KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, sevgili bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; herkesi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, açıklamanızda EYT'nin aralık ayı içerisinde çözüleceğini ifade ettiniz. Öncelikle sormak istiyorum: Hazırlıklar neden EYT federasyonu ve sendikalarla paylaşılmıyor? EYT mağduriyetinin temsilcisi bir sivil toplum örgütü olan EYT federasyonuna neden randevu vermiyorsunuz, neden tek taraflı çalışma yapıyorsunuz? "Biz yaptık, oldu." diye EYT'lilerin ağzına bir parmak bal mı süreceksiniz? Mağduriyet ortada ve çözüm isteği çok net. Tüm EYT'liler işe başladıklarında tabi oldukları yasaya göre, ötelenmiş emeklilik haklarını geri istiyorlar.

Herkes biliyor ki Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu'nun ısrarla gündeme getirmesi ve EYT'lilerin mücadelesiyle gündeminize almak zorunda kaldınız. Bu sorunu hakkıyla çözmezseniz, zaten iktidara geldiğimizde biz çözeceğiz.

Sayın Bakan, "Amasız, fakatsız kadro." denildi ama binlerce taşeron işçi hâlâ kadro alamadı. Kimler mi? Hastane bilgi yönetim sistemi ve bilgi işlem çalışanları -ki bu konuda önceki Bakan Sayın Jülide Sarıeroğlu da söz vermişti- Karayolları, KİT çalışanları, belediye şirket işçileri, kiralık araç şoförleri, diz protez, laboratuvar teknikerleri ve teknisyenleri, radyoloji ve MR, sterilizasyon ve dezenfeksiyon işçileri, yemekhane çalışanları, sosyal tesis çalışanları, tüm kamu çağrı merkezi çalışanları, fizyoterapistler, öğretmenevi çalışanları, polisevi çalışanları, hâkimevi çalışanları, Vakıfbank özel güvenlik görevlileri, diğer yüzde 70 engeline takılanlar ve 4 Aralık mağdurları ne zaman kadro alacak?

Ayrıca, belediyelerde sözleşmeli memur olarak çalışanlar kadro istiyor. Sözleşmeli memura kadro hakkı verecek misiniz? 111 bin yardımcı hizmetler sınıfı personeli öğrenim durumlarına göre bir defaya mahsus sınavsız atamasının yapılmasını, bu sınıfın tamamen ortadan kaldırılmasını ve yıllardır süren mağduriyetlerinin giderilmesini bekliyor; bu konuda çalışmanız var mı? 4/C'den 4/B'ye geçen özelleştirme mağdurları hak kayıpları yaşıyor, bu konuda bir çalışmanız var mı? Mevsimlik orman işçileri kadro alacak mı?

Değerli milletvekilleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi toplumumuzun her kesimini doğrudan etkilemektedir. Özelliği gereği sosyal tarafların birlikte çalışmasını gerekli kılmaktadır. Soruyorum Sayın Bakan: Ekonomik ve Sosyal Konsey on üç yılı aşkın süredir toplanmadı, niçin toplamıyorsunuz? Toplanması, yürütme olarak Cumhurbaşkanı ve ilgili bakanlar ile meslek örgütleri ve demokratik kitle kuruluş temsilcilerinin bulunması, buluşması anlamına gelmektedir; üretici ve emek güçlerinin katılımıyla, danışma niteliğinde de olsa düzenli olarak toplanması, özellikle ülkenin içine sürüklendiği iktisadi bunalım döneminde ortak akıl, ortak paylaşım için çok işlevsel olacaktır. Ancak tek adam rejiminde istişare bir tarafa itilmiştir, her şeyden önce tepeden ve tek kişinin tercihleri doğrultusunda belirlenmek istenmektedir; aynı tutum ve davranış hiyerarşik olarak her tarafa sirayet etmiştir. Örneğin, Çalışma Meclisi en son 23 Mayıs 2019 tarihinde toplanmıştır Sayın Bakan. Çalışma hayatında geldiğimiz noktayı gördükten sonra tekrar toplanmamasını normal karşılamak gerekir âdeta.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesindeki önemli oluşumlardan biri de istişare amaçlı kurulan Üçlü Danışma Kuruludur. Bu, yasal, üçlü sosyal diyalog mekanizması da yıllardır işlevini yitirmiştir. Kuşkusuz sosyal taraflarla diyalog kişisel düzeyde sürdürülmektedir ama bu diyalog sürecinde taraflar arasında ayrımcı ve tarafgir bir tutum takınıldığı kamuoyuna yansımaktadır. Hatta çoğu zaman, sosyal taraflar gelişmeleri kamuoyuyla birlikte öğrenmek durumunda kalmaktadır.

Değerli milletvekilleri, neoliberal dönemde ücretlilerin, emeklilerin, işsizlerin; kısacası iktisaden dar ve sabit gelirli milyonlarca kişinin geçim şartları giderek bozulmuştur. Bu dönemde sosyal devlet uygulamaları zayıflamıştır. Devletin sosyal harcamaları yandaşlara aktarılarak rejimin konsolide edilmesi sağlanmak istenmektedir. Uygulanan bütçe politikası açıktır; amaçlanan, sermaye kesiminin vergi yükünün azaltılması, küçültülen bütçenin ortaya çıkarabileceği kaynak fazlasının sermaye kesimi tarafından daha fazla kullanılması, devletin çekilmek durumunda bırakıldığı sosyal hizmet alanında sermayenin daha kârlı çalışabilmesi şartlarının sağlanmasıdır.

Sayın Bakan, konuşmanızda büyümeyi enflasyona karşı bir silah olarak kullanmaktan bahsettiniz ancak bu, yoksullaştıran bir büyümedir. Çalışanların ekonomik büyümeden aldığı pay azalmıştır, sermaye kesimi gelirlerini artırırken emek kesimi daha da yoksullaşmıştır. Bir örnek vereyim: Geçen bütçe görüşmelerinde, yeni asgari ücretin bayram havası yaratacak bir rakam olacağını söylemiştiniz. Sizin ifadenizle, son yılların en yüksek artışı gerçekleşti, üstüne de asgari ücret vergi dışı bırakıldı ama bunun bedeli olarak asgari geçim indirimi kaldırıldı. Sonra ne oldu? Makyaj hemen aktı, gerçek ortaya çıktı; asgari ücretin satın alma gücündeki gerileme tahammül edilemez noktaya geldiği için, asgari ücret temmuz ayından itibaren yeniden artırılmak zorunda kalındı. Peki, yeni asgari ücreti Asgari Ücret Tespit Komisyonu mu belirledi? Hayır. Kimin belirlediğini kamuoyu da Sayın Bakan, siz de biz de biliyoruz; tek adam. Şimdi, aralık ayında refah artışı verilecekmiş, her zamanki gibi, yapılan çalışmalardan yine kimsenin haberi yok. Sayın Bakan da yukarıdan gelecek işarete göre politika belirlemek durumunda. Dün "Hayır." dediğine, bugün "Evet." demek zorunda kalabilir ya da bugün açıkladığı görüş ve değerlendirmelerin yarın tam aksini savunmak zorunda kalabilir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de istihdam üzerindeki vergi yüklerini azaltmak noktasında, çalışanlardan alınan gelir vergisi oranının azaltılması, damga vergisinin kaldırılması gibi önlemlerin hayata geçirilmesi gereklidir. Vergide düzenleme sadece asgari ücret tutarı üzerinden yapılmıştır; oysa, bütün ücretleri kapsayacak şekilde, enflasyonist dönemin ihtiyaçlarına uygun olarak gelir vergisi dilimleri yeniden belirlenmelidir. 2000'den bu yana yeniden değerleme oranı kuruşu kuruşuna uygulansaydı önümüzdeki yıl gelir vergisinin ilk dilimi 71 bin lira değil, 182.109 lira olacaktı; yirmi iki yıl önce, ilk dilim, brüt asgari ücretin 21 katı iken bugün sadece 4,9 katıdır. 20 milyon ücretlinin lokması dilim dilim azalmış, gizli gizli kırpılmış, emekliler ve emekçiler dilim dilim soyulmuştur.

Sayın Bakan, konuşmanızda "Sosyal devlet, emeği sermayeye ezdirmeyen devlettir." dediniz ancak mevcut vergi politikaları bizzat emeği ezen araca dönüşmüştür. Bu konuda Bakanlığın bir tasarrufu olacak mı?

Ayrıca, Sayın Bakan, konuşmanızda "Sendikalaşmayı destekleyeceğiz." dediniz. Sormak istiyorum: Anayasal bir hak olan sendikal örgütlenme hakkını kullandığı için işten atılan işçiler için bugüne kadar ne yaptınız? İşten atılan işçileri ziyaret edip dertlerini dinlediniz mi? İşverenlere "Anayasal haklara saygılı olun." uyarısında bulundunuz mu? Davalarına dâhil olup sendikal hakkı savundunuz mu? Bir iş yerinde sendikal örgütlenme yeterli düzeye ulaşıp yetki alma aşamasında ya da yetki alındığında, işveren itiraz ederek süreci mahkemelerde yıllarca süründürebiliyor. Mahkeme, sendika lehine karar alsa işten çıkarmalar, istifa ettirmeler, tehditler nedeniyle toplu sözleşmeden faydalanacak işçi kalmıyor; bu konuda ne yaptınız?

Sayın Bakan, konuşmanızda, Amasra'da maden felaketinin yaşandığı gün saat on birde havalandırma fanının bozulduğunu, o aşamada işletmedeki sorumluların işi durdurup madenî tahliye etmesi gerekmesine rağmen çalışıldığını söylediniz. Şimdi sormak istiyorum: Bilirkişi ön raporuna göre, patlama saat 18.09'da oluyor, arada yedi saat var, bu yedi saat Türkiye çalışma yaşamının röntgenini çekmek için en kritik zaman dilimlerinden biridir.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Son yirmi saniyeniz...

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Ben o işletmedeki sorumlu arkadaşların da kimsenin kılına zarar gelmesini istemediğine eminim. Ancak ülkemizdeki iş cinayetlerinde cezasızlık hâkim olduğu için, Soma gibi bir felakette bile ailelerin ve kamuoyunun adalet talebini karşılayacak bir ceza ortaya çıkmadığı için karar vericiler sorumsuzca davranabiliyor.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Teşekkür ediyorum.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Bitiriyorum, son cümlelerim Başkanım.

Siz de teyit ettiniz ki canlarımızı göz göre göre gelen bir felaket sonrası toprağa vermişiz. "Kaza, kader değil cinayet." dediğimizde haksız mıyız? Ancak size teşekkür etmek istiyorum bir konuda: En azından, bizim yıllardır dile getirdiğimiz "İşverene bağlı işçi sağlığı ve iş güvenliği denetimi olmaz." ilkesinin haklılığını konuşmanızda teyit ettiniz. Madem böyle düşünüyorsunuz, gelin, işçi sağlığı ve iş güvenliği denetiminden taşeronu tamamen silecek düzenlemeyi hep beraber yapalım, sendikaları da işçi sağlığı ve iş güvenliği denetiminin bir parçası kılalım.

Bütçeniz hayırlı olsun.

Teşekkür ederim.