KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Depremde hayatını kaybeden yurttaşlarımızı rahmetle anıyorum, yaralılara da acil şifalar diliyorum. Hep beraber inşallah bu yaraları mümkün olan en kısa sürede sararız.

Şimdi, bu düzenlemede bizim Komisyonumuzu ilgilendiren maddeler var yani buraya Tarım ve Orman Bakanlığı olarak getirdiğiniz, milletvekili arkadaşlarımızın hazırladığı, birlikte hazırladığınız, birlikte değerlendirdiğiniz bir yasal düzenleme bu. Ama burada en önemli şey, aslında, Türkiye'de iklimi ilgilendiren yani iklim krizi sebebiyle yapılan tüm çalışmaların, bir iklim müzakereciliğinin, iklim başmüzakerecisi Çevre ve Şehircilik Bakanlığıyla istişare içinde yapılması gerektiğidir çünkü ormansızlaşmayla ilgili konu sadece sizin Bakanlığınızı ilgilendiren bir konu değil. Glasgow'da geçen sene yapılan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı'nda 100'ün üzerinde ülkenin imzaladığı bir deklarasyon var, bizim adımıza da orada bunu Çevre ve Şehircilik Bakanlığında İklim Başmüzakerecesi Mehmet Emin Birpınar arkadaşımız imzaladı. Dolayısıyla, ormansızlaşma, sulak alanlar doğrudan iklim krizini ilgilendiren konular. Çevre ve Şehircilik Bakanlığıyla birlikte hazırlanması gereken ormanla ilgili konuların, tabii enerji politikalarının da bir koordinatör bakanlık gibi düşünülerek o şekilde hazırlanması ve burada Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bürokratlarının da olması gerektiğini düşünüyorum; bunu bir eleştiri olarak söylüyorum.

Kim var Çevre ve Şehircilik Bakanlığından?

ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ, İZİN VE DENETİM GENEL MÜDÜRLÜĞÜ ÇEVRE DENETİM DAİRE BAŞKANI BARIŞ ECEVİT AKGÜN - Ben varım efendim.

MURAT BAKAN (İzmir) - Çevre Denetim Daire Başkanı yani iklim müzakereciliğine ilişkin bir şeyi yok arkadaşımızın. Ben ne Glasgow'da ne de Mısır'da Sharm El-Seyh'de görmedim yani onun alanı değil benim söylediğim. Yine de bu eksiği değerlendirmek istiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Bakanlık, bir defa benim açımdan iklim kriziyle ilgili konularda sınıfta kalmış bir bakanlık. Yani, çok şey var söylenecek. Biz çok uzun süre bir çalışma yaptık, sizin Bakanlığınızın bürokratları, Devlet Su İşlerinin bürokratları da katıldı, hatta raportör arkadaşlar sizin Bakanlığınızdandı. İklim değişikliği ve kuraklıkla mücadeleyle ilgili bir Meclis araştırması komisyonu kuruldu, Sayın Yusuf Ziya Yılmaz, Sayın Sibel Ersoy'la o Komisyonda biz beraber çalıştık, ben de vardım, başka milletvekili arkadaşlarımız da vardı ve bunun sonunda çok kapsamlı bir rapor hazırladık ama bu rapora ilişkin Bakanlığın yaptığı en ufak bir şey yok. Bakın, o raporda biz gittik, yerinde inceleme yaptık; mesela, Kırşehir Seyfe Gölü'nde TİGEM'in sulu tarım yaptığı arazisi var. Seyfe Gölü bitmiş yani yüz binlerce flamingo havalandığında gökyüzünün karardığı bir göldü Seyfe Gölü, şu an yok; TİGEM o gölü kurutmuş ve şu an hâlâ orada yer altından su çekerek sulu tarım yapmaya, hayvancılık yapmaya orada devam ediyor.

Yine, bizim orada tespit ettiğimiz konulardan biri, Konya kapalı havzasında ciddi anlamda kuraklık var. Göksu Nehri'nden su getiriyorsunuz oraya Mavi Tünel'le -2015'te sanırım açıldı tünel- ama o da zaten yanlış bir iş, kökten yanlış bir iş çünkü havzalar arası su transferi hem istilacı türlerin gelmesine, yayılmasına sebep oluyor hem de suyu aldığınız havzada biyolojik çeşitliliği etkiliyor; o suyu aldığınız havzadaki nehrin döküldüğü noktada suyu azaldığı için oradaki tarım bölgelerinde sularda tuzlanma oluyor yani bir sürü olumsuz özelliği var ama bu devam ediyor. Orada ürün desteğini değiştirmekle ilgili yapılan hiçbir çalışma yok, biz o zaman söylemiştik, şeker pancarını stratejik ürün olarak Konya kapalı havzasında belirlemişsiniz; burada -o zaman sizin yetkiliniz söyledi- hâlâ stratejik ürün. Yani bir bürokrat -sizin bürokratlarınız oldu- o kitapçığı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin raporunu alıp okumaz mı? Okumamış.

Devlet Su İşleri... Bütün sulak alanları yaptığınız barajlarla, göletlerle "Onun sonuçları ne olur?" diye düşünmeden kuruttunuz. Burdur Gölü'nün yüzde 60'ı yok olmuş. Dünyada dik kuyruklu ördeğin olduğu, ürediği bir alandı Burdur Gölü, şu an dik kuyruklu ördek yok.

Dolayısıyla, bir başka konu; bizim için yani çevresel açıdan ormanlar -iklim konusuyla ilgili çalışan bir milletvekili olarak söylüyorum- en önemli karbon yutak alanımız, sulak alanlar ve orman; her ikisi de sizin Bakanlığınıza bağlı, her ikisinde de ciddi sıkıntı var.

Yine, Orman Genel Müdürlüğünün bütçesiyle ilgili, o zaman önceki Bakan -hani Bakanlıktan affını isteyen ama affını istediğinden kendisinin de haberi olmayan- Bekir Pakdemirli "Biz orman ürünleri satarak cari açığı kapatıyoruz." demişti ve o zaman dönemin Orman Genel Müdürü de -aynı arkadaş devam ediyor mu, bilmiyorum- aynı şeyi tekrar etmişti: "Biz cari açığı kapatıyoruz, şu kadar çok orman ürünü satıyoruz." Biz ormanı yaşam kaynağı olarak görüyoruz, iklim krizine karşı en çok direnç gösterecek alanlar olarak görüyoruz ama ne yazık ki Bakanlığınız, şu anki Bakanınız da aynı şekilde, o da aynı şeyi tekrar etti. Çünkü bütçe değerlendirmelerinden bunu görüyoruz. Nasıl bütçeden görüyoruz? Bakanlığın Orman Genel Müdürlüğünün 2020 Faaliyet Raporu'nda genel bütçeden alığı pay 1 milyar lira, orman arazilerinin madenlere kiralanmasından gelen öz geliri 2,6 milyar lira, orman ürünleri satışından yani keresteden, yongadan vesaireden aldığı gelir 7 milyar lira. Yani bir genel müdürlük düşünün, ormanları koruması gereken genel müdürlük, devletten aldığı bütçenin 7 katını orman ürünleri satarak alıyor; 2,5 katını orman arazilerini madenlere kiralamaktan dolayı elde ediyor. Yani bu bakış açısının çarpıklığını vurgulamak istiyorum. Yani siz "Ormanla ilgili, ormanı koruyacak bir şey getirdik." diyorsunuz ama işin aslı böyle değil.

Peki, geçen sene ne? Yine bir soru önergesi verdim ben Bakanlığınıza. Sizin Bakanlığınızın bana verdiği yanıt diyor ki: "Ormancılık faaliyetleri için arazi izin bedeli gelirleri kategorisinde 2 milyar 259 milyon lira tahsil edilmiş. Yine endüstriyel odun üretimi 27,7 milyon metreküp, yakacak odun üretimi 4,1 milyon metreküp." Yani Orman Genel Müdürlüğü orman ürünleri satışından 2021 yılı için 13 milyar lira gelir elde etmiş. Genel Müdürlüğün 2021 yılı bütçesi ne? 4,2 milyar lira. Tam 3 katını orman keserek, ormanları yağmalayarak, madenlere kiralayarak elde etmiş sizin Orman Genel Müdürlüğünüz; madenlere kiralamadan da 2 milyar 259 milyon lira gelir elde etmiş. Millî parklarda, muhafaza ormanlarında, kalan ormanlarda ağaç kesildiğini biz biliyoruz. Burada bizim Komisyonumuzda da İklim Komisyonunda da o zaman yine AK PARTİ Ankara Milletvekili Nevzat Ceylan da -kendisi de bürokrasiden gelen eski bir Genel Müdür; sanırım Millî Parklar Genel Müdürlüğü yapmış olması lazım, değerli bir bürokrattır da- beraber çalıştığımızda bu konuya dikkat çekti.

Yani burada bizim yaklaşımımızı görüyorsunuz, tali komisyonlar pek toplanmaz ama biz burada yapıcı bir şekilde, tali komisyonlarda "Memleketin hayrına nasıl katkımız olur?" diye -özellikle Çevre Komisyonu olarak- birlikte toplanıyoruz. Ama burada yine attığınız bir adım yok.

Yani eleştirilecek çok şey var. Hâlâ orman kesimi devam ediyor ve bakın, yine orman kesimiyle ilgili olarak şöyle söyleyelim: Onunla ilgili de bir istatistik vardı elimde yani endüstriyel amaçlı orman kesiminde inanılmaz bir orman kesimi var değerli arkadaşlar, korkunç bir artış var, sizin döneminizde yapılan korkunç bir artış var. Ben bunu söylerken burada bürokratları kastetmiyorum yani şu bürokrat, bu Bakan Yardımcısı değil, ben Tarım ve Orman Bakanlığı olarak topyekûn eleştiriyorum. Belki buradaki bürokratlardan ormanların kesilmesine içi acıyan vardır ama yerine konulmayacak kadar orman kesimi yapılıyor yani endüstriyel üretim yapılan yerlerde ağaç dikimiyle kapatılmayacak kadar ağaç kesimi yapılıyor ve buna da hem önceki Bakan hem şimdiki Bakan aynı bakış açısını yansıttı değerli arkadaşlar. Bu, orman yangınlarında yaşadığımız şey, bunu da geriye dönüp eleştirmek lazım. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük orman yangınlarını yaşadık. O dönem, 2021 Temmuz yangınlarında 178 bin hektar alan yandı yani 250 bin futbol sahası büyüklüğünde alan yandı.

Burada tabii "rehabilitasyon" diyorsunuz, madenlerle ilgili rehabilitasyondan bahsediyorsunuz. Rehabilitasyon falan yok, zerre kadar rehabilitasyon yok. Zaten siz madenleri kiraladığınız noktada, o ağaç kesimi olduktan sonra, onun eski hâle getirilmesi elli sene yani siz, ormanı kestik, yeni ağaç diktik, orda orman oluşturduk... Böyle bir şey yok. Biz şöyle bakıyoruz; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı şunu diyebilir: "Maden bizim millî servetimiz, madenlerimizi çıkarmak zorundayız." Ama Tarım ve Orman Bakanlığı kendi paradigmasıyla kendi bulunduğu yerden bakmak zorunda, Bakanlık da "Evet, madenler kıymet olabilir, milyonlarca yıldır bu orman, bu dağlarda, bu ülkede; eğer biz, bir ağacın dalına zarar vermeyeceksek bu madenler çıkarılmalı." demeli, böyle bakmalı. Ama ne yazık ki, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının tahakkümü altında, ona meydan veren, ormanları bir ticari ürün olarak gören bir bakanlık anlayışı söz konusu; bu anlayışın kökten değişmesi lazım değerli arkadaşlar. Ben bir fotoğraf gördüm, kesilmiş, belki yüz yıllık, yüz elli yıllık dev bir tomruk, bir ağaç, Orman Genel Müdürü ya da bir bölge müdürü olması lazım, onun yanında poz veriyor yani insan utanç duyar o ağacın yanında poz vermekten, benim yüreğim sızladı o fotoğrafı görünce.

Biz her gelen kanun teklifinde birkaç tane "pozitif" diyebileceğimiz süslü madde görüyoruz ama içeriğine baktığımızda mutlaka içinde rant olan bir madde görüyoruz. Maddelere geçtiğimizde ben bunu da söyleyeceğim değerli arkadaşlar.

Yani ülkede ciddi bir ormansızlaşma politikası söz konusu, buna mahkûm ediyoruz.

Yine, ürün deseniyle ilgili, sulu tarımla ilgili, daha önemlisi -Devlet Su İşleri sizin elinizde- kapalı basınçlı sistemle sulama, damla sulamayla ilgili attığınız doğru düzgün bir adım yok. Bununla ilgili biz bir seferberlik başlamalı dedik, ben önerdim, AK PARTİ'li, MHP'li, HDP'li, İYİ Partili tüm siyasi partilerden arkadaşlarımız da aynı şeyi söylediler burada, hepimiz bu konuda hemfikir olduk. Türkiye'nin acil damla sulamaya geçmesi lazım çünkü sulamada, Türkiye'nin temiz suyunun yüzde 75'i vahşi sulamayla heba ediliyor. Buna ilişkin de yapılmış ne bir kampanya var ne bir çalışma var yani komik, sembolik şeyler; bunu da buraya not olarak düşmek istiyorum.

Sayın Başkan, diğer konulardaki düşüncelerimi de maddelere geçtiğimizde paylaşacağım.

Teşekkür ediyorum.