KOMİSYON KONUŞMASI

MUSTAFA ERDEM (Antalya) - Sayın Başkan, değerli Komisyon üyeleri, değerli katılımcılar, basınımızın değerli temsilcileri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye ekonomisinin en büyük kara kutusu hâline gelen Türkiye Varlık Fonunun mevcut yapısı tabiri caizse tam bir garabettir. Fonun hem yönetiminin başında Cumhurbaşkanı vardır hem de denetim raporları Cumhurbaşkanına sunulmaktadır. Kendi kendini yöneten ve kendi kendini denetleyen bir yapının uluslararası şeffaflık normlarında yeri yoktur. Bugün burada görüşmekte olduğumuz denetim raporları da bunu âdeta onaylamaktadır. Âdeta kendiniz yazıp kendiniz oynadığınız bir oyunda denetimi yapılıyormuş gibi hem TBMM'yi hem de milletin vekillerini figüran durumuna düşürüyorsunuz; bunu kabul edemeyiz.

Türkiye Varlık Fonu, kuruluşundan bu yana kamu mali yönetimi ilkelerini altüst eden bir yapıya dönüşmüştür, bugün resmen ikinci bir hazine gibi hareket etmektedir. Halk Bankası, BOTAŞ, PTT, Ziraat Bankası, ÇAYKUR, TÜRKŞEKER gibi kamunun gelir getirici çok sayıda kurumunu bünyesinde bulunduran ülkenin en stratejik kurumları Türkiye Varlık Fonu çatısı altındadır. Türkiye Varlık Fonu bir varlık fonu olmaktan çıkmış, âdeta devasa bir borçlanma fonuna dönüşmüştür. Bakın, rakamlar burada; 2023 yılında 7 trilyon 864 milyar TL olan toplam yükümlülük yani borç 2024 yılı itibarıyla yüzde 35,3 artarak 10 trilyon 671 milyar TL'ye ulaşmış. Borcun 8 trilyon 814 milyar TL'si kısa vadeli, 1 trilyon 857 milyar TL'si uzun vadeli borçtur. Yani toplam öz kaynakları yaklaşık 2 trilyon olan Fonun yaklaşık borcu 10,7 trilyon. Bu durum Fonun yüksek borçlanmayla faaliyet gösterdiğini apaçık ortaya koymaktadır, borç öz kaynak oranı oldukça yüksektir, bu asla sürdürülebilir değildir. Bunun ötesinde, mesele yalnızca borç büyüklüğü de değildir, asıl vahim olan bu borcun nasıl, hangi koşullarda ve hangi şirketler üzerinden üretildiğinin bilinmemesidir. Denetim raporunda ortaya konulan bir gerekçe vardır, o da gizlilik. Bakın, BOTAŞ'ın 31 Aralık 2024 itibarıyla stokları ve 31 Aralık 2024'te sona eren yıla ait satışların maliyeti sırasıyla 60,7 milyon ve 624,4 milyon TL tutarında ancak stok alım fiyatlarının gizliliği nedeniyle stok birim fiyatlarına ilişkin yeterli bir uygun denetim yapılamamıştır. Turkish Energy Company için toplam varlık, öz kaynak ve net kâr dâhil olmak üzere hiçbir temel finansal veri denetlenememiş çünkü tablolar bağımsız denetime hiç açılmamış. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının finansal tablolarında toplam maddi duran varlıklar 490,9 milyon TL, ertelenmiş vergi varlıkları 110,4 milyon TL olarak yer almış finansal tablolar gelirlik unsuru taşırken petrol, gaz varlıklarında değer düşüklüğü ve ertelenmiş vergi varlıklarının geri kazanılabileceğine ilişkin yeterli ve uygun denetim kanıtı elde edilememiş.

Türk Şekerde ise 37 milyar 421 milyon TL'lik stok ve 22 milyar 35 milyon TL'lik satış maliyeti için yeterli denetim kanıtı bulunamadığı için denetçiler görüş bildirmekten kaçınmış. O zaman biz burada neyi denetliyoruz, ne raporu konuşuyoruz arkadaşlar? Türkiye Varlık Fonu TBMM'ye rapor sunuyor ama TBMM adına denetim yapılamıyor. 33 şirketi, 46 taşınmazı, 2 oyun lisansını bünyesinde barındıran enerji, finans, ulaştırma ve tarım gibi stratejik alanlarda faaliyet gösteren bu fonda PTT, BOTAŞ, TPAO, Koza İpek Holding için ise yalnızca sınırlı olumlu görüş verilmiştir yani diyorlar ki: "Denetleyemedik." Böyle bir şey olabilir mi? Değerli arkadaşlar, fonun bünyesine alındıktan sonra en hızlı ve en ağır çökertilen kamu kurumlarından biri PTT. PTT Cumhuriyet öncesinden bugüne kadar ayakta kalmış, kamusal hizmet üretmiş stratejik bir kurumdur. Ancak ne zaman ki Türkiye Varlık Fonuna devredildi işte o noktadan sonra mali dengesi bozulmuş, zarar kronik hâle gelmiş, varlıkları satılan bir kurum hâline getirilmiştir. Rakamlar son derece nettir. PTT 2018 yılında, yani varlık fonuna devredildiği yıl 216 milyon TL kâr açıklamış, devirden hemen bir yıl sonra 2019'da 1 milyar 218 milyon TL zarar etmiş. Sonraki yıllarda tablo daha da ağırlaşmış, sadece altı yılda toplam 8 milyar 605 milyon TL zarar etmiştir. Öz sermaye eksiye düşmüştür. PTT'nin öz kaynakları -1,2 milyar seviyesine gerilemiştir. Yetmemiştir, PTT'nin iştirakleri de batırılmıştır. Bu zararın bedelini kimler ödeyecektir? Kim ödeyecek? Vatandaş, emekçi.

PTT İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de, Afyon'da, Denizli'de, Muğla'da, Antep'te toplam onlarca servet değerindeki taşınmazını satışa çıkarmıştır. Bu taşınmazlar milletindir değerli arkadaşlar, fakat bakıyoruz, bir yandan kurum zarar ederken diğer yandan yönetim kurulu üyeleri âdeta ödüllendirilmiştir. 2023'te 6 yönetim kurulu üyesine 9,2 milyon TL ödeme yapılırken 2024'te yönetim kurulu üye sayısı 4'e düşmesine rağmen toplam ödeme 20 milyon 26 bin TL'ye çıkmıştır üstelik bu ödemeler PTT'nin 3,6 milyar TL zarar ettiği bir yılda. Yazıktır. Bu tablo şunu göstermektedir: PTT zarar etmiyor, PTT bilinçli bir biçimde zarara sürükleniyor.

Yine, BOTAŞ'ta yaşanan mali çöküş ve hukuksuzluklar ortada. Bugün geldiğimiz noktada, BOTAŞ kâr eden bir kamu iktisadi kuruluşu olmaktan çıkarılmış, kamu zararının üretildiği yapıya dönüştürülmüş. Sayıştayın Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğu 2024 BOTAŞ Denetim Raporu son derece vahim bir tabloyu ortaya koymaktadır. BOTAŞ 2024 yılını yaklaşık 45 milyar net dönem zararıyla kapatmıştır. Sayıştay raporu çok açık. BOTAŞ da zarara rağmen yöneticilere mevzuata aykırı olarak nöbet ücreti adı altında ödeme yapılmış ancak Sayıştay net bir şekilde şunu tespit etmiştir: "Fiilen fazla mesai söz konusu değildir." Bununla da yetinilmemiş, toplu iş sözleşmesine tabi olmayan kapsam dışı personele, mevzuatta hiç yer almayan "ilave ödeme" adı altında düzenli maaş ödemeleri yapıldığı tespit edilmiştir.

Değerli arkadaşlar, kurum 44,9 milyar zarar ederken yöneticilere limit üstü ödemeler, hukuksuz ilave maaşlar, dayanaksız, sosyal yardımlar yapılmaktadır. Üstelik BOTAŞ'la ilgili sorunlar yalnızca maaş ve ücret boyutuyla sınırlı değildir. Parti Genel Başkan Yardımcımız Sayın Deniz Yavuzyılmaz'ın belgeleriyle ortaya koyduğu üzere Irak-Türkiye ham petrol boru hattı üzerinden yapılan usulsüz petrol taşımaları nedeniyle BOTAŞ'a bağlı şirketler üzerinden 1,4 milyon dolar yani güncel kurla yaklaşık 43 milyar TL âdeta buharlaştırılmıştır. Bu süreç sonunda Türkiye Uluslararası Tahkim Mahkemesinde 1 milyar 471 milyon dolar yani yaklaşık 63 milyar TL cezaya mahkûm edilmiştir. Soruyorum buradan: Bu zararı kim ödeyecek? Kimler bu hukuksuzluklara izin vermiştir? Hesabını veren var mı? Yok.

Bir başka kurum, Türk Hava Yollarına bakıyoruz. Burada da iktidara yakın isimler havacılıkla ilgisi bile olmadan yönetim kurullarına alınıyor. Huzur hakkı, ikramiye ve benzeri adlarla kurumdan menfaat sağlıyor. Ocak-Haziran 2024 döneminde 208 milyon TL olan yöneticilerine sağladığı maddi menfaat tutarı, 2025'in ilk yarısında 322 milyon TL'ye ulaşmış. Yine kurum 2024'te 7 milyar 140 milyon TL, 2025'in ilk yarısında ise 2,7 milyar TL reklam harcaması yapmış. Bu reklamlar hangi medya gruplarına ve şirketlere verilmiş, bunu da buradan sormak istiyorum.

Konu çok ama son olarak, Demirören Grubunun Doğan Medya Grubunu almak için Ziraat Bankasından aldığı 800 milyon dolarlık kredinin geri ödemesi bu ana kadar yapılamamıştır. Bankanın alacağı 34 milyar TL'ye yaklaşmış, bu konuda hangi adımlar atılıyor? Halkın parası kimlerin cebine gidiyor? Bunları da buradan sormak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu Fonunun Yönetim Kurulu Başkanı Cumhurbaşkanıdır. Yani burada yaşanan denetimsizlik teknik değil, doğrudan siyasi bir tercihin sonucudur. Bu Fonunun, bu hâliyle doğru yönetilmesi mümkün değildir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.