KOMİSYON KONUŞMASI

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, kıymetli hocalarımız, değerli danışmanlarımız, bürokratlar; hepinizin yeni yılını kutluyorum.

Ben, öncelikle Kıymetli Hocalarıma teşekkür ediyorum, Sayın Mavili, Karataş ve Ulukol Hocalarımı dinlemekten çok büyük bir zevk aldım. Sunumlarının çoğu kısımlarına katıldım, bu katılmaktan dolayı da büyük bir memnuniyet duyduğumu ifade ediyorum ancak birkaç hususu daha sonra sorularımın arasında da zaten soracağım.

Sayın Mavili'nin aslında söylediği birkaç cümle vardı, ben de ondan gireyim. "Sorunları biliyoruz." dediniz, "Yapılması gerekenleri de biliyoruz." dediniz, "Aslında politikalar da var." dediniz, "Ama eylem ortaya konulmalı." dediniz. Tam da ben o noktadayım yani bu Komisyonun Amerika'yı yeniden keşfetmesine falan gerek yok; sizler işin içindesiniz, alanda yapılan çalışmaları yıllardan beri siz de çalıştığımız için hem alanda görüyorsunuz hem de okuyarak, izleyerek takip ediyorsunuz. Benim -burada olduğu gibi- birçok arkadaşım da avukat, biz de meslekten deneyimliyiz o konularda. O yüzden, -siz de o olmadı ama- yarın öbür gün İstatistik Kurumu, Adalet Bakanı, Emniyet Müdürlüğü, Jandarma gelecek, burada bize sanki her şey dört dörtlükmüş gibi ülkede, birtakım veriler üzerinden gidecekler. O zaman, işte, mesele bu: Biz, eylem ortaya koyarken nerede eksiğiz, nereleri düzeltmemiz gerekiyor? Zaten bunu da açıkça söylediniz yani vaka odaklı gitmeliyiz, aile odaklı gitmeliyiz, çevre duyarlılığını önemsemeliyiz; "çevre" derken neyi kastettiğimi biliyorsunuz herhâlde. Dolayısıyla, yapılması gereken şeyler; aslında onları da biliyoruz. Şimdi, "Biz niye yapamıyoruz, nerede eksiğiz?"i çok ciddi bir şekilde bu Komisyonun tartışması gerektiğini düşünüyorum. Öteki türlü; biz de alırız, biraz daha inceleriz, siz de incelerseniz, Komisyonda herkes okur, bir şey ortaya koyar ama "koordinasyon" dediniz mesela. Evet, çok önemli, büyük bir eksiklik, alanda sizler de görüyorsunuz, biz de görüyoruz; kurumlar arasında iş birliği yok, biri alıyor, bırakıyor, "Görevimi yaptım." diyor; biri alıyor, bırakıyor, "Görevimi yaptım." diyor; bir alıyor, bırakıyor, "Görevimi yaptım." diyor ama biz, o suça sürüklenen çocuğa ilk suçunda gerekli müdahaleyi yapamadığımız için, o ilk suçunu nasılsa hükmün büyük bir ihtimalle -basit suçlarda- hükmün açıklanmasının geri bırakılacağı kararı verileceği için, hiç kimse süreç içerisinde önemsemediği için, ilerdeki yıllarda hem suç tipinin, işlediği suç tipinin değişiklik gösterdiği şekliyle karşımızda olduğunu hem de işte 20 tane, 30 tane suç dosyası aynı çocuk tarafından işlendiğiyle karşı karşıya geliyoruz. Şimdi, burada oturup düşünmemiz gereken şey, herkes bunu bilirken; akademisyeni biliyor, bakanlıkları biliyor, barolar biliyor, avukatlar biliyor, hâkim savcısı biliyorken biz, niye bu çok iyi bildiğimiz konudaki eksikliği gideremiyoruz? Bunun bence tartışılması gerekiyor.

Şimdi, tabii, hepsine cevap verebilir misiniz bilmiyorum ama mesela, çocuk kapalı infaz koruma kurullarında kalıp sonra tekrar suç işleyen yani aslında rehabilite edilmesi gereken ya da "Rehabilite ettik." diye düşündüğümüz ancak tekrar bırakıldıklarında suç işleyip tekrar cezaevine giden çocuk sayısının kaç olduğunu merak ediyorum. Bir bilginiz varsa, verebilirseniz çok memnun olurum.

Mahkemeler ayrı bir problem, onlar da koruyucu, destekleyici tedbir kararlarını ne kadar alıyor, alanda çalışıyorsunuz, biliyorsunuzdur, ne kadar etkili alanlar da ne kadar etkili alıyorlar bu kararları, kararları denetleyebiliyorlar mı? Bunların hepsine baktığımızda, çok azında gerekli olacak şekilde önleyici, koruyucu tedbir kararlarının verildiğini, SİR'lerin yeterli şekilde çok az bölümünde alınabildiğini mahkemelerin devamında da bir denetleme de yapmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Öyleyse mahkemelerde mesele ne yapabiliriz, nasıl tekrar suç işlemesinin önüne geçecek önleyici ve koruyucu tedbirleri mahkemeler alabilir, nasıl denetlemeyi yapabilir, bunları nasıl acaba sağlayabileceğiz?

Şimdi, ilk suçla geldiğinde polis hemen aile ve sosyal hizmetler il müdürlüğüne, bakanlığa bir bildirimde bulunuyor mu? Bulunmuyor aslında, nereye bulunuyor? Savcılığa bulunuyor, baroya bulunuyor CMK'den istesin şey diye. Dolayısıyla kaldığınız zaman burada adli sistem içerisinde birden bire çocuk kalıyor, idari sistem olayın dışında bırakılıyor. Oysa inancım odur ki eğer idari sistemde yüzde 10'luk bir iyileştirme yapabilirsek biz belki bu tekrar tekrar suç işleyen çocuk sayısını yüzde 50'ye kadar azaltabiliriz diye düşünüyorum. Bilmiyorum, anlatabildik mi? Yani ilk aşamada... Hani gerçekten siz de sosyal hizmetler uzmanlığının ne kadar önemli olduğunu söylediniz, ben de inanıyorum. Dolayısıyla da ilk aşamada sosyal hizmetler uzmanlarıyla bir araya gelemeyen bir suçlu çocuk profili çıkıyor, ondan sonra ikincisi, bilmem nesi olduğunda, devamı olduğunda ancak giriyor. Dolayısıyla bu konuda görüşünüz ne, merak ediyorum. Yani polisin daha ilk aşamada sosyal hizmetler il müdürlüğüne, uzmanlara erişebilmesinin etkili olabileceğini, faydalı olabileceğini düşünüyor musunuz?

Biliyorsunuz, son yıllarda yapılan değişiklikle, adli destek ve mağdur hakları müdürlükleri içerisinde artık adliyede de görev yapan, yine denetimli serbestlik de dâhil olmak üzere bir sosyal çalışmacı, sosyal hizmetler uzmanı havuzu oluştu. Bu havuzlardan artık mahkeme istiyor, gidiyor, denetleme istiyor, gidiyor ve bunlar SİR hazırlıyorlar ama ikinci sefer yoklar mesela, başka bir arkadaş, havuzdan geldiği için sizin de söylediğiniz gibi Türkiye'de bir vaka izlemesi olmuyor. Oysa hepimiz biliyoruz ki bir çocuk bir şekilde adli sistemle tanıştığı andan itibaren eğer bir sosyal hizmet uzmanı tarafından takip edilebilse işte o etkin bir koruma sistemini sağlayabiliriz. Sizin bu konudaki düşünceniz veya bu konuda iyileştirmemizi -kanun anlamında söylüyorum- değiştirmemizi istediğiniz bir yer var mıdır bu havuzda toplanması konusunda?

Okullarda sosyal hizmet uzmanlarının görevlendirilmesine bakış açısı ne olabilir? Ben faydalı olabileceğini düşünüyorum. Siz de öyle düşünüyor musunuz? Tabii, oradan biraz sonra da sosyal hizmet uzmanı sayılarına herhâlde gelmemiz gerekecek ama mesela şeyi de önemsiyorum: Acaba farklı beş tarihte beş suç işleyen çocuk sayısı kaç? Yani aynı günde değil, farklı farklı suçları beş ayrı tarihte beş kere işlemiş olan. Hani diyoruz ya "3 bin, 4 bin çocuk hapishanede." Ama bunların kaçı -tırnak içinde- toplum için tehlikeli olan çocuklar ki ben şimdi o sözünüze de gelmek istiyorum. Siz bunları "toplum için tehlikeli" diye düşündüğünüzde -o niyetle demediğinizi biliyorum- ama bu şekilde ifade ettiğinizde zaten toplumun çok büyük bir bölümü "O zaman bunları içeride bırakalım, o zaman bunların cezalarını daha da artıralım." diye düşünüyorlar. O yüzden bu konuda haddim olmayarak söylüyorum ama toplumun bu algısını da düşünerek belki bu konuya değinirseniz daha iyi olacak.

Eğitim Bakanlığı, il millî eğitim müdürlükleri işin içerisinde olması gerekiyor. Zaten siz de söylediniz ama buradaki eksiklikler nedir? Niye biz okula gelmeyen çocukları takip edemiyoruz? Burada sosyal hizmetler uzmanlarıyla Millî Eğitim Bakanlığı arasında nasıl bir iş birliği acaba yapabiliriz?

Şimdi, hocam dediniz ki: "Vicdan... Vicdan..." Hani "Vicdan öğretilebilir." dediniz ama vicdanı kim öğretecek, vicdanı kim öğretecek, neresinden tutarsak tutalım bir çürümüşlük yaşarken bu çocuklara vicdanlı olmayı kim verecek?

"Tedavi..." dediniz hocam, biyolojik yatkınlıkla ilgili konuşma yaparken "Çok dikkatli konuşuyorum, yanlış anlaşılmasın." dediniz ve bunların tedavi edilebilir nitelikte olduğunu söylediniz. Şimdi, ben şunu sormak istiyorum: Çok güzel ama bu tespiti kim yapacak? Hangi elemanlar yapacak? Tespiti yaptıktan sonra tedaviyi kim yapacak? Yani tamam, güzel, böyle bir tespit yapabiliyorsak bunun da tedaviyle olumlu bir sonucu varsa güzel bir şey, yapalım ama kim saptayacak? Yani bir bakanlığımızda yirmi yedi kere mi, on yedi kere mi ne bir şeye gidildi de oradaki çocukların durumu saptanamadı, 5 çocuk yanarak öldü. Şimdi, bu gerçekler içerisinde değerlendirmemiz gerekiyor. O yüzden, ben aynı şeyi... Hani siz "Bir bölüm aile odaklı." dediniz ya, aileler de dökülüyor.

Şimdi, biz çocuğu rehabilite ederken aileleri rehabilite edeceğiz, aileleri rehabilite etmek için ve tüm bu kocaman düzeni değiştirmek için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığındaki görevli sayımız nedir mesela? Biliyorsanız lütfen iletin ve bu düşündüğünüz, herhâlde aynı şeyi düşünüyoruz, sistemi yaratmak üzere Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına sosyal hizmetler uzmanı kaç kişi alınırsa biz bu tabloyu değiştirebiliriz? Bunun acaba bir çalışmasını yaptınız mı? Bunu nasıl gerçekleştirebiliriz? Bu, milletvekili olarak, belki bir dahaki bütçede önerilerimiz içerisinde de muhakkak olmalı diye düşünüyorum.

Bitiriyorum... Zeki Hocam gitti, arkasından konuşmak gibi olmasın ama "Boşanma ara buluculuğu getirilmeli." dedi. Ben -bunun arkasında hangi veriyle etki analizi yapmış mı- ne demek istedi, anlayamadım. Boşanma ara buluculuğuna büyük bir çapta biz, avukatlar, barolar, kadın ve çocuk çalışan sivil toplum örgütleri olarak karşıyız ama arka planda neye dayandı bilmiyorum, siz cevaplarsanız sevinirim ama biz bunun faydalı olmayacağını düşünüyoruz.

Ben, tekrar sunumunuzdan dolayı hepinize teşekkür ediyorum.