KOMİSYON KONUŞMASI

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli Komisyon üyeleri, değerli kurum temsilcileri, çok değerli basın mensupları; aslında geçen hafta teklifin tümüyle ilgili yapılan görüşmelerde ayrıntılı olarak düşüncelerimizi ifade etmiştik. Bir kere, öncelikle, o görüşlerimizi tekrar ediyoruz, hepsi tutanaklara dercedildi.

Şimdi, 1'inci maddeyle ilgili konu gündeme geldi. Şimdi, 1'inci maddedeki mesele, daha önce de söylediğimiz gibi, özetle, biz kadının kılık kıyafetinin, başını örtüp örtmemesinin siyasetin malzemesi olmasını istemiyoruz. Geçmişte birçok hikâyeler dinledik ve burada dinlediğimiz yaşanan hikâyeler, -"hikâye"yi olumsuz anlamda söylemiyorum- ve bu yaşanan hikâyeleri dinlediğimizde gerçekten de üzücü, rahatsız edici hikâyeler ama Türkiye'de artık siyasetin bu süreci geçtiğini, bu meselenin uygulamada, pratikte çözüldüğünü de biliyoruz. Bunu sadece biz söylemedik, biz de söylüyoruz, Sayın Genel Başkanımız söylüyor, Sayın Cumhurbaşkanı da söylüyor yani biz ilk defa bu kanun teklifini verdiğimizde de Sayın Cumhurbaşkanı "Biz bu meseleyi çözdük." dedi, ilk söylediği şey. Arkasından, keşke o talihsiz sözü etmeseydi, "Bu, gollük pas." dedi; işte, bütün mesele o. Orada, geçen haftaki görüşmede de söyledim. Bu kanun teklifinin, Anayasa değişiklik teklifinin üç sayfa gerekçesi var, o üç sayfa gerekçe aslında iki kelimede saklı: Gollük pas. Gerekçeyi atın, yerine "gollük pas" yazın, gerekçe bu. Bugüne kadar, bu geçen haftadan bu yana ortaya çıkan gelişmeye baktığımızda da ne yazık ki aynı niyetin devam ettiğini görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, geçen hafta da anlattık. Peki, bu konu çözüldüyse ki Sayın Kılıçdaroğlu'nun da katkısı orada ifade edildi, üniversitelere girişle ilgili süreçte, Mecliste başörtüsüyle ilgili meselelerde tutumumuz bellidir ve bu, tarihe, kayıtlara geçmiştir ancak bütün buna rağmen kanun teklifini niye verdik? Bunu geçen hafta anlattım. Verme sebebimiz çok net. Siyaset, ne yazık ki iktidar bu meseleyi kampanya malzemesi hâline getirme niyetinde, sıkıntı burada, bizi üzen bu, karşı çıktığımız şey bu. Kadının kılık kıyafet özgürlüğü kampanya meselesi hâline getirilemez, getirilmemelidir, siyasetin alanından çıkarılmalıdır.

Şimdi, bunu birkaç yerde görüyoruz. Birincisi, Sayın Cumhurbaşkanı konuşmalarında "Biz seçimi kaybedersek siz bütün kazanımlarınızı kaybedersiniz. Aman ha, dikkat edin, kızlarımız, çocuklarımız okullara giremez yeniden." dedi. Yetmedi, arkasından ilahiyatçılar devreye sokuldu. Muhafazakâr kesimin itibar ettiği, yazılarını okuduğu ilahiyatçılar benzer açıklamalar yaptı ve bu çerçevede, bir kampanya hazırlığı olduğu ayan beyan ortada. Ve başka bir nokta daha var: Gerçekten, geçen hafta dinlediğimiz, yaşanan o büyük travmatik sürecin arkasından onu yaşayan ancak bugün AK PARTİ'yle gönül bağını koparmış bir kesimin de zaman zaman bu endişeyi yaşadığını "Ya, gerçekten kaybedilirse, AK PARTİ iktidarı kaybederse, Millet İttifakı seçimi kazanırsa biz bu kazanımlarımızı kaybeder miyiz?" endişesi içerisinde olduklarını ve bu endişeyi çeşitli kanallardan samimiyetle Genel Başkanımıza, bize ilettiklerini biliyoruz. O zaman da bu bir samimiyet testidir. Çıktı Sayın Genel Başkanımız, "Hadi, buyurun, gelin, kanun teklifini ben veriyorum. Bu kanun değişikliğinde eksiklik varsa gelin, siz oralarını düzeltin, kanunu değiştirmek Anayasa'yı değiştirmekten daha kolaydır, getirin, geçirelim." dedi. Hayır, ne dendi buna karşı? Bundan rahatsız oluyorsunuz biliyorum ama tekrar edeceğim, kusura bakmayın, "gollük pas" dendi. İşte -arka planı- ilk anda söylenen söz gerçek niyeti ortaya vuran sözdür her zaman. Sonuçta, gerekçe de şöyle üretildi; tabii böyle deyince "Anayasa değişikliği yapalım o zaman." yani şu düşünüldü: "Cumhuriyet Halk Partisi bu meselede Anayasa değişikliğine yanaşamaz, yanaşmamalı, zinhar bu meseleyi Cumhuriyet Halk Partisinin dışında tutmak zorundayız." Böyle bir düşünce, beklenti, istek var. Şimdi, bunu söylerken de bir gerekçe uyduruldu, dendi ki: "E, canım Anayasa'ya koyalım ki yarın bir gün başka bir iktidar gelirse o değiştirmesin." Değerli arkadaşlar, aslında bu, Anayasa'da var. Uygulamadan kaynaklanan problemler nedeniyle Anayasa Mahkemesi yanlış kararlar vermiştir, siyaset bunu kendi anlayışına göre yorumlamıştır; bunlar uygulamadan kaynaklı problemler. Basın özgürlüğü konusunu nasıl yanlış uyguluyorlarsa, düşünce özgürlüğü meselesi nasıl yanlış uygulanıyorsa, kılık kıyafet özgürlüğü, temel haklar da siyasetin, hâkim siyaset kültürünün yanlış uygulamasıyla geçmiş dönemde böyle yapılmış. Ha, sonra... E, bugün böyle bir mesele yok, bugün Anayasa buna engel değil ancak yine de bu endişeyi giderecekse biz dedik ki: Peki, o zaman, bu konuda gerçek anlamda güvence sağlayacak noktada, biz İYİ Parti ile Cumhuriyet Halk Partisi olarak -geçen haftaki konuşmada da söyledik- biz de kendi değişiklik önerimizi verir ve anayasal düzeyde çözülmesi arzu ediliyorsa bu güvenceyi de bu rahatsızlığı hissedenler güvence altında olsunlar diye... Yoksa bunu siyaseten istismar etmek isteyenlerle bizim bir meselemiz, onlarla vakit kaybedecek hâlimiz yok. O istismar niyetinin yine de bu meseleyi çözmemek üzere kurgulandığını biliyoruz ama o kızlarımız, kardeşlerimiz, vatandaşlarımız, evlatlarımız, bacılarımız, teyzelerimiz, annelerimiz için bu mesele Anayasa'da yazılacaksa evet, varız, biz kendi teklifimizi vereceğiz dedik ve şimdi üzerinde konuştuğumuz bu teklifi verdik.

Şimdi bunun çözülmemesi üzerine kurgulandığını 41'inci maddenin oraya kuyruk olarak eklenmesinden biliyoruz. Yani ben merak ediyorum, kızlarımızın başının açık olup kapalı olmasıyla, işte, LGBTİ'yi ya da başka bir meseleyi yan yana hangi zihniyet bir araya getirebilir? Niye ikisini bir pakette görüşme ihtiyacı duyuyoruz? Ya, somut bir problem var, bunu çözüyoruz. Niye ikisini? Sonra, 41'inci maddeyle ilgili aileyi koruma meselesi, Medeni Kanun'da güvence altına alınmış bir mesele, Nüfus Kanunu'nda güvence altına alınmış bir mesele; toplumda böyle bir beklenti yok, toplumda böyle bir istek yok. Bu konuda Kamu Başdenetçisi burada, geçen hafta da sordum, Kamu Denetçiliğine gelmiş bir tane müracaat yok bu konuda. Bu konuda Sayın Adalet Bakanına sordum geldiğinde görüşmek için bize, ilk geldikleri zaman heyet hâlinde, ben de vardım: "Ya, Sayın Bakan, bizim bilmediğimiz, buna ilişkin talepler mi var? Bunları bir paylaşın, hakikaten tehdidin boyutunu görelim." diye. Yok. Ancak aileyi, çocuğu korumaya, kadını korumaya ilişkin başka tehditler var. Her gün sabah gazetelere baktığınızda, internet sitelerine baktığınızda, çocukların tacizi, işte, erkek-kadın fark etmiyor yani çocukların, kız çocuklarının, erkek çocuklarının çeşitli yerlerde çeşitli biçimlerde tacizi, kadına karşı şiddet, aile içi şiddet, taciz, tecavüz; bunlarla ilgili birçok rahatsız edici, insanın içini dışına çıkaran haberler var. İşte, getirsek -yani polemiğini yapmaktan bile utanıyoruz, sıkılıyoruz- sayfalarca çıkarmak mümkün. Danışmanıma dedim; bir not çıkar, ne kadar... Sadece bir saatte çıkardığı not bu.

Şimdi, 41'inci maddeyle ilgili "Aileyi koruyacağız, kadını koruyacağız." İyi, güzel. Getirilen teklife bakıyoruz, sorun olmayan bir mesele, Medeni Kanun'da var olan bir şeyi Anayasa'ya taşıyalım. Çocuk tacizleri ne olacak? Onlarla ilgili hiç rahatsız edici bir şey yok mu? Bir endişe yok mu? Onu Anayasa'ya taşıyıp da koruma ihtiyacı yok mu? Yok. Niye? Çünkü mesele başka. Ha, yanlış anlaşılmasın, oradan bu söylediğim söz, bu teklifi hazırlayanlar o işlerden rahatsız değil demek istemiyorum, bunu yakıştıramam, bu doğru değil, başka bir şey var. Mesele, "Biz nasıl olur da bu konuda reddettiririz, "hayır" verdiririz, bu işi uzlaşmayla çözmek yerine bu işi siyasi istismar konusu, siyasetin malzemesi olarak kullanmaya ne kadar devam edebiliriz?" düşüncesi hâkim.

Şimdi, değişiklik teklifimizde ne dedik? Bakın, başını örtmesi ya da örtmemesi ikisi birlikte güvence altına alınmak zorunda; birincisi bu. Kılık kıyafetine karışılmamasının güvence altına alınması gerekiyor; mesele bu. Yani çocuklarımızın başörtüsüyle ilgili... Çünkü endişeler hâkim siyaset kültürü değiştikçe değişiyor. Hâkim siyaset uygulaması değiştikçe dün başını örtmek isteyenler kendilerini tehdit altında görürken bugün başını açmak isteyenlerin kendilerini endişe içerisinde gördüğü bir iklime doğru sürüklenebiliyoruz; her ikisini güvence altına alalım. Dün yaşanan travmalar başka türlü de yaşanmasın; eyvallah, biz buna varız. Ha, bunu yaparken de siyasi iktidarların hâkim inanç yaklaşımlarına göre fırsat vermeyelim. Uygulayıcıların ister hukuku uygulasın ister kurumsal olarak kurumlarda... Devlet kurumlarında iktidar gücünü kullanırken yetki kullanabilme imkânında olanların kendi anladıkları çerçevede "dinî inancı" diye bir tarif; farklı kesimlere, farklı inançlara, farklı mezheplere hatta inanmayanlara göre değişen bir yaklaşım, Anayasa'nın, Anayasa'daki bir özgürlüğün referansı olamaz arkadaşlar. Neye inanıyorsa ister dinî inancı gereği ister ahlaki düşüncesi gereği ister başka bir sebeple başını örtsün ya da örtmesin, kılık kıyafetiyle ilgili meseleyi biz buna bağlayalım. Bunun dışındaki bir yapı yarın -biraz önce Sayın Grup Başkan Vekili Erhan Usta çok güzel ayrıntılı anlattı, tekrar etmeyeceğim- bu dini tarif etme hakkını kendinde bulunduranların "Dinî inanç nedeniyle değildir senin bu kıyafet tercihin." deme hakkını da kendinde bulundurdukları bir başka yanlış uygulamaya kapı açar. O yüzden, bu mesele, dinî inanç referanslı değil -özgürlükler referanslı- kişinin özgürlükleri referansıyla tarif edilmesi gerekir. Dolayısıyla son fıkradaki konuda alınan ya da verilen bir hizmetin gereği doğal olarak kılık kıyafetle ilgili düzenleme var, zaten teklifi hazırlayanlar da onu bildikleri için burada bir düzenleme ihtiyacı doğurmuşlar. Orada da güvence altına alınacak şey "Başörtüsünü güvence altına alalım, başını açmak zorunda bırakmasın." Ama kılık kıyafetle ilgili düzenlemeyi bu çerçevede yine bir dinî referans üzerinden yürütmenin doğru olmayacağını söyledik.

Şimdi gelelim işin son kısmına, toparlıyorum, bitireceğim Sayın Başkanım. Şimdi, biz geçen haftaki görüşmelerde çok net biçimde önerge vereceğimizi söyledik 24'üncü maddeyle ilgili. Yani bu 1'inci maddede, değişiklik teklifinin 1'inci maddesi... Anayasa'nın 24'üncü maddesindeki teklifle ilgili değişiklik önergesi vereceğimizi -İYİ Partiyle ilgili- söyledik. Şimdi, İYİ Partiye teşekkür ederiz, sağ olsunlar. Gidip İYİ Partiye "Ya, bu konuda nedir önergeniz, gelin bakalım, bir görüşelim." denmiş. Bizi aradılar, bilgilendirdiler, görüşmenin sonucunu da bilgilendirdiler, biz hem önergeyi hazırlarken, hem de o süreci sürekli birlikte takip ediyoruz. E, şimdi biz de bekledik, bize niye gelmediler teklif sahipleri, ben merak ediyorum. Yani biz de "Teklifi beraber vereceğiz." dedik, bize niye gelmediler; ben bunu merak ediyorum.

FETİ YILDIZ (İstanbul) - Siz teklif vermediniz.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Hayır, verdik. Aynı teklifte bizim de imzamız var. Şimdi, Sayın Başkan...

FETİ YILDIZ (İstanbul) - Saat on birde sorduğumuzda "Yok." dediniz.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Feti Başkan, biz...

FETİ YILDIZ (İstanbul) - Ben sordum, ben sordum.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Hayır, burada kayıtlara bakın, tutanaklara bakın. "Teklif vereceğiz bu konuda." diye bizim de bir beyanımız vardı ve teklifi daha bugün verdik -oraya teklifi bugün verdik- hazırladığımız teklifi. Şimdi bize gelinmedi, ben biliyorum niye gelinmediğini. İstedikleri kadar inkâr etsinler, basın burada, yazsın diye söylüyorum. Bize gelmeme sebepleri şu: Bu işin geçmesini istemiyorlar. "Bu arada bir taşla iki kuş vurabilir miyiz?" Bir, "Millet İttifakı'nı dağıtabilir miyiz?" İki, "İYİ Parti ile CHP arasına nifak sokabilir miyiz?" Yani bir koyundan kırk post çıkarabilir miyiz? Çıkaramazsınız, çıkaramazsınız. Öyle bir şey yok.

RECEP ÖZEL (Isparta) - İyi niyet okuyorsun.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Yahu, ne niyeti? Allah için bundan daha ötesi var mı?

RECEP ÖZEL (Isparta) - Vallahi niyet okuyorsun.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Ya, niye gelmediniz? Niye gelmediniz?

FETİ YILDIZ (İstanbul) - Neler düşünmüşsünüz?

RECEP ÖZEL (Isparta) - Hiç öyle bir niyetimiz yoktu.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Ya, ben de düşüncemi söylerdim. Niye gelmediniz?

Değerli arkadaşlar, netice şudur: Bu çerçevede biz 24'üncü maddeyle ilgili tutumumuzu söyledik, tek değişiklik teklifimiz budur. "Kanun teklifi turnusol kâğıdıdır." demişti Sayın Genel Başkanımız kanun teklifini verdiğinde. Şimdi de diyoruz ki madem onu gollük pas gördünüz, buraya getirdiniz, şimdi de bu değişiklik önergesi turnusol kâğıdıdır. Bakacağız, turnusol kâğıdı hangi renge dönecek, ondan sonrası Allah kerim.

Hepinize teşekkür ediyorum, sağ olun.