KOMİSYON KONUŞMASI

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Sayın Başkanım, önce, Komisyonumuzun ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Çok teşekkür ederiz.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Geçmişte emeği olan bütün Komisyon üyelerine de teşekkür ederiz. Yani ülkemiz bu acıları dönem dönem yaşamış ve yaşanan acılardan sonra da Parlamento aslında üzerine düşeni fazlasıyla yapmış; 1999'da bir komisyon kurulmuş, Abdülkadir Aksu Komisyon Başkanlığına getirilmiş ve çok ciddi bir çalışma yapmıştır.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Doğru.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Hem deprem bölgelerinde hem de bürokratik incelemelerde çok ciddi çalışmalar yapmışlar ve çok ciddi de öneriler getirmişler.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Kendisi zaten Valilik de yaptı.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Tabii, tabii; devlet adamlığı kimliğiyle doğru bir çalışma yapmış.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Doğru.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Gine, 2001 yılında kurulan -Recep Bey Başkanıydı- bu Komisyon raporu da son derece doyurucu aslında baktığınız zaman, son derece ciddi bir çalışma. Hatta bu rapor hazırlanırken biz Elâzığ'a gitmiştik. Elâzığ'daki vatandaşlarda "Komisyon Elâzığ'a geldi, Elâzığ'da yaşanan sorunların çözümüyle ilgili bir şeyler söyleyecek, yeni bir söylemde bulunacak." diye beklenti vardı ama orada şu ifade edildi, denildi ki "Bu, burada yaşanan sorunlarla ilgili değil, Elâzığ'da yaşanmış olan sorunlarla ilgili tespitler yapılıp bundan sonraki olası depremlerde önlem almak amaçlı." ve o doğrultuda son derece doğru hazırlanmış bir rapor. Ama işin ilginci, raporlarda Meclis üzerine düşeni yapıyor ama siyasi irade ve bürokrasi bunları çok ciddiye almıyor; sorun orada aslında. Aslında Meclis üzerine düşeni son derece detaylı bir şekilde incelemiş, araştırmış -düşünceleri, görüşleri- akademik bilimsel raporları, bölgede yaşanan gerçekleri; tüm anlamıyla konulara her 2 rapor da hâkim. Aslında burada yeni bir rapor yazmak yerine 2 raporu birleştirseniz belki de çok daha doğru sonuçlar ortaya çıkar çünkü her şey yapılmış burada.

Şimdi, gelelim... Ben 2020 yılında depremi yaşayan ve o süreçten bugüne kadar da bölgede vatandaşların mülkiyet haklarıyla ilgili, deprem sürecinde kriz yönetimiyle ilgili, deprem sonrasıyla ilgili, tüm süreçlerle ilgili... Üç yıldır bu sorunlarla sürekli yüz yüzeyiz yani görünen, görünmeyen birçok sorunla yüz yüzeyiz. Mesela bence en önemli sorunlardan biri -1999 raporunda da var, Abdülkadir Aksu'nun önerisi de var- bir afet bakanlığının kurulması. Şimdi, Afet Başkanlığı -daha önce de Sivil Savunma Müdürlüğüydü, 2018'de mi, tarih olarak tam emin değilim, Afet Başkanlığına çevrildi- İçişleri Bakanlığına bağlandı ama İçişleri Bakanlığı yetki olarak ve yaşanan sorunlarla ilgili inanılmaz yoğunluğu olan bir Bakanlık. Düşünün ki Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü İçişleri Bakanlığına bağlı, Sahil Güvenlik Komutanlığı İçişleri Bakanlığına bağlı, Emniyet Genel Müdürlüğü İçişleri Bakanlığına bağlı, Jandarma Genel Komutanlığı İçişleri Bakanlığına bağlı; diğer taraftan, valiler, kaymakamlar, idari yapılar, belediyeler yani birçok anlamda inanılmaz bir İçişleri Bakanlığının yükü var.

Ama diğer taraftan bakıyorsunuz, bugün Urfa'da gene bir sel oldu, orada da can kayıpları oldu, Allah rahmet eylesin, yaralılara da acil şifalar dileriz.

Şimdi, bir sel felaketi oluyor, bakıyorsunuz, İçişleri Bakanı orada; yangın oluyor, İçişleri Bakanı orada; terör eylemi oluyor, İçişleri Bakanı orada; deprem oluyor, İçişleri Bakanı orada yani bir kişinin, bir Bakanlığın bu kadar ağır bir sorumluluğun altından çıkma gibi bir yeteneği, bilgisi, becerisi ve kurumsal bir hafızasının olması mümkün değil. Onun için 1999 yılındaki rapor ve o raporda önerilen afet bakanlığı Türkiye için bence son derece önemli bir bakanlıktır; önce bunu bir tespit etmek isterim.

Sonra, 7269 sayılı bir Kanunumuz var, bu 1959 yılında yazılmış ama bu kanun şu anda Türkiye'nin ihtiyaçlarına cevap veren bir kanun değil. Bunu nereden anlıyoruz? 1992 Erzincan depreminde, Erzincan afet bölgesi ilan edilmiş, bu kanunun yetersizliklerinden dolayı -3838 sayılı- geçici kanunlar çıkarılmış yani depremde yaşanan sorunlarla ilgili çözüm bulmak için geçici kanunlar çıkarılmış. 7269 sayılı Kanun'un mutlaka değişmesi lazım. "Afet yasası" yani halkın tabiriyle "afet yasası" ama bakıyorsunuz, sel felaketinde de bu kanun uygulanıyor; dolu yağıp tarım ürünleri zarar gördüğünde de bu kanun uygulanıyor; deprem oldu, on binlerce insanımız kayboldu, yine bu kanun uygulanıyor yani "afet" diye tanımlanan doğal olaylarla ilgili, her yaşanan sorunla ilgili ayrı bir kanun tasarısının olması lazım. Yani sizin bir sel baskınıyla, bir dolu vurgunuyla, bir heyelan alanıyla, bir depremle her şeyi aynı kanunda değerlendirmeniz çok mümkün olmayabilir. 7269 sayılı Kanun'un mutlaka değerlendirilmesi lazım.

Sayın Başkanım, 2020 yılında Elâzığ'da deprem olduğunda bütün devlet Elâzığ'daydı. Ben Mecliste de konuşmalar yaptım. 3 Bakan Elâzığ'a geldi; İçişleri Bakanı, Sağlık Bakanı ve Çevre ve Şehircilik Bakanı; bir ay Elâzığ'dan ayrılmadılar ve krizi doğru yönettiler. Ben Mecliste, Genel Kurulda da teşekkür ettim; doğru bildiğim işlerle ilgili onları takdir ederim ama eksiklikleri de çözümüyle ilgili talepte bulunmak için iletirim. O bir aylık kriz doğru yönetildi ama ondan sonra -Sayın Başkanım, Recep Bey, hatırlarsanız, size de bilgi vermiştim- Elâzığ'da merkezde toplamda 3 tane bina yıkıldı, bütün devlet oradaydı yani parti ayrımı yapmaksızın bütün belediyeler, AFAD, sivil toplum örgütleri, JAK, herkes oradaydı. Biz 3 binanın enkazını bir haftada zor kaldırdık. Bu beceriksizlikten dolayı değil yani bu işin tekniği açısından. Eğer orada bir canlı varsa, bir yaşam belirtisi varsa bütün o inşaattaki tüm malzemeyi elden ele taşıyorsunuz. Bunu niçin söylüyorum? Ben o depremde şunu gördüm: Bir, siz istediğiniz kadar deprem bölgelerinde önlem alın, kentsel dönüşüm, yeni binalar, güçlendirmeler, ne yaparsanız yapın -bunların tabii ki her birinin ayrı ayrı mutlaka bir önemi var ama- deprem bölgelerinde yapabileceğiniz en başarılı iş nüfus yoğunluğunu düşürmektir. Yani nüfus yoğunluğunu düşürmediğiniz sürece, yaşanan afetten dolayı mağdur olan insan sayısını düşürmediğiniz sürece siz istediğiniz kadar önlem alın, mümkün değil çözemiyorsunuz. İşte, bunun en güzel örneği Elâzığ yani Elâzığ'da bunun örneğini yaşadık ve bütün devlet orada olmasına rağmen biz bir haftada enkazı kaldıramadık. Yani nüfus yoğunluğunun mutlaka düşürülmesi lazım. Bunu da neyle yapacağız? Köylere geri dönüşü, kırsala geri dönüşü yani bunu bir Meclis kararı hâline dönüştürebiliriz. Bunu niye anlatıyorum? Türkiye'nin yüzde 94'ü büyükşehirlerde yaşıyor, dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir istatistiki sonuç yok. Yani büyükşehirlerde yaşayan nüfusların olduğu bölgeler de deprem riskinin en yoğun olduğu yerler. Onun için kırsala geri dönüşle ilgili bir devlet politikasına ihtiyaç var. Deprem politikası, bir siyasi partinin politikası olmamalı; deprem ve terör gibi ulusal meseleler devlet politikası olmalı ve burada çözüm odaklı düşünceler ve fikirler üretilmeli.

Şimdi, diğer bir konu; Sayın Bakanım, özellikle sizin mesleğiniz... Türkiye'de meslek kanunu olmayan, herhangi bir iş yapamayıp da "Bir meslek sahibi olalım." dediğiniz zaman yapılan tek iş var Türkiye'de; müteahhitlik.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Müteahhitlik, evet.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Hiçbir bilgiye, hiçbir beceriye, hiçbir sermayeye, hiçbir akademik unvana, kariyere ihtiyaç yok. Müteahhitlik kanununun çıkarılması lazım yani bu işle ilgili 2 meslek grubu var, mimarlar ve mühendisler. Bir de "yapsat" denilen bir kavram var; bir kamu müteahhitleri var, bir de yapsatçılar var; onlar da ustalıktan yetişen, alaylı yetişen ama işin tekniğiyle ilgili çok bilgisi olmayan insanlar. Müteahhitlik kanununun mutlaka çıkarılması lazım.

Sayın Bakanım, ayrıca, mühendislerle ilgili de meslek uzmanlık alanlarına göre kanunların düzenlenmesi lazım. Yani, şimdi, bir pratisyen doktor tıp fakültesinden mezun oluyor, onun uzmanlıklarıyla ilgili sınavlar var; yeteneğine, bilgisine, becerisine göre uzman oluyor. Bir göz doktoru bir kardiyoloji ameliyatına giremez veya bir kadın doğum doktoru bir çocuğu muayene edemez yani her konunun bir uzmanlığı var. Türkiye'de "mühendis" dediğiniz zaman altyapı, üstyapı, statik, her konuda uzmansınız. Mühendislik konusunda -Gökan Bey de sizinle meslektaş yani daha iyi yorumlar- uzmanlıkların mutlaka olması lazım ve mutlaka ve mutlaka İhale Kanunu'nun değişmesi lazım. Yani tenzilatla iş almak kamu yararı adına bir yarar değildir. Tenzilatlı iş almak, tam tersine, kamu zararının oluşmasında, bu tür risklerde devleti daha büyük risklere sokabilecek süreçlerdir.

Bundan sonra, şuna devam etmek isterim: Elâzığ'da TOKİ konutları yapıldı, eğer Elâzığ'da TOKİ konutları yapılmamış olsaydı biz bu depremi bir facia gibi yaşayabilirdik; işin doğrusu bu. Niye? Yani 2020 depreminden sonra 3 bina yıkıldı ama 25 bin konutun yapılması sağlandı. Bu konutların yapımıyla ilgili TOKİ'nin bir başarı hikâyesi var mı? Ben bunu muhalefet partisinin milletvekili olarak Sayın Genel Başkanıma da anlattım, TOKİ'nin başarı hikâyesi var yani mühendislik olarak, planlama olarak, işin ihale süreci, kesin kabulü, iskâna açılması, kuranın çekilmesi gibi; TOKİ'nin bir başarı hikâyesi var ama burada bir eksiklik de var yani TOKİ konutu yaparak yalnızca sorunu çözemezsiniz. Yani TOKİ bir kurumdur, özellikle başarılı bir kurumdur ama TOKİ bu konutları yaşam alanı olarak planlamıyor, TOKİ bu konutları yalnızca barınma olarak planlıyor. Hâlbuki yapılması gereken şu: Bu TOKİ konutlarının bulunduğu bölgeler yaşam alanı olarak planlanmalı ve şehir merkezlerinin çok da uzağında yeni mahalleler yapılanmamalı.

Sayın Başkanım, mesela gittik, gördük; kentsel dönüşümün yapıldığı yerleri Elâzığ'da gördünüz; orada bir hayat hareketliliği var, yaşam var ama kırsalda yapılan TOKİ konutlarında da -tamam, insanlar güvenli yaşıyor ama- yaşam yok yani o yaşamın sağlanması için sosyal donatı alanlarıyla, alışveriş merkezleriyle, ibadethaneleriyle, ticarethaneleriyle yaşam alanları oluşturulmalı.

Yine, Elâzığ'da yapılan bir hatayı söylüyorum: 2+1 evler yapıldı, hâlbuki 2+1 evlere hiçbir talep yok.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Doğru.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Yani bizim Elâzığ'da bir şive vardır "kümes gibi evler" küçük evler ve Anadolu insanı rahat, büyük evlerde yaşamaya alışkındır. 2+1'ler...

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Japonya'da olsa o, saray gibi olur.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Olabilir, bizim kültürümüze uygun değil.

2+1 evler kesinlikle ve kesinlikle TOKİ'nin gündeminden çıkmalıdır, 3+1 evler yapılmalı.

Köy evlerinde büyük sorunlar var yani köy evlerinde müteahhitler organize olamıyorlar dağınık olduğu için. Köy evleri EYY sistemiyle yani oradaki insanlara yardımla -ama yine kamunun desteğiyle- yapılmalı ve insanların köye dönüşleriyle ilgili de teşvikler mutlaka yapılmalı.

Sayın Bakanım, bu 6 Şubatta yaşanan depremde de gördük ki en büyük sorunlardan biri, giden lojistik hizmetlerin kısa sürede yerine ulaşmamasıyla ilgili problem yani herkes her şeyi gönderiyor ama giden her şey ihtiyacı olan insanlara kısa sürede ulaştırılmıyor. Burada benim bir önerim var. Mesela deprem konusunda Elâzığ, bölgede altyapısını, konut yapısını, bürokratik yapısını her alanda oluşturmuş bir yer. Afet bölge müdürlüklerine ihtiyaç var yani nasıl Karayolları Bölge Müdürlüğü varsa, Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğü varsa, İller Bankası Bölge Müdürlüğü varsa, afet işleri bölge müdürlüklerine de ihtiyaç var. Yani bir yerde afet olduğu zaman o ilin afet müdürlüğünün değil, afet bölge müdürlüğünün sevki, koordinasyonuyla iş yürümelidir ve bu anlamda da Elâzığ adına talebimiz var. Yani afet bölge müdürlüğü Elâzığ'da kurulmalıdır çünkü Karayolları ve DSİ Bölge Müdürlükleri de Elâzığ'dadır. Niye kurulmalıdır? Bölgede depreme hazırlıklı tek il Elâzığ'dır. Hemen yanı başımızda -bilim adamları yorumladılar- Tunceli ili var, sınır komşumuz; diğer tarafta Bingöl var, sınır komşumuz; diğer tarafta Malatya ve Adıyaman var, sınır komşumuz ve bilim adamlarının yorumlarına ve değerlendirmelerine göre burada 7'nin üzerinde bir deprem beklentisi var. Bu deprem beklentisi olan illere, deprem olduktan sonra lojistik desteği vermek için Elâzığ'da lojistik merkezi şimdiden kurulmalı, bölge müdürlüğü yapılmalı ve oralarda olası bir depremle ilgili şimdiden planlama yapılmalı. Ve ayrıca, bu saydığım Bingöl gibi, Tunceli gibi iller de depreme yönelik önleyici tedbirlerin geliştirilmesi için şimdiden afet bölgesi ilan edilmeli. Kötü yapı stokunun giderilmesi lazım çünkü şu anda müdahale ettiğiniz bir binaya 1 lira harcarken deprem olduktan sonra 7 lira harcıyorsunuz yani 7 katı, devletin yükü artıyor. Onun için deprem olma riski olan illerde önleyici tedbirlerin alınmasıyla ilgili, afet bölgesi ilan edilmesiyle ilgili de benim bir önerim olacak.

Şimdi, buralarda önlem alamadığınız zaman çevre illerde yeni sorunlar oluyor Sayın Bakanım. Nedir? Kontrolsüz nüfus göçü. Mesela, şu anda Ankara'ya 250 bin nüfus göçü var, Mersin'e 600 bin nüfus göçü var. Şimdi, en azından düşünün, Bingöl'de ve Tunceli'de deprem olduğu zaman -Tunceli, Bingöl, Elâzığ aslında iç içe girmiş 3 şehir, Elâzığ'da 60 bin Bingöllü yaşıyor, 40 bin Tuncelili yaşıyor, ikisi de sınır ili- insanlar barınma ihtiyaçlarını gidermek için ne yapacaklar? Akrabalarının yanına gelecekler. Nerede? Elâzığ'da. Yani 150-200 bin göç alacak. Ki bunun en güzel örneği şu anda Valilik resmî sayfasında da var, Malatya depreminden sonra Elâzığ'a Malatya'dan 50 bin göç geldi. Şu anda şehir bunun ihtiyaçlarını karşılayamıyor; kiralık ev yok, su, altyapı, kanalizasyon karşılamıyor. Düzensiz göçü engellemek için de olsa deprem riski olan illerde önleyici tedbirlerin alınmasıyla ilgili, afet bölgesi ilan edilmesiyle ilgili önerimi söylemek isterim.

Efendim, bir de bu önleyici tedbirlerle ilgili kentsel dönüşüm yetkisinin belediyeye kesinlikle verilmesi lazım. Bakın, size çok ilginç bir örnek vereceğim, buradan da methedeceğim; Melih Gökçek Ankara Büyükşehir Belediye Başkanıyken Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi Kanunu çıkardı yani şu havaalanı yolu var ya.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Evet.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Yani siz oraya özel kanun çıkarmadan asla orada bir ev yıkamazdınız Sayın Milletvekilim ama enkazdı. Şimdi, Bakanlık bununla uğraşmamalı, bu belediyenin yetkisinde olmalı yani büyükşehirlerde belediyeler kendi ihtiyaçlarına göre, kendi programlarına göre kentsel dönüşümle ilgili bu Kuzey Ankara Kentsel Dönüşüm Kanunu gibi birebir çıkarmalı ve belediyelerin bu yetkisi olmalı çünkü büyükşehirden veya Bakanlıktan bunu planlamak istediğiniz zaman ne yazık ki sonuç alamıyorsunuz yani özellikle deprem riski olan illerde, bu, kesinlikle belediyelerin yetkisinde olmalı.

Sayın Bakanım, ben Elâzığ'da ve deprem bölgesi olan Malatya'da görevlendirilmiştim. Tabii, doğal olarak Kızılayın da AFAD'ın da iş yoğunluğundan dolayı, deprem risklerinden dolayı, inanın, ben de alanda çok görmedim, hele arama kurtarma da hiç görmedim; lojistikte gördüm. Ben arama kurtarmada kimi gördüm? JAK'ı gördüm, bir de madencileri gördüm; ikisi de müthiş, ikisinin de güçlendirilmesi lazım.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU- Yalnız benim gittiğim yerde AFAD da çok çalışıyor.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Olabilir; bakın, ben Malatya için, kendi bölgem için söylüyorum.

ZEYNEP YILDIZ (Ankara) - Ben de Malatya'daydım, ben AFAD'ı cok gördüm.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Ya, arkadaşlar, bakın, ben kendi olduğum yerdekini söylüyorum ve orada Malatya Valisiyle görüşerek, oraya alet edevat da getirerek 2 kız kardeşin ve bir babanın kurtulmasına katkı verdim.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Allah razı olsun.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - O ailenin 3 kız kardeşi ve annesini de kurtaramadım, öldüler. Ben kendi yaşadığım enkazla ilgili örnek veriyorum ama JAK ve madenciler inanılmaz organize çalışıyorlar. Onlar da devletin kurumları yani AFAD'ı kötüleyerek bir başka kurumu methetmiyorum yani devlette idare bir bütündür yani onlar da devletin birimi; JAK da bizim, madenciler de bizim, AFAD da bizim ama bir yerde bir eksiklik varsa yani o eksikliği de göreceğiz. Yani sonuçta Jandarma Genel Komutanı da İçişleri Bakanlığına bağlı, maden ocakları da Enerji Bakanlığına bağlı yani ben bir eksikliği tespit ederken kötülemek adına değil, iyi olan şeyi tarif ediyorum, yanlış olan şeyle ilgili de gözlemlerimi anlatıyorum. JAK ve madenciler bu arama kurtarma operasyonunda müthiş başarılı. Niye? Şimdi, bakın, oraya gelen çevre illerdeki AFAD üyelerinin kalacak yeri yok, yemek yiyecek yeri yok, barınacak yeri yok; depremzede hangi şartlarda yaşıyorsa onlar da sokakta aynı şartlarda yaşıyorlar ama JAK öyle değil. Jandarma nasıl? Kışla var orada; geliyor, akşama kadar tozun toprağın, pisliğin içinde, akşam da yüzünü gözünü tanıyamazsın. Sabahleyin bir geliyor, enkazın başında tekmil veriyorlar, jilet gibi hepsi. Niye? Karargâhta yemeğini yemiş, temizliğini yapmış çünkü orada bir sistem var, bir düzen var.

Diğer taraftan, madenciler... Domuz tüneli mi diyorlardı Başkanım, ne diyorlardı?

ZEYNEP YILDIZ (Ankara) - "Domuzdamı" diyorlardı.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Domuzdamı. Müthişler. Şimdi bunların güçlendirilmesi lazım, bu profesyonel bir iş. AFAD ve Kızılay ne yapmalı? AFAD ve Kızılay arama kurtarma yerine, tam tersine enkazdan çıkanların ve enkaz altında kalmayarak yaşama devam edenlerin lojistik desteklerini ve yaşamlarının devamıyla ilgili desteği vermeli yani gıda, barınma, yiyecek, içecek bunun gibi şeyler vermeli.

Şimdi, efendim, en önemli konuya geliyorum. Türkiye'de şu anda depremle ilgili en büyük riskli konumuz ne? İstanbul depremi. Hepimiz diyoruz ki: "Allah korusun, İstanbul'da bir deprem olursa ülkenin ekonomisi çöker. Vallahi cenazelerimizi bile aylarca çıkaramayız, insanlar cenazelerini bile alamazlar." Niye? Çünkü büyük bir şehir yani viyadüklerin çöktüğünü, altyapının çöktüğünü düşünün ki bu şehirlerde bile bu riskleri yaşayabiliyorsak -İstanbul'da olası bir depremle ilgili bilim adamlarının değerlendirmesi de siyasetçilerin değerlenmesi de o- İstanbul Türkiye için bir felakete dönebilir.

Şimdi, efendim, dün burada bahsettik; saydınız, bilim adamlarıyla ilgili, Bakanlarla ilgili, il valileriyle ilgili; bunların hepsi son derece doğru tespitlerdi, hepsinin çağrılmasında da yarar var. Benim özel bir önerim olacak: Depreme riskli ve ülke ekonomisini en fazla etkileyen il İstanbul'sa ve İstanbul'da şu anda bununla ilgili risklerimiz varsa İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile İstanbul Valisi bu Deprem Komisyonuna davet edilmeli çünkü bu Deprem Komisyonunun görevi yalnızca yaşanan depremle ilgili tespitler değil, olası bir depremle ilgili de önlemlerin alınmasına yönelik düşünce üretmek, onunla ilgili bir rapor hazırlamak. Düşüncem, sizden ricam, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile İstanbul Valimizi de bu toplantıya -bu hiçbir politik talep değil- çağırarak, İstanbul'da alınmış önlemler ve alınması gereken önlemlerle ilgili de 2 mülki idare amirinin, 1 belediye başkanının burada Deprem Komisyonunca da düşüncelerinin ve önerilerinin alınmasını öneriyorum.

Hepinize saygı ve sevgiler sunuyorum.