| Komisyon Adı | : | (10/434,2104,2716,2717,2718,2719) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 23 .12.2025 |
YÜCEL ARZEN HACIOĞULLARI (İstanbul) - Sayın Başkanım, bugün, bugünü çok önemsedim. Metin Bey'in gelişi de, "Engellileri neden öldürmemeliyiz?" diye sürekli soruyorum ya, ona ilişkin bir alan açtı bana.
Sayın Başkanım, sanat hayata engel konulan, hayata şart koşulan bir alan. Hayatın engellendiği bir alan sanat. Her renk giremez bir tabloya, şart koşan ressam/ Her sözcük giremez bir şiire, şart koşar şair/ Her ses giremez bir şarkıya, şart koşar müzisyen. Engelliler ve sanat bu açıdan üzerinde bir kez daha düşünmem gereken bir yer diye başlayayım söze.
Esas itibarıyla, insanlık tarihinde "fuzuli işler" dediğimiz alan aslında bize yani işe yaramayan sakatlara tevdi edilmiştir. Fuzuli işler yani işe yaramaz, işlevsel olmayan, artık, fazlalık, lüzumsuz işler yani; bu, doğru. "Fuzuli" sözcüğünün ilk, konvansiyonel, işlevsel anlamdaki ilk anlamı bu. Fakat diğer anlamı faziletli. Faziletli bütün kavramlar aslında fuzuli şeyler. Engelliler, işte, bu faziletli şeylerin yani bizi insan kılan, hayatın insan eliyle yeniden yaşanılabilir yer olduğuna inandıran şeyin adı aslında sanat; 35 bin yıldır bu, böyle. Mağaralarda geçen o soğuk, uzun ve karanlık gecelerin hikâyecisi kimlerdi? Yıldızlara bakıp şarkılar söyleyen, duvarlara resimler yapan, gündüz ava giden sağlam insanlara hikâyeler anlatan kimdi? Sanatçılar, engelliler. Modernizm, engelliliği yaşama, işe, işlevselliğe karşı yetersizlik olarak tanımlasa da benim içinde bulunduğum inanç ve algılayış biçiminde yüzlerce yıldır sakatlara hayatın fuzuli alanı tevdi edilmiş durumda. Ben, Komisyon toplantılarının başından beri engellilerin konfor ve rahatı için normalin şiddeti ve baskısı altında kaybettikleri gurur ve şahsiyetin, bu hakların sözcülüğünü yapmaya çalışıyorum. Bizim düşüncemiz ve inancımız, modernizmin sağladığı konforu sağlayamadı kuşkusuz ama şunu sorgulayalım: Konfor arttıkça şahsiyet azalıyor mu? Metin Bey'in az önce söylediği söz çok önemli insanın kendindeki cevheri bulması konusunda. Devlet, insanın toplumla ilişkisini düzenleyen bir aygıt; bu, doğru ve fakat insanın kendindeki cevher konusunda dinle beraber yardımcı olabilir devlet. Her şeyin endüstriyel bir hâl alarak aslında hep birbirine benzediği, benzetildiği bir çağda engelliler hayatın çeşitliliği göstermesi açısından çok önemli, şahsiyetli bir yerde duruyor değil mi? Âşık Veysel'i ya da Kâni Karaca'yı hatırlıyorum; biri Alevi, Bektaşi inanç ve yaşam ifade alanının fuzuli taşıyıcısı, diğeri İstanbul musikimizin en son halkası. Peki, şimdi kim var; Ampute futbol takımımız dünya çapında ama eksik bir futbol takımı. Kolsuz dansçılarımız var dansa zorlanan, tekerlekli sandalyelerde basketbol oynatılan eksik dansçılar, eksik basketbolcular. Normalin şiddeti Sayın Başkanım, modernizmin tuzağı bu işte. Engellileri öyle ya da böyle konforlarını artırarak şahsiyetleştiriyoruz, onları hayata katarak hayatın süreğen eksiği kılıyoruz aslında. Konuşmamın ta başına dönüyorum müsaadenizle, fuzuli olana, işte, bu alan hayatın ne olursa olsun devam etmesine yani "survivor" olarak ne olursa olsun hayatta kalarak devam etsiyle mahvoluyor bu şahsiyet. Fazilet, hayata şart koşulmasıyla mümkün. Hayata, hayatın şiddetine engel koyacaksınız? O engel ise hayatın içerisinden fazilet üretir. Size iki engelli insan örneği verdim: Âşık Veysel ve Kâni Karaca. İkisi de hayata engel koymuş, ona şart koşmuş iki insan dolayısıyla o bariyerin arkasında, o duldada fazilet üretmişler. Peki, biz ne yapıyoruz? Sürekli hayatı koşulsuz, engelsiz, şartsız kabul edip çok konforlu ama şahsiyetsiz hep "survivor" ne olursa olsun hayatta kalan, çok işe yarayan, fuzuli olmayan bir hayat üretmeye çalışıyoruz ya da bunun devamı için kafa yoruyoruz. Hep sorduğum, bunu bir kere daha sorayım, böyle bitireyim: Engellilere neden ihtiyacımız var? Onların hayata koydukları şart ve engelin ne olduğunu düşünelim.
Teşekkür ediyorum.