| Komisyon Adı | : | BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 15 .01.2026 |
GÜLCAN KIŞ (Mersin) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, Komisyonumuzun kıymetli üyeleri, Bakanlığın kıymetli bürokratları, çok değerli sivil toplum örgütlerimizin temsilcileri; hepinizi öncelikle saygıyla selamlıyorum.
Yine Anayasa'ya aykırılıklarla dolu bir torba yasayı görüşmeye başladık Sayın Başkan. Dönem başından beri üyesi olduğum bu Komisyonda konutu, çevreyi, mülkiyeti, yerel yönetimleri ve denetimi aynı torbaya dolduran, yetkiyi merkezde toplayan, hakları parça parça budayan aynı siyasi tercihin ürünlerini görüşüyoruz. Önce şunu sorayım Sayın Başkan: Bu kaçıncı torba yasa? "Her torba yasada ortak olan şey nedir?" diye sorarsanız yetkilerin kimden alınıp kime devredildiği, üstünüzde bulunan sorumlulukları bir başkasına nasıl devrettiğinizi açıkça bu torba yasalarda görmeye devam ediyoruz. Tamamına baktığımızda, burada asıl amacın yerel yönetimlerin yetkilerinin daraltılması olduğunu da çok net görüyoruz.
Şimdi, burada her kanun maddesinde konuşmayacağım ama konuşacağım teklif maddelerinde de niyet sorgulayarak konuşmama devam etmek istiyorum Sayın Başkan. 4'üncü ve 5'inci maddeye baktığımızda, apartman ve site aidatlarına sözde bir düzenleme getiriyorsunuz, "geçici bütçe" "itiraz" ve "oran sınırı" diyorsunuz ama yurttaşı ezen asıl sorunlara hiç dokunmuyorsunuz. Enerji maliyetlerini, personel giderlerini, enflasyonu çözmek yerine vatandaşa "Sen bekle, sen idare et." diyorsunuz ve bu sosyal politikalara aykırı durumu, ayrıca öfkeyi de oyalama siyasetini yürütüyorsunuz burada Sayın Başkan.
Gelelim 7'nci, 8'inci ve 9'uncu maddelere, çevre danışmanlık firmalarını içeren maddeler. Anayasa Mahkemesi zamanında ne dedi? "Bu düzenleme olmaz." "Kanunilik yok." "Yetki belirsiz." dedi. Peki, sizler ne yaptınız? Aynı düzenlemeyi biraz cilaladınız, tekrar getirdiniz; denetimi kamudan alıp piyasaya verdiniz. Bu firmalar hem denetledikleri işletmelerden para alacaklar hem rapor yazacaklar hem de gerektiğinde Bakanlığa ihbarda bulunacaklar. Buna kim inanır? Bu, denetim değildir, bu denetimin özelleştirilmesi kamunun sorumluluktan da çekilmesidir.
10'uncu maddede TOKİ'ye, vefat eden borçlular için mahkeme kararı olmadan mirasçılık belgesi alma yetkisi veriyorsunuz, taşınmaz satışlarında da yüz yüze imza zorunluluğunu ortadan kaldırıyorsunuz. Bugüne kadar bu belge yargısal güvence altında verilirken şimdi alacaklı konumdaki TOKİ mirasçılık sürecini başlatan ve hızlandıran taraf hâline getiriliyor. Miras gibi son derece hassas bir alan idari bir işleme dönüştürülüyor. TOKİ tarafsız değildir, doğrudan alacaklıdır. Bu yetki, yurttaşı mahkeme kararı olmadan borçlu konuma sürükleme riskini doğurmaktadır. Yargısal denetimi zayıflatıp hukuku değil tahsilatı esas alan bir durum gündeme gelecektir. Peki, bu yetki kimin için geçerli olacak? AK PARTİ'li için mi, Cumhuriyet Halk Partili için mi? Yoksa yine "bizden olan" "olmayan" ayrımı mı yapılacak? Devlet yurttaşına bu kadar hoyrat davranabilir mi, bunu sormak istiyorum. TOKİ'yi yargının yerine koymaya çalışmanızı da anlamıyoruz. Mirasçılık gibi yargısal güvence gerektiren bir sürecin TOKİ gibi yürütmeye bağlı ve alacaklı konumdaki bir idarenin inisiyatifine bırakılmasını kabul etmiyoruz. Bu düzenleme sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmıyor ve kabul edilemez bir durumdur.
Gelelim 11'inci maddeye. "Yeni yerleşim alanı" diyerek Bakanlığa sosyal konut alanlarında kamu arazilerini devralma, özel mülkiyete ise acele kamulaştırma yoluyla el koyma yetkisi veriyorsunuz. Üstelik bu işlemleri Bakanlıkla birlikte TOKİ de yürütecek. Acele kamulaştırmayı bu Mecliste defalarca konuştuk, acele kamulaştırma bir istisnadır. Acele kamulaştırma savaşta olur, depremde olur, gerçekten zorunlu hâllerde olur acele kamulaştırma. Siz 500 bin konut vaadine yetişmek için olağanüstü yetkiyi olağan hâle getiriyorsunuz. Hukukun sırası bellidir, önce kamulaştırma yapılır, bedel belirlenir, yargı güvencesi işletilir; sonra da inşaata başlanır. Ama siz ne yaptınız? 500 bin konut hedefi için önce inşaata başladınız, işi bitiriyorsunuz, kamulaştırmayı ve hukuku sonradan yetiştirmeye çalışıyorsunuz. Bu, sosyal konut politikası değildir; bu, siyasi takvime göre mülkiyet hakkını ezmektedir. Anayasa’nın mülkiyet hakkına açık aykırılık riski taşıyan bu anlayış "Önce ben yapayım, sonra hukuka bakarız." demektir ve bu da kabul edilemezdir. Bu madde aslında AKP yönetiminin anlayışının da özetidir. "Önce talimat, sonra inşaat, hukuku ise arkadan yetiştiririz." mantığıyla ilerlemektedir.
Gelelim 12'nci, 13'üncü ve 15'inci maddelere. Bu maddelerle yangın güvenliğinin denetimini tek bir sorumlu idarede toplamak yerine belediyeler, Bakanlık, Bakanlığın yetkilendirdiği özel kişi ve kuruluşlar arasında parçalara ayırıyorsunuz. Yetkiyi çoğaltıyor, sorumluluğu belirsizleştiriyorsunuz. "Yangın güvenliği" ve "denetim" diyorsunuz -elbette can güvenliği hayati bir meseledir, buna hiçbirimizin itirazı yok- ama mesele yetki vermek değil sorumluluk almaktır. Kartalkaya'da ne yaşandığını unutmadık. Kapısında "Kültür ve Turizm Bakanlığının denetimine tabidir." yazan bir tesiste 78 yurttaşımızı kaybettik. Peki, ne oldu? Bakan istifa etti mi? Hayır. Tek bir yetkili sorumluluk aldı mı? Hayır. Şimdi bu maddelerle ne yapıyorsunuz? O facianın hesabını vermek yerine sorumluluğu daha da dağıtıyorsunuz. Sonuçta herkes yetkili ama hiç kimse sorumlu değil noktasına getiriyorsunuz. Bu düzenleme can güvenliğini sağlamak için değil yarın bir facia daha olduğunda -Allah korusun diyorum- "Yetki bende değildi." diyebilmek içindir. 78 canın hesabı verilmeden bu maddeleri buraya koymak da vicdani değildir.
21, 22, 23 ve 24'üncü maddeler de deprem gerçeğiyle bağdaşmayan ciddi sorunlar içeriyor. Son depremlerde binlerce yapının zemin kaynaklı hatalar nedeniyle yıkıldığı bir ülkede yapılması gereken, zemin ve temel etütlerinin yerinde ve bağımsız biçimde denetlenmesini güçlendirmektir. Siz ise denetimi güçlendirmek yerine bu etütleri yapan jeoloji mühendislerimizi ve firmaları sistem dışına itiyorsunuz. Teklifle zemin ve temel etütlerini yalnızca Bakanlıkça izin verilen kuruluşlara bırakıyor, hangi ilde, kaç firmanın çalışacağını, kimlerin bu hizmeti vereceğini fiilen Bakanlığın takdirine bırakıyorsunuz. Bu yaklaşım bugün ülke genelinde faaliyet gösteren yaklaşık 2 bin firmayı ve binlerce mühendisi işsiz bırakma riski taşımaktadır. Etüt ve proje müellifliği sistemi zayıflatılmakta, bireysel mühendislik hizmeti ortadan kaldırılmaktadır. Üstelik mimari ve statik proje müelliflerinden harç alınmazken jeoloji mühendislerinden yüzde 14 ila yüzde 28 oranında harç öngörüyorsunuz; bu, açıkça eşitlik ilkesine aykırıdır. Hem konut maliyetlerini artırır hem de Bakanlığı fiilen zemin etüt bürolarının ortağı hâline getirir bir durum yaşıyoruz. Zemin laboratuvarlarına getirilen numuneyi sahadan bizzat alma zorunluluğu ise uygulanamaz niteliktedir ve denetimi güçlendirmek yerine göstermelik, hatta sahte raporların önünü açma riskini de taşımaktadır. Bu maddeler deprem güvenliğini artırmıyoruz Sayın Başkan, bilimi, mühendisliği ve meslek alanlarını daraltıyor. Zemin etütlerini yapanları tasfiye eden değil yapılan etütleri bağımsız ve etkin bir biçimde denetleyen bir sistem kurmalısınız. Bu hâliyle düzenleme kamu yararına değil de merkeziyetçi ve keyfî bir anlayışa hizmet etmektir.
Ve gelelim esas niyetinizi açık eden 17'nci maddeye. Bu kanun teklifinin en kritik, en sorunlu maddelerinden biridir 17'nci madde. Çünkü burada yapılan şey teknik bir düzenleme değildir, yerel yönetim anlayışının kökten değiştirilmesidir. Madde 17'yle belediyelerin, bağlı kuruluşlarının, belediye şirketlerinin ve bunların doğrudan ya da dolaylı ortak olduğu yapıların yeni şirket kurması, kooperatif kurması, mevcut şirket ve kooperatiflere ortak olması, sermaye artırılması ve hibe yoluyla şirket edinimi dâhil her türlü hisse edinimi Cumhurbaşkanının iznine bağlanmaktadır. Buna dikkat çekiyorum, bu bir denetim düzenlemesi değildir; bu, açıkça bir izin rejimidir. Oysa belediyelerin şirket kurma yetkisi 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 70'inci maddesinde açıkça tanımlanmaktadır. Daha da önemlisi, hibe yoluyla şirket ediniminin Cumhurbaşkanı iznine bağlanması geçmişte denenmiş ancak Sayıştay tarafından yürütmesi durdurulmuş ve bu görüş de kesinleşmiştir yani yüksek yargı bu konuda açıkça "Olmaz." demiştir. Şimdi siz ne yapıyorsunuz? Yargının reddettiği bir uygulamayı kanun yoluyla tekrar önümüze getiriyorsunuz. Bu, hukuken doğru değildir, yargı kararlarını arkadan dolanmaktır ve siz bu işte de ustalaştınız; bunu da açıkça ifade etmek istiyorum. Bir başka çelişkiyi daha hatırlatmak istiyorum, 2017 yılında 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle tüm belediyelere şirket kurmayı siz zorunlu hâle getirdiniz, bu iktidar getirdi, personel istihdamını bu şirketler üzerinden yaptınız. Yani belediyelerin şirket sahibi olması bizzat sizin tercihinizle fiilen zorunlu kılınmıştı. Bugün ise dönüp diyorsunuz ki: "Bu şirketleri kurmak, devralmak, ortak olmak, hatta hibe yoluyla edinmek için Cumhurbaşkanından izin alacaksınız." Bu, idari bir tutarlılık değildir; bunu da bilginize sunmak istiyorum. Üstelik ortada denetimsiz bir alan da yok Sayın Başkan. Belediye şirketleri Sayıştay denetimine tabidir, ayrıca Mülkiye Teftiş Kurulu tarafından da denetlenmektedir. Anlıyoruz ki mesele denetim değil yetkiyi merkezde toplama meselesidir. Bakın arkadaşlar, Cumhurbaşkanlığı hangi kritere göre izin verecek, bu kriterler kanunda var mıdır; ben göremiyorum. Bu sınırsız takdir yetkisi keyfîlik ve siyasallaşma demektir. Bu düzenlemenin AKP'li belediyeler için olmasıyla beraber CHP'li belediyelerimizi itibarsızlaştırmak için olduğunu açıkça okuyabiliyoruz. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimizin kadın kooperatifi kurmakta ve üreticiyi desteklemekte, emeği güçlendirmekte ne kadar da başarılı işler yaptığını hepimiz biliyoruz. Siz de bunu gördüğünüz için diyorsunuz ki: "Kadın emeği için izin alın." "Üreticiye çalışmak için izin alın." bu, akıl alır gibi değildir Sayın Başkan. Her torba yasada biraz daha yetki alıyorsunuz. Bugün şirket için izin, yarın yatırım için izin, öbür gün hizmet için izin. Bu gidişle ne olacak biliyor musunuz? Belediye başkanlarını da siz mi atamayı düşünüyorsunuz? Bu soruyu da buradan sormak istiyorum. Bu madde sandıkta kaybedilen yerel yönetimleri masada saray iznine bağlama girişimidir. "Denetim" adı altında başarılı belediyelerimizin elini kolunu bağlamak istiyorsunuz. Biz denetime karşı değiliz ama kriteri olmayan, sınırı olmayan, siyasallaşmaya açık bir izin rejimine de şiddetle karşı geliyoruz. Bu nedenle, madde 17 hukuk devleti ilkesine, yerinden yönetim anlayışına ve demokratik yerel yönetimlere aykırıdır Sayın Başkan.
Değerli Komisyon üyelerimiz, biz bu düzenlemelere baktığımız zaman Cumhuriyet Halk Partisinin kazandığı belediyelerin başarılı hizmetlerini ortadan kaldırmak için çıkarıldığını çok net biliyoruz. Çıkaracağınız bu kanunla adaletli olamayacağınızı daha önceleri de yaşadık ve gördük. Cumhuriyet Halk Partili belediyelere başka, AK PARTİ'li belediyelere başka davranıyorsunuz. Yani adaletiniz yok, teraziniz şaşmış durumda. Bunun en somut örneğini nerede biliyoruz? Belediye başkanlarımızı hapse atmanızda biliyoruz. Sandıkta yenemediklerinizi yargı sopasıyla, torba yasalarla, yetki gasplarıyla kısıtlamaya çalışıyorsunuz.
Sayın Başkan, Değerli Komisyon üyeleri; bu Meclis sizin arka bahçeniz, bu ülke de torba yasalarla yönetilecek şirketiniz değildir. Bizler Cumhuriyet Halk Partisi olarak mülkiyet hakkına sahip çıkmak için, yerel yönetimlerin yetkilerini savunmak için, seçilmiş iradeyi korumak için hepimiz buradayız. Bu torba yasa bu hâliyle geçemez, geçmemeli de. Bu yetki gaspına, bu merkeziyetçi dayatmaya ve bu "ben yaptım oldu" anlayışına teslim olmayacağız.
Teşekkürlerimi sunuyorum Sayın Başkan.