyla etkisini gösteren ekonomik kriz, 2020'de başlayan Covid-19 salgınıyla birleşerek ağır bir buhrana dönüşmüştür. İktidar sözcüleri, kendi sorumluluklarını örtbas etmek maksadıyla ekonomik krizi dış güçlerin komplosu olarak sunmaya başlamışlardır. Sormak lazım, son yıllarda Merkez Bankasının kasasını dış güçler mi boşalttı? Hayır, emri Sayın Erdoğan verdi, damadı da 128 milyar doları sattı. Sonuçta, Merkez Bankasının rezerv silahını elinden aldı. Sayın Erdoğan'a "Faiz sebep, enflasyon sonuç." dedirten hangi dış güçtü, ikide bir Merkez Bankası Başkanını kovduran hangi dış güçtür; bunun sonucunda, Merkez Bankasının faiz silahını elinden alan dış güç mü? Hayır, bunları yapan "Ekonominin kitabını yazdım." diyen Sayın Erdoğan'dır.

Değerli milletvekilleri, 20 Aralık 2021 gecesi bu ülkede acımasız bir servet transferine, görülmemiş bir finansal kumpasa şahit olduk. Doların 8 lira 31 kuruşlardan 10 liraya gelmesi kırk dokuz gün sürdü, aynı doların 10 liradan 18 liraya gelmesi sadece yirmi dört gün sürdü. Sadece yirmi dört günde yüzde 44 devalüasyon. Dolar 10 lirayı geçti. Buradan soruyoruz: 18 liradan doları kim sattı, 11 liradan doları kim topladı? Kamu bankalarının sattığı, tüyü bitmedik yetimin hakkı olan 20 milyar doları kimler ucuz ucuz topladı, milletin dövizleriyle millet nasıl çarpıldı? 20 Aralık gecesi, vatandaşın uykuda olmasını, yurt içi piyasaların kapalı olmasını, Noel tatili nedeniyle yurt dışı piyasalarda da işlem hacminin sığ olmasını fırsat bilerek 20 Aralık kumpası uygulamaya konuldu. Doları köpürten iktidar, milletin alın terini, emeğini, yılların birikimini "Köpük." deyip bir gecede höpürdetti. Ortada bir komplo, kumpas, tuzak varsa hepsinin ardında iktidar var çünkü ülkemizde kural diye bir şey bırakmadı. Ülke yönetilmiyor, oradan oraya savruluyor.

Sayın Bakan, sizi tebrik etmek istiyorum. Başka ülkelerde olmayan önemli mukayeseli üstünlüklere sahip, genç ve dinamik bir nüfusa sahip, olağanüstü coğrafi avantajıyla dört buçuk saat uçuş mesafesinde 58 ülkeye; 1,5 milyar nüfusa, 22 trilyon dolarlık bir pazara erişim imkânı olan bir ülkeyi buhrana sürükleme becerisini gösterdiniz. Bu, gerçekten, meziyet ister. Hakkınızı bir konuda verelim, bir konuda çok iyisiniz: Zengini daha zengin etme. Süper zenginlerimizin servetleri pandemide, 2020'de ulusal gelirin yüzde 5'i civarındayken 2021'de yüzde 8'e çıkmış.

Yeni ekonomi modelini tarif ederken "Dar gelirli hariç, ihracatçılar kâr ediyor, çarklar dönüyor." dediniz. Yani yüzünüz kızarmadan, çarkların dar gelirliler hariç, yalnızca patronlar için döndüğünü itiraf ettiniz, yani "Zengini daha zengin yapmak için fakiri enflasyona ezdiriyoruz." dediniz. Erdoğan politikaları, zenginin faizini fakire açlıkla ödetiyor. Ülkede eğitim çökmüş, ekonomik buhranda, alım gücü erimiş, işsizlik arşa varmış, dolar tarihî zirvelerini görüyor, esnaf kepenk kapatıyor, çiftçi borç batağında, gençler çareyi yurt dışına gitmekte buluyor ama ülke ekonomisi büyüyor, öyle mi? Vay be! Milletimizin diliyle söyleyelim: Kâr etmeyen o dar gelirliler var ya Sayın Bakan, onlar iktidarınızı götürecek. Sayın Bakan, "Kimse beni enflasyona ezdirdiler diyemez." dediniz, bunu dediğiniz gün bankalar kaban ve montlar için otuz altı aya kadar varan taksitlerle alışveriş kredisi kullandırmaya başladılar, bunu da gördük, millet zamlar sonrası otuz altı ay taksitle mont almaya başladı. Ezdirmek ne kelime, vatandaşı enflasyona silindir gibi ezdirdiniz, kura ezdirdiniz, yirmi yılını yediniz, 9 kat fakirleştirdiniz, elli sene geriye götürdünüz; zamlar vatandaşı ezdi, yere yapıştırdı, markete gitmeye korkar oldu, sunumunuzda da "Vatandaşların alım gücünü ve refahını arttırıyoruz." dediniz. Sürekli vatandaşın içindeyiz Sayın Bakan. Vatandaş daha bir yıl önce aralık ayındaki asgari ücretin 2.825 lira olduğu dönemdeki alım gücünü arıyor, siz "Vatandaşın refahını artırıyoruz." diyorsunuz da kimlerin refahı arttı Sayın Bakan? Bari milletle dalga geçmeyin.

Sayın Bakan, biliyorsunuz, bu, sizi uğurladığımız bir bütçe; en geç haziran ayında iktidara geleceğiz ve kamucu, halkçı politikalarla vatandaşın derdine derman olacak bir ekonomi modelini hayata geçireceğiz. "3 Yeni K" ve "Dört Ayaklı Bir Strateji"yle ülkemizi buhrandan çıkartacağız. "3 Yeni K"yle formüle ettiğimiz: Yeni kadrolar, yeni kurallar, yeni kurumlar. Ekonomi yönetiminde ehliyet tek ölçüt olacak, bu ülkenin insan kaynaklarını liyakat düsturuyla seferber edeceğiz, kimse ötekileştirilmeyecek, "Senden, benden." diye ayrım yapılmayacak. Gelelim dört ayaklı stratejimize: Gömleğin iliklenecek ilk düğmesi ülkemizde can ve mal güvenliğini sağlamak olacak. Güçlendirilmiş demokratik parlamenter sistem bu çerçevede en kuvvetli yeni kurallarımızdan biri olacak. Stratejimizin ikinci sütununda ise borçla şişirilen değil, üreterek zenginleşen Türkiye olacak. İç ve dış tasarrufların üretime ve döviz kazandırıcı faaliyetlere yapılacak yatırımlara yönlenmesini teşvik edeceğiz; yatırım ikilemini kalıcı bir biçimde düzelteceğiz; teknoloji kullanımı ile istihdam arasındaki dengeyi sağlayacağız; yeni ve güçlü hak temelli bir sosyal devleti hayata geçireceğiz; çalışma hayatına ilişkin normları uluslararası standartlara getireceğiz; emeklimizin büyümeden pay almasını sağlayacağız; aile destekleri sigortasıyla kimseyi arkada, geride bırakmayacağız; bu ülkede hiçbir çocuk bizim yönetimimizde yatağa aç girmeyecek. Stratejimizin dördüncü ve son ayağında ise bozmadan, yok etmeden kesintisiz kalkınma yani sürdürülebilirlik var.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Son yarım dakikanız.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Ekosistem hakkı bizim yönetimimizde anayasal bir hak olacak. Biz cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında ülkemizi yönetmeye hazırız. İlk yüzyılda cumhuriyeti kurduk, ülkemize çok partili hayatı getirdik, sosyal devleti kurduk, ikinci yüzyılda da devletimizi gerçek demokrasiyle taçlandıracağız.

Bitirmeden... Sayın Bakan, özellikle birçok vatandaşımız yemek arasında bizi aradı, muhtemelen sizleri de aramıştır. Sunumumuzdan sonra basında şöyle bir haber yer aldı: "EYT'lilerin 15 Ocağa kadar çalışmalarının tamamlanacağı..." şeklinde, sizin isminize atfen. Bu sorular bize sorulmaya başlandı, biz dedik ki: "Sayın Bakanın tutanaklarında da sunumunda da böyle bir şey duymadık ama eğer kuliste basına veyahut da herhangi bir yerde böyle bir konuşma yapmışsa kendisine sorarız."

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Teşekkür ediyorum.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Son sözüm: Ateş olsa donardı, su olsa yanardı EYT'linin yerinde olsa. Onlar lütuf değil, kazanılmış haklarını istiyor. Bu konuda bize bir tarih verebiliyor musunuz Sayın Bakan?