| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 14 .01.2026 |
TAHSİN OCAKLI (Rize) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkanım, değerli milletvekillerini ve heyetimizi saygıyla selamlıyorum.
Şunun bilinmesini isterim, birçok arkadaşım da söz etti aslında: Yapacağım konuşmalardan elbette ki siz sorumlu değilsiniz. Elbette ki, bu Fonun başında, bu Fonu oluşturan Sayın Cumhurbaşkanı sorumludur. 2016 yılında kurulmuş. Bu bilgiler aslında hepinizde var ama beni takip eden bir kişi bile olsa bununla ilgili bir ayrıntılı bilgi alsın diye böyle bilgilendirme yaparak geçeyim. 2016 yılında kurulmuş bu şirket. Bunu siz de doğruluyorsunuz zaten ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kendisinin kurduğu, kendisini de atadığı bir şirket olarak biliniyor. Burada rahatsız büyüklüğü çok fazla bu arada. Âdeta ikinci paralel hazine gibi düşünülüyor. Birinci hazinenin parası yetmeyince herhâlde ikinci hazineden de para getiririz diye bir düşünce oluştu. Ben bunu biraz böyle anlatmaya çalışayım. Şöyle bir örnekle anlatayım. Mesela, bir tane araç var, bizim Rize'de çay taşıyor diyelim ki; çay taşıyan araç, çayın kapasitesi arttı, çayı taşımaya yetmiyor "İkinci aracı yapalım." dediler; gittiler, Norveç'ten bir tane fotoğraf çektiler, geldiler; dediler ki: "Araç buna benzesin, sanayideki elektrikçi, şaseci, bilmem motorcu birleşti bir araç yaptı "Bu araçla taşıyacağız." dediler; aracı size teslim ettiler ama araç giderek arıza yapıyor, her yerinden bir şey çıkıyor, boyası dökülüyor, o oluyor, bu oluyor; dolayısıyla bu araç artık yürümemeye başladı. Şimdi, bir kere, buradaki temel sorun şu: Bu Varlık Fonunun tüm üyelerinin Cumhurbaşkanı tarafından atanması, bu başlı başına bir sorun ve denetleme meselesi, gerçekten de -bütün milletvekillerimizin değindiği- bizi en çok rahatsız eden, hatta açık ifade edeyim, anlayamadığımız bir şeydir yani hem görerek, bakarak anlayamadığımız bir şeydir. Başka bir sorun da yöneticilerin burada hiçbir sorumluluğunun olmaması meselesidir. Bu da çok önemli bir sorunudur. Bir an için KİT'lere benzetiyorum şimdi. KİT'lerdeki gibi istihdam şartlarının hani KPSS sınavından bağımsız bir biçimde yapılması hâli burada da bu kurum için aslında benzer şekilde yapılıyor ve bunların da bir sonraki dönemde, uzun dönemde KİT'lerin durumuna düşme ihtimali açıkçası bence var çünkü kararları siyasi kararlar olarak size geliyor, bürokratlarımızın çok iyi niyetine ben inanırım, güvenirim ama gelinen noktada sizin çok yapabileceğiniz bir şey olduğunu sanmıyorum.
Varlık Fonunun çok önemli avantajları var. Mesela, işte, hiçbir şirketin sahip olmadığı vergi ve harçlardan muaf olması gibi veya özel sektörün haksız rekabetini ortaya getirebilecek olan başka güçlerinin olması gibi sorunlar var. Mesela, medya sektörünün devlete ait olmasıyla ilgili kurum sayısının artması ve bu durum anti demokratikleşmenin de bir örneği olarak ortaya çıkabilir. Bunların hepsi tabii şeydir söylediğim şeyler ama niye Varlık Fonu kuruldu diye bakıldığında, tabii -elbette diğer arkadaşlarım da söz etti- doğal kaynak zengini olan ülkelerde bütçe fazlası gelirleri, elbette hepimizin bildiği gibi, gelecek nesillere sağlıklı aktarabilmek için bir modeldi bu. Burada Norveç de bunun çok iyi bir örneği. Başka arkadaşlarım da söz ettiler. Mesela onlar bakır madenlerini varlık fonları aracılığıyla gerçekten de iyi işletiyorlar. Moğolistan ve Şili gibi ülkeler de bunlara örnek verilebilir ama bizde durum öyle değil. Bizde bu Fonun içindeki varlıklar, mesela bir tanesi -ben Rizeliyim, Rize'de çay tarımından, işte Trabzon'da fındık tarımından geçinilir.- orada bir ÇAYKUR'umuz var, bizim yüzde 100'ü iştirak olarak alınmış. Burada 50 tane üretim tesisi olan 11.850 adet işçisi, personeli bulunan bir kurumda orada çalışan personele verilmiş olan sözlerin, kadro sözlerinin karşılığı Varlık Fonu üzerinde yok ki. Buna mesela siz karar veremiyorsunuz zaten, veremezsiniz de yani bu kadro sorunu meselesine. Aslında bizdeki Varlık Fonu şeye benziyor yani milletin dişinden tırnağından artırarak meydana getirdiği kurum ve kuruluşlarını borç bulmak için bir araya toplayıp buradan teminat vermek suretiyle artık borç edinilmesi gereken bir yer olarak görülüyor. Aslında bu demek ki varlıktan değil, bizim oradaki tabirle söylüyorum, "darluk"tan oluyor, "darluk"tan yani "darluk fonu" bu yani. Aslında hakikaten dara düşülmüş ve "darluk" üzerinden fon bulunmaya çalışılıyor. Durum bundan ibaret.
Yani şimdi, tabii "Ülkeyi IMF'den kurtardık." diyeceksiniz ama bir yandan da kendi değerlerinizi dünyadaki tefecilerin eline bırakacaksınız ve buradaki borçlanmanın maliyetlerinden de bizim de dünyanın da haberi olmayacak çünkü bizim bilgi edinmeyle ilgili gerçekten -aslında Mecliste birçok yerde olduğu gibi- bu Varlık Fonunda da çok önemli bir eksiğimiz var, bunları, bu bilgileri alamamak gibi.
Dünya genelinde faaliyette bulunun ulusal varlık fonlarının hedefleri, ekonomik büyüme ve ulusal refahın korunarak gelecek nesillere aktarılması, makroekonomik politikalarla mali istikrarın sağlanması ve ekonomik kalkınmanın desteklenmesi olarak üç başlık altında toplanıyor. Özellikle varlık fonları, petrol gibi tek bir kaynağa dayalı olan ülkelerde mevcut zenginliğin -demin de söylediğimiz gibi- gelecek nesillere taşınması işlevini görmesi içindi; mali istikrarın amacı ise ekonominin iç ve dış şoklardan korunmasıydı, kısa dönemli sermaye hareketlerinin bertaraf edilmesi işlevini görmekteydi. Varlık fonlarını ekonomik kalkınmayı destekleme amacıyla kullanan ülkelerde, ulaşım, enerji, iletişim ve stratejik sektörlerde altyapı yatırımlarının yanı sıra insan sermayesinin güçlendirilmesi amacıyla sağlık ve eğitim gibi sosyal yardımlar da gerçekleştirilmektedir. Peki, bizim ülkemizde bu saydığım, mesela mali istikrarın sağlanması konusunda ne kadar başarılı olabildik? Eğer bu istikrar sağlanmışsa neden hâlâ dünyanın en büyük gıda enflasyonunu olan ülkesiyiz, faizimiz neden hâlâ yüksek? Yirmi üç yılda neden başlangıç noktasındaki faize geldik? On yıldır bu Varlık Fonu varlığını sürdürüyor ve Türkiye'deki bütün varlıkları almışken bu hedeflerden ne yazık ki hiçbirini yerine getirememiştir.
Varlık Fonu yönetimiyle Türkiye Varlık Fonunun kurduğu fon ve alt fonlar özellikle Sayıştay denetimi, dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve bizatihi milletin kendisinin de denetiminin dışında bırakılması en büyük rahatsız edici olan şeydir. Bunların yine Cumhurbaşkanlığınca tespit edilen bağımsız denetim kurumlarınca denetlenmesi bize inandırıcı gelmemektedir. Milletin varlıklarının aktarıldığı bir yapı bu şekilde milletin kontrolünden kaçırılmamalıdır. Burada denetleme sonuna kadar her Meclis üyemizin denetleyebileceği bir açıklıkla ve şeffaflıkla olmalıdır. Bununla beraber, geçtiğimiz ay Anayasa Mahkemesi, Türkiye Varlık Fonu ve bağlı fonların Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimi dışında tutulmasına ilişkin hükmü iptal etti. AYM diyor ki: "Kamu kaynaklarının şeffaf biçimde denetlenmesi sorunludur." Peki, uyulacak mı? Tabii ki hayır. Bağımsız denetim raporunda da gizlilik gerekçesiyle bazı şirketlere ait finansal verilere ulaşılamadığı biliniyor.
Ben son olarak şu cümlelerle, sorularla bitirmek istiyorum: Kurulduğundan bugüne kadar hangi bağımsız denetim kuruluşu veya kuruluşları hangi zaman dilimlerinde yetkilendirilerek Türkiye Varlık Fonunun denetimini yapmışlardır? Sayıştay denetiminde olmayan şirketleri gizlilik gerekçesiyle bağımsız denetime de kapatmanızın nedeni nedir? Burada millete hesap vermekten kaçınmayı gerektiren hangi iş ve işlemler yapılmaktadır? Kamu kaynaklarını niçin denetimden kaçırma ihtiyacı hissediyorsunuz? Anayasa Mahkemesinin kararı gereği kamu kaynakları Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetimine açılacak mıdır? Tabii ki bu soruların cevabını sizin vermenizi beklemiyorum ama en azından, Sayın Cumhurbaşkanı duymuş olsun bunu.
Teşekkür ediyorum dinlediğiniz için, sağ olun.
Saygılar sunuyorum.