KOMİSYON KONUŞMASI

GİZEM ÖZCAN (Muğla) - Evet, ben de teşekkür ediyorum öncelikle sunumlarınız için.

Emniyet Genel Müdürlüğünün sunumunda özellikle risk faktörleri noktasında gerçekten sosyolojik açıdan pek çok nedeni, bu anlamda pek çok sebebi dile getirmişsiniz. Keşke öneriler kısmında da yani risk faktörleri doğru tespit edilmiş burada, ciddi anlamda bir çalışma yapılmış ama çözüm önerileri noktasında da keşke oradaki risk faktörlerine yönelik birtakım öneriler görebilseydik. Açıkçası onu görmeyi arzu ederdim çünkü öneriler kısmında tamamen onarıcı, önleyici, koruyucu bir adalet mekanizmasının işletilmesinin yanı sıra sadece cezalandırıcı bir öneri silsilesinin önümüze geldiğini ne yazık ki gözlemliyoruz. Öncelikle şunu sormak istiyorum: Madde kullanımıyla ilgili denetimler yapıldığı ve buna ilişkin yaptığınız bu denetimlerde tespit ettiğiniz eksiklikler, temel sorunlar nedir? Ve önerilerde suça sürüklenen çocuklara cezanın artırılmasının bu sorunu ortadan kaldırılacağına yönelik çalışmalar yapılmış. Ben sizlerin de gerçekten aslında bunun tamamen bu sorunu ortadan kaldıracağına inanmadığınızı düşünüyorum çünkü şöyle örneklemek ve sormak istiyorum: Bugün yetişkin bireylerde uyuşturucuya verilen cezalar af sayılır nitelikte değil Ceza Kanunumuz bakımından ancak ne yazık ki bu suçtan ceza alan insanların tekrar aynı suçu çıktıktan sonra defaatle işlediğine de tanıklık ediyoruz. Siz tekrar bunları gözlemleyebiliyorsunuz. Yani aslında bugün sorunun çözümünde yetişkin yani mümeyyiz olma ehliyete sahip kişilerde dahi cezanın artırımının salt sorunun çözümüne yönelik bir etkisi olmadığı, tamamen bu uyuşturucu noktasında bile bu kadar netken bugün görülmüşken mümeyyiz olmayan, bu yaptığı fiilin, eylemin sonuçları bakımından gelecekte kendisinin nasıl sonuçlarla karşılaşacağına bilmeyen bir birey olmayı daha tamamlamamış, suça sürüklenen çocuk bakımından nasıl netice alabileceğini düşünüyorsunuz? Gerçekten bunu sormak istiyorum. Önerilerde 15-18 yaş aralığındaki çocukların hüküm giymiş olsalar dahi eğitim evlerine gönderilmemesi önerilmiş. Bu daha önce bizim onuncu ve on birinci yargı paketlerinde de önümüze gelmişti. Adalet Komisyonunda olanlar, burada takip eden milletvekillerimiz de bilecektir.

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - O şekilde değildi ama.

GİZEM ÖZCAN (Muğla) - Bakın, biz orada hukukçular olarak çok ciddi bunun tartışmasını yürüttük. Ben gerçekten şunu anlayamıyorum: Yani "çocuğun üstün yararı" diye hukukumuzda olan bir kavram var. Yani bu çocuğun üstün yararı ilkesine uygun olduğu hangi bilimsel veya hukuki gerekçeyle araştırıldı da bugün tekrar öneri olarak burada önümüze getiriliyor? Kapalı cezaevinde geçirilen sürelerin uzatılmasının çocukların yeniden suç işleme oranını azalttığını gösteren herhangi bir akademik çalışma veya resmî veri elinizde mevcut mudur? Yine, kapalı cezaevinde geçirilen sürenin uygunluk değerlendirmesine bağlanması da burada isteniyor. Bu da yine aykırı bize göre. Hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkesini açıkça zedeliyor. "Uygunluk kavramı" çünkü nesnel bir kriter değil, idarenin takdirine açık, keyfi. Biz bunu o zaman da çok uzun süre tartıştık. Dolayısıyla burada bir idari kanaate bağlanmak istiyor, hukuk devleti ilkesiyle de açık şekilde çelişiyor. Yine, çocukların suçta kullanılmasına karşı caydırıcılık gerekçesiyle cezanın ağırlaştırılması. Bu yaklaşım aslında bir yapısal sorunu bireysel cezayla çözmeye çalışmak çünkü "karşı caydırıcılık" aslında kelimesi bile tırnak içinde aslında bunu içinde barındırıyor. Çocuklar suçta kullanılıyorsa, bir defa bunun altını bir kez daha çizmiş olalım, fail çoğu zaman çocuk değil yani çocuk değildir buradaki fail y,etişkin organizasyonlardır ve kanunumuz da bunu söylüyor. Hedef alınması gereken da aslında yetişkin organizasyonlar. Buna ilişkin herhangi bir öngörünüz, buna ilişkin bir çalışmanız var mı bu yetişkin organizasyonlara dair?

Çocuğu daha ağır cezalandırmak, onu kullanan yapıları da görünmez kılıyor aslında bir nebze de. Baktığınız zaman yani onun üzerine yıkıldığı zaman burada sanki arkasında başka bir yapı yokmuş, tamamen çocuk kendi bilişsel düzeyiyle bunu işliyormuş gibi bir yaklaşıma evrilmesine sebebiyet veriyor. Yani sorumluluğu yukardan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya yıkan bir anlayışla açıkçası bu önerilerde karşı karşıya kalmış bulunuyoruz ve böyle bir anlayışın tezahürüyle karşı karşı karşıyayız. Çocukların suçta kullanılmasını önleme gerekçesiyle cezanın ağırlaştırılması, çocuğu suça sürükleyen yetişkin failleri ve örgütlü yapıları neden hedef almıyor?

Bir diğer yine öneride bulunulan husus, 15-18 yaş arası çocuklarda kolluğun çocuk birimi tarafından ifade alabilmesi. Kolluk merkezli ifade alma çocuğu otorite baskısı altında bırakır ve yargı dışı bir alan, uzman temeli süreçlerin dışına itildiği bir alana sebebiyet verir ve soruşturma hızını artırmak burada salt gerekçe gösterilemez. Çocukların hakları soruşturma hızının artırılmasına feda edilecek bir alan değildir. Bu uygulama çocuğun ifade verirken maruz kalabileceği otorite baskısı ve psikolojik travmayı nasıl önleyecektir? Diğer bir sorum.

Bir de kelepçe yani kaçma şüphesi varsa çocuklara kelepçe takılabilmesi hususu yine burada önerilmiş. Kelepçe istisnai bir güvenlik önlemidir, çocuklar için de kural hâline getirilemez. Kaçma şüphesi de keza somut değil, varsayımsal bir hipoteze dayanır. Dolayısıyla, ben bunun da çocukta çok ciddi psikolojik hasar yaratabileceğini bir kez daha ifade ediyorum ve şunu paylaşmak istiyorum. Bakın, suça sürüklenmiş bir çocuğun şu ifadelerini buradan okumak istiyorum sizlere: "12-18 yaş arası kelepçe takılır mı bilmiyorum ama ben 12 yaşındaydım, taktılar, adliyede taktılar, meydanda taktılar, götürürken taktılar. Herkes bizi gördü yani. Resmen taşlanacak bir insanmışız gibi bir görüntü çizmeye çalıştılar. Çok kötü bir muamele yapmışız, kötü bir şey yapmışız gibi bir sahne yaratmaya çalıştılar. Kendimi tamamen şunu düşünürken buldum: Acaba gerçekten ben bu toplum tarafından dışlanmış biri miyim? Acaba gerçekten kötü bir insan mıyım? İnsanlar bana nasıl bakacak? İnanılmaz bir rezillik hissiydi." Bakın, bu tür uygulamalar çocukların devletle kurduğu ilişkiyi açık şekilde ve kalıcı şekilde zedeler. O yüzden, gerçekten çok iyi irdelenmesi gereken konular olduğunu düşünüyorum.

Bir diğeri yine kasıt unsuru yani kasıt unsuru yüksek ve suç bilinci yerinde çocukların ceza indiriminden yararlandırılmaması. "Kasıt unsuru yüksek" ve "suç bilinci yerinde" gibi kavramları hangi objektif ölçülerle değerlendirerek tanımladınız. Yani, ben gerçekten bir hukukçu olarak zorluk çekiyorum. Neden zorluk çektiğimi de şöyle ifade edeyim: Bakın, yeni bir şey ihdas ediliyormuş hissi var. Yani, bizim bir Anayasa'mız var, Ceza Kanunu'muz var, buna ilişkin uygulamalar var. Bütün bugüne kadar olan Türk Ceza Kanunu'ndaki uygulamaları, çocuklara ilişkin olan bütün bir ceza yargılamasını topyekûn burada getirdiğimiz önerilerle bir değiştirme hâlinin var olduğunu açıkçası düşünmeye başlıyoruz. Çünkü pratikte bu tür eksikliklerin olduğunu burada söylemeniz bizim mevcut ceza rejimimizin aslında, uygulamamızın tamamen hepsiyle tezat içeren, fiilen uygulanamaz hâle getiren durumlar ve bütün kazanımları da bu anlamda yok sayan yaklaşımlar olduğunu söylüyorum.

Tabii, bir diğeri de psikiyatrik raporla çocuğun tam sorumlu sayılması. Yani, bunun aykırı olduğunu anlatmakta bile... Yani, anlatacağım tabii ama siz tıbbı bir cezalandırma yöntemi hâline burada getirmiş oluyorsunuz. Psikiyatrik değerlendirmeyle koruma ve destek için yani çocuklar için, bunlar için uygulanmalı. Eğer bir yaklaşımdan faydalanacaksak bunu koruma ve destek için yapmalıyız ama ceza artırımı için kesinlikle bunu kullanamayız. Cezai ehliyet burada genişletilmeye çalışıyor. Bakın, yeni bir ehliyet, yeni bir mümeyyiz olma hâli ihdas ediliyor. Yani, o zaman ne olacak, yarın şunu mu diyeceğiz? Şu an akıl hastası olan bir kişi de bizim uygulamadaki hukukumuza göre cezai ehliyete sahip değil. Yarın ona da "Yeni bir rapor düzenleyelim bununla ilgili, ona da bir cezayı artırma hâli getirelim." gibi bir şey... Orada sayılan, burada tahdidi olarak sayılmış, yaş küçüklüğü de bunlardan biri ve burada, kanunda açıkça yazılan bir hususta yeniden bir ehliyetlendirme hâli, bir mümeyyiz olma hâli tanımlanmaya çalışılıyor. Gerçekten, bu yaklaşım da psikiyatrinin ceza aygıtına eklemlenmesi hâline getirilecektir. Yine, sağlık raporlarının cezai sorumluluğu genişletmek amacıyla kullanılmasını, psikiyatrinin ceza aygıtına dönüştürülmesini siz bu noktada doğru buluyor musunuz?

Bir diğer soru da katalog suçlar üzerine çocukların yetişkin ceza rejimine yaklaştırılması. Örgüt, uyuşturucu gibi başlıklar çocukluğu askıya almıyor ne yazık ki yani bu suçlarda çocukların kullanılmış olması ama oradaki suça sürüklenenin çocuk olduğu gerçekliğini burada kaybettirmiyor ve evrensel hukuk da en ağır suçlarda dahi çocuklar için ayrı bir rejimi zorunlu kılıyor. Bakın, evrensel hukuk kılıyor bunu. Bu öneri de çocuk ceza hukukunu fiilen tasfiye etmiyor mu? Sizlere bunları sormak istedim.

Son olarak da yine şunu ifade etmek istiyorum: Bütün bunların nezdinde bir değerlendirme yapacak olursak, hepimiz, bütün kanunlarımız Anayasa'ya uygun olmak zorunda ve bizim Anayasa'mız güvenliğin üstünlüğü ilkesine dayanmıyor yani bir güvenlik üstünlüğüne değil, hukukun üstünlüğü ilkesine dayanıyor. O yüzden, burası da yasamanın gerçekleştirildiği Türkiye Büyük Millet Meclisidir. O yüzden, hukukun üstünlüğüne, Anayasa'ya ve evrensel hukuk kurallarına uyulması gerekliliğinin de bir kez daha altını çiziyor, saygılarımı sunuyorum.